İçeriğe geç

GOLDEN IKSUARPOK

Bölüm 4 · 16 dk okuma

GOLDEN IKSUARPOK

Bölüm 4

4. Bölüm

Oradan oraya savruldum,

Gecenin dolunayında.

Sense izledin beni gülerek,

Gecenin karanlığında.

Ne sen durdurdun, ne ben durdum...

Atlı araba, Braun Malikanesi'nin büyük demir kapılarından geçerken içimdeki gerginlik iyice artmıştı. Kapının her iki yanında duran muhafızlar, arabanın içindekilere kısa bir bakış attıktan sonra saygıyla eğildiler. Ciel, heyecanını gizleyemeyerek bana dönüp, "Bak, Eleta! Ne kadar ihtişamlı, değil mi?" diye sordu. Hafifçe başımı salladım, ama gözlerim dışarıdaki manzaraya kilitlenmişti.

Büyük bahçeler, düzenli çiçek tarhları ve ihtişamlı heykellerle donatılmıştı. Malikaneye yaklaştıkça, içerideki ışıklar daha da belirginleşiyor ve yankılanan müzik sesleri kulağıma ulaşıyordu.

Araba nihayet durduğunda, Ciel hızla inmek için hazırlık yaptı. Nişanlısı Bay Leroy ona yardım ederken, ben de derin bir nefes aldım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Uşaklardan biri kapıyı açıp elini uzattığında, zarif bir şekilde arabadan indim. Etrafımdaki kalabalık, birbirinden şık elbiseler ve justaucorps (Bu kıyafet, uzun, diz hizasına kadar inen, genellikle işlemeli ve süslü bir ceketti) ve altlarında culottes adı verilen diz boyu pantolonlar ve uzun çoraplar giyilmiş bir şekilde dolaşan insanlarla doluydu. Herkesin üzerinde bir asalet, bir kibir vardı. Yıldızlar bile bu ihtişamlı insanlara ayak uydururmuşçasına parıl parıl parlıyordu. Bu atmosfer beni daha da huzursuz etmişti, ama içimdeki bir ses, "Başını dik tut," diyerek beni cesaretlendirdi. Sonuçta buna mecburdum. Buraya kadar gelmiştim artık ne olacaksa olsun...

Ciel, koluma girerek beni girişe doğru yönlendirdi. "Hadi, Eleta. Bu gece senin gecen olacak!" dedi neşeyle. Büyük giriş kapısına vardığımızda, bizi içeri buyur eden bir görevli, isimlerimizi sorarak içeriye anons etti. " Bay ve Bayan Leroy ve Bayan Sculpture!" Kalabalık, anons edilen isimlere dönüp kısa bir süre baktı. Ciel’in yüzündeki özgüvenli gülümseme, benim üzerimdeki tüm bakışların ağırlığını hafifletmeye çalışıyordu.

