Bora ile bakıştım anında. Çünkü anısı vardı.
"Somak?" dedim. Güldü. Baya bir güldü. Murat ciddi ciddi bakıyordu anlamadığı için.
"Ney ki o?"
Bora anlatmaya başladı. "Evde kimse yokken ne zaman acıksak Ebru marketten suşi alıp yanına çiğ makarna koya somak diye yedirirdi. Kendi kendine bir isim bile vermiş." Sadece tebessüm etti. Bora'nın burda olmasından rahatsız gibiydi. Murat'ı kolundan tutup mutfağa götürdüm.
"Senin neyin var Osmanlı padişahı?" diyerek sinirle dalga geçtim.
"Bora denen yeniçeriyi hiç gözüm tutmadı sadrazam hatun!" dedi aynı şekilde.
"Sadrazam hatun mu? Sjajjsksjsjsjs."
"Gülme. Sen kendine bak. Neyse hatunum sen içeri geç. Misafiri bekletme. Ben birşeyler hazırlıyorum. Film izleyelim. Açın televizyonu."
"Tamam birtanem." dedim ve dudaklarına sakinleştirici bir öpücük kondurup içeri geçtim. Biraz Bora ile konuştuk ve televizyonu açtık. Sırtıma bakmak istedi. Kendisi tıp okudu. Şuan staj yapıyor. Cildimdeki hasara bakmak istedi.
"Acıtırsam söyle ama."
"Tamam canım." Yanmış sırtıma baktı. İçinin acıdığını sessizliğinden anlayabiliyordum.
"Ben öpsem prens öpmüş gibi olur mu? Geçer mi acısı?" dedi saçma sapan çocukluktan kalma düşüncelerimle dalga geçerek.
"Geçer." dedim lafın gelişi. Gerçekten öpeceğini düşünmemiştim. Murat hemen yanımıza geldi ve hızlıca sırtımı kapattım.
"Napıyorsun lan? Gerizekalı. Ne hakla karımı öpüyorsun?" Ayağa kalktı Bora. Niyeyse ondan korkuyordu.
"Sen yanlış anladın." Devam edemedi. Söyleyecek şey bulamadı çünkü Murat bir tık haklıydı sanki, bir tık.
"Neyi yanlış anladım ben? Karımı öptün sen! Denyo! Defol git evimden. Bir daha seni karımın yakınlarında görmicem." Bora'yı evden gönderdi. Şaşkınlıkla onları izledim sadece. İş bana patlar diye konuşmadım ama zaten bana patlayacağı belliydi.
"Sen de izin veriyorsun. Daha ben yarana bile bakmadan..." Boğazı düğümlendi. O konuşmayınca ben konuştum.
"Doktor olmaya çalışıyor. Staj yapıyor. Bilgisi olduğu için birşeyler söyler dedim yaram hakkında ama sen hemen geldin."
"Öperek mi anlattı?"
"Of Murat, of!" dedim ve odama çıktım. Kapıyı kilitledim. Sinirle herşeyi tekmeledim. Herkesin ayrı ayrı kabahati vardı. Benim de vardı elbet ama benim hatalarım umrumda bile değil. Benden hata beklemiyorlarsa kendileri hiç doğmasın! Kapıyı tıklattı. Ses vermeyince daha sert tıklattı. Ben yine cevap vermeyince kapıyı kırdı.
"Napıyorsun, manyak?"
"Ben miyim o? Manyak etmeseydin sen de beni?" Burnundan soluyarak geldi odanın haline baktı. "Ben birisine söyliyim şuraları toplasın."
"Tamam. Şimdi çık."
"Çıkmıyorum. Sakin sakin konuşucaz."
"Bana sordun mu konuşmak istiyor musun diye? Sormadın. O zaman çık." Dudaklarıma yapışmak istedi o an. Yaptı zaten. Ama ben Ebru'yum. Bu sefer kolay kolay öpmezdi beni Murat Efendi!
