İçeriğe geç

GÖLGEMDEN GERİYE KALAN

Bölüm 2 · 6 dk okuma

GÖLGEMDEN GERİYE KALAN

Bölüm 2

TAŞINMAK

Bazı hikayeler başlarken bağırmaz ; insanın içine sessizce çöker. Ben Eylül on sekizime bastığım gün hayatımın yeni bir evresine adım attım. Gölyazı'dan İstanbul'a doğru bir yolculuğa çıktım ailemle.

Geride bıraktığım 13 yılım gözümün önünden geçip durdu yol boyunca. 5 yaşındaydım İstanbul'dan giderken .

Üniversiteyi okumak istediğim şehirdi burası ve bu şehir benim dönüm noktam olacaktı hissediyordum.

Geride bıraktığım arkadaşlarım, beyaz taş duvar evim, bahçedeki koca portakal ağacım, babamın çok istediğim için yaptığı salıncağım ,tavanı yıldızlarla dolu mavi odam, her sabah yaşadığımı hissettiğim ,üzüntümü, sinirimi , sevincimi, korkumu , mutluluğumu içimi döktüğüm o masmavi denizim geride kalmıştı.

Mahallesindeki komşularıyla tek tek vedalaşırken bile hepsi için tek tek göz yaşı dökmüştü Eylül. Tekrar buraya gelecekti ama artık eskisi gibi olmayacaktı hiç bir şey.

Küçücük kasabam yuvamdı benim, tanıdığım herkes ailem gibiydi. En yakın arkadaşım Mira, Derin, Umay ve Berke'den ayrılmak en zor şeydi benim için.

Evdeki eşyalar sabah erkenden nakliyeciler tarafından toplanmış arabaya yüklenmişti. Bir kaç bavul kalmıştı onları da yükleyip kamyonun kasasının kapanmasıyla 5 arkadaş sımsıkı sarıldık birbirimize .

Ailesi de komşuları ile vedalaşıyordu o sıra .Bütün komşuları gözyaşları içinde kalmış hiç gitmelerini istemiyorlardı ki bu gidişlerinden haberleri olsa dahi onlar için ani bir ayrılık gibi geliyordu.

Umay bileğindeki bilekliği kaldırdı, parmakları titriyordu.

“Bunu sakın çıkarma,” dedi. “Ne zaman yalnız hissedersen dokun. Biz buradayız.”

Sesim çıkmadı. Boğazım düğümlenmişti. Sadece başımı sallayabildim.

Mira çantasını açtı. Çerçeveli bir fotoğraf çıkardı; beşimizin son kez birlikte güldüğü o an.

“Yatağının başucuna koy,” dedi ağlayarak. “Sabah uyandığında ilk bizi gör. Unutma asla bizi.” dedi hıçkırıklar içinde.

“Unutmam ki,” diyebildim kısık bir sesle. “Unutursam ben ben olmam.”

Berke yanımıza yaklaştı. Gülümsemeye çalışıyordu ama gözleri ihaneti ele veriyordu.

“Biraz Miradan fikir çalmış olabilirim,” dedi. “Ama bu gün… bu günü hepimiz dün gibi hatırlıyoruz.”

Elime uzattığı çerçevede çocukken yan yana çekildiğimiz ilk fotoğraf vardı.

“Abisinin gülü,” dedi saçlarımla oynayarak.

“Gitmeden son kez beni sinir etmeye çalışıyorsan,” dedim titreyen bir gülümsemeyle,

“üzgünüm… ilk defa kızmayacağım bu lafına.”

Derin, benim için diktiği sırt çantasını uzattı.

“İlk gününde şansın olsun,” dedi.

“Harika olmuş,” dedim. “Bunu kullanmaya nasıl kıyarım ki.”

“Beraber yaptık,” dedi gülümseyerek. “Berke ilk defa dikiş yaptı düşün yani.”

Umay, çantanın içini işaret etti.

“Bir kalem var içinde. Üzerinde hepimizin baş harfi. Başarılarına imza atarken bizi de yanında hisset.”

O an kendimi tutamadım. Hepimize yetmeyecek kadar az olan bu anın içinde, birbirimize sarıldık.