Salonun içine adım attığımızda, ihtişam beni adeta büyülemişti. Yüksek tavanlar, kristal avizeler, altın varaklı duvar süslemeleri ve her köşede duran çiçek aranjmanları... Salonun ortasında, dans eden çiftler müziğin ritmine uyum sağlamış bir şekilde süzülüyordu. Canlı müzik adeta herkesi dans etmeye davet ediyordu. Ciel, beni kalabalığın arasına çekerek, "Seni birkaç kişiyle tanıştırmam gerek," dedi ve hemen birkaç soylu aileye doğru yöneldi. Tanışmalar sırasında, üzerime çevrilen bakışları hissedebiliyordum. İnsanlar, Ciel’in yanında duran bu yabancı kadını merakla inceliyordu. Bazıları gülümsüyor, bazılarıysa mesafeli bir tavır sergiliyordu. Ciel, her zamanki enerjik haliyle beni tanıtırken, ben de elimden geldiğince nazik ve sakin bir şekilde karşılık veriyordum. Ancak, kalabalığın arasında bir çift gözün beni izlediğini hissettim. Başımı hafifçe çevirdiğimde, gözüm Aleron'u aradı. Biraz etrafı kontrol ettikten sonra Uzun şekilli bir kolonun orda ellerinde içkileriyle birbiri ile konuşurken Aleron, sarışın güzel kadın ve o yabancı adam vardı. Gözüm Aleron’un yanındaki uzun boylu adama istemsizce gitti. Bana bakıyordu, bende ona bakmıştım. O da beni fark etmişti. Bakışlarımız kısa bir an için kesişti. Gözlerindeki ifade, beni bir anlığına duraklattı. Şaşkınlık mıydı? Yoksa başka bir şey mi? Emin olamıyordum. Ruhumu görür gibi bakıyordu. Gözleri avizedeki kristallerin saçtığı parlaklıkla ışıl ışıl parlıyordu. Durduğum yerden onu daha ayrıntılı görebiliyordum. Siyah saçları vardı, yüzü temizdi, bakışları keskin ve çarpıcı, burnu ve dudakları düzgündü, boyu uzun, biraz yapılıydı. Belliydi, o bir asildi. Bir heykel gibi görünüyordu adeta. Üstündeki kıyafettin ceketinde İngiltere arması vardı. Milliyetçi bir tip gibi görünüyordu. Bana attığı bakışları sanki bir şeyler anlatmak ister gibiydi. O adamın bakışları altında kendimi çaresiz hissetmiştim. Gözlerimi kaçırıp Aleron'a baktım. Beni henüz fark etmemişti bile. O günkü gördüğüm kadınla konuşuyorlardı. Eğleniyor gibi görünüyorlardı. Onun için sevinmiştim. Elimdeki kadehten küçük bir yudum aldım. Gözlerim doldu. En azından o mutlu olabiliyordu. Peki beni üzen neydi böyle? Tekrar kafamı kaldırdım Aleron'a baktım. Uzun boylu adam Aleron'a baktığımı fark ettiğinde o da bir kaç saniyeliğine Aleron'a döndü ve sonra tekrar bana baktı. Gözlerimi kaçırdım. Yere baktım. Kıyafetimi incelemeye başladım. Gözlerim yere baksa da kafam doluydu. Ne şarkıyı duyabiliyor ne de insan görebiliyordum. Sonra Ciel, bir şeyler söyleyerek beni gerçekliğe geri çekti. "Eleta, iyi misin? Biraz solgun görünüyorsun." dedi endişeyle. Hızla toparlanıp hafifçe gülümsedim. "Hayır, iyiyim. Sadece biraz kalabalık..." dedim. Ciel, anlayışla başını salladı. "Tamam, o zaman biraz hava almak ister misin? Bahçeye çıkabiliriz." Başımı sallayarak kabul ettim. Kalabalığın arasından geçerek büyük cam kapılardan dışarı çıktık.

Bahçeye adım attığımızda, serin hava yüzüme çarptı ve biraz rahatladım. Ciel, bir süre yanımda durduktan sonra nişanlısının yanına gitmek için izin istedi. "Birazdan dönerim, tamam mı? Kendine dikkat et, bir yere kaybolma." dedi ve içeri döndü. Bahçede yalnız kalmıştım. Etraf sessizdi, sadece uzaktan gelen müzik ve hafif rüzgarın hışırtısı duyuluyordu. Ay pasparlaktı... Dolunay vardı. Ne güzeldi, derin bir tutkuyla geceyi aydınlatıyordu. Gökyüzüyle tatlı bir harmoni içerisindeydi. Derin bir nefes alarak etrafı incelemeye başladım. Çiçek tarhlarının arasındaki taş yollar, ay ışığının altında parlıyordu. Heykellerin gölgeleri bahçeye mistik bir hava katıyordu. Bir süre yürüyerek sakinleşmeye çalıştım, ama içimdeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Yürüdükçe bahçede ekilmiş beyaz zambaklar vardı. Dizlerimi kırdım ve hafifçe onlara doğru eğildim. Gecenin bu karanlığında ne güzel kokuyorlardı. Aklıma Aleron'un kadına verdiği beyaz zambak gelip duruyordu. Beyaz zambağın taç yapraklarını şefkatle okşadım... Bu karanlık bahçede ben, ay ışığı ve bu güzel çiçekler vardı. Gülümsedim hafifçe.

