Thalia, galerinin giriş salonunda durdu, etrafındaki sanat eserlerinin büyüsüne kapılarak. Altın yaldızlı çerçeveler içindeki portreler, geçmişin yankılarını günümüze taşıyarak o anı yaşatıyordu. Bir portrede, Van Rossum'un kendisiyle sohbet ederken, diğerinde ise 18. yüzyılın Brüksel sokaklarında dolaşırken görünüyordu.
Valerian, Thalia'nın bakışlarını izledi, anılarına dokunarak onun içsel yolculuğuna rehberlik etti. "Her eser, bir geçmişin belgesidir ve sen onun içinde kaybolarak o belgeyi yeniden yazabilirsin," dedi gizemli bir gülümsemeyle.
Bu sözlerle cesaret bulan Thalia, bir sonraki tabloya yaklaştı. Portrede, 19. yüzyılın romantik ressamı Elara Van Dyck, bohem bir kafede kahve içerken tasvir ediliyordu. Thalia, Van Dyck'in gözlerinin içine baktığında, sanatçının özgür ruhunu ve içsel çatışmalarını hissetti.
"Sanat, zamanın zincirlerini kırar," diye fısıldadı Thalia. "Bu ressamlar, ruhlarını eserlerine nakşederken, belki de gerçek anlamda ölümsüzleşiyorlar."
Valerian, başını hafifçe sallayarak, "Evet, sanatçılar eserleriyle bir bütün olur, bu eserler zamanın ötesine geçer, sonsuza kadar yaşarlar."
Bir sonraki odada, 20. yüzyılın soyut döneminden bir eser dikkatini çekti. Tuval üzerinde renklerin dansı, Thalia'nın ruhunu sarhoş ediyordu. Ressamın adı, Maris Leclair'dı. Tablonun önünde durduğunda, bir enerji dalgası onu sardı, sanki Leclair'in yaratıcı enerjisi doğrudan kalbine işliyordu.
Thalia, tabloyu izlerken, Leclair'in zihnine dalıp soyut bir evrende kayboldu. Geçmişin sınırlarını zorlayarak, Leclair'in yaratıcılığına ve duygularına derinlemesine nüfuz etti. Bir an, tuvaldeki renklerin ritminde kendi kalp atışlarını duydu.
"Bu, sanatın sadece görsel bir deneyim olmadığını, aynı zamanda duyularımızı da harekete geçirdiğini gösteriyor," dedi Valerian, Leclair'in soyut evrenine bakarken.
Thalia, galerinin içinde dolaşmaya devam ederken, her eserle bütünleşiyor ve sanatın zamanı nasıl aştığını keşfetmeye devam ediyordu. Bir sonraki odaya geçtiğinde, karşısında 21. yüzyıldan bir çağdaş sanat eseri duruyordu. Bu eser, zamansız bir diyalogun başlangıcını işaret ediyordu.
Bir kadın figürü, gözleri gelecekte bir şeyleri beklercesine uzaklara bakıyordu. Thalia, bu figürün kendi iç sesini temsil ettiğini düşündü. Kadın, gelecekten gelen bir sinyali beklerken, Thalia'nın içindeki sorulara da yanıt arıyordu.
Galeri, zamanın ötesinde bir yolculuğa dönüşmüştü. Thalia, sanatın büyüsü altında, geçmişle geleceğin iç içe geçtiği bir noktada buluyordu kendisini. Valerian, Thalia'nın içsel yolculuğunu izlerken, galerinin derinliklerinde yatan sırların, sanatın evrensel dilinde çözülmeye başlandığını