Asil’in gittiği günün üzerinden yetmiş gün geçti.
Yetmiş.
Takvimde sadece iki haneli bir sayı gibi duruyordu ama benim için her biri ayrı bir gece, ayrı bir sabah, ayrı bir bekleyişti. İlk günler şok gibiydi. Sürekli telefonuma baktım. Sürekli kapı çalacak sandım. Sürekli "birazdan döner" dedim.
Dönmedi. Telefon hâlâ kapalı. Mesajlarım hâlâ tek tik.Yetmiş gündür tek tik. İnsan zamanla alışır derler ya koca bir yalan. İnsan yokluğa alışmıyor. Sadece acıyı içinde taşımayı öğreniyor. Sabahları uyanıyorum. İlk refleksim hâlâ telefonumu kontrol etmek. Belki gece yazmıştır diye. Belki “özür dilerim” demiştir. Belki “buradayım” demiştir. Belki " geldim " demiştir diye bakıyorum ama yok .Hiçbir şey yok.
Okul eskisi gibi değil. Asya konuşuyor ama sesini bazen duymuyorum bile. Yanımdalar ama kendimi bile hissedemiyorum kaldı ki yanımda olduklarını hissedeyim.
Baran bana bakarken suçlu gibi bakıyor ama neden bilmiyorum. Sormuyorum artık. Sormaya gücüm kalmadı.
Derslerde dalıp gidiyorum. Hoca adımı söylüyor, geç fark ediyorum. Notlarım düştü. Sınavlarım berbat halde. Annem ve babam fark ediyor bu hallerimi. "İyi misin" diye soruyor.
"İyiyim" diyorum. Yalan olduğu apaçık ortada ama . Babam bu halimi gördükçe sinirden deliye dönüyor ama ağzını açıp bir şey diyemiyor.
Sahile gitmiyorum artık. O bank hâlâ orada mı bilmiyorum. Gitmeye cesaret edemedim. Çünkü korkuyorum. Ya oturduğumuz yere dokununca her şey yeniden başlarsa. Ya onun sesi kulaklarımda yankılanırsa.
"Yanında olsam da olmasam da"
O cümle yetmiş gündür beynimin içinde dönüyor. Demek olmasam da kısmı buydu. Demek bunu biliyordu. Demek bana söylemedi.
En çok da buna kırgınım. Gitmesine değil bana söylememesine. Beni hazırlamamasına. Bazen geceleri uykumdan uyanıyorum. Kalbim deli gibi atıyor. Sanki bir şey olacakmış gibi. Sanki kapı çalacakmış gibi. Her gece rüyalarıma giriyor. Koşup perdeyi aralıyorum. Sokak boş. Evin ışığı yanmıyor.
Ağlamaktan yorulduğum günler oldu. Artık gözyaşım çıkmıyor bazen. Sadece göğsüm yanıyor. Fiziksel bir ağrı gibi.
Yemek yiyemiyorum doğru düzgün. Annem tabağıma koyuyor. Yarım bırakıyorum. Babam durumun farkına vardığından beri çok sinirle ve benim halimi gördükçe hüznü yüzünden belli oluyor.
Yetmiş gün önceki ben değilim. Yetmiş gün önce umut vardı. Şimdi belirsizlik var.
En kötüsü de hâlâ seviyorum.
Hâlâ bir gün açıklama yapacak diye bekliyorum.
Hâlâ telefonum çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor.
Bazen kızıyorum. "Böyle gidilmez," diyorum.
"Bu sevgi buysa ben istemiyorum"
"Ya gerçekten veda ettiyse"
"Ya geri dönmeyecekse"
Ve en korkuncu..
"Ya ben hâlâ onu beklerken hayat geçip giderse"
Ama içimde küçücük bir yer var. Çok küçük çok sessiz
Hâlâ diyor ki "bir sebebi var."