Birden arkamdan gelen ayak seslerini duydum. Hafif, temkinli adımlar... Hemen olmasa da yavaş yavaş ayağa kalkıp arkamı döndüm. Bahçenin loş ışığında, az önce içeride gördüğüm o uzun boylu adamın bana doğru geldiğini fark ettim. Siyah saçları ay ışığında hafifçe parlıyordu. Yaklaştıkça yüzündeki ifadeyi daha net görebiliyordum; sakin ama bir o kadar da meraklı görünüyordu. Soğuk görünen yüz ifadesi parıldayan gözleriyle yerini nezakete bırakmıştı.

"Affedersiniz," dedi, derin ve tok bir sesle. Suratına baktığımda, hafif ağzı açıldı gözleri parıldıyordu. Bana oldukça yumuşak bakıyordu. Gözleriyle beni seviyordu sanki. Bu bakışlar şaşırmama sebebiyet veriyordu. Sakince konuşmaya devam etti:

"Buralı mısınız?" Elbisemi düzelttim ve konuşmaya başladım.

"Anlamadım?" Sözüm biter bitmez devam etti:

"Buralı mısınız? Yani Pariste mi yaşıyorsunuz?"

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Bu kadar doğrudan bir soruyla karşılaşmayı beklemiyordum. "Evet." dedim telkinli bir ses tonuyla. Bana bakmaya devam etti sonra eldivenlerini çıkardı ve ellerine aldı. Bir şeyler demek isteyip diyemiyor gibi bir tavrı vardı ama duruşu dimdik boyun eğmek istemez gibi bir de soğukluğu vardı.

"İyi misiniz?" dedi tekrar derin bir sesle "Evet, teşekkür ederim." dedim hafif bir gülümsemeyle. "Sadece biraz hava almak istedim." gökyüzüne bakıp konuşmaya devam ettim. "Bazen kalabalık yorucu oluyor..." Adam, başını hafifçe eğerek anlayışla kafa salladı. "Sanırım sizin de buraya pek alışık olmadığınız aşikar." dedi. Gülümsedim. Hiç gülmüyordu, garibime gitmişti. Benim buraya ait olmadığımı mı düşünüyordu ya da benim burada olmamdan rahatsız mıydı? Ama bana bakışları hiç öyle görünmüyordu. Buraya pek alışık olmadığımı söyleyen sözleri üzerine, bir an duraksadım. Yabancı birinin beni bu kadar kısa sürede çözümlemesi garip ama aynı zamanda etkileyiciydi. "Evet," dedim dürüstçe.

"Bu tür ortamlara pek aşina değilim." devam ettim:

"Peki ya siz Bay?" sözüme devam etmeden beni tamamladı:

"William. William Harrison." Önünde eğildim. " Bayan Sculpture, Eleta Sculpture." diye o sormadan cevap verdim. Nezaketen gülümserken adamın hala buz gibi duran suratına bakarak:

"Bay William siz hiç gülmez misiniz?" dedim küstahça. Bunu dediğim an yanlış bir şey söyledim düşüncesine takıldım ama istifimi bozmamaya çalıştım. "Hayır Bayan Sculpture" dedi gözlerimin içine bakarak. "Sadece sevdiğim insanların yanında gülerim." diye ekleyince. Lafımı hemen ortaya koydum.

"Gülmeden insan hayattan zevk alır mı Bay William Harrison?" Bir an duraksadı. Bende ki asiliği fark etmiş olacak ki şaşkınlıktan durmak zorunda kaldı. "Hep böyle hazır cevap mısınız leydim?" dedi bana bakarak. "Bazen." diye cevap verdim. uzun süre sessiz kaldık. Bana bakmaya devam etti, bende o dışında başka her yere. Zambaklara bakarak:

"Siz de içerideki kalabalıktan mı kaçtınız Bay William?" dedim sakin bir ses tonuyla. Bay Harrison hafifçe başını salladı. "Belki de," dedi. "Ama asıl sebep, sizin gibi bir yabancıyı merak etmek oldu Bayan Eleta." dedi bana bakmaya devam ederek.

