Hanedanlık, 'boz ejderha' dojosu.
Gündüz olmasına rağmen okul bu gün açık değildi. Bütün savaşçı öğrencilere bir günün iptal olacağı haberi dün akşamdan verilmişti. Aslına bakılırsa bu biraz mutlu haber sayılır, çünkü dojo sahibi Galen'in öğretme yetenekleri bazı öğrenciler için hiç hoş değil. Belki de Galen'in konuşma tarzı onlara göre değildi.
Galen yeni demlediği çayından bir yudum alarak oturdu. Dışarısı dojodan daha aydınlıktı. Ancak dojo sanki gün batıyormuş gibi hissiyat veriyordu. Onun için sıradan günlerden biriydi. En azından sadece onun için değil.
"Demek geldin"—Galen elindeki bardağı masaya koyarak arkasını döndü. Onu orada bekleyen kişiye doğru—"Her zamanki gibi vaktinde geldin Kibo."
Kibo, Galen'in öğrencilerinden biriydi eskiden. '3 Ok'un gizli ajanı, sert ve soğukkanlı olmasıyla bilinir. Gözleri ve katanası hep keskindir. Eskiden Hanedan bir yetimdi ama şimdi Müjdecilerin eğitimini almış mükemmel bir öğrenci, esas Galen için.
"Bu benim sizinle olan son anlaşmam, Galen Usta. Bunu biliyorsunuz"—dedi Kibo soğuk bir tonla.
"Elbette biliyorum sevgili öğrenc—"
"Ben artık sizin öğrenciniz değilim."
"Ah bunu hep unutuyorum."—sinsilikle sırıttı Galen.
"Sonuncu görevimi verecekmisiniz?"—Kibo onun sinsi sırıtışını görmezden gelerek sordu. Galen aynı tonla:
"Bu kadar hızlı mı bitirmek istiyorsun?
"Ola bildiğince hızlı."
"Bu günler için özlem çekeceksin biliyorsun."
"En azından eski sözlerini tutmaya söz verip tutmayanlar olmayacak."
Bu cümle Galen'in sırıtışını kesmeye yeterliydi. Boğazını temizleyerek söze girdi.
"Pekala. Malum bu kadar erken bitirmek istiyorsun. Sana son görevini veriyorum. Bana tapınakdaki gölge küresini getir."
"NE?!"—Galen'in cümlesini duyduktan sonra Kibo dojoyu inletecek şekilde bağırdı—"S-Sen d-delirdin—"
"Hayır ben delirmedim."
"SEN DELİRMİŞSİN!"
"Kibo."
"SENİ DİNLEMEYECEĞİM! SEN NE İSTEDİĞİNİN FARKINDAMISIN?!"
"Dinle—"
"KES SESİ—"
"KİBO!"—Galen sesini yükseltti. Sonra boğazını temizleyerek:
"Dinle. Senden son bir şey istiyorum. Bana o küreyi getir. Söz veriyorum kötü bir şeyler olmayacak."
"Bunu nasıl garanti ede bilirsin?! İstediğin şey bir felaket! Onu neden bu kadar çok istiyorsun?!"
"Sadece gizli bir görev için."
"Ne?!"
"Bunu sana söyleyemem"
"Ben de bir ajanım ve bilmeye hakkım—"
"Yok Kibo."—Galen onun sözünü kesti—"Sen yalnız dediklerimi yapan birisisin. Şimdi bana o küreyi getir. Yanlış bir şeylerin çıkmasına da izin verme. Aksi takdirde bu herkesin sonu olacak. Anlaştık mı?"
"Ben—"
"Anlaştık mı?"—Galen sözünü tekrar etti. Kibonun gözlerinde ona karşı nefreti göre biliyordu.
Kibo katanasını düzeltip dojoyu terk etti. Galen derin bir oh çekti.
"Lanet kız!...."—Kendi içinden geçirdi.
"Bir şeyler söylemeyeceğine nereden güveniyorsun?"
Bir anda gelen ses Galen'i korkuttu.
"Hey! Sana şu karanlıklarda ses çıkarmamanı söylemiştim!"
"Şu an emir moduna mı geçtin? Ben senin öğrencilerin değilim. Kelimelerine dikkat et."
Karanlıktaki ses daha da ciddileşiyordu. Galen sustu.
"O kızın susacağını nereden biliyorsun?"
"Uzun yıllar ajanlık yaptı. Ağzı sapsağlamdır."
"Ya söylerse?"
"Ben öyle düşünmüyorum."
"Ancak aynı fikirde değiliz."
"Bu kadar korkak olma. Kiboyu tanırım, hiç kimseye çıt çıkarmaz. O benim bir zamanlar en iyi öğrencimdi. Ta ki şu saçma demirci Ling'e kaçana kadar."
"Tahmin edeyim. Sen onu boş hayallerle doldurana kadar."
"O bir yetim ondan ne bekliyorsun ki?!"
"Bunu sana sormak istiyorum. Şikayet ettiğin yetime bir görev veriyorsun hem de en tehlikelisini. Bu görevi ona değil sana verdiğimi hatırlıyorum Galen."
"Benim oraya gidemeyeceğimi biliyorsun! Ugh.....Hey! Oradamısın?"