Kafamı yana çevirdim ve dudağımdan öpmek yerine yanağımdan öpmesini sağladım. Pişmanlıkla dudaklarını yanağımdan ayırdı.
"Bu sefer o kadar kolay olmayacak." dedim. Boy farkını önemsemedim racon keserken bile.
"Zoru severim. Ama şimdi konuşucaz."
"Tamam." İnat etmedim. "Konuşalım. Başla."
"Ben sana orda biraz sesimi yükselttim. Haklısın, özür dilerim. Ama ben de haklıyım. Gelip bir kız benim sırtımı öpseydi emin ol kafayı yerdin." Evet arkadaşlar nokta vuruşu yapıcam şimdi.
"Kitabın arkasına niye konusunu yazarlar?"
"Ne alaka?"
"İçeriğini bilip öyle alman için. Gayet basit."
"Konuyu değiştirmeye mi çalışıyorsun?"
"Hayır. Aslında tam konumuzla ilgili birşey söyledim. Sen tıpkı arkasında içeriğini bilmememiz için konusu yazmayan kitaplar gibisin. Kapak resmin güzel, yakışıklısın. Ama için berbat. Ayarsızsın. Kelimelerin ve cümlelerin tutarsız. İnsana bıkkınlık veriyorsun okurken. O yüzden sus. Konuşma."
Kedi gibi boşluğa daldı. Ben ise evden dışarı çıktım bunu fırsat bilip. Salak salak tavırlarına dayanamam ben ya! Bir de erkek! En sevmediğim cinsiyet! İyi ki kadınım. Ohhh! Ağlayın erkekler.
Telefonum çaldı. Düşüncelerden sıyrılıp kim olduğuna baktım. Murat arıyordu. Sessize aldım. Ve telefonu cebime atıp yürümeye devam ettim. Biraz alışveriş yapıp herşeyden sıyrılmak istiyordum. Şu 1 milyonun tadını çıkarmak istiyorum. Yakınlardaki bir AVM'ye girdim. Çok severdim burayı. Neyi sevdiysem herşeyi aldım. Mücevher kutusu bile aldım. Kollarım kopacaktı ama umrumda değildi.
Son poşeti almaya yeltendiğimde başka birisinin poşeti aldığını gördüm. Kafamı o yöne doğru çevirip kim olduğunu görmeden boğazına yapışmaya kalktım ama Murat olunca yapmadım. Aksine elimdeki poşetlerin hepsini ona verdim. Yürürken bir yandan da sorguya çektim.
"Nerden buldun beni?"
"Teşkilat gibiyimdir ayıptır söylemesi." dedi sırıtarak. Ben ise ciddiliğimi korudum.
"Merak etme senin paranı harcamam ben."
"İstersen harca. Umrumda olmaz para falan."
"Kolların ağrıyor mu?" Tam cevap verecekken kendi soruma kendim cevap verdim. "Ağrısa bile umrumda değil."
Güldü. Niye bilmiyorum ama evde söylediklerime rağmen bana güldü. Alışverişimi tamamlayıp arabaya geçtik.
"Neler aldığını gösterirsin umarım evde. Merak ediyorum o kadar alışveriş yapıp kollarımı yerinden çıkaracak kadar ne aldığını."
"Odayı topladılar mı?"
"Topladılar."
"O zaman bakarsın."
"Ne bu ciddiyet. Ben sana bakınca hâlâ ciddi olamıyorum."
"O niye?"
Konuşmadı ama "Anlarsın ya..." der gibi bir bakış attı. Beni çıplak gördüğü yani kendimi ona çıplak gösterdiğim andan bahsediyor.
"Ben görmedim. O yüzden hâlâ ciddi kalabiliyorum."
"Yarın görürsün."
