İçeriğe geç

Gökyüzüne Bak Ve Gülümse

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Gökyüzüne Bak Ve Gülümse

Bölüm 1

1

"Beni bırakmayın, lütfen!"

Yine aynı rüyaydı. Neden rahat bir uyku uyuyamıyordum. Neden bu kadar acı çekiyordum? Bu acılar ne zaman bitecekti? Bitecek miydi? Acılarım bitmeyecekti belki ama ben bitecektim. Yarın. Yarın ben de dahil her şey bitecekti.

Pencereye baktığımda güneşin daha doğmadığını farkettim. Yine ben ve yine kabuslarım. Yine baş başa kalmıştık işte. Tek kalmak mı daha iyiydi? Yoksa kabuslarınla tek olmadığına inanmak mı? Kabuslarım benim miydi? Yoksa her şeyin ve herkesin intikamı mıydı? Kabuslarım olanları unutmamamı mı hatırlatıyordu bana? Her daim hatırlamamı ve amacımın peşinden gitmeyi mi hatırlatıyordu? Kendi amacı neydi bilmiyorum ama bana yaşadığımı hissettiriyordu. Çünkü bu kabuslar da olmasa ben belki nefes bile alamazdım. Kabuslarım bana hâlâ yaşadığımı ve her bir kişinin yaşamasının bir amacı olduğunu anlatıyordu bence. Ben öyle hissediyordum.

Beyaz tezgahlı kenarda tek masa ve iki sandalye bulunan mutfağa girdim. Tezgahın kenarına oturdum ve önümdeki makineyle de kendime şekerli bir kahve yaptım. Kahvenin olmasını beklerken camdan dışarıyı seyrettim. Gökyüzüne hayrandım. Gökyüzünün bu kadar güzel olması ve onu bir daha göremeyecek olmak beni biraz üzüyordu.

Kahvemi de alıp balkona çıktım. Kahvemden bir yudum alıp avucuma yerleştirdim. Hafif yağmur yağıyordu. Yağmurlar akmayan gözyaşlarımdı aslında. Git gide daha da şiddetleniyordu. Yarın sondu. Benim sonumdu. Her şey bitecekti. Her şeyi bitirecektim. Herkes her şeyin bedelini ödeyecekti. Ben acılarımın, onlar da kahkahalarının. Son kez karşılarında gülmem gerekecekti. Son kez gökyüzünü izlemeliydim. Son kez kahvemi içmeliydim. Son kez nefes almalıydım. Nefes alabilecek vaktim bile olmayacaktı belki. Sonlarımı gerçekleştirmeliydim.

Biraz daha balkonda kaldıktan sonra üşüdüğümü hissedip içeri geçtim. Kahvemi bitirmiştim. Önce mutfağa gidip bardağımı bıraktım ve üç bardak su içtim. Odama gittim ve pencerenin önüne oturdum. Sehpamın üzerindeki telefonumu elime aldım, her zamanki gibi bildirim olmadığını gördüm ve şarkı listeme girdim. Karıştırma moduna basıp şarkıyı başlattım. Gözlerimi son kez göreceğim yıldızlara çevirdim. Bugün çok parlaklardı. Çok güzel görünüyorlardı. İçimden son kez teşekkür ettim onlara. Bana böyle güzel bir manzara sergiledikleri için.

Rei - Yerçekimli Karanfil

Şarkı dinleyerek yeni günün başlamasını bekledim.

Düşünceler uyutmuyorsa

Yıldızlara yüzünü dön

Kaybedince ağlanırmış meğer

Sen haklısın, gökyüzüne dağılmış bütün öpüşmeler

Gözlerim ağlamak için çabalıyor, bense ağlamamak için çabalıyordum. Ağlamayacaktım. Sonunda tek amacımı yerine getirecektim. Her şey bitecekti. Her şeyi bitirecektim.