İşte o küçücük umut yüzünden tamamen yıkılamıyorum. Ama ayakta da değilim. Sadece duruyorum ve bekliyorum.
Yetmiş birinci gün.
Sabah yine aynı şekilde uyandım. Alarm çalmadan birkaç dakika önce gözlerim açıldı. O alışılmış boşluk o göğsümün ortasındaki ağırlık hâlâ oradaydı.
Telefonumu elime aldım. Ne mesaj, ne bildirim hiçbir ses yoktu ondan.
Bir an için kendime kızdım.
"Hâlâ ne bekliyorsun" dedim içimden.
"Yetmiş gün oldu Eylül"
Ama kalp mantık dinlemiyor.
Okula gittim. Koridorlar aynıydı ama ben aynı değildim. İnsanların gülüşleri bana uzak geliyordu. Sanki camın arkasından izliyormuşum gibi.
Baran bugün daha sessizdi. Bana birkaç kez bakıp gözlerini kaçırdı.
Dayanamadım kolundan tuttum.
"Baran" dedim düz bir sesle.
"Bir şey biliyorsun."
"Eylül"
“Hayır biliyorsun. Yetmiş gündür yüzüme aynı bakışı atıyorsun. Bir şey saklıyorsun" sustu sadece
O suskunluk içimi daha çok acıttı.
"Yaşıyor mu" dedim bir anda. Sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duydum.
Baran’ın yüzü bembeyaz oldu " Eylül ne diyorsun sen"
"Yaşıyor mu"
"Evet" dedi hemen" tabii ki yaşıyor"
Dizlerim zayıfladı. En azından bunu duymak yetmişti.
"Peki nerede" bu sefer cevap vermedi ve işte o an bir şey kırıldı içimde.
Ölüm korkusu başka bir şeydi.
Ama bilerek susulmak başka.
"Demek biliyorsun" dedim.
Baran saçlarını geriye itti, derin bir nefes aldı. “Gitmek zorundaydı.”
"Niye"
"Bunu ben söyleyemem."
Gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım.
Baran konuşacak gibi oldu ama elimi kaldırdım.
"Bir şey söyleme" dedim.
"Gerçekten söyleme. Daha fazlasını kaldıramam."
Yüzüme baktı ama sustu. Ben de arkamı dönüp yürüdüm.
O gün derslerin nasıl bittiğini hatırlamıyorum. Eve nasıl geldiğimi de. Oda kapısını kapattım, çantamı yere bıraktım ve yatağıma oturdum.
Artık sadece üzgün değildim kırgındım.
Yetmiş bir gün boyunca beklemiştim. Bir açıklama bir mesaj bir kelime.
Hiçbir şey gelmemişti. Telefonumu komodinin üzerine bıraktım. Bakmamaya karar verdim.
"Artık beklemeyeceğim" dedim kendi kendime.
Ama kalbim yine beni dinlemedi. Akşam hava kararmaya başladığında odamın içi loşlaştı. Perdelerin arasından sokak lambasının sarı ışığı vuruyordu.
Tam o sırada telefonum titredi. Bir kez, ekrana bakmadım. İkinci kez titredi, kalbim hızlandı. Yavaşça telefonu elime aldım. Ekranda o isim.
Nefesim kesildi, mesajı açtım.
Asil.
"Sahildeyim. Seni bekliyorum."
Dünya bir an durdu. Parmaklarım titremeye başladı. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacak sandım.
Gerçek miydi bu. Yetmiş bir gün sonra bir mesaj.
Ayağa fırladım. Aynadaki halime baktım. Gözlerim şişti ama içinde bir ışık vardı.
"Gerçekten mi" diye fısıldadım.
Hızla üstümü değiştirdim. Ayakkabılarımı zorla giydim, neredeyse bağcıklarımı yanlış bağlayacaktım.
Annem seslendi ama duymadım bile. Kapıyı açtım ve koşmaya başladım.
Sahile giden yolu ezbere biliyordum. Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu.
