İçeriğe geç

Gökyüzünün Şarkısı- Laura 1-

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Gökyüzünün Şarkısı- Laura 1-

Bölüm 3

Bölüm iki:Yalanların içindeki gerçekler

Yalanların içindeki gerçekler

⋅•⋅⊰∙∘☽༓☾∘∙⊱⋅•⋅

Karanlık ve sesizlik, nekadar uyumlu iki çiftti.Ha korku olurlardı yada Sevgi, insanlar karanlıktan korkup sesizliği severdi bazıları ise ikisini.

Bu ikisini birbirinden ayıramazsın çünkü ikisi dengedir,her katanlıkta sesizlik, her sesizlik te ise karanlık vardır ama tabi bu düşünce tamamen benim düşüncemdir, şimdi tekrar bunu düşündüğümde aslında bu düşüncelerimin karanlık ve sesizlik ile hiç bir alakası olmamasıydı.

Ben karanlığı severdim çünkü heryer siyahtı ve hiçkimse ne seni görerdi, nede yargılardı.

Ben sesizliği severdim çünkü hiçkimseyi duymazdık, söylenenleri duymazdım, benim hakımda yapılan ön yargıları, haksızlıkları ve nefret dolu sözlerini duymazdım sesizlikte.

İşte bu yüzdüm karanlık ve sesizlik en iyi dostlarım ve arkadaşlarımdı, yada ben çok yanlız olduğum için onlara sığınıyordum, kim bilir ben bile daha bilmiyordum.

Ormanda başıma gelen herşeyi hatırlıyordum, en son bayılmıştım ama nasıl? Hiç bir yerim ağrımıyordu, başımı bir yere çarpmamıştım acaba nasıl bayıldım? İşte şimdi korkmaya başlamıştım.

Kadın bana"Seni buldum prenses"demişti ve bayılmıştım,ama ne prensesinden bahsediyordu o tartışılırdı işte.

Benim salak beyin korkmak yerine huzurlu ama neden, ormanda uyandım, bayıldım ve büyük ihtimalle delinin biri ise beni kaçırdı ve ben hiç olmadığı kadar hızurluydum pfff.

Üstüne üstü ormanda uyumadan önce ise tuhaf bir rüya görmüştüm ama hala dün gibi aklımdaydı o rüya hatırlıyordum tuhaf.

Gözlerimi açtığımda beyaz tavandaki büyük avize beni karşıladı, harrketlenip yatakta bağdaj kurarak oturdum ve odayı incelemeye koyuldum.

Odanın mimarisi eski çağlardaki kraliyet döşeme liydi ve açık yeşil, beyaz renkleri ile döşenmişti, odada bir sürü taplo vardı ve kraliyet resimleri ile süslenmişti duvarın tam karşımda kocaman bir taplo vardı, taploda siyah saçlı, gri gözlü, beyaz tenli, ve çok güzel yüzlü bir kraliçe ve onun solunda ise altın saçlı, orman rengindeki gözleri ve oda kraliçe gibi beyaz tenli ve çok yakışıklı bir kral vardı.

Önlerinde ise tahminen ikiz olan iki çocuk vardı birisi kız ve bişi erkek ti, kız olan beyaz ve saçlarının ön kısmında ise siyah tutamları olan bir saç rengi, gözleri sanki sonsuzuk gibiydi- çünkü mavi gözleri hiç görmediğim bir mavi renkti-yüzünde çilleri ve sanki tarıçlar tarafından kutsanmış bir güzelliğe sahipti onun solunda ise tıpkı onun gibi ama erkeğin saçları güneş rengi, gözleri ise alev mavisiydi.

Tabloya baktığımda içimde bir tanıdıklık hissi oluştu, bakışlarımı zor bile olsa taplo dan ayırıp sağıma baktım, sağımda kıcaman bir pencere ve bir kapı vardı, solumda ise makyaj masası sandığım bir masa, büyük bir gardırop, büyük kitap rafları ama hepside boştu ve büyük boy bir ayna vardı.

Oda genel anlamıyla çok güzel ve büyüktü hemde çok büyük, odanın her tarafında bitkiler ve çiçekler vardı sanki oda benim için yapılmış gibiydi.

Odanın kapısı çalındığında, odayı incelemeyi bıraktım, "İçeri girebilir miyim" dedi bir kadın, sesi tanıdıktı ama emindim bu sesi hayatımda ilk defa dıyduğuma.

Ben daha cevap vermeden kadın içeriye girdi, üzerinde açık pembe ve beyaz eski zamandaki bir elbise modeli vardı, sarı saçları beline kadar dökülüyordu,çok güzel bir yüze sahipti ama onu gördüğümde tanıyormuş gibi hissettim.

"Uyanmışsın Luna" dedi kadın, sözlerinde özlem ve neşe barındoroyordu, gözlerinde ise yıldızlar olduğuna yemin edebilirdim ama kanıtım yok.