✨

Üzerime gözlerimin koyu yeşiliyle aynı, uzun, göğüs dekolteli ve askılı bir elbise giymiştim. Bu elbiseyi çok güzel buluyordum. Ama bugün giyilecek olması ondan nefret etmeme neden oluyordu. Makyajımı yaptım. Saçlarımı dalgalandırdım ve perçemlerimi bırakarak topladım. Elbisemle aynı renkte taşlı küpelerimi taktım ve siyah topuklu ayakkabımı giydim. Kalbim kadar kara olan yüzüğü taktım. Siyah çantamı ve yine elbisemle aynı renkteki maskemi elime aldım. Çok güzel olmuştum. Keşke böyle güzel bir kıyafeti burada giymeseydim. O zaman daha çok sevebilirdim bunları. Eğer eve geri dönebilirsem gidebileceği tek yer çöp kutusu olacaktı. Hiç haketmiyordu ama ben de haketmemiştim.

Daha önce aramış olduğum taksi, evin önüne gelmişti. Merdivenlerden indim ve evden çıktım. Taksiye binip şoföre gideceğimiz yerin adresini verdikten sonra arkama yaslandım ve pencereden dışarı baktım. Hava kararmıştı ve yıldızlar çok güzel görünüyordu. Onları son kez görecek olmak üzücüydü. İnsanlar gülüyor, ağlıyor, koşuyor, yürüyordu. Hissiz, düşünceli, hayalperest,sevgi dolu, mutlu, mutsuz o kadar çok insan var ki. Her insanda ayrı bir hikaye var. Her evde farklı bir sıcaklık var. Benim evim ise 13.03.2013'ten beri soğuk. Sadece üşüyorum evimde. Sadece ben varım. Ben de kendimi ısıtamıyorum. Olmuyor. Annemin sarılıp beni ısıttığı gibi yapamıyorum. Onları o kadar çok özledim ki.

Özür dilerim anne. Özür dilerim baba. Ben zaten yaşayamıyorum. Sadece nefes alıyorum, o kadar. Ben nefes alan bir ölü olmaktansa sizinle olmak istiyorum. Ne yaparsam yapayım olmuyor. Siz olmayınca olmuyor. Her şey çok sıkıcı, her şey çok gereksiz, her şey çok sizsiz. Artık nefes almak istemiyorum. Artık yalandan kahkahalar atmak istemiyorum. Sadece ağlamak istiyorum. Ama kendime buna bile izin vermiyorum. Çünkü ağlamak güçsüzlük. Ve benim güçsüz olmaya vaktim yok. Benim hep güçlü olmam gerek. Tıpkı şuan yapmam gereken gibi. Şuan da güçlü olmalıyım. Ve muhtemelen bu benim son güçlü oluşum olacak.

✨

Taksi balo salonunun önünde durduğunda çantamı elime almış ve maskemi de takmıştım. Arabadan indiğimde kapıdaki görevlilerin gözünü benden ayırmamaları sinirimi bozsa da bu da planımın bir parçasıydı. Gösterişli ve buraya bir servet yatırıldığı balo salonundan içeriye adımımı attım. İçimde bir duygu hissettim. Korkuydu sanırım. Korkuyordum. Ölmekten mi, yoksa onu öldüremeden ölmek mi, yanlış bir şey yapmak mı bilmiyorum. Ama korkuyorum.

Kapıdan içeri girdim ve hemen kimseyle göz teması kurmadan bir masaya geçtim. Garsonun önüme bıraktığı içkiyi umursamadım. İçkiye dayanıksız değildim ama yine de bugün olmazdı. Tedbirli olmalıydım. Aylardır uğraştığım plan bir hiç uğruna mahvolmamalıydı.

Birinin bakışlarını üzerimde hissediyordum ama dönüp bakmayacaktım. Umursayacak vaktim yoktu. Boğazım kurumuştu. Bir garsonu durdurup alkolsüz bir içecek istedim. Etrafı incelemeye başladım. Murat hâlâ yoktu. Muhtemelen ortamın biraz daha kalabalıklaşmasını bekliyordu.