"Her merak ettiğinize bakıyor musunuz Lordum?" dediğim de duraksadı. Ona bakınca bir adım geriye attı. Sonra cebinden zambak desenli bir arma çıkardı. Bu geçen gün ceketimden kopan armaydı.

"Bunu düşürmüşsünüz." dedi yumuşak bir sesle. Avcunun içine koyarak bana uzattı. Yavaşça elinden aldım. Eli elime değerken buz gibi olduğunu hissettim. Gece kadar soğuk, ay kadar asil ve yıldızlar kadar ışıltılıydı. Ben armayı alınca elini aşağıya indirdi. Armaya baktım. "Teşekkür ederim Bay William." dedim içten bir ses tonuyla. Önümde eğildi "İyi eğlenceler Bayan Sculpture" dedi ve ilerlemeye başladı. İçeri girerken dokunduğum eline bakarak girdiğini fark ettim. İçimden, "Acaba bu soylu bey ona dokunduğum için benden mi iğrendi?" diye geçirdim. Biraz öteden Ciel'in sesini duydum. "Eleta! Neredesin?" Ciel'e doğru baktım. Yanıma kabarık elbisesini tutarak nefes nefese geldi:

"Ah neredeydin? Bahçede kayboldun zannettim. Hadi gel içeri de Bayan Victoria Williams ile tanıştırmam gerek babanı tanıdığını söylüyor ayrıca Aleron'da orada."

Ciel'in sözleriyle irkildim ve bir an duraksadım. Aleron'un adı geçince içimde bir şeyler kıpırdandı, ama ne olduğunu tam olarak anlamlandıramıyordum. Hafifçe başımı sallayıp, "Tamam, geliyorum," dedim. Ciel elimi tuttu ve beni içeri doğru çekmeye başladı. Bahçeden salona geri dönerken, az önce yaşadığım o kısa ama yoğun karşılaşma zihnimde dönüp duruyordu. William Harrison... Bu isim, bu kişi, bu soğuk ama bir o kadar da etkileyici adam... Daha önce hiç böyle biriyle karşılaşmamıştım.

Salona adım attığımızda, içerideki sıcaklık ve kalabalık tekrar üzerime çöktü. Ciel, beni hızla bir grup insana doğru yönlendirdi. Gözlerim kalabalığın içinde Aleron'u arasa da, bir yandan Ciel'in söylediklerine kulak vermeye çalışıyordum. Nihayet, bizi bekleyen grubun yanına vardık. Ciel, zarif bir şekilde eğildi ve nişanlısı Bay Leroy, "Bayan Helena Williams, size nişanlımın yakın arkadaşı Eleta Sculpture'ı tanıştırmak isterim," dedi. Bayan Williams, zarif bir gülümsemeyle bana doğru eğildi. "Ah, memnun oldum Bayan Sculpture. Babanızdan çokça bahsedildiğini duymuştum. Kendisi oldukça saygıdeğer bir beyefendiydi aynı zamanda olağanüstü bir yeteneğe sahipti. " dedi. Hafifçe gülümsedim ve başımı salladım. "Teşekkür ederim, Bayan Williams. Bu güzel sözleriniz için minnettarım," dedim nazik bir şekilde. Bu hanımefendi babamı nereden tanıyordu.