"Evlendiğimiz an çocuk yapacağımı sanmıyorum." Yüzü düşmedi. Aksine daha da güldü. Ani bir frenle durdu. Arkadaki trafiği görünce hızlıca sağa çekti. Sonra telaşla telefonunu çıkartıp birşeylere tıkladı ki şarjı bitti. Bıkmış bir şekilde bana bakıp elini uzattı. Anlayıp telefonu ona verdim. Kime mesaj atıcaktı ki? Veya kimi arayacaktı?
"Şifre ne?"
"Dur giriyim. Unutmuşum." dedim ve telefonu elinden alıp şifreyi girdim.
"Teşekürler." dedi ve birisine mesaj attı. Daha sonra telefonu kapatmadan bana verdi. Mesajı okudum. Yabancı bir numaraya atılmıştı.
Ebru: Anne benim. Murat. Kız arkadaşımın telefonundan yazıyorum. Şarjım bitti de. Akşam sizi tanıştırmak istiyorum. Müsaitseniz burdan cevap yaz. Şarjım dolunca haber ederim. Öpüyorum. Elif'i öp benim için.
"Bana sorsaydın keşke." dedim.
"Haber vermiştim önceden." Doğru. Ama bu gitmek istediğimi söylemezdi. Sıkıntılı bir nefes verdim. Ama daha sonra kırılmasın diye dönüp gülümsedim. Ve elimi vitesin üzerindeki eline koydum.
"Tamam. Gidelim. Ben senin ailenin tarzını bilmem. Kıyafetimi sen seç. Nasıl insanlar biraz bahset."
"Tamam güzelim. Yeter ki sen iste." Eve vardığımızda poşetleri paylaşıp yukarı taşıdık. Birazını boşaltıp yatağa serdik.
"Sence hangisi?" dedim elbiseleri gösterip.
"Tabikide hiçbiri! Annem aşırı takılır böyle kıyafetlere. Yani daha sonrasında laf edemez kıyafetine zaten ama tanışmak için daha güzel birşey bakalım."
"Tamam." dedim ve diğer poşetlerdeki kıyafetleri çıkardım.
"Buna ne dersin? Fazla mı salaş?" dedim kapşonlu ve kot pantolonu göstererek.
"Çok iyi, annem bayılır salaş kıyafete. Hatta şalvar giy. Aşık olur sana."
"Ciddi misin?" dedim annesinin beni öyle seveceği düşüncesiyle heyecanlanarak. "Ama şalvar almadım. Sen de var mı fazladan?"
Yüzüme abalak abalak baktı. "Asıl sen ciddi misin? Bende ne arasın?"
Haklıydı. Susup kapşonlu ve kot pantolonu giydim. Saçlarımı salık bırakıp hafif bir makyaj yaptım. İçimi heyecanla karışık bir stres kaplamıştı. Arabaya bindik ve titremeye başladım.
"İyi misin?"
"İyiyim. Stres yaptım biraz. Bana nasıl davranırlar sence? Kötü insanlar mı?"
"Kötü insanlar olsalar seni tanıştırmazdım." Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım.
Yarım saat sonra gideceğimiz yere vardık. Arabadan indim. Ve oturdukları eve baktım. Ev değil köşk mübarek! Karnımın ağrısını umursamadan içeri girdik. Sırtımda çok fazla derecede sancı hissetsem bile belli edemezdim. Etmeyecektim.
"Hoşgeldin oğlum." dedi annesi. Çok güler yüzlü bir kadındı. Saçları beyazlamıştı bile. Demek ki bu evde huzur vardı. Gülümseyerek uzattığı elini tuttum annesinin. Öpmeli miydim? Çok çabuk sınırları aşmış gibi mi görünürdüm? Öpmesem askerlik arkadaşım gibi mi davranmış olurdum? Murat içeri geçti. Ben de annesine eğilip "Elini öpmem mi gerekiyor şuan yoksa henüz erken mi?" diye fısıldadım.