Ağlamak, konuşmak, bırakmak… Hepsi aynı anda oldu.

Babam arabayı çalıştırdı Annem ise son komşusuyla vedalaşıp arabaya bindi .

Camdan kafasını çıkarıp Eylüle seslendi babası .

"Gitme vakti geldi artık yola çıkmalıyız"

5 arkadaş son defa daha sımsıkı sarıldık birbirimize . Bütün komşular onları böyle görüp ağlamasını sürdürmeye devam etti. Mahallenin haylaz ama bir o kadar da sevimli çocuklarıyla bu beş arkadaş. Her çaldıkları kapı onlara ardına kadar açılır her girdikleri evde kendi evleriymiş gibi ağırlanırlardı.

Arabaya doğru yavaş adımlarla iç çeke çeke yürüdüm. Arkam bakarak arabanın kapısını açtım. El sallayarak vedalaştım ve arabaya girip kapıyı kapattım. Ön taraftaki eşyaların olduğu kamyon yavaştan yola koyulmaya başlamıştı.

Araba hareket etmeye başladığında camdan ardına baktım , geride bıraktığım dört arkadaşım yan yana dizilmiş bir şekilde boynu bükük arabanın gidişini izlediler.

Onları son kez böyle görmenin üzüntüsüyle ağlamam daha da arttı . Onları böyle yan yana gördüğüm ilk gün aklına geldi . Aralarına sonradan dahil olmuştum onların ama bu durum hiç göz önlerinde bile bulunmuyordu.

Arkadaşları gözden kayboluncaya dek arkasına baktı Eylül. Biraz daha ilerlediklerinde gözden kaybolmuşlardı .

Önüme dönüp ağlayarak verdikleri hediyeye baktım . Berke'nin verdiği çerçevede ki resme baktı Berke , Miranın saçını çekiyor(ikisi kardeş), Umay ve Derin yerde çömelmiş dil çıkarıyordu, ben ise onlara bakıp gülüyordum. Fotoğrafın çekildiği gün aklıma geldi.

Eve aldığımız ilk kamerayla çekilmişti bu fotoğraf. Babam "ilk sizi çekeyim anı olarak kalsın siftahı sizin gibi güzelliklerle açalım bakalım" deyip hepimizi sıraya dizmişti ama kimse rahat durmadığı için ortaya bu fotoğraf çıkmıştı.

Çantanın her yerini eliyle gezdirdim Arkadaşlarımın emekleri olan bu çantaya gözüm gibi bakacaktım, sımsıkı sarıldım çantaya.

Daha sonra içindeki kalemi buldum.

Umay hepimizin baş harflerini tek tek yazdırmıştı kaleme . Avucumun içinde ki kaleme baktım ve gözyaşlarım akmaya devam etti. Arkadaşlarıyla ola anıları aklına geliyor ve ağlamasını durduramıyordu.

Kendimi ait hissettiğim yerden ayrı kalmanın acısı bir yana o çok istediğim üniversiteyi ve bölümü kazanmanın mutluluğu bir yanda gözyaşlarıyla yolu yarılamıştık. Bu düşüncelerle ve üzüntüyle uyuya kaldı Eylül .

Güneş ışıkları arabanın içine dolmasıyla uyandım uykudan, gözlerimi ovuşturdum, ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı gözlerim. Hava almak için camı açtım ve denize baktım nefes aldığını hissetti tekrardan.

Denizi görmek hayattı benim için dokunmak hissetmek ise özgürlüktü. Gölyazı'da herkes beni deniz kenarında tek başıma saatlerce otururken gördüklerinden kendi aralarında hep "bizimkine yine bir şeyler olmuş kendi kendine denize bakıp konuşmasından belli" derlerdi.

Bu durum canımı sıkıyordu o zamanlar çünkü içine kapanık ve her şeyi içinde yaşamayı seven biriydim. İnsanların ben anlattığım kadar tanımasını bilmesini isterdim her zaman. İstanbul'da böyle bir şey yaşamayacağım düşüncesi aklıma gelince ister istemez tebessüm ettim.

