Adını bilmediğim insanlar görmüştüm bu bir haftada ,bazen üzülmüş, bazen gülmüştüm . Ama en çok korktuğum şey başıma gelmişti. Buraya alışmaya başlamıştım ve Melih ile de dostluğumuzu baya ilerletmiştik . Hatta ara sıra onunla dertleşiyor ve birbirimize iç dünyamızla ilgili şeyler anlatıyorduk.
Ama bu dünya dertler olarak dolu ama yaşayış olarak içi boş bir dünyaydı.
Kimse kimsenin kimsesi değildi burada ,herkes kendi derdine düşmüştü. Bazıları gün sayıyor, bazıları planlar kuruyor bazıları ise gelmişine geçmişine bile sövüyordu .
Gözlerimi kapattığımda ise her ne kadar unuttuğumu söylesem de bütün anılarımız gözümün önünden geçiyordu..
Bazen ruhum daralıyordu ,anlam veremiyordum . Yattığım yatakta gözümü açmamak için savaş veriyordum . Çünkü gördüğüm rüya yaşadıklarımdan daha güzeldi. Bir köşeye fırlatılmış değersiz bir eşya gibiydim sanki. Bir gözyaşı seline boğulur gibi ağlayıp kendimi yıpratmak istiyordum bazen ama elden gelen bir şey yoktu. İçimde bir fidan iken ekip , büyüttüğüm şimdi bir ormandan ibaret olan bütün bir dünya , hayatım , yüreğimin yangınıyla kül olmuştu. İçimdeki denizler şimdi beni boğuyordu .Bir zamanlar hayat bulduğum denizde şimdi çırpınıyordum . Çok sevdiğim gece gündüz demeksizin saatlerce izlemeyi sevdiğim gökyüzünü ise göremiyordum ve öyle bir güne uyanmıştım ki karar verilecekti hakkımda. Ya sonunu bilmediğim bir yola çıkıp bu kutunun içine girecektim . Ya da gökyüzüme kavuşacaktım .
Adını dahi söylemeye cesaret edemediğim, unuttuğuma inandırdığım kişiydi burada olmamın sebebi .
Başımı ellerimden ve kelepçeli olan bileklerimden kaldırıp ileride duran Ahu'ya çevirdim. Özenle giyinmiş ve duvara yaslanmış , yanında ki adama bişeyler anlatıyordu.
Benim ona baktığımı hissetmişti ki sanki başını bana doğru çevirdi ve gözlerime baktı sanki .Bir şeyler anlatmak istiyor gibiydi. Hayır Kuzey kendini kandırma bir şey anlatmak istemiyor . Sen öyle görmek istiyorsun sadece . Çünkü hala seviyorsun. Ama unutma Kuzey Efe , eğer sen bir kere bile olsa ters tarafını gösterip üşüttüysen karşındakini ,bir daha kendi yüreğini bile ısıtamazsın .
Gözlerimi onun gözlerinden çekeli dakikalar geçmişti. İçeriden birkaç kişi çıkmış, bir vedalaşma olmuştu . Burası öyle bir yerdi ki , suçlu olup olmaksızın vedalarla doluydu .
Benim duruşma saatim geldiğinde yerimden kaldırılıp mahkeme salonuna getirildim ve tam hakimin karşısına olacak şekilde konumlandırılan sandalyeye oturuldum . Hakim başını bana doğru kaldırıp konuştu. "Sanık Kuzey Efe Çakabey kalk ayağa."
"İki gün önce bir cinayete sebebiyet verdin ve Ahu Ela Badırcan'a yönelik şiddet ve tehditten dolayı yargılanıyorsun . Bunlar doğru mu yaptın mı ?"
Bakışlarımı Ahu'ya çevirdim çaresizce benim ona şiddet gösterdiğimi söylemişti demek .. Peki ya onun yaptığı neydi ? Kalbimi alıp sanki elinde sıkıyor gibi olan his neydi ? Onun yüreğime yaptığı da şiddete girer miydi Hakim Bey ?
Bakışlarımı Hakim'e çevirip konuştum. "Ben bir şey yapmadım ,suçsuzum. Bir oyun oynandı . Ben bundan 1 hafta öncesine kadar Bilgisayar Mühendisi'ydim . Şimdi ise başkalarının suçunu kabullenmek zorunda kalan biri mi olacağım. Bana bunu yapamazsınız. "
Hakim sert bir ses tonuyla başladı cümlesine. "Ne bu cüret mahkeme salonundasın otur yerine." Ahu'ya çevirdi bakışlarını ."Kızım söyle neden şikayetçisin bu adamdan ."
