Pena, gözlerini kapattı ve birkaç saniye bekledi. Kısa süre sonra kendine gelmişti. "Mutluluklar dilerim" dedi. Bunu çok güçsüz söylemişti.
"Sağol canım benim" dedi Sana. Tuhaf şekilde mutluydu. Pena koşarak odadan çıktı. Sana, onun arkasından bile bakmadı. Normal bir şekilde Thomas ile konuşuyordu.
Arkasından gitmek ile gitmemek arasında kaldım. Sonra " Sana, ben izninizi alıyım" dedim. Sana, onaylarcasına başını salladı. Odadan yavaşça ve emin adımlarla çıktım. Ezik duruma düşemezdim.
Pena sarayın önünde at arabasını bekliyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Yanına gittim. "O zaten seni sevmiyordu. Bunu sana söylemişti. Ayrıca sende onu sevmiyordun. Yani bana öyle demiştin."dedim. Onu teselli etmeye mi çalışıyordum bilmiyorum. Ama vicdanım beni ele geçiriyordu.
" Onu sevmiyordum ama onu görünce herşey değişti"dedi. Ona şu an için çok acıyordum. "Hadi boşver daha çok işimiz var." dedim. Bana bakmıyordu. Belki de bakamıyordu. Araba sonunda geldi. Bindik ve Pena'nın köşküne gittik.
Geldik ve köşke girdik. Ben bir kaç çöp poşeti getirdim. Küflenen ve tarihi geçen ürünleri cöpe attık. Her yer temizdi. Çünkü zaten Gersel'de toz olmazdı. Eve de kimse girmediği için hiç kirlenmemişti. Mutfağa indik. Buzdolabı boştu. Diğer raflarda ise kuru gıdalar vardı. Elinizdeki çöpleri çöpe attık. Artık her yer eskisi gibiydi. Sadece buz dolabına malzeme gerekti.
Son bir kez odaları gezdik. Pena bir köşede duruyordu. Elinde şırınga vardı. Her şeyi başlatan o şırınga. Gözleri dolmuştu. Ağzından bir kaç cümle kaçtı. " Ben sanırım baştan kaybettim." dedi.
Evet o kaybetmişti. Hemde baştan kaybetmişti.