Herkesin kanayan bir yarası vardı,kabuk bağlamasını umduğu bir yarası... Benim kanayan yaram annemdi. Gözlerimin önünde defalarca kanayan bulanan annem.
İçimdeki çocuk hiç bir zaman büyümedi,yanaklarıma misafir olan gözyaşlarım en çok ruhumu kapladı.
Kirlenen ruhum hasretini çektiğim çocukluğumun mezarı oldu.
Ama artık o mezara toprak atmayacağım,kirlenmiş beyazlığım annem katillerinden akıtacağım her bir kanda daha da kirlenecek.
Dindiremediğim fırtınaların,susturamadığım çığlıkların bedeli ağır olacak. Enkaz altında kalmış ruhum moloz yığınlarının altından intikamın verdiği muhteşem zevk ile çıkacak.
Benden ruhumun nefesini alanlar beş para etmeyen canlarıyla suçsuz masumların nefesini koparamayacak aciz bedenlerinden.
Bir suçlunun kanını bir masumun çığlığı örtmeyecekti artık.
Üzerimde siyah ve şık bir elbise vardı. Sade bir makyaj yapmıştım. Zaten bugünün asıl makyajı kurbanımın kanı olacaktı.
Görkemli evin kapısından ciddiyet ile içeri girdim. İçeri girer girmez yabancı oluşum daha doğrusu onların camiasından olmamam dikkat çekiyordu. Gözlerim kurbanımı ararken ben oldukça sakin ve sessizdim. Yavaş adımlarla yanına doğru ilerledim. Aramızda az bir mesafe vardı. Kulağıma eğildi:
"Hoşgeldin İris..." kimliğimi saklama gereği duymamıştım. Zaten asıl amacım bu adamı öldürmekti.
Annemin ölümünde parmağı olan herkes bunun bedelini ödemeliydi.Öldüren olmak sadece silahı tutmak değil tutturmaktı aynı zamanda.
"Senden saklandığımı düşünmen aptallık."
Aramızda geçen sessiz konuşma dışarıdan göründüğü gibi değildi. Konuşurken duraksayıp etrafa saçtığım sahte gülücükler konuştuklarımız gölgeliyordu.
"Örgütün yıllarca beni bulamamasına ne dersin?"
"Kendini böyle mi koruyorsun?Acınası bir durumdasın,bugün seni öldürmesem bile kan kokan evinde eninde sonunda gebereceksin.Kapıya diktiğin üç beş korumaya mı güveniyorsun? Tabii asıl korumanı kaybettin, sıra canında."
"Ne istiyorsun?"
"Gerçekleri istiyorum,tüm şeffaflığıyla."
"Bu gece çok yanlış bir zamanlama."Dedi fısıltıyla.
Kulağına eğildim:
"Seni öldürmek için gayet doğru bir zamanlama." Nefesimi benden koparan bu cani katilden bende nefesini alacaktım. Madem konuşmayacaktı o hâlde nefesini boşuna harcamasına gerek yoktu.
"Bunu yapamazsın. Hele benim evimin sınırları içerisindeyken asla."
"Ben olsaydım son nefesimi sadece gerçekleri konuşmak için harcardım boş sözler için değil."
Dedim ve gülümsedim. Böylece daha da sinirini bozmayı başarmıştım.
Ardından şüphe çekmemek için ortama ayak uydurmam gerektiğini farkettim. Ve Kaan'ın yanından usulca uzaklaştım.
Davetin bitmesini bekleyecektim. Bu kalabalıkta atacağım her adım tehlikeliydi. Kendimi ele vermek istemezdim. Böyle bir korkum olmasa bile...
Bir süre bir yabancıdan ziyade samimi görünmeye çalıştım. Rolümü iyi oynamıştım. Fakat gece sonunda Kaan Mertel'in yıllarca kendine yapacağını yapacaktım. Onu izole etmek.Örgüt yıllardır büyük bir tehdit altında kalmıştı. Bu adamın aldığı her nefes bir masumun ölümüne bedeldi. Fakat bu gece bu iş bitecekti. Ve bunu büyük bir zevk ile yapacaktım.Eğer bir masumun nefesini alırsanız işlediğiniz bu suç ömür boyu peşinizi bırakmazdı... İşte bende Kaan Mertel'in peşini bırakmamıştım ve ölüm vakti çoktan gelmişti.
Davetliler dağılmaya başlamıştı. Artık etrafta şüphe uyandırabileceğim neredeyse hiç kimse kalmamıştı. Kaan'ın bu günah yuvasındaki davet için tuttuğu hizmetçilerden biri de bizim örgütten yönlendirdiğimiz bir kızdı. Paraya ihtiyacı olduğunu söyleyip yalvarmıştı Kaan'a.
"Artık kaçacak delik aramana gerek yok çünkü tek kaçışın ölüm. Sabretmeyi sevmem ya konuşursun ya ölürsün ki zaten konuşmasan bile öldüreceğim seni."
