İçeriğe geç

GÖLGELERİN KALBİ

Bölüm 1 · 2 dk okuma

GÖLGELERİN KALBİ

Bölüm 1

Sessiz Orman Çağrısı

Gece, kasabanın üstüne ağır bir battaniye gibi çökmüştü. Rüzgâr neredeyse hiç esmiyordu. Sadece uzaktan gelen baykuş sesi ve ağaçların arasından geçen ince bir uğultu duyuluyordu.

Elin, pencerenin önünde duruyordu.

On altı yaşındaydı. Kahverengi saçları rüzgârın hafif hareketiyle gözlerinin önüne düşüyordu. Ama o bunu umursamıyordu. Çünkü gözleri, kasabanın arkasındaki yasak ormana kilitlenmişti.

O orman…

Kimsenin girmeye cesaret edemediği yerdi.

Kasabada herkes aynı şeyi söylerdi:

“Orman geceleri uyanır.”

Ama kimse bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu.

Elin ise farklıydı.

Çünkü o… duyabiliyordu.

Bazı geceler, ormandan gelen bir fısıltı gibi bir ses duyuyordu. Sanki biri adını söylüyordu.

“Eliiiin…”

O gece ses tekrar geldi.

Bu sefer daha netti.

Elin’in kalbi hızlandı.

“Yine mi…” diye mırıldandı.

Bir an tereddüt etti. Ama merakı korkusundan daha güçlüydü.

Dolabından siyah pelerinini aldı, sessizce odasından çıktı ve kapıyı yavaşça kapattı.

Kasaba uyuyordu.

Sokak lambalarının sarı ışığı taş yollara düşüyordu. Elin hızlı adımlarla kasabanın dışına doğru yürüdü.

Ve sonunda…

Ormanın önüne geldi.

Ağaçlar o kadar büyüktü ki gökyüzünü kapatıyordu. İçerisi neredeyse tamamen karanlıktı.

Normal bir insan geri dönerdi.

Ama Elin geri dönmedi.

Derin bir nefes aldı.

Ve ormanın içine adım attı.

İlk birkaç dakika hiçbir şey olmadı.

Sadece yaprakların hışırtısı.

Sonra…

Bir ışık belirdi.

Küçük, mavi bir ışık.

Elin şaşkınlıkla baktı.

Işık havada süzülüyordu.

Bir ruh ateşi gibi.

Işık yavaşça ilerlemeye başladı.

Ve Elin farkında olmadan onu takip etti.

Ormanın içine doğru… daha da derine…

Dakikalar geçti.

Ağaçlar daha garip görünmeye başlamıştı. Bazılarının gövdeleri sanki kıpırdıyordu. Kökler toprağın üstünden kıvrılarak geçiyordu.

Sonunda ışık durdu.

Elin de durdu.

Önünde eski bir taş kapı vardı.

Kapı ormanın ortasında duruyordu ama etrafında duvar yoktu.

Sanki bir zamanlar burada büyük bir yapı varmış ama artık sadece kapı kalmıştı.

Taşın üzerinde eski semboller vardı.

Elin elini kapıya yaklaştırdı.

Tam dokunacaktı ki—

Arkasından bir ses geldi.

“ONA DOKUNMA.”

Elin anında döndü.

Karanlığın içinden biri çıktı.

Uzun boylu bir çocuktu. Siyah saçlıydı ve gri bir pelerin giyiyordu.

Elin gözlerini kıstı.

“Sen kimsin?”

Çocuk birkaç adım yaklaştı.

“Ben Arlen.”

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:

“Ve eğer o kapıya dokunursan… hepimizi öldürebilirsin.”

Elin kaşlarını çattı.

“Ne demek bu?”

Arlen kapıya baktı.

Yüzünde ciddi bir ifade vardı.

“Bu kapı…”

Bir an sustu.

“…Gölgeler dünyasına açılıyor.”

Elin bir saniye sessiz kaldı.

Sonra güldü.

“Şaka yapıyorsun.”

Arlen gülmedi.

Tam o anda kapının üzerindeki semboller kırmızı ışıkla parlamaya başladı.

Orman aniden rüzgârla doldu.

Ağaçlar sarsıldı.

Toprak titredi.

Elin geri çekildi.

“Bu da ne?!”

Kapı yavaşça aralanıyordu.

İçinden zift gibi siyah bir duman çıkmaya başladı.

Ve o dumanın içinden…

İki tane parlayan kırmızı göz açıldı.

Arlen’in yüzü soldu.

“Hayır…” diye fısıldadı.

“Elin… kapıyı uyandırdın.”

Dumanın içinden devasa bir yaratık başını uzattı.

Boynuzları vardı.

Derisi gölge gibiydi.

Ve gözleri…

Tamamen kırmızıydı.

Elin donup kalmıştı.

Yaratık ağır bir sesle konuştu.

“YÜZYILLAR SONRA…”

Orman sessizleşti.

“...SONUNDA KAPI AÇILDI.”

Arlen kılıcını çekti.

“Elin!”

“Koş!”

Ama artık çok geçti.

Çünkü yaratık kapıdan tamamen çıkmıştı.

Ve gökyüzü bir anda karardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.