İçeriğe geç

Gölge Oyunu

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Gölge Oyunu

Bölüm 1

İlk Karşılaşma

"İnsanın kendine geç kalması ne acı. Kim olduğunuzu, nereye ait olduğunuzu bilmeden, yabancı bir aynaya bakarak geçiyor ömrünüz. İçinizde kopan fırtınaların kime ait olduğunu bile bilmeden, sadece rüzgarın sizi savurmasına izin veriyorsunuz. Henüz adını koyamadığınız bir yasın gölgesinde yürümek, hayattaki en sessiz kimsesizliktir."

Gözlerimi açar açmaz içimden geçen ilk şey yine aynıydı: "Lanet olsun... Yine buradayım."

Tavana baktım. Aynı tavan... Yıllardır değişmeyen, her sabah gözümü açtığımda sinirimi bozan o çatlak köşesi bile hâlâ yerinde duruyordu. Bir insan aynı yerde her gün uyanıp hâlâ alışamaz mı?

Alışamıyormuş.

Gözlerimi tekrar kapattım. Belki birkaç dakika daha uyurum diye düşündüm ama aşağıdan gelen amcamın sinir bozucu bağırışı buna izin vermedi.

Yusuf: "Umay! Çabuk kahvaltıyı hazırla. Bu saatte hâlâ eşek gibi yatıyorsun!"

Cevap verecek halim bile yoktu. Evet, doğduğumdan beri en normal günüm böyleydi... Kimim ben, onu ben de bilmiyorum...

Hemen yatağımdan kalktım; ki bu şeye yatak bile denmezdi, sadece döşek. Döşek... Askılıktan bir eşofman takımı alıp üstümü değiştirdim. Yüzümü yıkayıp aşağıya indim.

Alya: "Oo, sonunda uyanabilmişsiniz hanımefendi! Ama biz rahatsızlık vermeseydik, maazallah şimdi uykunuzu alamazdınız..."

Yengem yine bir şeyler zırvalıyordu, her zaman olduğu gibi... Onu dinlemeden direkt olarak mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım.

Evet, benim hayatım buydu: Çalışmak... Kendimi bildim bileli bu evdeydim. Çalıştım, çektim ve çevirdim ama hiç kendim olamadım. Ben Umay... Hayatı eziyetlerle geçmiş Umay. Kolay bir büyüme yaşamamıştım... Şu anda 25 yaşındayım ama özgür bir iradem yok. Çünkü ben hayatı baskı altında geçmiş, kendi isteğini yapamayan ama her ne olursa olsun yine de güçlü duran bir kadınım. Evet, istesem bu siktiğim hayattan çekip gidebilirim ama işte buna da Açelya ve Nehir engel oluyor. Çünkü onlar benim her şeyim, kuzenlerim. Onları bu evde yalnız bırakamazdım, bana ihtiyaçları var. Ben hayatımı zaten onlar için yaşamıştım. Çocukken bile onlar için çalışmıştım. Evet, çalışmıştım...

Ben küçükken annem ve babam ölmüş ama nedenini bilmiyordum. Çünkü amcam bana, "Eğer öğrenmek istersen siktir git mezarlarına bak," derdi... Küçükken Açelya ve Nehir'in eskilerini giyer, yemeğimi kendim hazırlardım. Çocukluğum normal bir çocukluk değildi. Hem de hiç... Amcam sokaklarda bana iş yaptırırdı. İlk başlarda amcamın maddi sıkıntı çektiğini düşünüyordum ama değildi... O sadece benden nefret ettiği için beni kullanıyordu. Ben bir parça yiyecek ekmek bulamazken o kızlarına Barbie bebek alırdı. Ben polisten nasıl kaçacağımı düşünürken, onun kızları "Sınavım kaç gelecek?" diye düşünürlerdi... Açelya ve Nehir ne zaman yardım etmek isteseler amcam engel olurdu.

Ama en kötüsü bir dostunu kaybetmekti... Asya...