Bu kan kokan evde öldürmek isterdim onu fakat bunu bizzat örgütte yapmak ayrı bir zevk olacaktı.
Kapıdan gelen iki iri cüsseli adam dik dik bana bakıyordu. Bu şerefsizin hâlâ daha koruma tutacak parası vardı demek ki.
" Kaan Bey'i öldüreceğini mi sandın? Buralar senlik değil bayan."
"Bayan değil,kadın." Dememle karnına tekmeyi geçirmem bir oldu.
Acılı inlemesi yerini öfkeyle soluduğu nefeslere bıraktı,"İşleri zorlaştırıyorsun."
Kolumdan sert olduğunu düşüdüğü şekliyle tuttu ve kapıya doğru sürüklemeye başladı. Diğer adam da peşimizden geliyordu.
Dirseğimi karnına geçirdim ve pis ellerini üstümden çekmesini sağladım.
Kokteyl masasından aldığım bıçağı bacağına sapladım.
Acıyla inlemesine aldırmadan boş yemek tabağını da kafasına geçirdim. Umarım,bunlar bir kadına hitabını düzeltmeye yardımcı olurdu. Fakat böyle pislikler için hiçbir yol masumiyete çıkmazdı da,o ayrı konu. Lügatinde yazmayanları ben birkaç tekme ve yumrukla geri getiremezdim. Ama bedeninde unutamayacağı acılar bırakabilirdim tabii.
Diğer adam,"Bayan dedik sustuk ama artık ben de senin dilinden konuşacağım." Dedi. Sıktığı yumruğu karnıma geçireceği esnada bileğini sıkıca tutup çevirdim.
"Arkadaşından sonra sıra sana geldi. Yemin ettim sizi yola getirmeye."
Bileğini tutup inledi,cebinden çıkardığı silahı bana doğrulttu.
"Bu iş görür mü?"
"İçinde kurşun kalmışsa, evet." Deyip sırıttım. Davette tıkındıkları esnada Lavin,şarjörü boşaltmıştı.
"Kahretsin!"Deyip,öfkeyle soludu.
Bu sırada Lavin mutfaktan çıkıp yanımıza gelmişti.
Oynadığı mağdur rolü sebebiyle mesai yapıyordu.
Elinde tuttuğu vazoyu sırıtarak havaya kaldırdı. Ne yapacağını anlamıştım.
Adam,Lavin'i görmeden vazonun parçaları kafasıyla buluşmuştu zaten.
"Kaan Bey paraya kıymış anlaşılan. Güzel parça... Ama kafanda daha güzel durdu." Dedim samimiyetsiz bir gülüşle.
Kafasından oluk oluk kan akıyordu,vazo cidden kaliteliydi.
Kaan'ı öldürmeden önce nereden aldığını sorayım bari.
Yere yığılınca iri cüssesine sert bir tekme savurdum.
Bu sırada Kaan çoktan kaçmayı denemişti elbette.
Fakat davet bitmeden önce Haluk'a mesaj atmıştım iyiki.
Kaan'ı kaçmadan tutmuşlardı. Hatta belki de bayıltmışlardı.
"İyi iş çıkarttın patron."
Gülümsedim,"Sende Lavin."
Kokteyl masasına bıraktığım siyah çantadan telefonumu aldım ve Haluk'u aradım,
"Haluk,neredesiniz?"
"Kaan'ı bayılttık. Arabadayız,sizi bekliyoruz İris Hanım."
"Birkaç kişi gönderir misin yanıma? Taşımamız gereken iki tane daha adam var. Ayrıca olay yerini temizlememiz gerekiyor."
"Tabiiki. Hemen gönderiyorum."
"Teşekkürler,bekliyorum."
Birkaç dakikanın sonunda Haluk'un göndermiş olduğu altı görevli kapıdan içeri girdi.
Biri yerde yatan adamın kollarını,diğeri de bacağını tutarak dışarı sürüklemeye başladı.
Diğer iki görevli de aynı yolu izleyerek yerde yatan adamı kaldırıp dışarı sürükledi.
Kalan iki görevli ise çantalarından çıkarttıkları spreylerle yeri hızlıca silmeye başladı.
Temizlik biter bitmez ışıkları söndürüp evden çıktık. Lavin'e emanet edilen evin yedek anahtarı ile kapıyı kilitledik.
Heybetli demir kapıdan dışarı çıktık. Hedefime bir adım daha yaklaşmanın verdiği hisle,yaz ayının muhteşem serinliğini ciğerlerime doldurdum.
Haluk,biz içerideyken bir tane daha araç yönlendirmişti. Yaraladığımız iki adam ve görevliler diğer araca binmişti.
Haluk,Lavin,Kaan ve ben ise aynı araca binmiştik.
Yaklaşık 1 saat süren sessiz yolculuğun ardından örgüte geldik.