Garsonun bana uzattığı kokteylden bir yudum aldım. Murat görünmüştü. Merdivenlerden iniyordu. Tabi ki biricik kız kardeşi de yanındaydı. Koluna girmişti abisinin. Bayağı da mutluydu. Bir insan her şeyin farkında olup da nasıl mutlu olabiliyordu? Canan abisinden ayrılarak konuklarla ilgilenmeye başlamıştı. Her şeye rağmen gülümsemesi kocamandı. En son ne zaman böyle güldüğümü düşününce gözlerim acımıştı.

Muhtemelen yüzümdeki maskeden dolayı Murat beni tanımamıştı. Tüm konuklara rağmen onun ve kardeşinin maskesi yoktu. Murat siyah bir takım elbise giymiş, kardeşi ise uzun ve yırtmacı olan kırmızı dekolteli bir elbise giymişti. Bayağı iddialı davranmıştı yani kendince.

Bu davetin olma sebebi Murat'ın Amerikalılar ile büyük bir işte ortaklık edecek olmasıydı. Bu işten hem yasal olarak hem de yasa dışı bir şekilde çok fazla para kazanacaktı. Çünkü işin ucunda uyuşturucu vardı. Murat gibi birisi için kaçırılmaması gereken bir şeydi.

Gece şimdi başlıyordu. Ve benimle bitecekti. Hiç bir şey ya da hiç kimse buna engel olamayacaktı. Olmasına izin vermeyecektim.

✨

Yüzümde tatlı göründüğünden emin olduğum gülümsememle Murat'a doğru yaklaştım. Maskemi çantama koymuştum. Arkası dönük olduğu için beni görmemişti.

"Selam Murat." Elimi de boynuna değdirmiştim. Bana döndü. "Nasılsın?" Gözleri şaşkınlıkla üzerimde gezindi.

"İyiyim Esta. Sen nasılsın?" Hâlâ bakışları üzerimde geziniyordu. Pislik.

"Çok güzel olmuş. Senden de böyle bir organizasyon beklenirdi zaten." Gülümsedi. Hoşuna gitmişti. Murat takdir edilmeyi ve övülmeyi çok severdi.

"Çok güzel olmuşsun." İğrenç gözlerinin içine bakıp gülümsedim.

"Teşekkür ederim. Çok naziksin."

"Neden günlük hayatta da böyle süslenmiyorsun?" İğrenç bir kahkaha attı. Ben ise tebessüm etmekle yetindim. "Güzel olduğunu elbette biliyordum. Ama bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum." Hâlâ gözlerimin içine bakıyordu. En son sinir olduğum için ben gözlerimi başka yöne çevirdim.

"Sen misafirlerinle ilgilenirsin heralde. Ben masama geçeyim." Gülümsedi.

"Tamamdır. Birazdan gelirim yine yanına." Masama geçtim ve planımın ikinci adımına geçtim. Maskemi geri taktım. Garsonu yanıma çağırdım.

"İki tane alkollü bir şeyler getirir misin?" Adam başını sallayıp yanımdan ayrıldı. Hâlâ üzerimde bakışlar hissediyordum. Murat mıydı acaba? Murat tam karşımda ve bir tane adamla sohbet ediyordu. Ama kim olduğunu bilmiyordum. Bu hissettiğim bakışlar da kimindi? Her neyse. Bunu düşünecek vaktim yok. Benim şuan Murat'a odaklanmam gerek. Zaten sonram diye bir şey olamayacak muhtemelen.

Garson iki kadehi önüme bıraktı. Kimsenin bana bakmadığından emin olmak için etrafıma kısa bir bakış attım. Kimse bana bakmıyor gibiydi. Hâlâ üzerimde bakışlar hissediyordum ama yapacak bir şeyim yoktu. Bir an önce işimi halletmeliydim. Yüzüğümün içindeki ilacı kullanmanın vakti gelmişti. Yüzüğümün üst tarafındaki kapağını açtım ve ilacı iki kadehe paylaştırdım. Sonrasında ise sadece Murat'ın yanıma gelmesini beklemek kalmıştı. Bir de ona içki ikram etmek.

