Parktaki atmosfer sakin görünse de, bankta oturan Haşmet Dede’nin etrafı aslında görünmez bir koruma kalkanıyla çevriliydi. Karargahın en iyi 6 ajanı, ağaçların arkasına, gazete okuyan bir adam kılığına veya spor yapan bir çift rolüne bürünerek çevreyi sarmıştı. Bir de 7. kişi vardı: Fırat (Kod Adı: İmkansız). Fırat, bir gölge gibi hareket ederdi; termal kameraların bile bazen kaçırdığı, varlığı ile yokluğu bir olan adamdı.
Nazmiye, üzerinde her zamanki mütevazı okul forması ve sırt çantasıyla parka girdi. Dışarıdan bakıldığında sıradan, orta halli bir ailenin çocuğu gibi duruyordu; kimse onun evdeki o lüks hayatını hayal bile edemezdi.
Fısıltılar ve İlk Şok
Nazmiye, Haşmet Dede’nin yanına doğru yürürken adımlarını yavaşlattı. Kendi kendine fısıldadı ama sesi Haşmet’in yakasındaki hassas mikrofona ve kulaklıklı ajanlara ulaştı:
"Şu gazete okuyan abi neden bana dik dik bakıyor acaba? Birine mi benzetti ki?"
Gazete okuyan ajan (Yavuz) yerinde donup kaldı. Telsizden diğerlerine fısıldadı: "İnanmıyorum... Beni nasıl fark etti? Gazetenin arkasındayım!"
Nazmiye birkaç adım daha attı, Haşmet Dede’nin yanına oturdu ama hala düşünceleri sesli dışarı çıkıyordu: "Şu karşıdaki abla da... Koşuyor gibi yapıyor ama gözü sürekli buralarda. Garip..."
Koşan kadın ajan (Ebru) kulaklıktan duyduklarıyla sendeleyerek neredeyse düşüyordu. Karargah merkezinde ekran başındakiler gülmeye başladı: "Komutanım, kız 12 yaşında ama radar gibi! 6 kişiyi de tek tek saydı!"
İmkansız’ın Sonu: Fırat’ın Şoku
Ajanlar telsizden birbirleriyle dalga geçiyorlardı: "Oğlum, 12 yaşındaki kız sizi kabak gibi buldu, emekli olun siz!" diye gülüşürken, Nazmiye aniden başını hafifçe yana eğdi. Gözleri, parkın en ıssız köşesindeki, yoğun yapraklı yaşlı bir ağacın tepesine dikildi.
Nazmiye, Haşmet Dede’ye dönüp masumca sordu:
"Dede, şu ağacın tepesindeki abi neden hiç hareket etmeden bize bakıyor? Kuş mu gözetliyor acaba? Orada öylece durmak çok zor olmalı, düşecek diye korkuyorum."
Telsizden gelen gülme sesleri bir anda kesildi. Karargah merkezinden operatörün sesi duyuldu:
"Fırat? Fırat, duyuyor musun? Kız seni gördü... İmkansız, cevap ver!"
Fırat’tan ses yoktu. Karargahın en "görünmez" adamı, hayatında ilk kez deşifre olmuştu. Hem de profesyonel bir ajan tarafından değil, elinde elma olan ortaokullu bir kız tarafından.
"Fırat! Fırat! Ses ver!"
Operatörün sesi yükseliyordu ama Fırat kitlenmiş kalmıştı. Ağacın dalları arasında, kamuflajı içinde bir heykel gibi donmuştu. Nazmiye’nin o ela gözleri tam olarak onun olduğu noktaya bakıyordu.
Dahice Bir Tespit
Haşmet Dede, yanındaki bu küçük mucizeye hayretle baktı. "Hangi ağaç evladım? Ben bir şey görmüyorum," diyerek onu denedi.
Nazmiye parmağıyla işaret etmedi (çünkü narin ve kibar bir kızdı), sadece gözleriyle gösterdi. "Şu en büyük meşe ağacı dede. Yaprakların arasındaki gölge... Rüzgar esiyor ama o gölge hiç kımıldamıyor. Doğaya aykırı, o yüzden fark ettim."
Karargah merkezinde operatör masaya vurdu: "Analize bak! 'Doğaya aykırı' dedi! 12 yaşında bir çocuk rüzgarın yaprak üzerindeki etkisinden adamımızı buldu!"
Fırat hala telsizden gelen çağrılara cevap vermiyordu. O "İmkansız" lakaplı efsanevi ajan, küçük bir kızın gözlem yeteneği karşısında ilk defa "yakalanmanın" şokuyla tamamen kilitlenmişti.
Haşmet Dede, içindeki heyecanı bastırarak gülümsedi. "Sen çok dikkatli bir çocuksun Nazmiye. Peki, korkmuyor musun?"
Nazmiye omuz silkti, dikişli kolunu hafifçe düzeltti. "Neden korkayım ki dede? Sizin yanınızdayım, güvendeyim."
Haşmet, karşısındaki bu dehayı artık sadece bir "tesadüf" olarak göremiyordu. Bu çocuk, doğuştan bir ajandı. Hem de en tehlikelisinden; çünkü kimse onun o tatlı gülüşünün arkasındaki keskin zekayı fark edemiyordu.
• Nasıl olmuş güzel mı söyler misin?