Bir anda unuttum seni eminim.
Kalbimde kalbine yok bile kinim.♤
Karanlıkta kalmıştım , karanlık koridorlar vardı , karanlık odalar vardı ama en kötüsü karanlık bir ruhum vardı artık .
Gece bitmek bilmemişti benim için , sevdiğim kadının başka birinin kokusuyla uyuduğunu bilmek beni bitirmişti ama bu gece sondu . Söz vermiştim kendime. Son defa akıyordu gözyaşları gözümden ve çok sevdiğim şair Nazım Hikmet'in de dediği gibi "Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor, Onlardan kalbime sevda geçmiyor. Ben yordum ruhumu biraz da sen yor. Çünkü bence şimdi herkes gibisin." Ve içimden dış dünyaya kendimi kapatmıştım sonunda ve onların onursuz ilişkilerinin sesine katılan bir ses daha vardı. Beni duyduklarına emindim . Ben de bağıra bağıra aynı satırları söylüyordum. Bozulan bir plak gibi..
Sabaha kadar sırtımı acıtan yatakta yatıp tavanı izlemiştim. Ve sabahın ilk ışıkları perdenin arasından odaya vurduğunda yerimde doğrulup ayağa kalkıp cam kenarına gitmiştim. Bir süre gökyüzüne baktım. Sonra yeşilliklere. Gökyüzüne bakıp hayal kurmuş yeşilliklerde deli gibi koşturmuştum sanki... Yalın ayaklarım yeşilliklere her vuruşta sanki , özgürdüm ve hiç bunları yaşamamıştım. O kartlar hiç seçilmemişti , ben oraya hiç gelmemiştim ve sanki Ahu Ela hayatıma hiç girmemişti .
Odada yanımda getirdiğim çantadan pantolon ve tişörtümü çıkartıp giydim ve odadan çıktım. Keşke çıkmasaydım diyorum kendime çünkü bornozuyla karşımda dikilen ve şaşkınlıkla bana bakan Ahu Ela'yı görmüştüm. Ben ona şaşkınlıkla değil hayal kırıklığı ile bakmıştım bir süre. Yanıma doğru gelip "Kuzey özür dilerim" diye konuştu. Elimi hızla dur diye kaldırıp konuştum. "Sakın konuşma, dinlemek istemiyorum Ela." Gözlerini şaşkınlıkla büyüttü ve konuştu. "Sen bana Ela demezsin ki Kuzey." Yüzünü inceleyip tebessüm ile doldurdum dudaklarımı. "Artık Ahu değilsin gözümde, artık Ela'sın. Benim için güzel biri değilsin, ben Ahu'yu ceylan gözlüm diye sevdiğim kıza demiştim. Beni sırtımdan vurup, ihanet eden kıza değil. Artık benim için sadece büyük bir hatasın. "Dedikten sonra merdivenlere yönelip aşağıya indim , ortalıkta kimse yoktu. Salonun ortasındaki koltuğa oturup elime orta sehpada bulunan gazeteyi aldım ve bakmaya başladığım sırada Feza tam karşıma oturdu ve konuşmaya başladı. "Gece güzel uyudun mu ? Nasıl geçti gecen ?" Kafamı evet anlamında salladım ve yalan söyledim. "Hemen uyumuşum, oda değişikliğine rağmen. "
Kafasını sallayıp elinde duran sigarasını dudaklarına götürdü ve uzun bir nefes çekti.
Aslında demek istediği, soruyu sorma amacı şu olmalıydı. Gece yaşanan ilişkimizin seslerini duydun mu ? Ahu benim yanımdaydı. Ama bilmediği bir şey vardı artık benim için ne Ahu vardı ne Ela. Onun Ahu'su olabilirdi artık , benim hayatımda yaptığım bir hatadan ibaret olan bir kız için yoramazdım kalbimi.
Bütün günümü bu yerde hayatı sorgulayarak geçirmiştim. Yanımda getirdiğim bilgisayarımda işimi yapmaya devam etmiş, biraz da kitap okumuştum. Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan kitabını , kaç defa okuduğumu inan bilmiyordum . Ama her okuyuşumda yeni bir şey fark ediyordum ve bu da ilk defa okuyormuş hissi veriyordu bana.
Karanlık yavaş yavaş yeryüzüne çökmeye başladığında Feza'yı da sanki bir heyecan sarmıştı. Ahu Ela da bütün gün karşıma oturup beni incelemiş ve konuşmaya çalışmıştı ama konuşma isteği başarısızlıkla sonuçlandığın da susmuştu .
Gürültülü bir şekilde kapı açıldı ve içeriye takım elbiseli korumalarla , içeriye serbest giyimli biri girdi. Ve serbest giyimli kişi iki tarafından tutmuş korumalarla aşağıya inen merdivenlere doğru gidip inmeye başladılar.
Evet ilk aklıma gelen şey şu olmuştu. Bir kişi daha o odaya sokulup hayatı karartılacaktı . Aynı benim gibi , benim hayatım ve başkalarının hayatı gibi . Yanıma gelen adamın konuşmasının ardından bende aşağıya o odaya girdim . Sadece odada olanların sesini duyuyordun ve siluetlerini görüyordun . Bu sefer gece lambası yoktu ,bu sefer kartlar yoktu , bu sefer masa yoktu. Bu sefer öfke vardı , odayı dolduran yüksek ses ve kavga vardı.