Telefonu elime alıp gelen mesajlara baktım. Arkadaşlarımın olduğu gruptaki mesajlara baktım. Birlikte çekildiğimiz fotoğraflardan bir kaçını atmıştı Mira . Mesajda " Son kez değil ama en kısa sürede tekrar bir arada olmak dileğiyle canım arkadaşım biz her zaman seninleyiz". yazıyordu.

Derin de altına" Seni çok seviyoruz." yazmıştı. Mesajı okuduktan sonra gözyaşlarıma engel olamadım ama hemen kendimi toparlamaya çalıştım. "Sizi çok seviyorum " yazıp gönderdim.

Annem de benim gibi ağlamış ve çok üzgündü . Komşularından, meslektaşlarından , öğrencilerinden ayrılmış olmanın verdiği üzüntüyle kafasını cama yaslamış dışarıyı izliyordu.

Annem öğretmendi mesleğine çok aşıktı öğrencileri onun evladı gibiydi. Mesleği gereği de olsa dışarıya sert görünürdü ve disiplinli bir kadındı.

Benimle her zaman her şeyi paylaşır arkadaş gibi konuşur dertleşir hep destek olur asla yalnız bırakmazdı.

Üniversitede istediğim bölümü ve okulu kazandığımda benden daha fazla mutlu olmuş ve benimle gurur duymuştu.

İlk zamanlar kendisinin de mesleği olan öğretmen olmamı çok istemişti ama bunun bana karşı bir bencillik olacağını ve hayallerime karşı saygı duymuyormuş gibi görüneceğini hissettiği için sözünü dahi etmemişti.

Babam ise anneme göre daha sert ve dominant bir babaydı belki de polis olmasından dolayı böyle diye düşürdüm hep. Güldüğü anlar çok nadirdi neredeyse . Benimle arası hep mesafeli gibi görünse de bana çok düşkün olduğunu , canını dahi vermesi gerekse gözünü kırpmadan verirdi. Attığım adımdan her an haberdar olurdu babam. Eve giriş çıkış saatlerim bile belliydi. Geldiğimiz yerde ,ki orası İstanbul'a göre şirin küçücük bir yer olmasına rağmen İstanbul'da bu kısıtlamanın daha da artacağını içimden geçirip duraksadım ve babamın bu tavırları biraz canımı sıktığı için göz devirip dışarıya bakmaya devam ettim.

Babam gerçekten dediğini yapan lafını ikiletmeyen bir babaydı. Bu zamana kadar bir tane sevgilim dahi olmamıştı bunun nedenlerinden biri ve en büyük sebebi babamdı.

Kasaba da herkes onu tanır ve erkekler yanıma yaklaşmak için belki de 10 kere düşünürlerdi.

Yanımda erkek olarak sadece Berke'yi görebilirlerdi. Babamın bu duruma bile alışması uzun zaman aldı.

Sürekli yan yana gördüğünde bile iç çekip gözlerini uzun uzun Berke'ye dikip bakıyordu. Babam en son çareyi Berke'yle konuşmakta buldu .Bir gün okul çıkışıma gelip yanına çağırdı. Elini sol omzuna koyup bastırdı.

"Yıllardır arkadaşsınız biliyorum ve durum benim canımı sıkıyor sende bunun farkındasındır.

Sen olduğun için değil bu tavrım ve sakına beni yanlış anlama ki seni ve aileni çok severim sende benim evladımsın.

Bu yüzden artık Eylülün abisi gibi yanında olup onu korumanı ve yanında olmanı istiyorum ancak o zaman bu arkadaşlığınızı onaylarım. Sana güvenmek istiyorum güvenimi boşa çıkarma sakına."

Son dediği lafları söylerken omzunu hafif hafif sıkıp bastırıyordu babam. Berke kafası yerde eğik bir şekilde yutkunmaya çalışarak ." Tabi efendim asla gözünüz arkada kalmasın bana güvenin " demişti.

Arkadaş ortamında hala daha dönerdi bunun esprisi ve bazen beni sinir etmek için herhangi bir konu olduğunda " abine saygısızlık yapma, ben senin abinim he ya ufaklık deyip saçlarımı dağıtırdı.

O zamanlar sinirine giden şeyler şuan onun mutlu ve o günlere geri dönme hissini içinde oluşturuyordu.

Bölüm sonu

1 yorum