Ancak konuşma devam ederken, gözlerim istemsizce Aleron'u aramaya devam ediyordu. Onu salonun diğer ucunda, bir grup insanla konuşurken gördüğümde, kalbim bir an için hızlandı. Yanındaki kadın hâlâ onunla konuşuyordu ve Aleron'un yüzündeki ifadeden, sohbetin oldukça keyifli geçtiği anlaşılıyordu. İçimde bir şeyler düğümlendi, ama bunu belli etmemeye çalıştım. Bir süre daha Bayan Williams ile konuştuktan sonra Aleron yanımıza doğru geldi. Eğildi ve "Hoş geldiniz." dedi sakin ve alçak bir tonla. Bayan Williams söze girdi:

"Yiğenimin en yakın arkadaşının icadı için çizimler yaptığınızı duydum Bayan Sculpture, ne kadara yapıyorsunuz?" dedi gözlerimin içine bakarak. Bu soruyu duyunca bir an afalladım ve göz ucuyla Aleron'a baktım ne olduğunu açıklamasını diliyerek. "Bir para mevzubahis olmadı leydim." deyince kadın şaşırdı ve yelpazesini çıkartıp sallamaya başladı.

"Koşulsuz bir yardım mı? Hem de bu dönem de? Hem de paraya ihtiyacı olan biri için. Fazla alçakgönüllüsünüz galiba Bayan Sculpture." dedi biri Aleron'un arkasından belirerek. Onu görünce gözlerim büyüdü. Bu Aleron'un gülüştüğü hatta çiçek verdiği o kadındı. Hafifçe başını eğdi ve konuşmaya başladı:

"Eliza Williams, Victoria Williams'ın kızıyım." diye ekledi: Önünde hafifçe eğildim."Memnun oldum leydim." dedim, gözlerimi gözlerinden ayırmayarak ve sonra devam ettim.

"Siz istediğiniz kadar buna alçakgönüllülük deyin leydim ben sadece yardım ettim." Bayan Williams konuşmaya başladı:

"Bayan Sculpture sizi bir gün İngiltere'deki Waywilthon Sarayıma beklerim. Yardım etmenizi çok isterim. Rahmetli babanızla merhum kocam iyi anlaşırlardı. Bir kızının var olduğunu bize söylememişti." dedi yelpazesini indirerek. Nedendir bilmiyorum, Bayan Williams sanki babam beni saklamaya çalışır bir edayla söyleyip iğneliyormuş gibi hissedince öfkelenmeme sebebiyet verdi ve konuşmaya başladım:

"Belki de Rahmetli babamla yeterince yakın olmadığınız içindir Bayan Williams." deyince Bayan Williams ani çıkışıma şaşırmıştı. "Babam soylular gibi kendi hayatını gözler önünde yaşamaktan hoşlanmazdı Leydim." diye ekleyince Aleron bana şaşkınlıkla baktı ve söze girdi:

"Bayan Sculpture çok yetenekli bir ressam, heykeltraş ve çizer Bayan Williams. Onun sayesinde İngiltere Kralı 2. Charles ile çok iyi bir anlaşmaya vardım." Bayan Williams bunu duyunca gülmeye başladı, yelpazesini keyifle sallamaya başladı, "Ah bu ne iyi haber Aleron." dedi kıkırdayarak. Bayan Eliza'da konuşmaya başladı:

"Öyle değil mi ama? Geleceğin mucidi..." Bunu derken Aleron'un koluna girdi ve gözlerinin içine baktı. Aleron onun gözlerine kısa bir süre baktıktan sonra bana baktı. Gözlerimiz buluştu, yüzüme bir ifade takınmadım. Takınmak istemedim, çünkü içimde yaşadığım bu karmaşık duygular tamamen yersizdi.

Sonra Bayan Eliza konuşmaya başladı:

"Bay Aleron Braun, beni dansa kaldırmayacak mısınız?" diyince Aleron şaşkınlıkla kaldı ve tekrar bana baktı. Gülümsedim ve konuşmaya başladım:

