BELKİDE GÖKYÜZÜ İNSANLARDAN UZAK OLDUĞU İÇİN BU KADAR GÜZELDİR...
Sonunda eve varmıştım. Yol boyunca bana birkaç soru sormuş ve bende kendimce onları kısa bir şekilde cevaplamıştım. Geriye kalan zaman içinde ikimizde sessizliğimizi korumuştuk. Eve vardığımızda ona teşekkür etmiştim ve eve çıkacağım anda beni durdurmuş ve bana küçük bir kağıt parçası uzatmış ardından da gitmişti. Birkaç dakika arkasından baktıktan sonra bende eve girmiştim. Ve şu anda ne mi yapıyorum?
Yine her zamanki gibi yatağımda oturmuş camdan insanları izliyordum. Ama bu sefer hislerim daha farklıydı. Birşeyler daha farklıydı. Belkide uzun zamandır ilk defa birisiyle sohbet ettiğimdendir. Bana verdiği kağıt parçasını elimde tutuyordum ama bunu bana verdiğinden beridir hiç açmamıştım. Nedeni ne mi? Dürüst olmak gerekirse bilmiyorum.
Saat gece 2.24 ve ben hâlâ dışarda kendilerince vakit geçiren insanları izliyordum. En sonunda gözüm elimdeki kağıda kaydı ve açıp okumaya başladım.
"Bazen bazı şeyler karşılıklıdır.."
Yazıyordu.
Ne demekti şimdi bu? Ne karşılıklıydı?
Daha yeni tanıştığım birisiydi ne ara bu notu yazdı? Hadi amaa bunu önceden planlamış olamaz değil mi? Ya da olabilir mi? Karşılaştığımızdan beridir birlikteydik o kağıdı ne ara yazabilirdi ki? Önceden yazmış olsa gerek.
Dur bir dakika...
Yazıyı bir kere daha okudum.
Ah bu gerçekten komik. Düşünsenize size biri bu kağıdı veriyor ve sizin okuyup da düşündüğünüz tek şey bu kağıdı ne ara yazdığı...
Her neyse çok takacağım birşey değildi. Yani takmam gereken o kadar şey arasında takılacak kadar önemli değildi... Kağıdı yatağın yanında duran masanın üzerine koydum ve elime not defterimi aldım. Yine birşeyler karalayacaktım. Bu kendimi iyi hissettiriyor. Yani bir süreliğine...
Bir süre sonra defterime yeni çizdiğim şeylere baktım. Açıkçası pek iç açıcı değildi ama kötüde sayılmazdı. Defterimi kapatıp onu da masanın üzerine koydum. Ve artık uykum gelmiş olacaktı ki esnemeye başlamıştım. Yatağımın altına girdim ve hâlâ perdesi açık olan camdan dışarıya baktım. Bu sefer insanları göremiyordum gördüğüm tek şey gökyüzü ve parlayan yıldızlardı...
Gözlerimi araladığımda güneş ışığı beni selamladı. Sabah sabah güzel uykumu bölen şu aptal güneş... Ayağa kalkmaya yeltendim ama aşırı dönen başım buna izin vermedi. Ani kalkmamdan dolayı olacak ki gözlerim kararmaya başladı. Bunun için yatağımda oturup gözlerimin ışığa alışması için kendime biraz süre verdim. Bu birkaç gün yılbaşından dolayı tatil olduğu için bana yine evde oturmak düşüyordu. Gözlerim ışığa alışınca yerde duran terliklerimi giyip ayağı kalktım. Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya girmiştim ama aynadaki görüntüm yüzünden ani bir çığlık attım. Şu halim... Ve evet dünden hatta yaklaşık birkaç günden beridir bu haldeydim. Yolumu hemen banyoya çevirdim. Duş almalıydım. Acilen.