"Benim adım Luna değil, herneyse beni lurtardığınız için teşekkürler efendim ama beni karakola götürebilir misinz? " dedim sesimin sakın çıkmasını sağlayarak. Eğer karakola gidebilirsen oradan eve gidebilirsin, aklıma türlü türlü senaryolar geliyordu ya birisi beni kaçırdıysa?, ya evimize haydutlar girdiyse ve beni ormana attılarsa ve ailemide kaçırdıysa?. Bana göre birinci seçenek daha makül, en azından bana göre.

Kadın hafifçe bana tebessüm etti ve yatağa yaklaşarak benim yanıma yatağa oturdu ve gözlerime bakmaya başladı, gözlerinde özlem vardı.

"Demekki üçüncü boyuttan, dünyadan gelmişsin ay ışığı" dedi kadın tebessüm ederek ve bir elini dizlerime koyup gözlerimin içine bakarak. Bu kadın deli miydi yoksa deli taklidimi ediyordu, ne boyutu ne dünyası.

"Ablacım, teyzecim beni lütfen karakola götürürmüsün, yada bana bir telefon verebilirmisin polisi arayacağım çünkü ben ormanda bi başıma uyandım ama gece evdeydim, ailem nerede onlara ne oldu bilmiyorum, lütfen ne ben kafanı ağrıtıyım nede sen benimkini" dedi üstüste ve sesimin saygılı ve sakın çıkmasına dikkat ederek.

Kadın kendini tutamayıp gülmeye başladı bitirdiğinde ona bön bin baktığımı gördüğünde kendini düzeltip bu sefer daha naif ve sakın bir sesle"Ah tamam sanırım gerçektende hiçbirşey bilmiyorsun"dedi ve ayağa kalkarak kapının yanına yi eğmeye başladı.

Benim kunaşacağım sırada o "Biraz dinlemelisin Lue, çünkü tam dinlendiğinde duyduklarını sindire bilirsin şimdi gidiyorum uyandığında yada kendini daha iyi hissettiğinde geleceğim, iyi dinlenmeler sevgili ay ışığı. " diyerek tüm kelimeleri boğazımda bıraktı ve kapıyı açarak çıktı ardındanda kapıyı kapattı.

Ne demişti bu ya, ne söylemesi ne Lue si ne ay ışığısı dur ama ay ışığı güzel lakap dayımın bana seslendiği gibi,dayım bana Lue diye de sesleniyordu anlamı Ay olan diye.

Dayımı hatırlayınca içimde birşeyler kırıldı sanki, dayımı çok seviyordum ama 10 yıldır onu görmüyorum sadece telefonda konuşuyorduk ama hala hatırladığım şeyler vardı bana hep"Sen Lunamsın herkesin ışığısın ama dayının biricik prensesisin ay ışığım"diyordu ve beni saçlarımdan öpüyordu.

Düşüncelere daldığımı anladığımda ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum, bir dakika, bir saat, artık nekadar olduğunu bilmiyorum, pencereye baktığımda güneşin yavaş, yavaş batığını gördüm, evt sanırım uzun zaöandır düşüncelere dalmıştım.

Zıplayarak yataktan kalktım ve pencerenin canına gittim, buraya alıştığımı hissediyorum sanki ama neyse.

Uyandığımdan beri başımdaki ağrı geçmemişti ve şuan daha çok ağrıdığını hissediyordum.

Batan güneşi izlediğimde baş ağrımın dindiğini hissettim ve derin bir nefes aldım ve verdim bir anda başımdaki dayanılmaz bir ağrı girdi ve kimle duvardan destek aldım diğer elimide başıma koydum sanki acısı geçecekmiş gibi ama geçmedi, ağrı her dakika dahada şiddetleniyordu ve tüm vücüdum karıncalanıyordu, ayaklarım beni daha fazla taşımadı ve yere yığıldım, başımı sertçe yere vurmam lazım balondaki qğrı dayanılmaz bir hal aldı ve apzımdan tız bir çığlık koptu, vücüdu sanki tır geçmiş gibi karıncalanıyordu ve artık hiçbir yerini bile hisedemiyordum.

Gözlerim yaşarmaya başladı, ellerim ise daha fazla karıncalanmaya, kulağım bir anda çınladı baş ağrım dahada artı ve gözlerim kapanmaya başladı.

Kapının açılış sesini duydum ama gözlerim kapanmıştı ve açılmıyordu, birinin sesini duydum en son bilincimi kaybetmeden ve vücümün kalktığını.

Yine kendimi dostlarıma teslim ettim, güvendiğim tek dostlarım karanlık ve sesizlik.

Bilincinin bir yerlerinde çok güçlü bir çekim vardı ama daha düşünmeden, bilincim beni terk etmişti ve karanlık ile sezilikle yanlız kaldım.

Bölüm sonu

1 yorum