BÖLÜM II: GİZLİ BAHÇE VE BİR ŞÖVALYENİN YEMİNİ
Saray yaşamının kuralcı ritmi Minho için her geçen gün daha da çekilmez bir hal alıyordu. Resmi yemekler, siyasi evlilik planları ve krallık sorumlulukları onu nefessiz bırakırken ona nefes aldıran tek şey Christopher’ın varlığıydı.
Öğleden sonra güneş en tepedeyken Minho, sarayın kimsenin pek uğramadığı, eski sarmaşıklarla kaplı arka bahçesine doğru yürüdü. Burası, yüksek taş duvarların arkasında gizlenmiş, unutulmuş bir sığınaktı. Christopher ise resmi görev süresinin dışında, Prens’in adımlarını uzaktan ama bir o kadar da yakın takip ediyordu. Bahçenin ağır ahşap kapısı kapandığında iki genç adam yine baş başa kalmıştı.
Minho, sarmaşıkların arasından süzülen güneş ışığına bakarak derin bir nefes aldı. "Bazen şu yüksek duvarların ardında nasıl bir dünya olduğunu merak ediyorum Chris. Hiç kimsenin 'Prens Minho' demediği, sadece senin yanımda olduğun bir yer…"
Christopher zırhının ağırlığına rağmen yumuşak adımlarla ona yaklaştı. Yüzünde, sadece Minho’ya gösterdiği o sıcak ve korumacı tebessüm vardı. "Nereye gitmek istersen Minho, kılıcım ve hayatım seninle gelir," dedi içtenlikle. "Ama şimdilik sana bu krallığın içindeki küçük bir güzelliği sunabilirim."
Christopher cebinden dikkatlice çıkardığı küçük, zarif bir kır çiçeğini uzattı. Mor ve beyaz yaprakları olan, henüz tazeliğini koruyan minik bir çiçektir bu.
Minho şaşkınlıkla çiçeğe baktı. "Bu… bunu nereden buldun?"
"Sabah devriyesinde, kulenin dibinde taşların arasından filizlendiğini gördüm," dedi Christopher, gözlerinde mahcup ama tutkulu bir ışıkla. "En sert taşların bile arasından yeşerebilen bir şey… Tıpkı bu saray duvarlarının arasında sana büyüten sevgim gibi. İmkânsız görünse de var ve canlı."
Minho’nun kalbi hızla çarpmaya başladı. Çiçeği alırken parmakları Christopher’ın nasırlı, güçlü eline dokundu. Çiçeği hafifçe kokladıktan sonra göğsüne bastırdı. "Bunu hayatım boyunca saklayacağım. Bu çiçek bizim yeminimiz olsun Chris. Ne olursa olsun, ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın birbirimizden vazgeçmeyeceğimizin yemini."
İkisi de bu anın büyüsüne kapılmışken, arka bahçenin üzerindeki yüksek kemerli pencerede duran gölgeden habersizlerdi. Kralın başdanışmanı, ikilinin bu yakınlığını ve bakışlarındaki o derin aşkı sessizce izliyordu.
