Demir’in eli kıza ulaşamadan, Mina’nın boğazından yırtıcı, boğuk bir çığlık koptu.
Gözlerinin önüne inen o karanlık perde, şimdiki zamanı tamamen sildi. Babasının sarhoş naraları, kırılan camların sesi ve ensesine inen darbeler aynı anda zihnine üşüştü. Bacakları bedenini daha fazla taşıyamadı; sırtını arkasındaki duvara çarparak yere yığıldı. İki eliyle başını sımsıkı sardı, tırnakları saç diplerine geçti. Göğsü öylesine hızlı inip kalkıyordu ki ciğerleri hava yerine cam kırıkları yutuyormuş gibi sarsılıyor, hıçkırıkları kontrolsüz bir krizin pençesinde boğuluyordu.
"Yalvarırım... vurma... artık vurma..."
Mina kendi sesini bile duyamayacak kadar geçmişin dehşetine batmıştı.
Tam o saniyede, dairenin açık kapısından içeri bir fırtına değil, saf bir cehennem daldı.
Boran ve Kutay... Aralarındaki tüm düşmanlığı, tüm o kolej ve sokak savaşlarını kapının dışında bırakmış iki yırtıcı gibi içeri fırladılar. Arkalarından yetişen Koral ve Saran koridoru tamamen kilitledi.
Demir elini kızdan çekip arkasını döndüğü anda, karşısında Boran Karadağ’ın kan çanağına dönmüş gözlerini gördü.
Boran tek bir kelime bile etmedi. Mesafe tanımadı. Vücudunun tüm ağırlığını kullanarak Demir’in üzerine bir çığ gibi indi. Sağ elindeki sargıyı hiçe sayarak savurduğu ilk yumruk, Demir’in elindeki beyzbol sopasını havaya fırlattı; sopa parkede dönerek duvara çarptı.
"SENİ GEBERTECEĞİM LAN!"
Boran’ın kükremesi evin duvarlarını sarstı. Demir’i yakasından tutup salonun ortasındaki cam sehpanın üzerine öyle bir fırlattı ki sehpa büyük bir şangırtıyla tuzla buz oldu.
Aynı anda Kutay, Demir’in arkasında duran diğer iki çocuğa daldı. Gözlerinde kendi kardeşinden yediği ihanetin korkunç alevi vardı. İlkini tek bir kafa darbesiyle duvara yapıştırdı, diğerini ise boğazından kavrayıp konsola çarptı. "Benim sözümü çiğnemek neymiş göstereceğim size lanet olası itler!"
Koral da kavgaya dahil oldu; kırılan mobilyalar, havada uçuşan yumruklar ve yere düşen bedenlerin gürültüsü antreyi bir savaş alanına çevirdi. Saran kapının girişini tutmuş, dışarı kaçmaya çalışan çocuğu tek bir tekmeyle yere seriyordu.
Bu vahşi kaosun ortasında, yerdeki Pamir çatlayan omzunun dayanılmaz sızısına rağmen dişlerini sıktı. Ağzındaki kanı tükürdü. Başını kaldırdığında duvarın dibinde dizlerini karnına çekmiş, kriz içinde çırpınan ve nefes alamayan Mina’yı gördü.
Pamir tek koluna dayanarak süründü, ardından sendeleterek ayağa kalktı. Arkasında dönen o kanlı infaza bakmadı bile. Sallanan adımlarla koridoru geçti, Mina’nın yanına çöktü.
"Mina... Benim, Pamir. Bak bana..."
Mina duymuyordu; başını iki yana savuruyor, elleriyle yüzünü korumaya çalışıyordu. Pamir sağlam sol kolunu kızın beline doladı, onu yerden kaldırdı. Kızın titreyen, buz kesmiş bedenini neredeyse havada taşıyarak hemen arkalarındaki yatak odasına çekti.
Odaya girdikleri an Pamir ayağıyla kapıyı var gücüyle çarptı. ÇAT.
Üst kilidi ve alt sürgüyü kilitledi. Ardından sırtını kapıya yaslayarak yere kaydı; kapının arkasındaki kalkan oldu.
Odanın dışında tam anlamıyla bir kıyamet kopuyordu.
Demir’in acı dolu haykırışları, Boran’ın dur durak bilmeyen yumruk sesleri, Kutay’ın duvarları titreten küfürleri ve kırılan ahşapların çatırtısı kapının ardından yankılanıyordu. Her darbe, kapının kanadını hafifçe titretiyordu.
İçeride ise bambaşka bir yangın vardı.
Mina halının üzerine çökmüş, ellerini kulaklarına bastırmıştı ama dışarıdaki sesler kesilmiyordu. Nefesleri kesik kesik, hırıltılı bir çığlığa dönüşmüştü. Gözleri açık ama kör gibiydi; sadece babasının o sarhoş yüzünü, üzerine inen kemerleri ve kırık şişeleri görüyordu.
"Nefes alamıyorum..." diye inledi Mina, parmakları kazağının yakasını yırtarcasına çekiştiriyordu. "Geliyorlar... yine vuracaklar..."
Pamir yerde sürünerek kızın yanına yaklaştı. Kırık omzunun acısını tamamen unuttu. Sağlam koluyla Mina’yı göğsüne doğru çekti, kızın iki elini kulaklarından söküp kendi avuçlarının içine hapsetti.
"Geçti... Mina, buradayım," dedi Pamir. Sesi daha önce hiç olmadığı kadar titrek ama sıcaktı. Başını kızın titreyen alnına yasladı. "O kapı kilitli. Dışarıdakiler sana dokunamaz. Boran orada, Kutay orada... Seni kimseye vermezler. Bak bana, sadece benim sesimi dinle!"
Dışarıda bir camın daha kırılma sesi ve ardından Demir’in boğuk iniltisi duyuldu.
Pamir kızın ellerini göğsüne, kalbinin tam üzerine bastırdı. "Dışarıyı dinleme. Bana bak küçük fare. Nefes al... Hadi, benimle birlikte nefes al..."
Mina’nın gözlerindeki o karanlık girdap, Pamir’in kalbinin delice vuran ritmini avuçlarında hissettiği an hafifçe kırıldı. Dışarıda dönen kanlı savaş duvarları sarsarken, içerideki iki yaralı genç kapının ardındaki o karanlığa karşı birbirine tutundu.