Sahile yaklaştıkça denizin kokusu geldi burnuma. O tanıdık rüzgar yüzüme çarptı.
Ve o bank.. O bank uzaktan göründü. Bir siluet vardı. Kalbim o an durdu.
Adımlarım yavaşladı, gerçekten oydu. Orda dikiliyordu
Başını denize doğru eğmiş, elleri cebinde.
Asil.
Yetmiş bir gün sonra. Nefesim kesilmişti.
Göğsüm inip kalkıyor, kalbim kulaklarımda atıyordu.
Yavaş yavaş yaklaştım. Ayaklarım titriyordu ama durmadım.
Asil başını kaldırdı. Göz göze geldik. O an dünya sustu.
Yüzü zayıflamıştı. Gözlerinin altında gölgeler vardı. Ama o bakış ,o bakış hâlâ bendeydi.
Bir adım attı bana doğru.
"Eylül" dedi.
Adımı söylerken sesi çatladı. Sanki haftalardır içinde tutuyormuş gibi.
Yüzündeki ifade o an kırıldı.
"Yetmiş bir gün" dedim titreyen bir sesle.
"Yetmiş bir gün Asil. " sesim çıkmıyor gibiydi.
Kollarını hafifçe açtı. Çaresizdi. Gerçekten çaresiz.
Sarılmak istedi. O bir adım daha attı. Ben bir adım geri çekildim.
Elini havada bıraktım. "Eylül, ben"
"Elini bile sürme bana"
Tam arkamı dönmüşken içimde bir şey patladı.
Bir anda döndüm.
"NERDEYDİN" diye bağırdım.
Sesim sahile yayıldı. Martılar havalandı. Dalgalar bile bir an durdu sanki.
Asil irkildi.
"Yetmiş bir gün" diye devam ettim.
"Yetmiş bir gün boyunca nerdeydin"
Gözyaşlarım kontrolsüzce akıyordu artık. Saklamadım umursamadım.
"Öldüm sandım lan ben" dedim.
"Seni öldü sandım"
Asil bir adım daha attı ama durdu. Bana dokunmaya cesaret edemedi.
"Çok geç" dedim. Sesim artık daha sakindi ama daha tehlikeliydi.
"Çok geç kaldın."
"Neler yaşadım ben haberin var mı "
"Yok"
"Senin hiç bir b*ktan haberin yok"
"Başını alıp gitmeyi seçtin , beni başı boş bıraktın ve s**ktir olup gittin."
"Neden geldin he neden geldin."
"Herşeyi daha berbat etmek için mi geldin."
"Defol git nerden geldiysen oraya git"
"Bir şans ver" dedi. Gözleri dolmuştu.
"Sana her şeyi anlatacağım. Kaçmadım mecbur kaldım."
"Allah belanı versin, Asil."
Söz dudaklarımdan döküldüğü an ikimiz de sarsıldık.
Onun yüzü bembeyaz oldu. Benim içim paramparça.
"Beni bu hale sen getirdin" dedim daha kısık bir sesle.
"Seni sevdim diye cezalandırdın" göğsünü yumruklamaya başladım.
Asil başını eğdi. Omuzları düştü. İlk defa güçlü görünmüyordu. İlk defa gerçekten kaybetmiş gibiydi.
Omuzları düşmüş hâlini görmek beni sakinleştirmedi.
Daha çok sinirlendim. Çünkü susuyordu. Çünkü hâlâ tam bir cevap yoktu.
Göğsünü yumruklamaya devam ettim. Her vuruşta içimde biriken o yetmiş bir gün çıkıyordu sanki.
"Konuş" diye bağırdım.
"Niye susuyorsun"
"Hep böyle yapıyorsun zaten"
"Zorlaşınca susuyorsun"
Asil başını kaldırdı ama gözlerime tam bakamadı.
Bu beni çıldırttı.
"Bak bana"diye haykırdım.
