kız vardı. Her sabah aynı parkta yürüyüş yapar, gölün kenarındaki bankta birkaç dakika otururdu. Bir gün bankın üzerinde küçük bir not buldu.
"Bugün de geldin. Gülümsemen bu parkın en güzel manzarası."
Kimin bıraktığını bilmedi ama notu çantasına koydu. Ertesi gün yine bir not vardı. Günler haftaları kovaladı. Hiç karşılaşmadılar ama mektuplar çoğaldı. Birbirlerine hayallerini, korkularını ve umutlarını yazdılar.
Bir akşam son mektup geldi.
"Yarın aynı bankta seni bekleyeceğim. Eğer gelirsen, hikâyemiz başlayacak."
Kız heyecanla ertesi günü bekledi. Banka vardığında genç bir adam ayağa kalktı. Elinde tek bir kırmızı gül vardı.
"Ben seni ilk gördüğüm gün değil," dedi gülümseyerek, "sana ilk mektubu yazdığım gün âşık oldum."
Kız da çantasından sakladığı ilk notu çıkardı.
"Ben de seni hiç görmeden sevdim."
O gün gölün kenarında başlayan o küçük hikâye, yıllar sonra bile birbirlerine her sabah bir not bırakmalarıyla devam etti. Çünkü bazı aşklar bir bakışla değil, kalpten kalbe yazılan birkaç cümleyle başlardı.