İçeriğe geç

GÖLGE

Bölüm 1 · 7 dk okuma

GÖLGE

Bölüm 1

Karanlık

Gözlerin gibi mavi, tenin kadar beyaz olsun geleceğin derlerdi sürekli.

Tabi küçükken pek de anlamazdım söylenen sözleri, boş bir cümle gibi gelirdi kulağıma.

Ancak büyüdükçe anlamıştım pek çok şeyi.

Beni gören teyzeler sürekli dua ederlerdi arkamdan, tenin kadar beyaz olsun geleceğin, gözlerinin maviliği gibi temiz olsun yüreğin.

Olmamıştı.

Kapkaranlık bir hayatın baş rolüydüm.

Karanlıktan korkan bir kızı karanlığa bırakmak ne kadar doğruydu?

Henüz küçücük bir bebekken bir çöp konteynırının yanına gecenin zifiri karanlığında terk edilmiştim.

Küçücük bir bebek hak eder miydi bunu?

18 inci yaşıma girdiğim zaman kaldığım devlet yetiştirme yurdundan çıkmak zorunda kalmıştım. Çıktığım gün başladım annemi aramaya, yaşayıp yaşamadığını bilmeden hem de.

Bulamamıştım.

benim hayatım hep onu aramakla geçmişti, bir ip ucu bulmaya hatta onu uzaktan olsun bile görmeye razıydım.

-ding dong-

Kulağıma ilişen kapı sesiyle hayatım gibi karanlığa gömülü olan düşüncelerimi bir kenara atarak uzandığım yatağımdan kalktım ve kapıya doğru yürümeye başladım.

2+1 evde kapıya ulaşmak pek de zamanımı almamıştı.

Kapıyı açtığım gibi onun o meymenetsiz suratıyla karşılaşmıştım.

"Sabah sabah rahatsız etmek istemezdim ama aidatı ne zaman vermeyi düşünüyorsun simgecim?"

Bu binamızın kapıcısı Onur abiydi ve binadakilerin kendisini sevdiğini pek söyleyemezdim. Bende sevmiyordum şahsen.

"Bir şey soracağım onur abi."

"iyi sor bakalım" Kollarımı birbirine dolayarak sırtımı yapıya yasladım.

"Şu sıçtığımın bok götüren binasına her ay 150 TL aidat veriyoruz ama binada hiç bir gelişme göremiyoruz, neden?"

Suratının rengi sarıya dönmeye başlamıştı. Tabi ki de paraları onun yediğini adım kadar iyi biliyordum. Bunu bilmeme rağmen bir de para mı verecektim.

Alsa!

"Ah simgecim o paralar binanın neyine yetsin anca temizlikçi çağırabiliyoruz."

Gözlerim binanın dört bir köşesinde dolandı, örümcek ağları, öbek, öbek birikmiş tozlar dışarıdan gelmiş yaprak parçaları...

"Çağırdın temizlikçi kör sanırım."

Karşımda yalan sıralamaktan sorulmuş ve anlında ki terleri eliyle silen bir adam vardı.

"Neyse simgecim benim bugün çok işim var gelirim yine"

Bir şey demeyerek kapıyı anında yüzüne kapattığımda kapının deliğinde mala dönmüş suratını izleyerek küçük bir kahkaha attım.

Böyle dolandırıcılara 1 kuruş bile vermezdim. Anca yemek yiyip kendime bir kaç parça bir şeyler alabiliyordum.

Kendimi mini olan mutfağıma atıp orta boyutta bir ekmek arası yaptım ve üniversite için aldığım bilgisayarımdan bir şeyler açıp izlemeye başladım.

Hemşirelik okuyordum ve son sınıf öğrencisiydim. Ayrıca son sınıf olduğum için staj da yapıyor paramı oradan kazanıyordum. Bir an önce okulu bitirsem iyi olacaktı kadrolu hemşireler benim kazandığım paranın 2 katını kazanıyorlardı.

Yan tarafta duran telefonumdan saate bakarak dersime kadar kaldığına baktım yaklaşık 1 buçuk saat sonra çıksam bile hayli hayli yetişiyordum. Bu yüzden rahat bir şekilde arkama yaslandım ve yaptığım emek arasından bir ısırık daha aldım.

-YAZARIN ANLATIMIYLA-

Ocak ayının son günlerinde hava oldukça yağışlı geçiyordu ancak bu durum onu ve motorunu durdurmamıştı.

