Alaz, alarmın çalmasından birkaç saniye önce gözlerini açtı.
Tavandaki küçük çatlağa baktı.
Her sabah yaptığı gibi.
Saat henüz yediyi on geçiyordu.
Odasının penceresinden süzülen sabah ışığı duvarları aydınlatıyordu.
Yatağından doğrulup derin bir nefes aldı.
Bugün de diğer günlerden farksız görünüyordu.
Aynı ev.
Aynı okul.
Aynı insanlar.
Aynı hayat.
Yatağın yanındaki masada duran takvime baktı.
Yaz tatiline sadece birkaç hafta kalmıştı.
Normalde buna sevinmesi gerekirdi ama içinde garip bir sıkıntı vardı.
Sanki hayatı olması gerektiği yerde değildi.
Sanki bir şey eksikti.
Koridordan annesinin sesi geldi.
"Alaz! Geç kalacaksın!"
"Geliyorum anne!"
Yatağından kalkıp pencereye yürüdü.
Evleri kasabanın biraz dışında bulunuyordu.
Penceresinden baktığında geniş çam ormanlarını görebiliyordu.
Sabah sisi ağaçların arasında dolaşıyordu.
Kasaba yavaş yavaş uyanıyordu.
Uzaktaki fırından çıkan duman gökyüzüne yükseliyordu.
Bir anlığına her şeyi bırakıp ormanın derinliklerine gitmeyi düşündü.
Ama sonra başını salladı.
Önünde yine sıradan bir gün vardı.
---
Mutfakta babası çoktan kahvaltıya başlamıştı.
Her zamanki gibi sessizdi.
Gazetesini okurken çayını yudumluyordu.
Annesi ise masaya peynir ve ekmek koyuyordu.
Kız kardeşi Elif telefonuyla uğraşıyordu.
"Günaydın."
"Sonunda uyandın." dedi Elif.
Alaz gözlerini devirdi.
"Sabah sabah başlama."
Elif sırıttı.
"Ben başlamadım."
Babası gazeteden gözlerini kaldırdı.
"Bugün okuldan sonra dükkâna uğra."
"Yine mi?"
"Birkaç raf taşımam gerekiyor."
Alaz iç çekti.
Babasının marangoz atölyesinde çalışmayı seviyordu ama bazen tüm gününü orada geçirmek istemiyordu.
"Tamam."
Annesi gülümseyerek çayını uzattı.
"Şikâyet etme. Bir gün özlersin."
"Kasabayı mı?"
"Evet."
Alaz pencereye baktı.
"Sanmıyorum."
Ama bunu söylerken kendi bile inanmamıştı.
---
Okula giderken her zamanki yolu kullandı.
Kasaba küçük olduğu için herkes birbirini tanıyordu.
Bakkal Ahmet Amca.
Çiçekçi Leyla Teyze.
Fırıncı Hasan Usta.
Yolda yürürken neredeyse herkes ona selam verdi.
Bazen bu durum hoşuna gidiyordu.
Bazen de boğucu geliyordu.
Kasabanın dışındaki dünyayı merak ediyordu.
Denizi hiç görmemişti.
Büyük şehirleri sadece internette izlemişti.
Ve içten içe buradan gitmek istiyordu.
---
Okul günü her zamanki gibi geçti.
Matematik.
Tarih.
Edebiyat.
Öğretmenlerin anlattıkları kulağına girip çıkıyordu.
Sınıf arkadaşları gelecek planlarından bahsediyordu.
Kimisi doktor olmak istiyordu.
Kimisi mühendis.
Kimisi öğretmen.
Alaz ise ne istediğini bilmiyordu.
Tek bildiği şey burada kalmak istemediğiydi.
---
Akşam üzeri babasının atölyesine uğradı.
Ahşap kokusu her zamanki gibi etrafı dolduruyordu.
Babası büyük bir masanın üzerinde çalışıyordu.
"Şu tahtaları taşımama yardım et."
Alaz sessizce işe koyuldu.
Bir süre sonra babası konuştu.
"Üniversite sınavı yaklaşıyor."
"Biliyorum."
"Ne yapmak istediğine karar verdin mi?"
Alaz birkaç saniye sustu.
"Hayır."
Babası başını salladı.
"Her şeyi hemen bilmek zorunda değilsin."
Bu söz Alaz'ın beklediğinden daha çok hoşuna gitmişti.
---
O gece hava beklenenden daha serindi.
Yemekten sonra odasına çekildi.
Pencereyi açtı.
Ormandan gelen rüzgâr perdeleri hafifçe hareket ettiriyordu.
Ay ışığı ağaçların üzerine düşüyordu.
Her şey sessizdi.
Fazla sessiz.
Tam yatağına uzanırken gözü dışarıya takıldı.
Ormanın derinliklerinde kısa süreli bir ışık belirdi.
Sanki biri elinde fener taşıyordu.
Alaz doğruldu.
Dikkatle baktı.
Işık tekrar göründü.
Sonra kayboldu.
Birkaç saniye boyunca bekledi.
Ama hiçbir şey olmadı.
"Garip..."
diye mırıldandı.
Sonunda yatağına geri uzandı.
Fakat uykuya dalarken aklında hâlâ o ışık vardı.
Ve bilmediği şey...
Bu küçük ışığın hayatını sonsuza kadar değiştirecek olayların ilk işareti olduğuydu.