Ben o soğuk betonun üzerinde çaresizce, canımın acısıyla kıvranırken bodrum katının merdivenlerinden topuklu ayakkabı sesleri yankılandı. Korkuyla ve acıyla kafamı kaldırdım. Gelen kişi, Ayaz ve Hakan’ın kız kardeşi Yasemin’di. Okulun koridorlarında terör estiren, en az abileri kadar acımasız ve gaddar olan o kız... Yasemin, ellerini lüks ceketinin cebine koymuş, yerdeki zavallı ve perişan halime tiksinerek bakıyordu.
"Hâlâ bu çekik gözlü sürtükle mi uğraşıyorsunuz?" dedi Yasemin, sesindeki o kibir buz gibiydi. "Bırakın şu eziği, yukarıda çok daha eğlenceli bir av var. Okula yeni bir kız nakil olmuş. Adı Burçak."
Ayaz alayla sırıttı, beni duvara fırlattığı ellerini ceplerine sokup kız kardeşine doğru döndü. "Kimmiş bu Burçak? Dişimize göre mi bari?"
"Tam bir zavallı," diye güldü Yasemin. Gözleri nefrete susamış gibi parlıyordu. "Daha ilk dakikadan ürkek bir tavşan gibi titremeye başladı. Ona lisenin kurallarını öğretmek şart oldu, çok canımı sıktı."
Ayaz ve Hakan, beni orada fırlatılmış bir eşya gibi bırakıp Yasemin’le birlikte yukarı çıktılar. Yüzümün sızısından, sırtımın acısından zar zor yerden destek alarak doğruldum. Hırkamın tersiyle gözyaşlarımı sildim. İçimde hem kendi acım vardı hem de yukarıdaki o yeni kız, Burçak için duyduğum korku. Bu okul, masumları yutan bir canavardı ve şimdi yeni bir kurbanı daha içeri almıştı.
Birkaç saat sonra, koridorun tenhalaştığı bir sırada tuvalete gitmek için bodrum katından yukarı sızdım. Tam köşeyi dönecekken bir hıçkırık sesi duydum. Yasemin ve yanındaki birkaç kız, Burçak dedikleri o kızı sıkıştırmışlardı. Burçak; saçları dağılmış, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, ürkekçe duvara sinmişti.
"Lütfen bırakın beni..." diye yalvarıyordu Burçak. Sesindeki o çaresizlik bana adeta kendimi hatırlattı. "Ben size hiçbir şey yapmadım."
"Senin sadece bu okulda nefes alman bile benim sinirimi bozuyor," dedi Yasemin, Burçak’ın çenesini sertçe kavrayarak. "O ezik tavırların, o korkak bakışların... Tam ayaklarım altında ezilmelik bir kurbansın. Burası senin eski okuluna benzemez Burçak. Burada bizim kurallarımız geçer."
Hakan ve Ayaz da koridorun başında göründü. Hakan’ın gözleri yine nefretle doluydu, sanki Hilal’in acısını dünyadaki tüm kızlardan çıkarmak istiyordu. Ayaz ise sadece izliyor, bu çaresizlikten besleniyordu.
"Abiler, bakın yeni oyuncağımıza," diye seslendi Yasemin alayla. "Buna da bodrum katındaki o karanlık odayı gezdirelim mi? Ayza orada yalnız kalmasın, birbirlerine ağlarlar artık."
Burçak çığlık atmaya çalıştı ama Yasemin’in yanındaki kızlar hemen ağzını kapattılar. Kolundan tutup onu sürüklemeye başladıklarında, göz göze geldik. O gözlerdeki saf korkuyu, güçsüzlüğü çok iyi tanıyordum. Yardım etmek istedim, öne doğru bir adım attım ama Ayaz’ın buz gibi bakışları beni olduğum yere çiviledi.
"Sakın, Ayza..." diye fısıldadı Ayaz yanından geçerken. "Tek bir hareketinde, o bodrumun kapısı ikinizin üzerine birden kilitlenir."
