Merhabaaa :))
Bu kitap kafamda dönüp duran insanların bir araya gelip kendilerine birer hayat birer karakter oluşturmalarıyla başladı.Onlar kafamın içinde durmak yerine görünmek istediler.Bende onları görünür kıldım...
Umarım sizlerde onları benim onları sevdiğim gibi seversiniz.
Keyifli okumalarrr...¿?
●
●
●
●
"Acıyı sevmek olur mu?"
Gözlerimi açtığımda karşımda telaşlı gözlerle bana bakan annemi ve babamı gördüm.Annemin gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.Babamsa her zaman olduğu gibi yine görevini üstlenmişti.Dimdik durarak anneme destek oluyordu.O kadar halsizdim ki,o kadar bitmiştim ki ağzımdan tek bir kelime bile zar zor çıkmıştı o an.
“Anne.”
“Kızım.” dedi annem buruk gülümsemesinin altından.Sonra devam etti.
“Yorma kendini biz buradayız sakın korkma.”
“SAKIN KORKMA.”
“SAKIN KORKMA.”
“SAKIN KORKMA.”
Annemin son cümlesi beynimde yankılanırken gözlerimi ağır ağır kapattım.Gözlerim uykuya teslim olmak için can atarken beynimse gözlerime savaş açmış gibi susmuyordu.
“Kemal.” dedi annem sesi güçlükle çıkarken.Derin bir nefes aldı.
“Canı...”
“Canı çok acımış mıdır?” dedi.
Kelimeler öyle zar zor çıkmıştı ki ağzından annemi çok sık böyle görürdüm ama ilk kez pes ediyor gibiydi.İlk kez elinden hiç bir şey gelmiyordu ikisininde...
“Yeni bir okul bakacağım hemen.”
“Bu kaçıncı okul kemal?”
“Bu kızımın vücudundaki kaçıncı yara-”
“Canan lütfen.” dedi babam annemin sözünü keserek.
”Elimden hiç bir şey gelmiyor işte.”
Babam haklıydı.Beni korumak için daha ne yapabilirlerdi ki? Kaç tane okul,kaç tane psikolog,kaç tane şehir,kaç tane insan değiştirecektik daha...
Doğduğum an lanetlenmiştim ben.Bir insan düşünün ki ne sıcağı hissediyor ne soğuğu.Bir insan düşünün ki serçe ayak parmağını komodine vurduğunda ki o küçücük acıyı bie hissedemiyor...
Bir insan düşünün ki vücudu delik deşik yara izleriyle dolu,insanlar acı çeksin,ağlasın diye bir deney faresi gibi üzerinde istediklerini deniyor.
Bir insan değil bir ucube düşünün insanların ona böyle seslendiği...
İçeri giren doktorun sesiyle beraber düşünceler kafamın içinden yok olup gitti.Bu sefer doktorun söyleyeceklerini dinlemeye başladım.
“Merhaba.” sesi oldukça yumuşak çıkmıştı.
“Sedef Serter ben denizin doktoru"
"Deniz uyurken gelin şöyle oturun biraz konuşalım sizinle”
Ne annemden ne babamdan ses çıkıyordu.Doktoru ikiletmemiş olacaklar ki kısa süre sonra sandalye çekme sesleri odada yankılandı.Kısa bir sessizlikten sonra ilk konuşan yine doktorum oldu.
“Buraya getirildiğinde aşırı bitkindi.Sırtında,kollarında morluklar tespit ettik.Kolunda camla yapıldığını düşündüğüm ufak tefek kesikler vardı”
Derin bir nefes aldı doktor.
“Vücudunda eski olduğunu düşündüğüm yara izleri de gözlemledim.Daha önce de benzer şeyler oldu mu?”
“Oldu” bamanın sesi titredi konuşurken.
“Bakın sizleri çok iyi anlıyorum ama biraz daha dikkat etmelisiniz.Biliyorsunuz ki deniz CIPA hastalığı olan genç bir kız acının ne olduğu hakkında hiç bir fikri yok.Deniz kendine yapılan şeylerin acı ya da bir işkence olduğunun bile farkında değil.Çünkü bu duygular ona çok yabancı...”
“Ona çok yabancı” yabancı olan neydi ki bana...Ağlamak mı?
Ya da vücudumu saran bu yaralar mıydı bana yabancı olan.En çok benim hissetmem gerekmiyor muydu oysa ki,en çok benim nefessizce ağlamam gerekmiyor muydu?
Herkes acı çekmek zorunda mıydı mesela?
Herkesin çekmem için her şeyi yaptığı bu acı neydi ki?
Nasıl bir şeydi?
Hiç yemediğin ama delice merak ettiğin o meyve gibiydi acı benim için.Çekmek için delice merak ettiğim adından başka onunla ilgili hiç bir şey bilmediğim bu duygu da neydi?
Mesela yere düşünce acı çekmiş mi oluyordum?
Ya da annem ağlayınca acı mı çekiyordu?
Tüm bunları yaşamak için her şeyimi verirdim aslında.
Acıyı sevmek olur muydu?
Sanırım ben acıyı seviyordum.İnsan daha önce tatmadığı duyguları da sevebilirmiş.Belki bir gün ben de acı çekebilirdim.Belki bende o zaman normal biri olurdum.
Gözlerim sonunda galip gelmişti beynime bu sefer uyku tüm bedenimi sarıyordu işte...
●
●
●
Umarım 1. Bölümü sıkılmadan ve beğenerek okumuşsunuzdur...
Bir sonraki bölüme kadar kendinize çok çokk iyi bakınn. ¿?