Heybetli yapıdan içeri girdik. Kaan'ı sürükleyerek birkaç adım yürüdükten sonra asansöre binip asıl işimiz olan kata indik.
Kapının önünde durduğumuzda çantamdan çıkardığım kartı,kart okuyucuya uzattım ve içeri girdik.
İçerinin soğuk ve karanlık atmosferi ölümü müjdeliyordu. Işıklar aralıklı yanıyordu. Demir kapının açıldığı bu oda, örgütün infaz odasıydı. İçeride ne duygular, ne pişmanlıklar kalırdı. Sadece sessiz itiraflar ve son nefesler... bazense sadece ölüm.
Haluk ve Lavin kapının dışındaydı. İnfaz odası için ayrıca görevlendirilmiş kişiler vardı. Ayrıca olmasaydı bile akacak kanlar için sağlam bir mide gerekirdi zaten.
"Oturtturun." Dedim.
Ardından Kaan'ın bilekleri sıkıca bağlandı. Ayakları sabitlendi. İpin derisine sürtmesi canını yakmış olacak ki,kapalı gözleri usulca açıldı.
"Aysan..." dedi,titrek nefesiyle.
"Annemin adını bir kez daha ağzına alırsan ölümün için dua edersin!"
"Ben Aysan'ı öldürmeye mecburdum."
Tam bu esnada silahın soğuk metalini alnına yasladım.Yüzünü buruşturdu,canı yanıyor olmalıydı. Zaten bende bunu istiyordum.
"Dur! Bir kez olsun beni dinle. Mecburdum diyorum niye anlamıyorsun. Neler olduğunu bilmiyorsun! Diğerleri? Sadece ben mi vardım sanıyorsun? Bu kadar aptal değilsin,olmamalısın!"
"Sen şerefsizin tekisin Kaan! Bir hayat çalacak kadar pislik, geçmişinden kaçamayacak kadar acizsin sen. Ölümden korkuyorsun değil mi? Oysaki insanlığın öldü senin,nefes alan et ve kemik yığının ölse ne olacak ki? "
"Hataydı! Gerçekten hataydı. Ben... ölmek istemiyorum."
"Ölmek istemiyorsan aynı masaya oturduğun diğer katilleri söyle. Bu pisliğin başı kim,onu söyle!"
"Yapamam,onu da yapamam. Kahretsin!"
"Yapamayacaksan niye yalvarıyorsun? Nefesini tüketme,ne de olsa biraz sonra tüketeceğin bir nefes de kalmayacak."
Ekledim,
"Bak gördün mü? Para herşeyi çözmezmiş. Bir insanlık satın almazmış para. Bir sürü korumayı kapına diker ama yüreğine cesaret koymazmış para."
Sessiz kaldı. Artık konuşsa bile bir yararı yoktu.
"Elektroşok cihazı." Dedim.
"İris,lütfen dur..." yalvaran acı sesi nafileydi.
"Üzerini çıkarın."dememle infaz odasındaki görevli her bir düğmesi günahla işlenmiş gömleğin düğmelerini çözmeye başladı.
Çıplak tenine elektrotlar yerleştirildi. Korku dört bir yanını sarmıştı. Artık tek kelime etmiyordu. Sadece yüzüme yalvaran gözlerle bakıyordu. Hiçbir işe yaramayacak olan o bakışlarla...
Parmağımla düğmeye bastığımda bedeni şiddetle sarsılıyor. Acı dolu çığlığı yankılanıyordu.
Düğmeye bir kez daha basmadım. Metal masadaki silaha uzandım ve elimle sıkıca kavradım.
Çıplak göğsüne değen silahın soğuk metali ile irkildi.Çektiği acı biraz olsun susturmuştu onu.
Silahı göğsüne daha sert bastırdım. Yüzünü acı ile buruşturdu. Ardından yıllardır beklediğim o şeyi yaptım. Tetiğe bastım. Üstelik bunu art arda yaptım. Şarjördeki son mermi namluyu terk edene dek...
Göğsünden çektiğim kanlı silahı bir köşeye fırlattım.
Ve damarlar yerine infaz odasında dolaşmayı tercih eden kanın sahibini izledim bir süre.
Kaan'ın göğsünden süzülen kanların sıcaklığı kalbimin soğukluğunu bir nebze ısıtamıyordu.
"İris Hanım..." dedi,yanımdaki görevli. Bir yandanda Kaan'ın cesedine kaçamak bakışlar atıyordu.
"Efendim?"
"Ceset ne olacak?"
"Krematoryumu hazırlayın lütfen. Böyle bir pisliğin cesedi bile dünyada yer kaplamamalı."
"Tamamdır,İris Hanım. Hemen hazırlıyoruz." Dedi.
Başımla onayladım. Ve kana bulanan ellerimi yıkamak üzere infaz odasından ayrıldım.