Murat'ın gülümseyerek bana bakmasından yanıma geleceğini anlamıştım. Zaten çok sürmemişti. Yaklaşık beş dakika sonra Murat yanıma gelmişti. "Sıkılmıyorsun değil mi?"

"Aslında biraz sıkılıyorum. Sanırım kimseyi tanımadığım için."

"Zamanla tanırsın." Öyle bir zamanımız olmayacaktı ki. Ama o bunu bilmiyordu. Bilmesine de gerek yoktu. "Maskeni neden taktın? Güzelliğinle insanları büyülememek için mi?" Romantik bile olmayı beceremiyordu.

"Sonuçta maskeli bir balo. Daha doğru diye düşündüm."

"Neyse. Ben senin güzelliğini her zaman görüyorum zaten. Göremeyenler çok şey kaybedecek." Sahte bir gülüşle bu konuyu kapattım.

"Beni böyle güzel bir yere çağırdığın için teşekkür ederim." Masanın üzerindeki kadehin birini alıp Murat'a uzattım. "Tanışmamızın şerefine." Elimdeki kadehi aldı ve ben de diğer kadehi elime aldım. Kadehlerimizi birbirine vurmak için kaldırdık. Ama benim elim havada kaldı.

"Çok güzel görünüyor. Bu seferlik içkini çalıyorum abicim." Gelen kişi kumral saçlı, kara gözlü, beyaz tenli biriydi. Abi dediğine göre..? Yoksa bu Eren miydi? Amerika'dan ne zaman gelmişti ve benim neden haberim yoktu?

"Ama burda bir şey kutluyorduk." Murat'ın canı sıkılmış gibiydi. Eh, tabi benim de.

"Neyse ben kaçayım. Size iyi eğlenceler." Eren olduğunu düşündüğüm kişi bizden uzaklaştı. Eren onu içerse zehirlenecekti. Bir şey yapmam gerekiyordu. O zehirlenirse muhtemelen kamera kayıtlarından benim ilaç koyduğum anlaşılacaktı. Onu engellemeliydim. Ama nasıl?

Elimdeki kadehi üzerime döktüm. Bence mükemmel plandı. Bir o kadar da klişe. "Ay üzerim battı ya." Murat yanıma geldi.

"Gel lavaboya gidip temizleyelim."

"Gerek yok. Ben hemen halledip gelirim. Sen misafirlerinle ilgilen." Başını salladı ve ben de hızlı adımlarla Eren'in gittiği tarafa yürüdüm. Etrafta görünmüyordu. Bir an önce onu bulmam ve bir şekilde içmesine engel olmam gerekiyordu. İleride yangın merdiveni olduğunu gördüğümde hemen kapıyı açıp merdivenlere çıktım. Eren bir kaç basamak altta oturuyordu. Bir kaç adım atıp yanına geldim. Kadeh yan tarafında ve boştu.

"Merhaba. Sen de mi buraya gelmiştin? Biraz bunalınca dışarıya çıkayım demiştim ben de." Sadece karşısındaki mükemmel şehir manzarasına bakıyor ve bana cevap vermiyordu. "Yanına oturabilir miyim?" Cevap vermeyince oturdum. Gözlerini gözlerime çevirdi.

"Abimi neden öldürmek istiyorsun?" Bir an içimde korku hissettim. Murat'ı öldüremeden ölme korkusu. İntikamımı alamadan ölme korkusu.

Kahkaha attım. "Abin bana şakacı olduğundan hiç bahsetmemişti." Durumu nasıl toparlayabilirdim ki?