"Yok kızım. Ne öpmesi? Yaşlı mıyım ben?" dedi gülümseyip şakaya vurarak. Sonra sarılıp yanaklarımdan öpünce aynı şeyi yaptım bende. Biz üç kere öperdik ama onlar iki kere öpüyordu. Biraz karışıklık olunca halimize gülüp içeri geçtik. Biraz olsun sakinleşmiştim. Babası çok farklıydı. Öpmem için elini uzattı. Gözüm Murat'a kaydı. Öpmemi söyleyen bir bakış atınca hemen öptüm. Annesi gelip babasının eline bir tane vurunca Murat'ın yanına otururken sessizce kıkırdadım. Murat'a baktığımda o da gülüyordu.
"Adın ne?" diye sordu babası kabaca. Yüzümü ekşitmek ile saygı arasında bir yüz ifadesine büründüm.
"Faruk düzgün konuş kızla! Kızım sen onun bu hallerine bakma. Kaba erkek rolü oynamaya çalışıyor gelinine aklınca."
"Sorun yok. Adım..." Murat'a baktım tekrar. "Adım ne benim?"
"Ebru." diye fısıldadı garipsemeden.
"Ebru." Aralarında gülüştüler. Babası yumuşadı. Annesi kızınca normal haline döndü sanırım.
"Yaşın kaç? Ne işle uğraşırsın? Ne zamandır tanışıyorsunuz anlatın bakalım."
"Yaşım 24 buçuk diyebiliriz. Mimar sayılırım. Bir aydır tanışıyoruz." Babası lafa atladı. "Sayılırım derken?"
"Mimarım aslında. Resimlerimi benim gibi mimar arkadaşlarıma en yüksek fiyatta satıyorum ama henüz bir yerde çalışmıyorum. Evde çizip dediğim gibi satıyorum."
"Ama bir gelirin var? Yani ben öyle anladım." dedi annesi.
"Var. Ama her ay değil."
"Olsun. Bir de ne zamandır beraberiz demiştin?"
"Bir ay."
"Bir ay mı? Bizim oğlan bu kadar çabuk süre de evlenmez. Büyü falan mı yaptın?" dedi şakaya vurarak. Murat konuşmamı kendi konuşmasıyla engelledi.
"Annecim ayıp oluyor. İçi de dışı da çok güzel bir kız." Elimi tuttu. "Ama damarına bastığım zaman beni birazcık dövüyor."
"Hiç dövmedim bu arada."
"Demek ki damarına basmadım."
"Hep basıyorsun." dedim ve elimi çektim. Bir saat boyunca sohbet ettik. Sonra küçük bir kız geldi yanımıza. Murat'a koşup sarıldı.
"Abi! Yaşlanmışsın!"
"Sen de büyümüşsün!" Beş sen boyunca askerlik yapınca böyle oluyor galiba. Onlar sarılırken onları istemsizce gülümseyerek seyrettim.
"Bu abla kim? Eşin mi? Yenge! Yengem! Hadi gel oyun oynayalım." Elimden tuttu. Ne diyeceğimi bilemedim. Çaresizce Murat'a baktım yine.
"Abicim, henüz eşim eğil. Yarın eşim olucak. Ama oyuncak yaşını geçti yengen."
Suratı düştü. Tereddüt ederek bir ona bir annesine bakarak konuştum.
"Eğer rahatsız olmazsanız o bizim yanımızda oyuncak oynasın. Demek ki yanında birisini istiyor."
"Olur, olur, olur!" diye heyecanla zıpladı. Annesine baktı o da. Annesi de kabul edince oyuncaklarını getirdi. Yüzü gülüyordu oyuncak oynarken. Arada bana bakıp göz kırpınca ben de kırpıyordum. Sohbete devam ederken telefonum çaldı. Yabancı numaraydı. Gözüm Murat'a kaydı. Bana bakınca telefonu sessize aldım ve "Açmam lazım. Kusura bakmayın." dedim ve ilerdeki bir odada konuşmaya başladım.
