Güneş ışığı, Kasaba Yetimhanesi’nin yüksek, parmaklıklı pencerelerinden içeri asla tam olarak sızmazdı. İçerideki hava her zaman rutubet, ucuz çamaşır suyu ve çocukların bastırılmış korkularının kokusunu taşırdı.
Koridorun sonundaki kırık dökük duvara yaslanmış olan Black, kollarını göğsünde birleştirmiş, aşağıda dönen tantanayı izliyordu. On altı yaşındaydı. Bir soyadı yoktu. Doğduğu gün ona ne olduğu, onu bu kapıya kimin bıraktığı tam bir muammaydı. Yetimhane müdürü ona "Uğursuz" derdi ama o kendine **Black** ismini seçmişti. Karanlıkta görünmez olmayı, tek başına ayakta kalmayı erkenden öğrenmişti.
Aşağıda, yaşları on iki ile on sekiz arasında değişen otuza yakın erkek çocuk tek bir sıra halinde dizilmişti. Hepsinin üstünde tek tip, gri ve yıpranmış hırkalar vardı. Başları öne eğikti, omuzları çökmüştü. Çünkü biraz önce bahçeye yanaşan üç siyah, zırhlı lüks aracın ne anlama geldiğini hepsi biliyordu.
Şehrin en karanlık, en güçlü ismi gelmişti: **Baron**.
Yetimhane müdürü, terini beyaz bir mendille silerek merdivenlerden koşturarak indi. Kapı büyük bir gürültüyle açıldığında içeri önce buz gibi bir rüzgar, ardından da siyah, kusursuz kesim takım elbiseleriyle iri yarı korumalar girdi. Koridorun ortasında durup iki yana açıldılar.
Ve o yürüdü.
Baron, kırklı yaşlarının sonunda, saçlarına kır düşmüş, yüzünde derin bir yara izi taşıyan bir adamdı. Adımları o kadar ağır ve kendinden emindi ki, bastığı eski tahtalar bile gıcırdamaya korkuyordu. O, yer altı dünyasının taçsız kralıydı. Herkes onun gelecekte imparatorluğunu devredeceği, acımasız ve itaatkar bir erkek çocuk evlat edinmek için geldiğini fısıldıyordu.
Baron, sıraya dizilmiş erkek çocukların önünde yavaşça yürümeye başladı. Her birinin önünde duruyor, çenelerinden tutup yüzlerini yukarı kaldırıyor, gözlerinin içine bakıyordu.
"Çok zayıf," diye mırıldandı ilk çocuk için.
"Gözlerinde korku var," dedi ikincisi için.
Sıranın sonuna yaklaştıkça Baron’un sabrı tükeniyordu. Aradığı o çiğ, saf gücü ve kararlılığı hiçbirinde bulamamıştı. Tam arkasını dönüp gidecekken, bakışları merdiven boşluğunun yanındaki gölgeye, duvara yaslanmış tek başına duran kıza kaydı.
Black, herkesin aksine başını öne eğmemişti. Üzerindeki solmuş siyah kapüşonlunun altından, Baron’un gözlerinin içine dimdik, meydan okuyan bir bakış fırlatıyordu.
Baron durdu. Korumalar anında tetikte beklemeye başladı. Müdiriyetin kalbi duracak gibi oldu, "Efendim, o sadece bir kız... Kurallara uymayan, sorunlu bir—"
Baron elini kaldırarak müdürü susturdu. Ağır adımlarla sıradaki erkek çocukları pas geçip doğrudan Black’in önüne yürüdü. Aralarında sadece bir adım mesafe kalana kadar yaklaştı. Black, adamın üzerindeki pahalı tütün ve deri kokusunu alabiliyordu ama gözünü bile kırpmadı.
Baron, kızı tepeden tırnağa süzdü. Sıska görünüyordu ama duruşunda bükülmez bir sertlik vardı.
"Adın ne senin ufaklık?" diye sordu Baron. Sesi derinden gelen bir gök gürültüsü gibiydi.
"Black," dedi kız. Sesi pürüzsüz ve şaşırtıcı derecede sakindi. "Sadece Black. Soyismim yok."
Baron’un dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. "Soyadı olmayan bir hiçtir bu dünyada. Korkmuyor musun benden?"
Black hafifçe öne doğru eğildi, gözlerindeki o vahşi, hayatta kalma ateşini adamın gözlerine dikti: "Korku, aç karnını doyurmuyor. Buradaki herkes sizden korkuyor çünkü bir sahibe ihtiyaçları var. Benim yok."
Tam o sırada, sıranın en başında duran ve yetimhanenin en zorbası olarak bilinen iri yarı bir erkek çocuk, Baron'un dikkatini çekmek için öne atıldı: "Efendim! O sadece bir kız! Yer altını bir kız mı yönetecek? Ben sizden korkmuyorum, beni seçin!"
Baron çocuğa dönmedi bile. Ama Black döndü.
Kimsenin beklemediği bir hızla, bir leopar gibi öne fırladı. Çocuğun ona doğru savurduğu acemi yumruktan sıyrılıp, yetimhane kavgalarında bileyerek öğrendiği o pis teknikle çocuğun diz kapağına tekme attı. Çocuk acıyla çökerken, Black onun arkasına geçip kolunu arkaya doğru kilitledi ve yüzünü sert tahta zemine çarptı. Her şey topu topu üç saniyede gerçekleşmişti.
Çocuk yerde inlerken, Black üstünü silkeleyerek tekrar eski yerine geçti ve kollarını bağladı. Nefesi bile hızlanmamıştı.
Koridorda ölüm sessizliği vardı. Müdürün ağzı açık kalmıştı.
Baron, yerdeki çocuğa bakıp ardından gözlerini tekrar Black’e çevirdi. Aradığı gücün, korkak erkek çocukların kaslarında değil, bu kimsesiz kızın gözlerinin arkasındaki o karanlık zekada saklı olduğunu anlamıştı. Ezber bozmanın vakti gelmişti.
Baron arkasındaki korumalara döndü ve elini havaya kaldırdı:
"Evrakları hazırlayın. Kızımı eve götürüyoruz."
Black, hayatında ilk kez birinin ona "kızım" dediğini duymuştu. Bu kelime ona yabancıydı ama arkasındaki gücü hissedebiliyordu. Baron arkasını dönüp kapıya yürürken, Black de adımlarını onun peşinden attı.
Rutubetli koridorları arkasında bırakırken, adını tüm şehre ezberleteceği o yeni hayatın kapısı onun için aralanıyordu.
**1. Bölümün Sonu.**
