Karanlığın esirin olsun. Senin aydınlığın yeter sana . Sen aydınlık olansın .
Belki bir zamanlar oradaydım diyecektim buradan çıkıp gittiğimde ya da buradan çıkacaktı cenazem. Çıkarsam özgür olacaktım bir kuş gibi hafifleyecektim ama kalırsam suçsuz iken burada çürüyüp gitmekten dövünecektim .
Çoğu zaman aydınlık olan yerlerde günlerimi geçirmek isteyecektim , aydınlık köşeler arayacaktım kendime. Bulduğum da ise sevinecektim bir çocuk gibi . Çocuklar gibi şen, çocuklar gibi mutlu olabilirdim ama kaç yaşımda olursam olayım , önümde , arkamda veyahut yanımda kimin olduğunu unutmayacaktım .
Çünkü yüzünde güçlü bir gülümseme var ise yıllar sonra bile , sen karanlığın insanısındır.
Nerede kalmıştık en son 6 sayısı. Evet sahi neydi o 6 sayısı. Neden hayatımın her kıvrımında yoluma çıkmıştı ve çıkmaya devam ediyordu . Ellerime odakladığım bakışımı Hamdi'nin oturduğu yere doğru çevirdiğimde o da benimle aynı şekilde bana baktı. Etrafa bakıp, bakan var mı diye kolaçan ettikten sonra ağzımı oynatarak sordum. "6 sayısı ne ? " Soruyu sorar sormaz güldü ve kafasını sallayıp, "Öğreneceksin " dedi . Oturduğum yerden kalkıp Melih'in yanına adımlarken kapı açıldı ve o an ismimi duydum . "Kuzey Çakabey ziyaretçin var . " Başımı hızla Hamdi'ye çevirdim gülümsüyordu , yatağında geriye doğru yaslandı ve yüzünde ki tebessümünü sürdürdü .
Usulca koğuştan çıkıp ziyaret salonuna doğru adımladım . Kapı açıldığında ilerde ki masalardan birinde sırtı dönük takım elbiseli biri ve elinde ki kağıtlara bakan biri vardı. Onlara doğru adımlayacağım sırada koğuş görevlimize bakıp başımı salladım . Ve yavaş yavaş adımladım, hemen ayağa kalktıklarında , tanımadığımı fark ettim .
İçlerinden biri konuştu elini uzatıp," Merhaba Kuzey ben Fahrettin Bakırcı . Bu da avukatım Mithat Özen "
İsminin Fahrettin olduğum adamın elini sıkarak baş selamı verdim ve aynı şekilde Mithat Bey'in de elini sıktıktan sonra , Fahrettin Bey hiç beklemeden söze girdi . "Kuzey ben senin koğuş arkadaşın Melih'in patronuyum . Uzun süredir Mithat avukatlığını yapıyor ve bundan sonra senin de yapacak çünkü her şeyden haberim var . Bende senin hayatını mahveden kişinin peşindeyim."
"Feza Karamanlı mı ? Ondan mı bahsediyorsunuz ? "dedim ikisinin arasında bakışlarımı gezdirirken. "Evet Feza Karamanlı. Beni hatırlamazsın sen ama ben söyleyeyim sana , dedenin yanına gelirdim bazen . Deden çok saygı duyduğum biriydi . Ah be Faruk Amca ."
Önüme bir dosya sürdü ve bana gösterilen yerlere imza atmıştım o an dikkatimi sayfa sayısı çekti. Bir süre rakamın üzerinde gezdirdim bakışlarımı. Fahrettin Bey fark etmiş olacak ki konuştu. "6 sayısı ne tuhaf değil mi ? "
"Siz nasıl ? Sizde mi biliyorsunuz bunu ? " Fahrettin Bey gülümsedi avukatın da yüzünde bir gülümseme belirdi . "6 rakamı senin için çok şey ifade ediyor, unutmamalısın Kuzey . Bu oyunun içinde senin olman isabet değil."
Nasıl veya neden diye sormak istiyordum . Neden ben ? Neden 6 sayısı benim için bu kadar önemli ? Ama sorsam da hangi sorunun cevabını alacaktım ?
Bir şarkıda geçiyordu hani "Ya dışındasındır çemberin , ya da içinde yer alacaksın. "
Ben hiçbir yerde değildim ne içinde ne dışında . Ben çemberin içinde olup kurtulmaya çalışanları izleyen taraftım . Demeyin şimdi bana senin farkın ne onlardan diye ? Benim farkım çok, çemberi hayatım gibi düşünürsek, yer alamadım bu dünyada. Çemberin dışı, bir hayal alemi orada bile yer alamıyorum. Kendimi avutuyorum işte ben de . Kendime bir hayat kurmaya çalışıp, isimler koyuyorum her hayalimin içinde geçtiğim yerlere .. Fahrettin Bey'in sesiyle sıyrıldım düşünceler aleminden .