Yaklaşık yarım saat süren banyonun ardından saçlarımı kuruttum ve birşeyler yemek için mutfağa yöneldim. Aslında bana bakarsanız evimin bu kadar odası olduğunu yeni fark ediyordum... Odamdan hatta yatağımdan çıkmadığım için daha evde keşfedecek birçok yer olduğunu düşünüyorum. Ama bence şimdilik bu kadarı bana fazla. Kendime filtre kahve hazırladıktan sonra yine odama girdim. Bu sefer yatağım yerine odamdaki koltuğa oturdum ve kahvemden bir yudum alıp önümdeki sehpanın üzerine koydum. Düşünüyorum. Hayatı düşünüyorum. Geleceğimi düşünüyorum. Her zamanki gibi. Ama bana yine saçma geliyor. Daha birkaç dakika sonrasında olacakları bilmiyorsam geleceğimi düşünmemin ne anlamı vardır ki ...
Durdum. Bir süre karşımdaki duvara baktım. Ve artık sorgulamak istemiyordum. Hayatı yeterince sorgulamıştım ve bundan sonrası içinde artık bunu yapmak istemiyordum. Sorgulamak, güzel birşeydir. Herşey sorgulanmalıdır. Sorgulanması gereken herşey sorgulanmalıdır lakin sorgulamaya değmeyen bir şeyi sorgulamak kulağa pek sağlıklı gelmez.
Fazla düşünüyorum ve bu gidişle filozof olacaktım. Bu düşünce beni güldürdü. Saate baktığımda öğlen saat 13.40 olduğunu gördüm. Zaman geçmiyordu. Kahvemi birkez daha yudumladım ve yanımda duran kitaplığımı gözüme kestirdim. Bir sürü kitabım vardı ama benim okuduğum kitaplar sayılıydı.
Elimi bana yabancı olmayan , birkaç kez okuduğum ve her seferinde de okumaktan sıkılmadığım o kitabı aldım. "Bir İdam Mahkümünün Son Günü" bu kitabı neden bu kadar çok sevdiğimi bilmiyorum ama gerçektende her seferinde severek okumuştum.
Kitabın rasgele sayfalarını açarak daha önceden altını çizdiğim yerleri okumaya başladım. Çoğunu ezberlemiştim bile. Yaklaşık yarım saatimi böyle harcadım.
Aç değildim ama canım birşeyler çekiyordu. Tatlı gibi şeyler...Yemeklerle aram yoktur ama tatlıları çok severim. sabahtandır filtre kahve dışında boğazımdan geçen birşey olmamıştı canım yemek yemekte istemiyordu çünkü son zamanlarda yediğim herşeyi kusuyordum ve kusmaktansa yemek yememeyi tercih ederim ama söz konusu tatlı olunca...
Pasta yapmaya karar verdim. Kitabımı rafındaki yerine geri koyup sehpanın üzerindeki boş kupamı aldım ve doğruca mutfağa ilerledim. Pasta malzemelerinin olup olmadığına baktım. Herşey hazırdı pasta kreması dışında herşey. Off markete gitmem gerekecekti.
Üstüme bir eşofman takımı giydim ve kuruttuktan sonra ördüğüm saçlarımı açtım. Hava yine soğuk gibi görünüyordu bunun için üstüme kabanımı da aldım. Anahtarlarımı cebime atıp evden çıktım. Yürürken bir anda duraksadım. Cüzdanım? Cüzdanımı almış mıydım?
Elimle ceplerimi yokladıktan sonra cüzdanımı buldum. Çok uzaklaşmamış olsamda tekrardan eve gitmeye üşeniyordum bunun için cüzdanımı bulmam beni sevindirmişti.
Yaklaşık bir saatim markette geçmişti. Yarım saat sırada beklemem ise cabasıydı...
Sonunda eve vardım. Gerçekten yorulmuştum. Eve girip aldığım pasta kremasını dezgenin üzerine koydum ve kabanımla cüzdanımı indirmek için odama doğru ilerledim. Onları odamdaki koltuğun üzerine attım ve başımı pencereye çevirdim. Hava kararıyor ve gökyüzü çok güzel bir hâl alıyordu. Gökyüzünü izlemek için biraz daha cama yaklaştığımda gözüme çarpan şey bir not kağıdından farksızdı. Camın üzerindeki bir şey vardı ve bu bir not kağıdıydı. Evden çıkmadan önce orada böyle bir şey yoktu. Biraz daha yaklaşıp notu okumaya başladım.
Ve yine aynı şey yazıyordu...
"Bazen bazı şeyler karşılıklıdır..."