"Ben burada paramparça oldum"
" Sen nerelerdeydin"
Nefesim düzensizdi. Sesim titriyordu ama artık duramıyordum.
"Ben seni morgda aradım biliyor musun" dedim.
"Bu sokaklarını bilmediğim koca İstanbul'da seni aradım"
Bu cümle havada asılı kaldı. Asil dondu.
"İsmini sordum"
"Hastaneleri aradım"
" Tanıdık tanımadık herkese sordum"
" Asil nerede" dedim
"Ben seni toprağın altında sandım lan"
Rüzgâr sertleşti. Saçlarım yüzüme yapıştı ama umursamadım.
"Sen ne yaptın" dedim.
"Yaşıyorum" yazmak bu kadar mı zordu"
"Eylül ben"
"Ben ne" diye bağırdım.
"Ben ne Asi"
" Yine bir bahane mi"
" Yine ‘anlatamam’ mı diyeceksin"
Gözlerim yanıyordu. Boğazım acıyordu. Ama susarsam dağılacaktım.
"Sen beni yarım bıraktın" dedim her kelimemde bir yumruk atıyordum göğsüne . Canı acıyordu ama belli etmiyordu.
"Niye geldin şimdi" dedim.
"Vicdanını rahatlatmak için mi"
"Bak döndüm demek için mi"
Göğsünü tekrar ittim.
"Defol git"” diye bağırdım.
"Gerçekten defol git"
" Çünkü seni gördükçe o yetmiş bir gün tekrar yaşanıyor içimde"
Sesim artık kırılmıştı ama öfkem hâlâ canlıydı.
"Ben seni affedersem" dedim dişlerimi sıkarak" o günler hiç yaşanmamış mı olacak"
"Gece gece ağladığım, kendimi suçladığım, ‘ben neyi yanlış yaptım’ diye kafayı yediğim günler silinecek mi"
Asil bir adım yaklaşmaya çalıştı.
"Yaklaşma" diye haykırdım.
"Bir adım daha atarsan yemin ederim"
Cümlem yarım kaldı. Çünkü ağlamaktan konuşamıyordum artık.
"Sen beni terk ettin" dedim daha kısık ama daha keskin bir sesle.
"Sebep ne olursa olsun terk ettin."
Bu kelime ikimizi de susturdu. Sahil sessizdi. Ben titriyordum.
"Ben seni sevdim" dedim.
"Ama sevgi tek başına yetmiyormuş demek ki"
Ve ilk defa gözlerimin içine bakabildi.
Ama bu sefer bakışında umut değil, korku vardı.
Çünkü bu kez gerçekten kaybediyor olabileceğini anladı.
Ellerimi yumrukladım, göğsüm yanıyordu. Nefesim hâlâ düzensizdi.
"Bitti artık bitti" diye haykırdım sesimi çıkartabildiğim kadar yüksek çıkartmıştım.
Asil, ellerini uzattı, gözleri doluydu.
"Hayır Eylül"
Ama ben dönüp yürüdüm, adımlarım sert ve kararlıydı.
Tam arkamdan elimi tutmaya çalıştı, parmakları benimkine değdi. Arkamda sıcaklığını hissetmiştim
Ve bir anda silah sesi patladı.
Hızla irkildim. Donup kaldım. Rüzgâr, dalgalar, martılar ve o arkamdaki sıcaklık, hepsi yok oldu. Sadece o tek patlayan sesin yankısı vardı kulaklarımda.
Ayağa dikildim, hâlâ arkamı dönmedim. Dönemedim ,
Gözlerimi yere indirdim. Ve gördüğüm tek şey kendi gölgemdi.
Titreyen, yalnız ve parçalanmış gölgem.
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Sessizce, istemsizce.
Sahile çarpan dalgaların sesiyle karıştı ama ben hâlâ ileriye bakıyordum.
Geride kalan her şey artık sadece gölgemdi.
Devam edecek...