"Abimle aranızda bir şey mi var?" Gözlerini tekrar karşısındaki manzaraya çevirmişti. Bu soruya ne denirdi ki? Ben bile bilmiyordum. Ama onun benden hoşlandığını biliyordum.

"Karışık durumlar. Boşver sen bizi. Ama seni çok anlattı."

"Lafı dolandırmakta iyisin." Kahkaha attı. Ama samimiyetten çok uzaktı. "Az önce gelip o kadehi abimin elinden almasaydım abim şuana kadar çoktan ölmüştü." Bunu nerden biliyordu?

"Ne dediğini anlamıyorum."

"Ben de neden salağa yatmaya çalıştığını anlamıyorum." Gözlerime baktı. Gözleri karanlıkta biraz zor seçiliyordu. Ama gözlerime dikkat kesilmişti. Dilim tutulmuştu sanki. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Ayağa kalkmaya çalıştım ama bileğimden tuttu ve geri oturmak zorunda kaldım. Bileğimi sıkmıyordu ama bırakmıyordu da.

"Benim gitmem gerek." Tüm planım mahvolmuştu. Hemen burdan çıkmam gerekiyordu. Uzunca bir süre de iyi bir yerde saklanmam gerekecekti. Bunca zamanım, emeğim boşa gitmişti. Sonuç sıfırdı. Hiç bir şeyi başaramamıştım. Beni bırakmadığına göre öldürecekti ya da aklında daha canice fikirler vardı. Ne olursa olsun ölmemeliydim. Ölmeyecektim. Ölmek isteseydim şimdiye kadar zaten çoktan yapmıştım bunu. Ama almam gereken bir intikam varken bunu yapamazdım.

Konuşmuyordu. Sadece bileğimi tutuyor ve öylece karşısındaki manzarayı izliyordu. "Elin titriyor." O söyleyene kadar farketmemiştim. "Seni öldürmemden mi korkuyorsun?" Gülümsedi. "Abimi öldürmeye çalışırken bunları göze almış olman gerekiyordu." Sanırım inat etmeye gerek yoktu.

"Şuan ölemem."

"Ama kendi kadehine de ilaç döktün."

"Bu seni ilgilendirmez." Sinirli bakışlarını bana çevirdi. Ama ben daha sinirliydim. Koyu kahve gözlerini gözlerime dikmişti. Sanırım cevapsız kalmaktan hoşlanmamıştı.

"Maskeni çıkar."

"Ne?" Aslında anlamıştım ama şaşırdığım için böyle bi tepki vermiştim. O da bunu anladığı için sorusunu tekrarlamadı. "İstemiyorum." Nefes alışverişinden sinirinin iyice arttığını anlayabiliyordum.

"Tekrar görüşeceğiz." Bileğimi bıraktı. Neden böyle konuştuğunu ve beni neden bıraktığını anlayamamıştım. Ama umrumda da değildi. Tek bildiğim şey gerçekten de bir gün görüşecek olmamızdı. O gün de muhtemelen beni öldürmeye gelecekti.

Yangın merdivenlerinden çıkıp önce lavaboya gittim, üzerimi temizledim. Derin bir nefes alıp lavabodan çıktım. Balo salonuna geri geldim. Murat hâlâ aynı yerde bekliyordu ama yalnız değildi. Yanına gittim.

"Selam Esta." Bu kişi tabi ki Derin'di. Murat'ın kardeşi.

"Selam Derin. Nasılsın?"

"İyi. Sen?"

"Biraz midem bulanıyor o kadar." Murat hemen söze atladı.

"Bir şey mi oldu? Biraz geç döndün zaten lavabodan."

"Bilmiyorum. Midem bulanıyor. Biraz da halsiz hissediyorum. Sanırım eve gitsem iyi olacak."

"Bırakayım mı seni?"

"Yok. Teşekkür ederim. Kendim hallederim. Sen burasıyla ilgilensen daha iyi olacak."

"Bir araba ayarlayayım o zaman."