14 yaşındaydım. Amcam üzerimden para kazanmak için beni pavyona garson olarak yerleştirmişti. En azından dansöz olmama vicdanı el vermemişti pisliğin. Her gün oraya gidiyor, o hayatını körelten pis insanların arasında servis yapıyordum. Benim gibi birçok acınası kişi vardı orada; yaşlısı, çocuğu demeden... Allah'tan müdürün gözüne girmiştim de ben küçüğüm diye bana biraz da olsa sahip çıkıyordu. Ama yalnız değildim, Asya da vardı.

Asya ile pavyonda tanışmıştım. O benden iki yaş büyüktü ve korumalık yapıyordu. Bir gün ben eve dönerken bir adamın peşime takıldığını görüp arkamızdan gelmiş, eve gidene kadar kardeşiymişim gibi kolunu omzuma atarak beni eve kadar bırakmıştı. O gün hayran olmuştum ona. Elinde olsa peşimden gelen adamı gebertirdi ama hapse girmek istemiyordu... Ama mezara girmişti...

Bir gün Asya ile yine pavyondaydık. Ben servise devam ediyordum ama bir adam sürekli beni rahatsız ediyordu... Servisin bitmesine yakın tam çıkacaktım ki adam beni kolumdan çekip normalde özel olarak tutulan odalardan birine attı ve üzerime doğru gelmeye başladı. Çığlıklarımı haykırabildiğim kadar haykırmaya çalıştım. Ama olmadı... Asya ise hâlâ kapıda benim gelmemi bekliyordu. En son beklemekten sıkılmış ve içeriye girmişti; işte o zaman çığlıklarımı duydu. Ama iş işten geçmişti... Adam kıyafetlerimi yırtmış, üstüme doğru eğiliyordu. Ben ise çırpınarak kaçmaya çalışıyordum. Tam o sırada Asya yetişti ve adamın kafasında alkol şişesini kırdı... Asya adamla dövüşürken ben de polisi aramak için dışarı çıktım, aradım da. Fakat odaya döndüğümde... Hayatım kaymıştı. Yerler kan içindeydi ve yerde bir bıçak vardı. Ama bıçak temizdi; bu bıçak benim Asya'ya hediye olarak aldığım bıçaktı... Yere yığılmıştım ve sonrası karanlıktı.

Polisler gelmiş, "Bir şey biliyor musun?" diye sorguluyordu. Gıkım çıkmamıştı, dilimi yutmuştum sanki. Sonra o Asya'yı çok önemseyen ailesi, sözde kızları için üzülmüş gibi yapıp beni suçladılar... Arkamda duran ne annem ne de babam vardı. Amcam desen zaten yoktu... En son aklım başıma geldiğinde gözlerim parmaklıkların arasından bakıyordu. Reşit olana kadar 4 yıl ıslah evi, en son delirip akıl hastanesi ve iki yıl önce hapisten çıkış... Ömrüm gitmişti...

İşte tüm hayatım bundan ibaretti. Son iki yıldır ise hırsızlık yapıyor ve kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Hâlâ başaramamış olsam bile bir gün olacaktı...

Ben bütün hayatımı sorgularken, bu hayata tutunmamı sağlayan kuzenlerim de geldi: Açelya ve Nehir.

Nehir: "Ne oldu, yine derin düşüncelerindesin?"

Umay: "Eee, öyle... Ne yapalım, biz de kolay büyümedik Nehir hanım."

Nehir: "Umay, kırıldıysam özür dilerim."

Umay: "Sorun yok, ben de öylesine demiştim zaten."

Açelya: "Aman, rahat olun. Umarım bugün güzel geçer" dedi Açelya neşeyle, bana sofra hazırlamada yardım ederken.

Nehir: "İnşallah mezun olursun bu sene ablam."

Açelya: "İnşallah abla."

Açelya 23 yaşındaydı, Nehir ise 26 yaşındaydı; benden bir yaş büyüktü. Açelya işletme okuyordu ve umarım bu sene mezun olacaktı. Nehir de aşçılık okumuştu, hâlâ iş arıyordu. En büyük hayali kendine ait bir restoran açmaktı.

Nehir: "Açelya, git annemle babamı çağır, kahvaltı hazır."

Açelya: "Üf, zıkkımın kökünü yesinler bırak."

Nehir: "Bence de Açelya ama yapacak bir şey yok."

