Yağmurun Ardındaki Gerçek
Hastanenin acil servis koridoru sessizdi. Sadece tavandan damlayan su sesi ve ara sıra duyulan cihaz bipleri vardı. Asya elleri titreyerek duvara yaslandı. Üzerindeki mont hâlâ sırılsıklamdı. Gözleri boşluğa bakıyordu.
“Arda öldü...”
Bu cümleyi kafasında tekrar tekrar duyuyordu ama inanmak istemiyordu.
Aysima karşı sandalyede ağlıyor, Mert ise kolundaki sargıyla sessizce yerdeki fayanslara bakıyordu. Polisler kazayla ilgili soru soruyor ama Asya hiçbirini tam duyamıyordu. Çünkü aklında sadece o yüz vardı.
Ada.
Emre’nin kardeşi Ada neden olay yerindeydi?
Ve neden kaçmıştı?
Tam o sırada koridorun sonundaki televizyon açıldı. Haberlerde gece yaşanan zincirleme kazadan bahsediliyordu. Spiker konuşurken ekrana parçalanmış araçların görüntüsü geldi.
“Asıl şüphe ise olay yerinden kaçan siyah araç...” dedi haberci.
Asya bir anda ayağa kalktı.
“Ben o arabayı gördüm...” diye fısıldadı.
Mert başını kaldırdı. “Asya, şimdi bunları düşünme.”
“Hayır!” dedi Asya sertçe. “Ada oradaydı. Ve yanında biri vardı.”
Aysima gözyaşlarını sildi. “Belki korkup kaçmıştır.”
Asya cevap vermedi. Çünkü içten içe bunun sıradan bir kaza olmadığını hissediyordu.
O sırada bir hemşire geldi.
“Mert Yılmaz’ın yakını?”
Mert ayağa kalktı.
Hemşire elindeki poşeti uzattı. “Bu eşyalar araçtan çıktı.”
Poşetin içinden bir telefon düştü.
Arda’nın telefonu.
Asya yavaşça telefonu eline aldı. Ekran kırılmıştı ama hâlâ çalışıyordu. Tam telefonu kapatacakken ekranda bir bildirim belirdi.
Bilinmeyen Numara: “Eksik paketin bedelini herkes ödeyecek.”
Koridordaki herkes donup kaldı.
Mert hemen telefonu aldı. “Bu ne demek?”
Asya’nın nefesi hızlandı. “Arda’nın yaptığı teslimatlar... Bunların normal olmadığını biliyordum.”
Tam o anda hastanenin elektrikleri kısa süreliğine kesildi.
Koridor karanlığa gömüldü.
Ve karanlığın içinden bir telefon sesi duyuldu.
Asya cebindeki kendi telefonunun çaldığını fark etti.
Ekranda yine aynı yazı vardı:
Bilinmeyen Numara Arıyor...