Feza'nın sesi duyuldu odada "Bana kimse oyun oynayamaz , benim kadınıma kimse laf yapamaz. Benim silahımla beni vuramazsın Ahmet. " Bağıra bağıra konuşuyordu Feza ve bazen de burnundan soluduğunu bile fark ediyordun . "Feza ağabey ben kimseye bir şey yapmadım. Dediğin malları götürdüm ama dertleri mal değilmiş Ahu yengeymiş ağabey. "
Feza yumruğu yapıştırmıştı, adamın acı dolu sesi yankılandı odada. Tekrar konuştu Ahmet "Ağabey yapmayın benim çocuklarım var , hasta bir eşim var." Feza sanki duymuyordu konuşulanları "Sus" diye haykırdı. Ve birkaç dakika sonra Ahmet'in oturduğu sandalyenin düşme sesi geldi , ses çıkmadı bir süre. Bir an da ışık açıldı odada, ilk defa bu odayı normal bir ışıkta görüyordum. Ve kafamı arkama doğru çevirdiğimde Ahmet'i gördüm. Kanlar içinde yerde yatıyordu ve kimse yoktu odada. Gitmişlerdi , kalkıp Ahmet'in yanına yaklaşıp boynuna değdirdim elimi , kalbi durmuştu. Kan olan elime baktım ve işte o an başladı bütün hayatım . Sert bir şekilde kapı açıldı. "Eller yukarı sakın kıpırdama." İki polis memuru yanıma gelip kollarımdan tutup kaldırdı ve yürütmeye başladı. "Ben bir şey yapmadım , içeride az önce birileri vardı. " Kolumdan sıkı sıkı tutan polis memuru "Yalana gerek yok ,bu bina uzun süredir kullanılmıyor. Sahibi öleli çok oldu." diye konuştu.
Ve işte o an anladım zorla olsa da yeni hayatımın ilk adımlarını atmaya başlamıştım. Karanlık olan odada işlenen bütün suçlar , gece lambasının ışığında gizlenip, floresan lambasıyla gün yüzüne çıkıyordu. Başından beri av ve avcı meselesi vardı. Ben av olmuştum. Bu yüzden tutulmuştum burada ve bu yüzdendi bütün sessizlik. Sessizdi ve karanlıktı, karanlık suçları gizlemek içindi , sessizlik ise ruhlarımızın sessizliğiydi.
Ben ise çoktan gizlemiştim her şeyimi , alışkındım karanlık dünyalara . Benim karanlığım kirli işler ya da böyle ortamlar değildi. Benim karanlığım annem ve babamın terk ederek söndürdüğü gece lambasını dedemin yakmasının ardından , bütün ışıkların kapanmış olmasıydı.
Hayatın size nasıl bir yol sunacağını bilemezdiniz , bende bilmiyordum . Ta ki o geceye kadar . Şimdi her iki tarafımda polislerle arabanın içinde karakola gitmem gibi . Burnuma özlediğim kahvenin kokusu değil de kan kokusunun gelmesi gibi . Belki de suçlu bulunacaktım ve tutuklanıp gidecektim bu dünyadan başka bir dünyaya. Ama ben yine Kuzey Efe olacaktım . Hayatının zor günlerinde ayakta durmaya çalışan, geleceğini yazmaya çalışıp, geçmişini özleyen Kuzey Efe.
Ve öyle bir gün gelecekti ki , pusula hep kuzeyi gösterecekti. Saatler belki de duracaktı ama yelkovan ve akrep aynı kalacaktı. Bu sefer adını anmak istemediğim geceyi " O gece" diye adlandırmayacaktım . Yaldızlı gece diyecekti çünkü her şey başladığı gibi bitecekti .
Bahçeler içinde ayaklar altında olan çimlerden ibarettim, yağmur yağdığında ağlayan bulutlardan ibarettim ama yine de Gökyüzünün Bahçeleri vardı ve ben bundan memnundum . Bu dünyada olmaktan memnundum . Nefes almaktan memnundum , dört duvar arasına girecek olsam bile , belki de hayatım dört duvar arasında geçecekti. Ziyaretime kimse gelmeyecekti ama ben mutlu olacaktım.
Masadan çıkan kuvvetli ses ile karşımda oturan polis memuruna baktım. Öfkeli bakışlarını yüzümde gezdirdi bir süre..
"Ne işin vardı orada ? Aklınca cinayeti orada işleyip , başkaları yapmış gibi gösterecektin dimi ? "
Kafamı hayır anlamında salladım "Başkomserim hayır ben bir şey yapmadım. Yanılıyorsunuz ."
Aniden masaya vurup ayağa kalktı polis memuru " Sen beni mi düzeltmeye çalışıyorsun? " diye haykırdı sorgu odasında.
"Feza Karamanlı bu olayın baş suçlusu"dedim. Korkmuyordum hiç bir şeyden.
Sorgu odasında dolanıp arada keskin bakışlar atan diğer polis memuru sinirle konuştu. "Kes sesini Feza Karamanlı aldığımız habere göre Salı günü yaşadığı evde ölü bulundu. Bize doğruları anlat.."
Kaynar sular dökülmüştü başımın üstünden , karanlıklar içinde değildim. Adeta küçük bir kutunun içinde sıkışıp kalmıştım...