
Soğuk çelik Arven'ın boğazına dayanmıştı.
Nefes almaya korkuyordu.
En küçük hareketinde hançerin derisini keseceğini hissedebiliyordu.
Karşısındaki kişi genç bir kadındı.
Yirmili yaşlarının başlarında görünüyordu.
Kısa siyah saçları vardı.
Gri gözleri dikkat çekici derecede parlaktı.
Üzerinde koyu renkli deri zırh bulunuyordu.
Fakat Arven'ın asıl dikkatini çeken şey sırtındaki işaretti.
Gümüş bir ay sembolü.
Kadın gülümsedi.
"Sonunda uyandın."
Arven kıpırdamamaya çalıştı.
"Sen de kimsin?"
"Bu soruyu ben sormalıyım."
Kadının bakışları sertleşti.
"Velkar'ın ortasında baygın bir şekilde yatan çocuk sen misin?"
Arven etrafına baktı.
Artık sarayın önünde değildi.
Taş duvarlarla çevrili küçük bir odadaydı.
Pencereden gün ışığı giriyordu.
Başının yanında oturmuş olan kadın ise hançeri hâlâ bırakmamıştı.
"Lyra nerede?"
Kadının yüzündeki ifade değişti.
"Dışarıda."
"Kael?"
"Yaşıyor."
Bu cevap Arven'ı rahatlatmadı.
Tam tersine daha da huzursuz etti.
Kadın sonunda hançeri çekti.
"Şimdilik."
Arven yataktan kalktı.
Başındaki ağrı hâlâ geçmemişti.
Gölge Kral'ın söyledikleri zihninde yankılanıyordu.
Kael'e güvenme.
Lyra'ya güven.
İçlerinden biri sana ihanet edecek.
Bu sözlerin ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Ama unutamıyordu.
Kadın pencereye yürüdü.
"Adım Seris."
"Ben Arven."
"Biliyorum."
"Nasıl?"
Seris ona baktı.
"Son iki gündür bütün şehir senden bahsediyor."
Arven kaşlarını çattı.
"Şehir mi?"
Seris hafifçe gülümsedi.
"Velkar'ın terk edildiğini sanıyordun, değil mi?"
Arven cevap veremedi.
Çünkü gerçekten öyle sanıyordu.
Kadın pencereyi açtı.
"Gel."
Arven pencereye yaklaştığında gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi.
Şehir canlıydı.
Hem de düşündüğünden çok daha canlı.
Sokaklarda insanlar yürüyordu.
Pazarlarda alışveriş yapılıyordu.
Kulelerin üzerinde bayraklar dalgalanıyordu.
Çocuklar koşuyordu.
Demirciler çalışıyordu.
Arven şaşkınlıkla etrafı izledi.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Seris kollarını bağladı.
"Çünkü herkes ölü değil."
"Fakat şehir harabeydi."
"Yüzeyde."
Kadın uzaklardaki kuleleri işaret etti.
"Biz üç bin yıldır saklanıyoruz."
Arven'ın aklı karıştı.
"Kimden?"
Seris'in yüzü karardı.
"Onlardan."
Gökyüzünü gösterdi.
Arven yukarı baktı.
Önce hiçbir şey göremedi.
Sonra fark etti.
Bulutların arasında hareket eden gölgeler vardı.
Devasa gölgeler.
Kanatlı.
Sessiz.
Ve korkutucu.
"Gölge Ejderhaları."
Seris'in sesi fısıltıya dönüştü.
"Onlar geri döndüğünden beri hiçbir yer güvenli değil."
Bir saat sonra Arven şehir merkezine götürüldü.
Velkar'ın kalbi olarak bilinen yere.
Devasa bir meydan.
Yüzlerce insan.
Ve tam ortada yükselen siyah bir kule.
Arven kulenin tepesine baktığında ürperdi.
Çünkü kule, rüyalarında gördüğü kuleydi.
Aynı kule.
Aynı şekil.
Aynı karanlık.
"Bu..."
Seris başını salladı.
"Evet."
"Rüyalarında gördüğün yer."
Arven ona döndü.
"Sen bunu nereden biliyorsun?"
Seris cevap veremeden kalabalık ikiye ayrıldı.
Herkes sessizleşti.
Meydana biri giriyordu.
Kael.
Siyah zırhı güneş ışığında parlıyordu.
Yanında Lyra vardı.
İkisi de ciddi görünüyordu.
Bu durum Arven'ın hoşuna gitmedi.
Çünkü Lyra'nın yüzünde ilk kez korku görüyordu.
Gerçek korku.
Kael meydanın ortasında durdu.
Herkese baktı.
Sonra yüksek sesle konuştu.
"Konsey toplandı."
Kalabalık sessizleşti.
"Ve karar verildi."
Arven'ın içinde kötü bir his oluştu.
Kael gözlerini ona çevirdi.
"Artık saklayamayız."
Meydandaki insanlar huzursuzlanmaya başladı.
Lyra gözlerini kapattı.
Sanki olacakları engelleyemediği için öfkelenmişti.
Kael derin bir nefes aldı.
Ve bütün şehrin duyacağı şekilde konuştu.
"Boşluk Mührü çatladı."
Kalabalıktan korku dolu sesler yükseldi.
Arven bu sözlerin anlamını bilmiyordu.
Ama insanların yüzlerindeki ifadeler yeterliydi.
Bu kötüydü.
Çok kötü.
Kael devam etti.
"Ve kehanet başladı."
Sessizlik.
Sonra herkes aynı anda Arven'a döndü.
Yüzlerce göz.
Yüzlerce bakış.
Bazıları umut doluydu.
Bazıları korku dolu.
Bazıları ise nefretle bakıyordu.
Arven'ın kalbi hızlandı.
"Neler oluyor?"
Lyra ona doğru yürüdü.
Yavaşça omzuna dokundu.
"Artık geri dönüş yok."
"Neden?"
Kadın cevap vermeden önce gözlerini kaçırdı.
Bu Arven'ın dikkatinden kaçmadı.
Çünkü Lyra ilk kez ondan bir şey saklıyor gibiydi.
Sonunda konuştu.
"Çünkü bugün gece yarısından sonra..."
Gökyüzünde aniden korkunç bir kükreme yankılandı.
Şehir sallandı.
İnsanlar çığlık attı.
Uzakta bir kule yıkıldı.
Ve gökyüzü yarılmaya başladı.
Gerçekten yarılıyordu.
Mavi göğün ortasında siyah bir çatlak açılıyordu.
Çatlağın içinden ise binlerce kırmızı göz parlıyordu.
Arven'ın kanı dondu.
Gölge Kral'ın gördüğü yaratıklar...
Buraya gelmişti.
Lyra titreyen bir sesle konuştu:
"Çünkü mühür bu gece tamamen kırılacak."
Ve o anda, gökyüzündeki çatlağın içinden ilk yaratık dünyaya adım attı.