Her havaya her bir olumsuzluğa rağmen o yine de pes etmezdi.

Yine yağmurun bol olduğu bir gün motoruna atlayarak çağrıldığı adrese doğru sürmeye başladı. Şu sıralar paraya ihtiyacı olduğu için ne iş olsa yapar kim olursa olsun öldürürdü.

Kiralık bir katilin işi buydu çünkü.

Hız yapmayı severdi motoru onun tek dostu ve suç ortağıydı. Motoruna sabitlediği telefondan gideceği yere ne kadar olduğuna baktı.

Varmıştı bile.

Motorundan inerek anahtarı cebine koydu ve büyük olan müstakil eve doğru yürümeye başladı. Evin neredeyse her yerine korumalar dikiliyordu.

O kaskını hiç bir zaman çıkarmaz ve konuşmazdı, sadece söyleneni dinler ve uygulardı. O yüzden yakalanmamıştı şuana kadar. Çünkü ne tipini gören vardı ne de sesini duyan.

Evden içeri girdiğinde çalışma odası olduğu tahmin ettiği bir odaya yönlendirildi. İçeri girdiğinde deri bir sandalye de oturmuş ahşap çalışma masasında bilgisayarıyla ilgilenen orta cüsseli bir adamla karşılaştı.

Adam onu görünce gülümseyerek yerinden kalktı ve elini uzattı. Elinin sıkılmadığı fark edince de bozuntuya vermeden konuşmaya devam etti.

"Para burada." Deri bir çanta çıkardığında kilidini açtı ve içinde ki paraları gösterdi.

"Öldüreceğin kişi de burada."

Adam çekmeceden bir dosya çıkararak ona uzattı. Öldüreceği kişi genç bir kızdı.

Oldukça güzel bir kız.

"Zamanın var onu yavaş yavaş bitir."

Bu hıyar herife bu kız ne yapmış olabilirdi ki?

Bunları boş vererek adama kafasını salladı ve para dolu çantayı olarak oradan uzaklaştı.

Onu öldürmesi çok kolay olacaktı bunu biliyordu. Belki de eğlence çıkmıştı kendine.

Parayı almıştı nasıl olsa bundan sonra yapacağı şeylere kurduğu planlara kimse karışamazdı.

Karışırsa öleceğini bilmesi gerekirdi.

Yağan yağmur dinmeye yüz tutmuş bir kaç damla bırakıyordu gökyüzüne. Bunu fırsat bildi ve sonuna kadar bastı gaza kaybedeceği hiç bir şey yoktu, arkasından üzülecek kimsesi de yoktu. O bunu hiç bir zaman dert etmedi alışmıştı tek tabanca olmaya. Mermileri dolu tehlikeye her daim hazır bir tabanca.

-SİMGE DEN-

Üniversitenin sağlık fakültesi bölümüne doğru yol alırken arkadaşım olmaması pek de umurumda olmuyordu. Tek bir arkadaşım vardı o da staj gördüğüm hastane de ki staj için gelen öğrencilerden biriydi.

Fakülte binasına girdiğimde dersimin başlamasına 5 dakika gibi az bir süre kalmıştı bu zaman da sınıfa doğru yürümeye başlamıştım. Bugün hastanede gece mesaisinde çalışacaktım. Normalde staj gören öğrenciler gece mesailerine pek kalmazlardı ancak ben rica üzerine bunu kabul etmiştim. Pek uyuyamayan biri olarak evde oturacağıma burada takılmak daha cazip gelmişti.

Kapı açılıp hocamız derse girdiğinde bütün odak noktamı derse vermiştim. Bize ders veren kişiler prof. veya doçent doktorlar oluyorlardı. Doktor olmak da isterdim ancak tıp fakültesi puanı o kadar çok yüksekti ki bu biraz yapılması zor bir puan oluyordu.

Tyt de 355 puan yaparak sıradan bir sağlık fakültesini kazanabilmiştim. Şükür ki.

Alında hayalimde hep güzel sanatlar fakültesinde oyunculuk okumak vardı. Ancak paraya hemen ihtiyacım olduğu için hemşirelik bölümünü seçmiştim, hastane ortamlarını ne kokusunu severdim. Tabi sadece çalışmaya gittiğimde.

Bir an önce üniversiteyi bitirip çalışarak kendime ya motor ya da araba almak istiyordum. Her gün otobüsle gelip gitmek artık çekilmez olmaktan çıkmış başka tarifi zor boyutlara ulaşmıştı.