Ahu bana bakmamıştı bile omzuna astığı çantasının fermuarını açtı ve içinden bir kağıt parçası çıkarıp Hakim'e uzattı. "Hakim Bey her şey bundan 1 hafta önce başladı . Son zamanlarda ilişkimiz güzel gitmiyordu . Ayrılmak istediğimi söylediğimde bana şiddet uyguladı ve böyle bir şeyin olmayacağını söyleyip durdu . Sonra da cinayeti işledi. Benimle konuştu diye bir adamın canına kıydı. "
Gözlerimi usulca kapattım, rüya görüyor olmalıydım. Bu yaşadıklarımın hiç biri gerçek olamayacak kadar saçmaydı. Dakikalar geçip giderken Hakim ona uzatılan bilgisayardan bir şeyler izliyordu . Kamera kayıtları olmalıydı . Oynanan oyunun kayıtları , saniyeler içinde bitirilen bir hayatın kayıtlarıydı . Hakim'in sözleri ilişti kulağıma. "Kamera kayıtlarından ve şikayetlerden dolayı Kuzey Efe Çakabey'in 5 yıl hapsine karar verilmiştir."
Ahu Ela aniden bakışlarını bana çevirip kendini çaresiz göstererek bakışlarını yüzümde gezdirdi . Ben ise artık çok geç olduğunu bildiğim için konuşmuyordum bile ve kelepçeli bileklerimden tutulup oraya doğru gitmeye hazırlanıyordum..
Ahu'nun yanından usulca geçip gittim . Yüreğimde hissettiğim şuan aşk acısı değildi evet kalbim ağrıyordu. Bir dağın yamacına çıkıp bağırmak istiyordum ama yapamıyordum . Siz, benim içimde kopan fırtınaları duyabiliyor musunuz ? Ya da içimden attığım çığlıkları duyuyor musunuz ? Duymuyorsunuz dimi ? Duyamazsınız. Çünkü hissedilmeyecek kadar kötü bir his bu içimdeki hisler . Kalbimi delip geçen bir kurşun gibi acı veriyor ama kanamıyor.
Cezaevine götürülmek üzere arabaya bindirilmiştim. Araba sakin bir şekilde yol alırken, bende ellerime bakıyordum. Ellerime bakıyordum ama ellerim ile alakalı bir şey düşünmüyordum . Küçükken dedemin bana anlattığı bir hikaye vardı dinlemek ister misiniz ?
Şöyle başlardı sözlerine dedem . "Ormanları bilirsiniz sessizdir , karanlıktır . Bazen de o kadar gürültülü olur ki sessizliğinden korkarsın. Ama bilirsin ki duyduğun sesler değildir seni korkutan. O seslerin içinde ormanın sessizliğidir seni ürperten. Bütün kötülükler gece ortaya çıkar, her şey gece gizlenir. Sabah gün yüzüne çıkar. O yüzdendir ki "Gün ola hayır ola" diye bir söz kullanırız diye eklerdi ."
Ve bana bu hikayeyi ilk anlattığında şöyle bir soru sormuştum dedeme . "Dede hikayenin devamı nerede?" Dedem kırışık ve esmer tenine tezat duran lekeli ellerini saçlarıma uzatıp okşadıktan sonra bir süre, şöyle demişti. "Bu hikayenin devamı yok Efe'm . Bu hikayenin devamını hayatın içinde ki sırlarla bulacaksın . Bazen önüne öyle güzel kapılar açılacak bazen de o kapılara zıt başka kapılar açılacak. Ve bir bakacaksın hikayenin sonunu sen yazmışsın. "
Gözlerimden akan ve yüzümde ilerleyip dudak kenarıma doğru bir yol çizen gözyaşımı elime sildim . Ve başımı kaldırdığımda bana bakan bir kişi çekti dikkatimi . İri yeşil harelerini üstümde gezdirip tekrardan gözlerime çevirdi ve bir an da olsa dudaklarında bir tebessüm belirip gözlerini açıp kapattı. Ve başını yana doğru çevirip dizlerinin üstünde kenetlediği ellerine çevirdi bakışlarını .
Ve yol boyunca bir daha da dönmedi benim olduğum tarafa bakışları.
Ait olduğum yere gelmiştim. İçeri girer girmez Melih destek olurcasına sarılmıştı. Dudaklarımın arasından şu sözler döküldü. "Yalan söylese bile inanırdım ama o bana ihanet etti. Bu çok acıtıyor . Beş yıl , beş yıl nefes almaya çalışırken her şey yarım kalacak . " Melih'in yanından ayrılıp yatağıma uzandım ve yatağın demirlerini incelemeye başladım . Her zaman yaptığım gibi, yapacak başka bir şeyim yokmuş gibi..
Bütün anılarımı silmiş gibi, herşeyi unutmuş gibi yaşayacaktım . Her şeyi geride bırakıp bu yolda yürüyecektim . Ve kartları seçip geldiğim bu yerden kart seçtirip çıkacaktım.
Öyle bir gün gelecekti ki bu karanlık , içi boş dünyaya . Gökyüzü karanlıkta bile aydınlığa kavuşacaktı . Yıldızlar sonuna kadar parlayacaktı o gece ve ben gökyüzünün semalarında yankılanan ninnilerden olacaktım.
Ya bu sonu uçurum olan dünyanın sokaklarından geçerek ruhumu kaybedecektim ebedi sonsuzlukta ya da bir kuş gibi yavaş yavaş avıma doğru süzülecektim bir şahin edasıyla...
Geç olmayacaktı hiç bir şey için. Gözümü açıp kapatana kadar geçecekti zaman . Yüreğim daha fazla yanmadan ,acı çekmeden sönecekti...