Sessizlik adamın çoktan ayrıldığını belli ediyordu. Galen derinden nefes alarak oturdu.
"En fazla ne ola bilir ki?!"—diye iç geçirdi.
~~~~
Saatler sonra nihayet Kibo tapınağa vardı. Gölge enerjisini uzakta durmasına rağmen hissede biliyordu.
"S-sakin ol Kibo....Sakin ol......sakin.....ol..."—Kibo katanasını sımsıkı sarmış halde orada duruyordu. Bir adım atmaya ne bedeni, ne de zihni izin veriyordu. Tüyleri diken-diken olmuştu.
"Sadece küreyi alacağım....hiç bir şey olmayacak.....hiç bir kötü şey yaşanmayacak....."
Kibo yavaşça ileri adım attı. Her adımında bedeni daha çok titriyordu. Tehlikenin elbette farkındaydı. O kaç kez tehlikeler atlatmıştı. Ama bu tamamen farklı bir seviyeydi.
"Hadi Kibo....hadi..."—Kibo küreye yaklaştı—"Az kaldı....."
"Dur orada!"
"Ne?!—"
Bir anda bir kunai Kibonun yanağından geçti. Kibo hemen katanasını çıkararak geriye atıldı. Başını çevirdiğinde gördüğü kişi onun şaşırmasına sebep oldu.
"June? Senin burada ne işin var?!"
June, namıdeğer Hanedan İmparatorunun tek kızı, tek prensesi. Kibo'nun çocukluk arkadaşı. Vicdanıyla bilinir. Her ikisi de aynı dojoda eğitim aldılar. Ve şu an kendisi öfkeli halde Kibonun önündeydi.
"Asıl sen ne yapıyorsun?! Almak istediğin şey ne farkında değilmisin?!"
"Farkındayım sıkıcı prenses! Şimdi işime burun sokmayı bırak!"
"Sen delimisin?! Geri dur!"—June yeniden kunai'sini Kibo'ya savurdu. Kibo son anda geri çekilerek:
"June benim işime karışmayı bırak!"
"Sen kendinde değilsin Kibo! Geri çekil! Sen ne yaptığını zannediyorsun?! O küreyle işin ne?!"
"Bunu.....sana söyleyemem."
June sinirle güldü:
"Huh! Her zamanki gibisin Kibo! Her zaman böyle gizliydin!"
"En azından senin kadar sarsak kişiliğe sahip değilim, arkadaşım."—Kibonun iğneleyici tonu June'nu saldırıya geçmesine neden olmuştu. Zincirli hançerini kabzasından çıkararak Kibo'ya doğru savurdu. Kibo hızlı bir hareketle katanasını çıkardı ve saldırıdan kaçtı.
"Huh! Daha iyisini beklerdim!"—Kibo katanasını June'na doğru sallayarak.
"Sen neyin peşindesin?! Neden küreyi istiyorsun?! Delirdinmi?!"
"Bunu sana söyleyeceğimi mi sanıyorsun?"
"Arkadaş olduğumuzu sanıyordum!"
"Arkadaşımsan her şeye burnunu sokma o zaman!"—Kibo June'nu bir tekme darbesiyle yere itti—"Ve şimdi git buradan ve yoluma bi daha çıkma, arkadaşım"
"İğneleyici lafların sana bir şeyler kazandırmayacak Kibo!"
Kibo June'un sözlerine kulak vermeyerek küreye doğru yaklaştı. Ancak gölge enerjisi her saniye daha da güçlü ve kuvvetli hale geliyordu ve bu Kibo için daha da zor oluyordu.
"Lanet bir hata yapmana izin vermeyeceğim!"—June silahının zincirlerini çıkararak Kibo'ya doğru savurdu. Onu zincirleriyle yakalamayı başardı.
"Sen ne yaptığını sanıyo—"
Ancak Kibo cümlesini bitiremeden June onu küreden uzaklaştırdı.
"Neler yapacağın hakkında bir fikrin varmı?! Senin yüzünden her şey altüst olacak!"
"Benim lanet olası işlerime karışmayı bırak!"—Kibo zincirlerden kurtularak June'a bir yumruk atmaya çalıştı. İkiside yumruk yumruğa kavga ederken bilmedikleri bir şey vardı: Gölge küresi çatlamaya başlamıştı.
İkiside yumruk yumruğa bir-birilerine dalarken küre artık kırılmak üzereydi.
Sonunda June ve Kibo durdu. Yorgunluktan bedenleri hareket etmiyordu.
June yere yığıldı, ama Kibo'nun pes etme gibi bir durumu yoktu. Kılıcını aldı.
"Benim işlerime burnunu sokmayı bırakmalı—"
Bir anda beklemedikleri bir şey oldu. Gölge küresi sonunda patladı. İçindeki bütün gölge enerjisi etrafa yayılmaya başladı. Taş, toprak her yer gölge enerjisine kapılıyordu. Enerji hızla şaşkınlıkla donup kalan Kibo'nun üzerine saldırdı. Fakat Kibo daha hareket edemeden bir kişi önünde belirdi.
"JUNE HAYIR!..."