Hoca dersi büyük tahta da anlatmaya devam ederken dikkatli dinleyen kişiler olarak çok az öğrenci bulunuyordu. Madem okuyasınız yok boş yere yer kaplamayın diye bağırmak geliyordu içimden ki bir kaç kere yapmıştım. Tabi ki hoca yokken.

O yüzden pek de sevildiğim söylenemezdi.

-------------------------------------------------------------------------------------------

Derslerim tamamen bittiğinde ve fakülte de işim kalmadığında direkt olarak staj gördüğüm hastanenin yolunu tutmuştum. Yürüyerek gidecektim ki zaten çok da uzak değildi.

Kare şekilleri olan kaldırımda yürürken bir yandan da etrafta bulunan mağazalara göz gezdiriyordum. Bir oyuncak yerinde küçük bir kız çocuğu annesine yalvar yakar oyuncak aldırmaya çalışıyordu. Küçük bir tebessüm oluştu dudaklarımda ve çok da uzun durmadan gerisin geri silindi. Bunları yaşayamamış annemi bir kez dahi olsa görememiş olmak o kadar zor bir histi ki kalbime büyük bir öküz oturuyordu her seferinde ve kalkmak bilmiyordu.

Merak ediyordum, belki bir kez dahi olsa acaba sokakta yürürken hiç yanımdan geçmiş midir?

Ya da yol tarifi sorarken bir kez olsun konuşmuş muyuzdur?

Bu düşüncem bir umuttu sadece, karanlık bir umut.

Hastaneye geldiğimde soyunma odasına gittim ve benim için verilen hemşire kıyafetlerini giyerek çantamı dolaba kilitledim ve Acile doğru yürümeye başladım. Şuan saat 20:36 idi ve duyduğuma göre acil geceleri oldukça yoğun oluyordu.

Bu gece hiç sıkılmayacağım kesindi.

Acile geldiğimde bir kaç yatak harici her yer boştu. Gelen kişilere ya serum bağlıydı ya da hava veriyorlardı.

İnsanlar sağlığına hiç de dikkat etmiyorlardı. Canlarının değerini umursamıyorlardı.

"Hoş geldin simge." Burada çalışan bütün hemşireler kafa dengi ve fazlasıyla iyi insanlardı.

"Hoş buldum Sinan abi"

Acilde nöbet yapacak 4 hemşire vardı. Sinan abi, Ceyda abla, Fırat abi ve ben. Hepsi benden büyük oldukları için abi veya abla diye sesleniyordum.

Bana göre saygı her şeydi.

Saat gece yarısına geldiğinde acil bir anda fazlasıyla dolmaya başlamıştı hatta yatak bile yetmiyordu. Kiminin kolu kırılmıştı kimi zehirlenmişti kimileri ise astım atağı geçirerek buraya gelmişti.

Çeşit çeşit insan bulunuyordu.

"Sinem!"

Ceyda ablanın bana seslenmesiyle önümde ki hastaya serum taktıktan sonra hızlı adımlara yanına gittim.

"Sinem katater çok az kaldı al bu anahtarı otoparkta tıbbi malzeme aracı var orda katater dolu poşetler var bir kaç tane getirir misin?"

Elinde ki anahtarı alarak onu onayladım ve otoparka doğru inmeye başladım. Bu gidişle bugün acilde hiç bir tıbbi malzeme kalmayacak ve getirmem istenecekti.

Seve seve yapardım.

Asansörden indikten sonra etrafta arabayı aramaya başladım burası doktorların arabalarıyla doluydu. Elimde ki anahtara baktım ve çıkan ses ile arabanın arka tarafta kaldığını gördüm hızlı bir şekilde koşarak arabadan 5 adet poşet dolusu katater aldım ve arabayı kilitleyerek koşturmaya başladım.

Önümü görmeden rast gele yere bakarak koşuyordum. Otopark o kadar büyüktü ki insanı yoruyordu.

Koşmaya devam ediyordum ki sert bir şeye çarpmamla elimde ki kataterlerle beraber yeri boylamıştım.

Çarptığım şeye baktığımda önümde dikilen birisini görmüştüm bir şey demeyerek yerdekileri topladım ve gidiyordum ki kolumdan tutulmamla adımlarım durdu. Çarptığım kişiydi beni tutan. Yüzüne baktığımda motorcu kaskıyla karşılaştım.

Öylece birbirimize baktık.

Diğer elinde tuttuğu bıçağın varlığından bihaber hem de...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.