"Kuzey Efe , bu işte birlikteyiz . Sen ve ben ve Melih birlikteyiz . Üçümüzün de görülecek bir işi var... Bir de kızım Ayçin var bu işin içinde yardımcı avukat olarak ."
Ayçin mi ? Ayçin ve Aybike . Bu adamın kızlarıydı. Benim aklımdan çıkmayan, yüreğimi zorlayan ,kalbimi yangın yerine çeviren ay yüzlü kız...
Başımı salladım ve ikisi arasında gözlerimi gezdirdim . Fahrettin Bey gideceği sırada yanıma gelip yaklaştı ve konuştu. "Dikkat et kendine ,Melih'e de dikkat et . Ve ona söyle, her şey bıraktığı gibi işler ve her şey..."
Hayatımız şuan koğuşa gitmek için kullandığım labirentten ibaretti . Zor ve karışık, belki de karanlık..
Koğuşa girdiğimde Melih'e doğru hızlı adımlarla ilerledim. "Melih, bil bakalım ben kimin yanından geliyorum ?" diye ona bir soru yönelttiğimde şöyle tepki aldım: "Fahrettin abim mi yoksa ?" Sanırım ifadelerim kendimi gizleyebileceğim kadar gelişmemişti, henüz bir çok konuda toydum. Neyse, bunun üzerine ona Fahrettin Bey'le aramızda geçen konuşmalardan bahsettim. Onun, üzerinde en çok durduğu iki yer şuydu: 6 sayısı ve her şeyin iyi olduğuna dair yapılan vurgu. Bir yanda merak, bir yanda "her şey"e dahil olan aşk meselesi. Demek ki merak da aşk kadar yüksek bir duygudan kaynaklanıyordu. Ona şimdilik, 6 hakkında fazla detay vermedim. Ben de anlamış değildim zaten. Yalnız bir süre sonra Melih'in yüzünde bir ekşime oluştu, ardından da bir buruk ifadeye büründü. O, bu mimiği her yaptığında anlıyordum ki aklında kardeşi var. Kardeşinin 6 ile ne ilgisi olabilirdi ki. Ben de meraklanmıştım ama ikimiz de sessizliği seçtik, sorgulamamayı...
Koğuşta gözlerim Hamdi'yi aradı. Bir işaret versem ,bir mimik kullansam bile yeterliydi bence . Yatağında uzanıyordu Hamdi ve yanına adımlayıp çay vermek için onu yerinden kaldıran Halit.
Hamdi yerinden doğrulurken göz göze geldik ve sadece birbirimizin anlayacağı şekilde baktığımız belliydi...
Halit bize doğru yaklaştı ve elinde ki tepsiyi Melih'in önüne doğru uzatırken, Melih elini kaldırdı ve istemiyorum gibisinden bir harekette bulundu. Ben tepsiye uzanmak için harekette bulunduğumda Halit arkasını döndü ve ilerledi koğuşun içinde. "Şakir'e çay yok Kuzey Ağabey. " Melih bile gülüyordu, tebessümüm artmıştı.
Melih ile sessiz sessiz otururken bir anda koğuştan yükselen ses ile televizyona doğru çevirdim bakışlarımı . Şu haber geçiyordu alt yazıda..."İş adamı Feza Karamanlı'nın sevgilisi Ahu Ela Badırcan'ı öldürmekten arandığı ve saatler sonunda yakalanarak cezaevine gönderildiği konuşulanlar arasında...." Ve geriye kalan konuşmaları duymadım ,dinlemedim . Melih'e doğru döndüğümde elini dizinin üstünde yumruk yaptığını ve derin derin nefesler verirken televizyona baktığını gördüm. Ortaya bir laf attım o an . " Ben Feza'nın birini öldüreceğini düşünmüyorum. Feza intikam alır ama birini öldürmez. " Melih televizyondan bakışlarını ayırıp bana baktı ve ardında bir çok soru bırakacak o cümleleri söyledi. "Doğru, Feza adam öldürmez. Bıçak kullanmaz ,silah kullanmaz . Feza Karamanlı başka yerden vurur insanı..."
Başımı salladım, merak etmiştim ne demek istediğini. Belli ki tanıyordu ,Feza'yı . "Sen nereden tanıyorsun Feza'yı ? " Melih bana döndü hızla ve kısık bir ses tonu ve sakin şekilde konuştu. "Geçmişten."
"Bende geçmişten de ne kadar geçti üstünden?"
Melih sandalyede bana doğru döndü ve beni şaşkına çevirip, her şeyi birbirine katacak o cümleyi kurdu . " Geçmişten tanıyorum . Üstünden çok uzun süre geçti ama arkada yıkıp, darmadağın ettiği ,yaraladığı insan karşında duruyor. "
Devam etti sözlerine derin bir nefes çekti içine. Ve sinirden yüzü kasılmıştı . "Feza Karamanlı beni yaraladı ,bana zarar verdi . Hayatımla oynadı ama hayatım dediğim biri .. Onunla oynadı ."