"Alo?" Kim olabilirdi? Ben sorgulamadan karşı taraf ses verdi.
"Benim." Korkuyla telefonu elimden düşürdüm. Mafya arıyordu. Telefon numaramı nasıl bulmuştu? Hapisteyken bunları nasıl yapabiliyordu? Niye aramıştı? Telefonu yerden alıp konuşmaya devam ettim.
"Merak etme, hapisteyim. Ama burda durmak istemiyorum. Şimdi derhal avukat oluyorsun ve beni burdan çıkarıyorsun."
"Sen kafayı mı yedin? Nasıl yapayım onu? Yapmayacağım. Öl orda. Piç kurusu." Kapı açıldı. Murat gelmişti. Titrediğimi gördü. Ama ses çıkarmadı.
"Murat geldi. Kapat sen telefonu. Ama lütfen beni burdan kurtar."
"İnşallah geberirsin orda." dedim ve kapattım. Murat'a bakıp "Sırası değil şimdi." dedim. Anlayışlı olup laf etmedi. Numarayı engelledim hızlıca. Ve içeri geçtik.
"Kimmiş kızım?" dedi babası.
Murat lafa girdi benim yerime. "Babacım kızı niye sorguya çekiyorsun? Kimse kim?"
"Oğlum niye kızıyorsun? Sordum sadece."
"Annem." diyerek araya girdim.
"Ne diyor?" Murat derin bir nefes verdi. "Sana ne baba?" dediği an kolumla dürtükledim. Bana baktığında bir bakış attım. Sustu. Birkaç saat daha sohbet edip çaylarımızı içtikten sonra kalktık. Elif ile vedalaşıp kapıya yöneldik. Murat arabaya doğru giderken annesi kolumdan tutup kendine çevirdi beni.
"Kızım. Mafyaya dikkat et. Ve dediklerini umursama. Ben de umursamadım ve şuan çok mutluyum. Zamanında bana da sataştı. Hâlâ yaralarımın izi mevcut. Sen sen ol herşeyini Murat'a anlat. O çözüm bulur her zaman." dedi. Ağzım açık kalmıştı. Başımla onaylayıp hızlıca arabaya bindim ben de. Kendimi toparladım.
"Mafya aramıştı değil mi?"
"Evet."
"Ne diyor?"
"Avukat olup en kısa sürede onu hapisten çıkarmamı söylüyor. Sanki iki dakika da avukat olunuyor da. Olunsa bile asla onu ordan çıkarmam."
"En iyisini yaparsın."
"Annen..."
"Ne alaka annem?"
"Annene de sataşmış zamanında. Yaraların izi duruyor dedi. Onun dediklerini yapma sakın dedi. Ben yapmadım ve mutluyum dedi. Herşeyimi sana anlatmamı, senin bir çözüm bulacağını söyledi."
"Doğru söylemiş. Mümkünse herşeyini anlat." Konuşmadan yolu bitirdik. Eve geldiğimizde saat geç olmuştu. Geç dediğim 11'di. Pijamalarımı giymek için yukarı çıktım. Kapıyı kilitledim. Bu kapı o kadar çok kırılmıştı ki Murat'ın tüm maaşı bu kapıya gidiyordu eminim ki.
"Sigaradan iki nefes içimizi döke döke ağlasak..." diyerek şarkı mırıldanmaya başladım kendi kendime. Dolabın kapağını açıp herhangi bir pijamayı aldım.
"Gururunun inadına seni bir dibine kadar anlasam..." Kapıyı tıklattı Murat. Ve arkasından seslendi.
"Niye şu kapıyı kilitliyorsun? Evde benden başkası yok."
"Zaten sen varsın diye kilitliyorum." dedim. Üzerimi tamamen giyinince aynanın karşısında saçımı düzelttim. Kapıyı açtım.
"Gelebilirsin." dedim ve o girince ben çıktım. Arkamdan geldi ve sarıldı. Saçlarımı öpüp kokladı. Ben kendimi geri çekince şaşkın şaşkın baktı bana.