"Evet Lordum Bayan Eliza buraya kadar gelmiş bu gece dans etmemesi oldukça kötü olur." dedim yandan sırıtarak. Aleron bu tavrıma şaşırdı, biraz da gerildi galiba ki bana biraz tuhaf baktı ve eğildi, "Bu dansı bana lütfeder misiniz?" diyince Bayan Eliza hemen bunu mutlulukla kabul etti ve dans etmeye başladılar. Ciel ve nişanlısı Bayan Williams ile konuşurlarken, biraz susadığımı fark ettim. Yavaş yavaş yanlarından ayrılırken alkol dolu masaya gittim ve bir şarap bardağını kafama diktim. Tam o sırada, bir ses duyuldu kulaklarımda: "Bayan Eleta'nın bu denli içtiğini bilmiyordum." Hızla arkamı döndüğümde, William Harrison'un soğuk ama derin bakışlarıyla karşılaştım. "Bayan Sculpture," dedi sakin bir ses tonuyla. Sanki adımı söylemesinden kaynaklı onu yargılayacağımı düşünürmüş gibi.

William Harrison’ın gözleri üzerimdeydi. Soğuk ama bir o kadar da etkileyici bakışları, kalbime ince bir ürperti gönderdi. Elimdeki şarap kadehini hafifçe masaya bıraktım ve ona döndüm. "Bay Harrison," dedim nazik bir tonla, "Bu geceye dair pek çok şey öğreniyorum. Belki de içki konusunda biraz fazla ileri gitmiş olabilirim." Hafifçe gülümsemeye çalıştım ama bu gülümseme, içimdeki karmaşayı gizlemeye yetmiyordu. William, bir adım daha yaklaştı. Şimdi aramızda neredeyse bir nefeslik mesafe vardı. "Bayan Sculpture," dedi, sesi her zamanki gibi derin ve etkileyiciydi, "Görünüşe göre bu ortam sizi epey yoruyor. Ama yine de, bu kadar asil bir duruş sergilemekten geri kalmıyorsunuz." Gözleri, yüzümde bir şeyler arıyor gibiydi. Belki bir cevap, belki de bir sır...

"Bu ortam... Alışkın olmadığım bir şey," dedim dürüstçe. "Ama yine de burada olmam gerektiğini hissediyorum. Belki de bu gecenin bana öğreteceği bir şeyler vardır." William’ın yüzünde çok hafif bir değişim oldu. Sanki söylediklerim onu bir şekilde etkilemişti.

"Belki de," dedi yavaşça, "Ama bu tür geceler, genellikle insanın gerçek yüzünü değil, maskelerini gösterir. Siz ise maskesizsiniz, Bayan Sculpture. Bu oldukça nadir bir şey." Bu sözleri duyunca bir an duraksadım. Maskesiz mi? Ona büyük ihtimalle fazla dobra davrandığım için böyle düşünüyor olmalıydı.

Dans eden insanlara doğru baktım. "Bay William, Siz hiç dans etmez misiniz?" Bir bardak daha şarabı kafama dikerken. Başka bir bardağa baktığımda, baktığım bardağa iki parmağıyla dokundu ve ona baktığımda cevap verdi:

"Hayır Bayan Sculpture. Gerekmedikçe dans etmem." dedi gözlerimin içine bakarak. Kafamı salladım. "Babam dansın, müziğin ve kahkahanın ruhun gıdası olduğunu söylerdi Bay William." dedim, dudağımı ısırarak. Bende gözlerinin içine baktım ona meydan okur gibi. "Sizin ruhunuzun soğukluğu da bu olsa gerek." diye ekledim ardından. Bana bakarken şaşırıyor gibi bir hali vardı. Bana biraz daha yaklaştı, "Peki sizin Bayan Sculpture? Siz gülüyorsunuz, şarkı dinliyorsunuz ve tavsiyenize bakılacak olursak dans da ediyorsunuz ama ruhunuz neden yüzünüzü bir maske olarak kullanıyor? Yeterince beslemiyor musunuz?" deyince duraksadım.

Tam o sırada, içeriden yankılanan bir kahkaha sesi, aramızdaki bu yoğun anı böldü. Başımı çevirip baktığımda, Aleron’un Bayan Eliza ile dans ederken gülüşünü gördüm. İçimde bir şeyler kıpırdandı, ama bu duyguyu bastırmaya çalıştım. William, bakışlarımı takip etmiş olmalıydı çünkü alçak bir sesle, "Ona karşı hissettiğiniz şey nedir, Bayan Sculpture?" diye sordu.

