İçeriğe geç

Gölge Ormanı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Gölge Ormanı

Bölüm 1

Ormanın Gölgeleri

"İnsanlar karanlıktan korktuğunu soyerama karanlık bile Gölge Ormanına girmeye cesaret edemez..."

Rüzgâr, dev çam ağaçlarının arasında uğuldayarak dolaşıyordu.

Kasabanın en eski efsanesi, nesilden nesile hiç değişmeden anlatılmıştı.

"Gölge Ormanı seni çağırıyorsa, sakın cevap verme."

Kimse bunun nedenini tam olarak bilmiyordu.

Ama herkes biliyordu ki yıllar boyunca o ormana giren bazı insanlar geri dönememişti.

Dönenlerin ise gözlerinde hep aynı korku vardı.

Sanki ormanın içinde anlatmaya cesaret edemedikleri bir şey görmüşlerdi.

Ve o sırrın ilk kurbanlarından biri...

Güneş'in babasıydı.

On yıl önce...

"Baran! Bekle!"

Sekiz yaşındaki Güneş, çimenlerin üzerinde koşarken neşeyle gülüyordu.

Baran arkasına dönüp dil çıkardı.

"Yakalayabilirsen!"

İkisi de kahkahalar atarak koşmaya devam etti.

Sonunda nefes nefese eski tahta çitin önünde durdular.

Çitin diğer tarafında, kasabanın herkesin çekindiği Gölge Ormanı uzanıyordu.

Güneş sessizce ağaçlara baktı.

"Sence gerçekten burada canavarlar var mı?"

Baran omuz silkti.

"Bence insanlar korkmayı seviyor."

Güneş gülümsedi.

"Ben yine de biraz korkuyorum."

Baran küçük elini uzattı.

"Merak etme. Ben yanındayken sana hiçbir şey olmaz."

Güneş de elini onun elinin üzerine koydu.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Bir süre sessizce ormana baktılar.

Sonra Baran heyecanla,

"Büyüyünce burayı keşfedelim mi?" dedi.

Güneş'in gözleri parladı.

"İlk biz olacağız."

"Söz mü?"

"Söz."

Küçük parmaklarını birbirine doladılar.

O gün verdikleri o masum sözün, yıllar sonra hayatlarını değiştireceğini bilmiyorlardı.

Aynı gece...

Kasabanın sessizliğini siren sesleri bozdu.

İnsanlar telaş içinde evlerinden çıkıyor, ellerinde fenerlerle ormana doğru koşuyordu.

Güneş pencereye koştu.

"Anne... Ne oluyor?"

Annesi cevap vermedi.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Saatler sonra kapı çaldı.

Kapının önünde iki görevli duruyordu.

Güneş konuşmaları tam anlayamıyordu.

Sadece duyduğu tek cümle kulaklarında yankılandı.

"Başımız sağ olsun..."

Babası...

Ormanda ölü bulunmuştu.

Üstelik üzerinde tek bir yara bile yoktu.

Yüzünde ise sanki son anında tarif edilemeyecek kadar korkunç bir şey görmüş gibi donup kalmış bir ifade vardı.

Dosya "açıklanamayan ölüm" olarak kapatıldı.

Ama Güneş hiçbir zaman buna inanmadı.

Çünkü babası, ölmeden bir gün önce ona tek bir cümle söylemişti.

"Eğer bir gün orman seni çağırırsa... sakın tek başına gitme."

O cümle yıllarca aklından çıkmadı.

Günümüz...

Aradan on yıl geçmişti.

Baran, Güneş, Aras, İdil, Gece ve Eren üç yıldır kasabanın kenarındaki büyük villada birlikte yaşıyorlardı.

Birlikte büyümüş, birlikte kavga etmiş, birlikte gülmüşlerdi.

Villanın tam karşısında ise hâlâ Gölge Ormanı vardı.

Üç yıldır her sabah pencerelerini açtıklarında ilk gördükleri şey o karanlık ağaçlardı.

Ama içlerinden hiçbiri çitin ötesine adım atmamıştı.

Sanki görünmez bir sınır vardı.

Ve o sınır hâlâ onları durduruyordu.

Baran her zamanki gibi balkonda durmuş, kahvesini yudumlarken ormana bakıyordu.

Bir süre sonra yanına Güneş geldi.

"Yine onu izliyorsun."

Baran gülümsedi.

"Hatırlıyor musun?"

"Neyi?"

"Çocukken burada durup ormana gireceğimize söz vermiştik."

Güneş hafifçe gülümsedi.

"Hatırlıyorum."

"Üç yıl boyunca hep erteledik."

"Belki de ertelemek en doğrusuydu."

Baran cevap vermedi.

Sadece ormana baktı.

Tam o sırada Güneş istemsizce ona doğru biraz yaklaştı.

İkisi de sessizce aynı manzarayı izliyordu.

Uzaktan bakan biri onları yıllardır birbirini anlayan iki insan sanırdı.

Ve aslında öyleydiler.

Balkon kapısının yanında duran Aras ise bu manzarayı sessizce izliyordu.

İçini açıklayamadığı bir his kapladı.

Güneş'in Baran'a gülümsemesi...

Onun yanında bu kadar rahat olması...

Canını sıkıyordu.

"Neden onun yanında böyle mutlu?" diye geçirdi içinden.

O sırada mutfaktan çıkan İdil'in gözleri de Baran'a takıldı.

Elindeki kupayı uzattı.

"Bunu senin için yaptım."

Baran gülümseyerek kupayı aldı.

"Teşekkür ederim."

İdil de gülümsedi ama içinden geçenleri kimse bilmiyordu.

"Keşke bana da Güneş'e baktığı gibi baksa..."

Bahçede ise bambaşka bir huzur vardı.

Gece salıncakta oturuyordu.

Eren sessizce yanına geldi.

"Yer var mı?"

Gece gülerek yana kaydı.

"Senin için her zaman."

Eren elini onun elinin üzerine koydu.

"Bugün çok düşüncelisin."

Gece gözlerini karşıdaki ormana çevirdi.

"Bilmiyorum... Sanki bugün bir şey olacak."

Eren hafifçe gülümsedi ve Gece'nin alnına kısa, sevgi dolu bir öpücük kondurdu.

"Ne olursa olsun birlikte atlatırız."

Gece başını onun omzuna yasladı.

"İyi ki varsın."

Tam o sırada villanın içinden Baran'ın sesi duyuldu.

"Herkes buraya gelsin!"

Altı arkadaş salonda toplandı.

Baran derin bir nefes aldı.

"Artık beklemek istemiyorum."

Herkes ona baktı.

"Yarın... Gölge Ormanı'na gidiyoruz."

Salonda sessizlik oldu.

Güneş'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Yıllardır sakladığı gerçeği ilk kez arkadaşlarına anlatmanın zamanı gelmişti.

"...Babam orada öldü."

Kimse tek kelime edemedi.

Ve tam o anda...

Villanın bütün ışıkları bir anda söndü.

Karanlık, evi tamamen yuttu.

Ardından ormanın içinden uzun, ince bir ıslık sesi yükseldi.

Altı arkadaş aynı anda pencereye koştu.

Ağaçların arasında, elinde eski bir fener tutan siyah bir siluet durmuştu.

Ve hiç kıpırdamadan...

Onlara bakıyordu.

İlk defa yazıyorum umarım beğenirsiniz 🤍
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.