"Noldu? Birşey mi yaptım ben sana?"
"Hayır. Erken. O gece yaşamaya çalıştığımız şey için de erkendi. Birbirimizi tanımıyoruz bile."
"Haklısın. Gerçekten haklısın. Ama sanki 16 yaşındaki ergenler gibi en sevdiğimiz renkleri konuşmaktan bahsetmiyor gibisin."
"Bahsetmiyorum zaten. Ama neyse. Önemli birşey değildi. Üzerini giyin, gel." dedim ve merdivenleri hızlıca inip mutfağa gittim. Bana birşeyler oluyordu. Nikah saati yaklaştıkça korkuyordum. Veya heyecanlanıyordum. Bunun ayrımını yapamıyordum bir türlü. Ellerim titreyerek bardak alırken bir anda tezgaha düştü ve kırıldı. Ordan yere düştü cam kırıkları. Başım döndü. Gözüme perde indi resmen. Sendeleyip yere düşer gibi oldum ama birisinin koluna tutundum o an. Kim olduğuna baktığımda Murat'ın telaşla yanıma geldiğini gördüm.
"İyi misin diye sormayacağım çünkü iyi değilsin. Gel, su katarım ben sana." Kucağına aldı beni. Elim başımdaydı. Bayılacak gibiydim. Beni koltuğa oturttu. Ve hızlıca su katıp getirdi. Kendisi içirdi ve bardağı sehpaya koydu. Elini alnıma koydu.
"Ateşin var. Noldu sana? 10 dakika önce çok iyiydin."
"Bilmiyorum. Bir anlık bir baş dönmesi. Ayrıca ateşim yok. Elin ıslak ve ev o kadar sıcak ki, kombiden dolayı ateşim çıkmış olabilir." dedim kıyafeti bir çekip bir bırakarak serinlemeye çalışıp.
"Gerçekten çok sıcak!" dedi ve tişörtünü fırlatıp salonun bir kenarına fırlattı. Ben de dayanamayıp pijamanın üstünün düğmesini çıkartmaya kalmıştım ki Murat ayaklandı.
"Ne yapıyorsun?"
"Üstümü çıkartıyorum."
"Bekle o zaman." dedi. Bana karışamayacağını kabullenmişti galiba. Perdeleri kapattı. Ben de hızlıca düğmeleri deliklerinden çıkartıp onun yaptığı gihi odanın bir köşesine fırlattım.
"Sen üzerine iki kat mı kıyafet giyiyorsun?"
"Ha?" dedim anlamayarak.
"Yaz aylarında kadınlar bunun gibi kıyafetler giyiyor."
"Sütyen bu gerizekalı. Kimse sadece bununla dışarı çıkmıyor."
"O zaman onların giydiği şey neydi lan?"
Derin bir nefes verdim. Gerçekten başka kadınların kıyafetini mi konuşacaktık? Sanki kendi dertlerimiz bitmiş gibi...
"Bunu mu konuşucaz?"
"Haklısın. Ne konuşalım?" Şaka mı bu? Lütfen şaka olsun? Bir salaklık gelmiş buna. Sıkıcı sıkıcı tavırlar ve salak bir insan var şuan karşımda. Acele edilmesi gereken zamanlarda yavaş yavaş hareket eden insanlara gıcık olduğum kadar gıcık olmuştum Murat'a. Dudaklarımı ıslattım. Ve yere bakıp sabır diledim.
"Kafam çok bulanık. Bin tane işim var uğraşmam gereken. Konuşacak konuyu sana sormam gerçekten saçma oldu. Kusura bakma."
"Sorun değil. Benim işime dönmem lazım."
"Ne işi?"
"Mimarım ya ben. Çalışmam lazım. Kolay birşey değil. Sana iyi geceler."
"Saçmalama. Gecenin bu saatinde ne işi?"