Bu soru beni hazırlıksız yakalamıştı. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir süre sessiz kaldım, sonra derin bir nefes alarak, "Bu gece, hislerimle yüzleşmek için buradayım Bay Harrison. Ama neyle karşılaşacağımı bilmiyorum," dedim. Bay William, bir an için beni dikkatle inceledi, sonra başını hafifçe eğerek, "O zaman size bol şans dilerim, Bayan Sculpture. Hislerinizle yüzleşmek, her zaman kolay değildir." dedi. Nazikçe kafamı sallamak dışında bir tepkide bulunamadım. Haklıydı. Duygular her zaman karmaşık şeylerdi. Onları bir kalıba sığdırmak insanoğlunun sandığından çok daha zordu. Vals başlayacakken vücudunu komple bana döndü. "Bana dans etme onurunu verir misiniz?" Bir an kalakaldım. Acaba alkolün etkisinde miydim? Cılız bir, "Olur." dışında bir şey diyemedim. Dans pistine doğru geçtik.

Kadınlar ve erkekler karşı karşıya durdu. Kemanlar hafif hafif yükseldi, piyanonun tuşları hızlandı ve dans başladı. Bir adım ileri ve bir adım geri, eller avuç içleri ile beraber birbirine değiyor ve uzaklaşıyor. Sıra yavaş yavaş çiftinin etrafında zarafetle dönüp sonra yan çiftin eşiyle bir tur döndüm. Tekrar Bay William'ın önüne doğru süzüldüm. Bay William elinde minik bir serçe tutuyormuş gibi nazikçe belimden tuttu. Sanki biraz sıksa kollarında eriyip gidecekmişim gibi narin bir tavrı vardı. Gözlerimizi hiç birbirimizden ayırmıyor aynı zamanda gülümsemiyorduk. Gözümü hafif ileri geri yaparken Aleron ile birleşti. Şaşkın bir surat ifadesi vardı beni görürken. Gözlerimi hemen ayırıp Bay William'a bakmaya devam ettim. Konuşmaya başladım:

"Hep böyle sessiz mi dans edersiniz Bay William?" Avuçlarımız birbirine değip yaklaştığında konuşmaya başladı. "Siz hep konuşur musunuz peki Bayan Eleta?" Kendi etrafımızda döndük, tekrar yaklaştığımızda "Hayır." dediğimde hafifçe gülümsedim. "Konuşmak, sessizliği bozar Bay William. Bazen sessizliği bozmak bilinmezliğin perdesini aralar." Gözlerim onun gözlerine kilitlenmişti. William hafifçe başını eğdi, bakışları derin ve anlamlıydı. "Sessizlik, bazen en güçlü kelimelerden daha fazlasını anlatır Bayan Eleta, hatta insanları bile..." dedi sakin bir sesle.

Dansın ritmi hızlanırken, adımlarımız daha uyumlu hale geldi. Salondaki diğer çiftlerin hareketleri, yavaş yavaş kayboluyordu. Soğuk samimiyetsiz atmosferin hakim olduğu insanlar kaybolmuş, bu koca salonda sanki sadece Bay William ile ben varmışım gibi hissediyordum. William'ın elleri, her hareketimde beni nazikçe yönlendiriyordu. Belimdeki dokunuşu, parmaklarının ellerimle olan narin dokunuşlarıyla adeta yarış yapıyordu.