Güçsüzdüm. Kendimi bile koruyamazken, Burçak’ı o zalimlerin elinden çekip alamazdım. Sessizce geri çekildim. Burçak’ın acı dolu çığlıkları koridorda yankılanırken, Yasemin ve abileri kızı zorla bodruma doğru indirdiler. Demir kapının sertçe kapanma ve kilitlenme sesi kulaklarımda patladı. Ona da o karanlık odada acımasızca zorbalık yaptılar, çığlıklarını kimse duymadı.O gün okul bittiğinde, Burçak’ın o karanlık odaya kilitlenmesinin bende bıraktığı o derin yalnızlık ve suçluluk hissiyle eve döndüm. Odama geçip kapımı kapattım. İçimdeki güçsüzlük, kemiklerime kadar işlemiş gibiydi. Akrabamın ölümü, okulda uğradığım o eziyetler... Hepsi o kadar ağırdı ki. Zaman geçmek bilmedi. Gece yarısı oldu, saatler sabaha karşıyı gösterdi ama gözüme bir damla uyku girmedi. Ayaz’ın attığı o yumruk, Yasemin’in o alaycı ses tonu zihnimin içinde dönüp duruyordu. Hayatımın en uzun, en kabus dolu gecesiydi.
Nihayet sabah oldu. Pencereden sızan o soluk, gri sabah ışığı odamı aydınlattığında yavaşça yataktan doğruldum. İçimde ne bir umut ne de bir parça güç vardı. Üzerimi değiştirip, çantamı tek omzuma takarak evden çıktım. Sokaklar sessizdi, hava buz gibiydi.
Okulun kapısından içeri adım attığımda, koridorda garip bir fısıldaşma vardı. Gözlerim gayriihtiyari Burçak’ı aradı. Dün yaşanan o korkunç günden bir gün sonra, yani bu sabah her şeyin nasıl olacağını merak ediyordum. Kendim gibi güçsüz, kendim gibi yalnız birini daha bu cehennemde görmek beni kahrediyordu.
Ama koridorda Yasemin ve yanındaki kızlar her zamanki yerlerinde duruyorlardı. Yüzlerinde o nefret dolu, alaycı ifade taptazeydi. Burçak’ın henüz kaydını almamışlardı, o kabus onun için bitmemişti. Bilerek gitmesine, kurtulmasına izin vermiyorlardı. Onu tamamen ezene kadar burada tutmaya kararlıydılar.
Hakan merdivenlerden yukarı çıkarken Yasemin’in yanına geldi, yüzünde karanlık bir gülümseme vardı. "Yeni kız nerede? Bugün de mi bodrumda?"
"Sınıftadır," dedi Yasemin alayla. "Dün gece korkudan sabaha kadar ağlamış diye duydum. Bakalım bugün ne kadar dayanacak."
Ayaz arkadan gelip omzunu duvara yaslarken gözleri doğrudan beni bulmuştu; buz gibi ve tehditkar bakıyordu. "Giden kimse yok, Ayza... Biz kaldığımız yerden oyunumuza devam ederiz, değil mi?"
Duyduklarımla içimde büyük bir çaresizlik büyüdü. Burçak kurtulamamıştı. O da benim gibi bu dipsiz kuyunun içine hapsedilmişti. Ailesi bile onu koruyamamıştı ya da bu canavarların ne kadar ileri gidebileceğini henüz bilmiyorlardı. Onun burada kalması, bu okulun masumları ne kadar kolay yuttuğunu yüzüme bir kez daha tokat gibi vurdu.
Ben kırık kanatlarımla, Ayaz’ın ve Yasemin’in o bitmek bilmeyen eziyetlerinin ortasında, bu okulda yapayalnız kalmaya devam edecektim. Sınıfın kapısını açıp içeri girdiğimde, Ayaz eliyle yanındaki boş sıraya vurdu:
"Gel bakalım Ayza," dedi o pis gülümsemesiyle. "Ders başlamadan önce seninle konuşmamız gereken yarım kalmış meselelerimiz var."
