İçeriğe geç

Gölge Timi-Gölgenin İhaneti

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Gölge Timi-Gölgenin İhaneti

Bölüm 2

Bölüm 1-Sessizlikten Önce

Karanlık sınır hayatını kalın bir örtü gibi sarmıştı.Dağların arasında küçük bir karakolda rüzgâr uğuldayarak esiyor,demir kapıları zangırdatıyordu.Herkes için sıradan bir geceydi belki ama Yüzbaşı Demir Arslan için hiçbir gece sıradan değildi.O, sessizliği bile tehdit olarak görecek kadar tetikte yaşardı.     Ellerini montunun cebine sokmuş,nöbet tutan askerleri denetlerken başını hafifçe kaldırıp gökyüzüne baktı.Bulutların arasından süzülen ay ışığı, dikenli tellerin üzerinde solgun bir parıltı bırakıyordu.İçinde tarifsiz bir ağırlık vardı; yıllardır alıştığı,ama asla hafiflemediği o ağırlık.Kaybettiklerinin gölgesi...     Karakolun telsiz odasından bir ses yükseldi:     "Komutanım,acil bir ihbar var." dedi Osman Çavuş.     Demir hızla içeri girdi.Harita masasında nöbetçi çavuş telaşla işaret ediyordu.     "Sınırın hemen ötesinde sivillerin yolu kesilmiş.Çatışma ihtimali var."dedi Binbaşı Levent Kırca.     "Ne kadar yakın?"dedi Demir.     "Beş kilometre...Bir köy yolunda.Yanlarında silahsız siviller olduğu söyleniyor."dedi Binbaşı Levent Kırca.     Demirin kaşları çatıldı.Emir komuta zinciri belliydi ama siviller söz konusu olduğunda kalbi daha da hızlı atardı.Çocuk,kadın,yaşlı fark etmez...Gölge timin temel kuralıydı bu.Masumları korumak.     "Gölge Timi hazır olsun.Beş dakika içinde çıkıyoruz."                           ⏳⌛⏳     Zırhlı araç geceyi yara yara ilerlerken içeride ölüm sessizliği hakimdi.Her asker kendi iç dünyasında dua ediyor ya da plan yapıyordu.Demir,ön koltukta oturuyor, karanlıkta silahını kontrol ediyordu.     Araç durduğunda karşılarına çıkan manzara Gölge Timinin içini yaktı.Toz içinde kalmış küçük bir minibüs,devrilmiş halde yol kenarında duruyordu.İçinden bir inlemeler geliyordu.      "Temkinli olun!"diye işaret verdi Demir.      Gölge Timi etrafa yayıldı.Demir araçtan inerken arkasından da İsmail geliyordu.      Minibüsün yanına ilerlediler.Kapıyı zorla açtığında karşısına bir kadın çıktı:yüzü kan içinde,elleri titriyordu ama gözlerinde dimdik ve asil bir bakış vardı.      "Lütfen...içeride yaralılar var!"dedi kadın sesi çatallaşarak.      Demirle İsmail kısa bir bakış attıktan sonra kadına odaklandılar.Sıradan bir sivil değildi bu.Sesinde panik olsa da kararlılık vardı.Hemen içeriyi kontrol ettiler: yaşlı bir adam, yaralı iki çocuk,bir de kan kaybeden genç bir adam vardı.     "Sağlıkçıyı çağırın!"diye bağırdı İsmail.     Kadın,Demirin omzundan tuttu.     "Ben bir doktorum.Bana malzeme verin,yoksa bu adam ölür!"     Demir bir anda durdu.Göz göze geldiler.Kadının gözlerinde korkudan çok mücadele vardı.     "Adın ne?"dedi Demir.     "Elif...Elif Karaca."dedi kendinden emin bir şekilde.     "Tamam.Elif.Şimdi biz de seninle beraber savaşacağız."                                   ⏳⌛⏳           (Elif'in ağzından)          İlk kurşun o anda patlamıştı.      Dağların sessizliğini yırtan o ses,bende dahil herkesin kanını dondurdu.    Etrafa saçılan mermiler,araçların kaportsına çarparken askerler siper aldı.Adını bilmediğim adam,benim üzerime kapanarak beni yere yatırdı.     "Kımıldama!"dedi dişlerinin arasından,silahını kaldırırken.     Kalbim kulaklarımda çarpıyordu.Bu an, benim hayatımı ikiye ayıracaktı.Bir anda kendimi savaşın ortasında bulmuştum.     İsminj bilmediğim adam,gözünü kırpmadan nişan aldı.Her ne kadar ismini bilmesemde o adamın aklındaki net ve sert düşünceyi görebiliyordum.     "Onları koru."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.