Bu adam, soğuk görünümünün ardında derin bir nezaket barındırıyordu. Müzik o kadar hızlanmıştı ki sanki her notası kalbimdeki atış hızını takip ediyordu. Ellerimizi uzattık ortada birleştirdik ve yavaş yavaş dönemeye başladık. Gözlerimi ondan ayırmama izin vermiyordu. Yavaş yavaş dönüş hızımız yavaşlarken müziğin de yavaşladığını fark ettik ve tekrardan yerlerimize döndük. Bay William ve ben birbirimize bakmaya devam ederken bir anda büyük bir alkış koptu ve gerçekliğe döndük. Alkışlamaya başladık ikimizde. İkimizde Bayan Victoria'nın yanına doğru ilerledik. Aleron ve Bayan Eliza bizden önce oraya gelmişlerdi bile, eğildik ve Bayan Victoria'nın gözlerine baktım. Konuşmaya başladı:

"Dans edebildiğini bilmiyordum?" dedi meraklı bir ses tonuyla. "Babam küçükken benimle çok dans ederdi Lady'im bu yüzden dans etmeyi biliyorum." Gülümsedi. "En azından balolarda başkaları gibi fazlalık gibi görünmüyorsun." dediğin de, biraz üzüldüğümü hissettim. Bu benim için övgü müydü yoksa iğneleme miydi? Beni fark etmiş olmalı ki bana baktı ve konuşmaya devam etti:

"Demek istediğim buraya öylesine gelen çok insan var, ne nezaket bilirler ne de dans. Resmen fiyasko." Yelpazesini sallamaya başladı. Eliza konuşmaya başladı:

"Yani sende soylu sayılmadığından ve seni bu tarz etkinliklerde daha önce görmediğimizden Bayan Eliza, nazikliğinizin oldukça cömertçe ve dansınızın oldukça özverili olduğunu belirtmek istedik." dedi yapmacık bir gülümseme ekleyerek. Bay William konuşmaya başladı, "Bu övgü dolu gereksiz sözlerinizi neye borçluyuz Bayan Eliza?" dediğinde hepimiz şaşırıp anlık olarak ona baktık. Eliza, "Anlayamadım Lord William?" deyince Bay William konuşmaya devam etti. "Biraz alkolü fazla kaçırmışsınız galiba, konuştuğunuz şeyler nezaketle söylendiğinde övgü olmuyor maalesef. Yoksa soylu olduğunuzu belirtecek kadar küstah mısınız sizde?" Bayan Eliza, William'ın ani çıkışına hepimiz gibi oldukça şaşırmıştı. William soğuk bir bakış atarak Bayan Victoria'ya döndü. "Bayan Eliza'yı benim adıma bağışlayın Lady'm. Balonun heyecanına kaptırmış olmalı kendini. Yoksa böyle biri olduğunu düşünmüyorum." dedi tekrardan Bayan Eliza'ya bakış atarak. Bana doğru döndü ve eğildi. "Dansı bana lütf ettiğiniz için teşekkür ederim Bayan Eleta. Bayan Eliza için ise lütfen kusura bakmayın."

William'ın söyledikleri ortamda kısa bir sessizlik yarattı. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakarken, ben de bu durumun garip bir şekilde hoşuma gittiğini fark ettim. William’ın soğuk ve bir o kadar da keskin sözleri, Eliza’nın yapmacık tavırlarını anında bastırmıştı. Eliza, William’ın bakışlarından kaçınarak başını yana çevirdi ve sessizce yelpazesini sallamaya devam etti. Ortamın gerginliği, hafif bir öksürükle bölündü. Bayan Victoria, zarif bir şekilde gülümseyerek konuşmaya başladı:

"Ah, Lord William, her zamanki gibi keskin zekânızla durumu toparladınız. Bayan Sculpture, Bay William'ın sizinle dans ederken oldukça keyif aldığını belli ediyordu. Dans yeteneğiniz gerçekten etkileyici." dedi. Hafifçe başımı eğerek teşekkür ettim, ama bu sözlerin samimiyetinden emin olamıyordum. William ise sadece kısa bir baş selamıyla karşılık verdi. Aleron'a baktım. Yüzündeki ifade ise her zamankinden farklıydı. Sanki bir şey söylemek istiyor, ama kelimeleri bulamıyormuş gibi görünüyordu. Gözlerimiz bir an için buluştu ve o an içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Aleron, Eliza’nın kolunda duruyordu ve onunla konuşurken yüzünde beliren o sıcak gülümseme, bana bir hançer gibi saplanıyordu. Ne düşüneceğimi bilememe sebep oluyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.