Onlar da anne ve babalarını pek sevmiyorlardı, bana yaşattıkları yüzünden.

...

Hepimiz masaya oturmuştuk ve yemek yerken sohbet açıldı.

Alya: "Ee Umay hanım, bugün evi silip süpürüyorsun. Ev bal dök yala olsun, ben de bugün güne gidiyorum."

Nehir: "Anne sen dalga mı geçiyorsun? Kızı artık rahat bırakın, o artık reşit biri, sizin kuklanız değil!"

Yusuf: "Madem çok reşit, siktirsin gitsin başka evde yaşasın o zaman diyeceğim de... Yazık, bunda para ne bulunur?"

Açelya: "Baba sus!"

Yusuf: "Size mi soracağım lan? Bunca sene ona ben bakmışım, yedirmişim. Bundan sonra da o bana baksın!"

Nehir: "Baba sen şaka mısın? Ömrü boyunca size baktı bu kız!"

Umay: "Tamam Nehir, boş ver. Amca, sen de boş yapma; en kısa sürede ben kendi ellerimle bu evi terk edeceğim."

Alya yengem korkmuş gibi bir tepki verdi:

Alya: "Kız bana bak! Başka eve gitsen bile arada temizliğe gel, bak yoksa yolarım o saçlarını zilli!"

Açelya: "Yok ya, siz iyice kafayı yemişsiniz!" (Çatalı yere sertçe attı.) "Abla kalkın hadi, ben daha ehliyet sınavına yetişeceğim."

Dedi ve ayağa kalktı. Biz de Nehir'le arkasından kalktık. Hazırlanıp bahçeye çıktık. Açelya'yı ehliyet sınavına götürmek üzere benim arabama bindik. Evet, bir arabam vardı; hem de çok pahalı bir arabaydı. Bu arabayı daha yeni almıştım. İki yıldır hem çalışıyor hem de hırsızlık yapıyordum; söylemesi ayıp, bir hırsızdım. Evet, hırsızdım ama sadece pisliklerin parasını çalıyordum. Son iki yıldır bir barda çalışıyordum ve genelde içki almaya gelen kişiler rahatsızlık verince sinirim bozuluyor, dövemiyordum; ben de paralarını almaya başlamıştım. Hayır, ne yapsaydım yani? Adam üç çocuklu, yine de sarkıntılık yapıyor orospu çocuğu...

Son zamanlarda kiralık bir eve çıkmayı planlıyordum ama en son bir adamla kavga etmemin üzerine beni işten atmışlardı. Yeni bir iş bulduğum gibi eve çıkacaktım; daha doğrusu çıkacaktık, çünkü Açelya ve Nehir'i burada bırakamazdım. Onlar da bana para konusunda destek çıkıyorlardı zaten.

...

Sınavın olacağı yere gelmiştik, Açelya'yı bekliyorduk. Ehliyeti inşallah bugün kazanırdı, bu üçüncü deneyişiydi. Biz arabada beklerken Açelya mutlu bir şekilde gelince anladık.

Açelya: "Kazandım, kazandım!"

Nehir: "Hayırlı olsun ablacım."

Açelya: "Sağ ol abla."

İkisi birbirine sarıldı, sonra Açelya gelip üzerime atladı.

Umay: "Açelya, yavaş!"

Açelya: "Ama çok mutluyum, ne yapayım?"

Umay: "Ee, o zaman bizi eve kadar sen bırakırsın." elimdeki araba anahtarını Açelya'ya uzattım.

Açelya: "Abla ciddi misin?"

Umay: "Evet, görelim bakalım marifetlerini."

Arabaya bindik. Açelya arabayı çalıştırdı ve normal bir şekilde sürmeye başladı.

Umay: "İyi gidiyorsun kız!"

Açelya: "Sağ ol ablam!"

Normal bir şekilde arabayla gidiyorduk ki bir anda yandan bir araba çok hızlı geldi ve...

PAT!

...

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

1 yorum

  • arkadaşlar okuduysanız yorum yaparsanız sevinirimm eksiklerimi görmek için birde bölüm yanlışlıkla garip atmışım sorry düzeni bir sonraki bölüme düzelticemmm