"Ayçin mi ? Ona mı bir şey yaptı ? Yani Feza Ahu'yu öldürmez . Daha doğrusu Feza elini kana bulamaz, o bir köşede kan kokusunu alan ve kanın akışını izleyen olur.."
Başını salladı Melih ve koğuşta gezdirdi gözlerini. " Feza Karamanlı senin olayında hedef şaşırttı, o kan akıtmaz evet ,dediğim gibi o başkalarının hayatlarını mahveder ve kaçar.."
"Feza'yı tahmin edemeyeceğin kadar iyi tanıyorum ve o da beni iyi tanır ama tanımak istemez. Belki de kara listesinde benim ismim de var ya da unutmak istediği liste arasında..."
"Melih bunu neye dayanarak söylüyorsun ki , evet Feza çok zeki bir adam ama unutmadığı bir şey var ya da gerçekten içimizden birini yaralamak istiyor. " Melih beni dikkatlice dinledikten sonra hiç gecikmeden cevap verdi . "Kuzey hiç bir şeyi hatırlamıyorsun dimi ? Sana sadece şunu söyleyeceğim . Bu koğuştaki herkes suçlu , herkesin bir suçu var . Birinin elinde kan , birinin yüreğinde suçu , biri evrak kaçırır , biri ihanete kurban gider ya da bir oyuna , biri de bir kadını korumuştur ve buraya gelmiştir. Ama senin geliş amacın o değil dimi ? Neden biliyor musun her şey birbiriyle bağlantılı , ben ve sen bile aynı ipin üstündeyiz . Ya ipi Feza kesecek ve biz düşeceğiz ya da onu bu düğümün içine çekeceğiz. Sen hangisini tercih edersin ?"
Sustum , bir şey diyemedim . Melih ve beni aynı ipin üstünde durdurup , yan yana savaşacak kadar yan yana getiren ne olabilirdi ki ? Melih baktı bana ve ikimizde bir süre birbirimize baktık . "Bende öyle tahmin etmiştim Kuzey ." dedi ve güldü .
Günler geçtikçe bütün olay çözülme aşamasında ilerliyordu . Kafamı karıştıran çok şey vardı. Feza bir oyun daha oynuyordu, bu belliydi ve bunun arkasında çok büyük bir planı daha vardı onun . Koğuşun kapısı açıldı, içeriye daha önce konuşmadığım ama bizim koğuşta olan biri girdi . Aynı hızda konuştu . "Feza Karamanlı 7 numaralı koğuşa getirilmiş."
Biz anında Melih ile birbirimize bakarken bize katılan biri daha vardı. Hamdi . Gözlerimi ona çevirdim, onun da bakışları benim ile Melih arasında mekik dokuyordu .
Ben ise sadece aramıza katılan üçüncü kişinin bakışlarını sadece ben fark ettim sanmıştım ki Melih'in elini omzumda hissetmemle ona döndüm ve başımı salladım. 'Ne oluyor ?' diye sorarcasına.
Melih konuşmada gecikmedi . " Hamdi Aslan Fahrettin abinin arkadaşı..."
İşte bir kez daha şoke olmuştum. Bu da demek oluyordu ki , Hamdi'nin de her şeyden haberi var ve koğuştaki herkese racon kesen adam bize şimdiye kadar sesini çıkarmamıştı .
Hamdi Aslan, bana niye bu kadar tanıdık gelmişti ismi ...Ne gibi bir bağlantımız olabilirdi ki ? Belki de yoktu acilen bu huyumu bırakmalıydım . İyice paranoyak biri olmuştum. Yerimden kalktım ve Hamdi ağır adımlarla kendi yatağına doğru gidiyordu, ona ilişti gözüm ve bir süre baktım .
Yatağa oturur oturmaz yastığın altında bir ucu gözüken kağıt parçası ilişti gözüme..
"Düşünmeye devam et Kuzey . Çevrendeki insanların kim olduğunu özellikle ben ve Melih . "
Başımı kaldıramadım o an dakikalar sonunda kaldırıp baktığımda ona baktığımı hissetmiş olacak ki o da bana baktı ve gülümsedi.
İşte o an şu sözler döküldü dudaklarımdan. " Sen , sen Hamdi . Sen ... Hayır olamaz bu . Bu o değil, hayır."
Hayır olamazdı, bu denli kafayı sıyırıyor olamazdım, tozlu sayfaların arasında bu kadar temiz kalamazdım.
Feza'nın 7 numaralı koğuşa getirilmiş olması şaşırtıcıydı. O 7 rakamını hayatının kabusu olarak tanımlardı. Kim derdi ki bir gün o adam hayatının kabusuyla dört duvar arasında kalarak gerçeklerle yüzleşecekti. Belki bir gün çözülecek bir problem belki çözülmeyecek kadar büyük bir yalandı.