Şehrin yanan ışıkları, geceyi yutmaya çalışan doymak bilmez bir canavarın dişleri gibiydi. Her köşe başında bir yalan parlıyor, her vitrinde gizlenmiş bir arzu bekliyordu. Ben ise, Caleb Thorne, bu sahnenin sessiz yönetmeniydim. Siyah kapüşonum, yüzümü sisli lambaların meraklı bakışlarından koruyordu. Parmaklarımın arasında tuttuğum ince bir sigaranın dumanı, buz gibi havada aceleyle dağılıyordu ama ben, neredeyse sıcaktan yanıyordum. Avucumun içi terliydi, çünkü şimdiye kadarki en tatlı avlarımdan biri, hemen önümdeki kaldırımdan geçmek üzereydi. O, Malcolm “Çelik” Kross’tu. Ağır siklet boks şampiyonu, kırılmaz bir iradenin, saf erkekliğin ve acımasız gücün timsali. Onun sert yumrukları ringde sadece rakiplerini değil, her vuruşta kitlelerin beklentisini de yere seriyordu. Ama ben, o çelik zırhın altında yatan narin, kırılgan sırrı biliyordum. Onun kalbi, ringin gürültüsünden, spor salonlarının ter kokusundan uzakta, yumuşak bir kadının ruhunu taşıyordu. Malcolm Kross, hayatını dövüşerek kazanmış, dünyadan sakladığı eşcinselliği yüzünden her saniye kendisiyle savaşan bir adamdı. Bu sır, onun en büyük korkusuydu. Benim ise en güçlü silahım. İşte geliyordu. Kapkara, zırhlı bir SUV konvoyunun ortasında, koruma ordusu arkasından bir an bile ayrılmıyordu. Malcolm, takım elbisesinin içinde bile bir kaya gibiydi. Ama ben, cebimdeki o küçük, önemsiz flaş belleğin ağırlığını biliyordum. O bellekte, onun gizli hayatının kanıtı vardı. Malcolm’un bugünkü yenilgisi, benim yumruklarımdı. Nefesimi tutarak, kalabalığın arasına karıştım. Bir gölge gibi, bir fısıltı gibi, varlığım siliniyordu. Hızla park halindeki araçlardan birine sızdım. Arka koltuğun zemini, derinin soğukluğuyla beni karşılarken, aracın içindeki loş ışıkta bıçağımı çıkardım. Motorun uğultusu ve korumaların telsiz sesleri arasında, bıçağın soğuk metali, şoförün boynuna yaslanıverdi. “Sessiz ol,” diye fısıldadım, sesim kapüşonun altından boğuk çıkmıştı. “Yolu durdur ve aracı terk et. Eğer tek kelime edersen, kan değil, kariyerin akar.” Şoförün gözleri, dikiz aynasından gördüğü kapüşonlu figür karşısında dehşetle büyüdü. Korku, daima itaat getirirdi. Herkesin bir gölgesi vardı ve o gölgeyi bir başkasının yüzüne vurmak, benim var olma biçimimdi. Şoför, tereddüt etmeden, aracı yolun kenarına çekti ve dışarı fırladı. Şimdi, tek başımaydım. Konvoyun ortasında. Ve Malcolm Kross’un sırrının sahibi olarak, dansı başlatmaya hazırdım.
Bölüm 1
Çelik Malcom