"Gerçekten gerek yok. Kendim gidebilirim. Umarım güzel bir gün olur senin için."

"Seni görmem güzelleştirdi zaten." Bu ucuz laflara ne diyeceğimi bilemezken Derin imdadıma yetişti.

"Abi rahat bırak kızı ya." Beni sevmediğini çok iyi biliyordum. Bu yüzden abisinin bana böyle davranmasından hep rahatsız olurdu.

"İyi akşamlar."

Daha fazla uzatamazdım. Cevap bile beklemeden çıkışa yürüdüm. Burdan taksi geçmiyordu. Ana caddeye çıkmalıydım. Tam yönümü değiştirmiştim ki Eren'i gördüm. Duygusuz bir yüz ifadesiyle tam karşımdaydı. Gözlerini benden ayırmıyordu. Umursamamaya karar verdim ve yan tarafından yürümeye başladım. Ama yanına ulaştığımda yine bileğimden tuttu.

"Ne istiyorsun?" Yüzümü bile çevirmemiştim.

"Eğlenceyi erken bitirmişsin." Gözlerine baktım ve kolumu hızlıca çekip ondan kurtardım. Önüme döndüm ve bir adım attım. Ama ikincisi havada kaldı. "Bana cevap vereceksin."

"Bana bir soru sorduğunu hatırlamıyorum." Elimi tekrar çektim ama elini biraz sıkmıştı bu yüzden elimi kurtaramadım. "Gitmem gerek. Bırak."

"Maskeni çıkar." Bir kez daha kurtulmak için adım attım ama bileğimi tutan eli daha da sıkmaya başlamıştı. Artık canımın yandığını hissediyordum. "Sözümü ikiletme."

"Sana itaat etmek zorunda değilim." Bileğime baktım. Beni hemen bırak yoksa bağırabildiğim kadar bağırırım." Alaycı bir şekilde güldü.

"Buradaki herkes bizim adamımız farkında mısın? Ha istiyorsan yine bağır tabii. Ama abimle konuşmam gereken konular olur bu durumda." Haklıydı. Ona karşı çıkmamın pek de bir anlamı yoktu. Ama bu ona boyun eğeceğim anlamına da gelmezdi.

"Ne istiyorsun benden? Öldürmek mi? İşkence etmek mi?" Bileğimin hâlâ bırakmadığı ve sıktığı için yandığını hissediyordum. "Ayrıca bırak beni. Tamam anladık, kaçışım yok." Elini biraz yumuşattı ama hâlâ bırakmıyordu.

"Seni öldürmeyi düşünmüyorum." Göz devirdim. "En azından şimdilik." Ne anlatıyordu ya bu. Kolumdan nazikçe tutarak(!) beni sokağın sonuna kadar götürdü.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun? Benim derdim seninle değil! Hemen bırak beni!" Ne dersem diyeyim duymamış gibi davranıyordu. En sonunda siyah bir arabaya beni yine nazikçe(!) bindirdi. Hemen ardımdan da o bindi.

Ne dersem diyeyim konuşmuyordu. İlk kez sorgulamak istemedim bir şeyleri. Ya ölecektim ya da acı çekecektim. Bunlardan birisi kesin başıma gelecekti. Kabullenmiştim. Ben sustum. O da konuşmadı. Ama bu sessizliğin içinde çok büyük çığlıklar yatıyordu... Ne zaman dışarıdan duyulacaktı bunu da zaman gösterecekti. Ya da duyulacak mıydı? Benim sesimi duyuracak zamanım olacak mıydı? Her şeyin cevabı Eren'deydi. O da ben de dışarıyı seyrediyorduk.

Bazen ne olursa olsun derin bir nefes almanız ve an'a odaklanmanız gerekir. Çünkü bazen huzur an'da saklıdır. Mutlu olmak belki elinizde değildir ama huzuru yakalamak sizin elinizde. Umarım o huzuru bir gün yakalayabilirsiniz.

Bölüm sonu

1 yorum