“Şena” dedi Gökçin.
Sena, Gökçinin saçını okşamaya devam ederek ona baktı.
“Efendim bitanem” dedi.
“Annem meni sevmediği için mi biyaktı” dediğinde Sena vereceği cevabı düşündü.
Tam o sırada kapıdan ses geldi.
“Artık benimle vakit geçirmen için seni bıraktı Gökçin” dedi Yekta.
Gökçin irkildi.
“Abi” dedi Sena.
Yekta yavaşça yatağa yaklaştı.
“Merhaba Gökçin, ben Yekta” dedi. “Merhaba Yetta” dedi Gökçin.
Yekta zorlukla tebessüm etti.
“Annenle konuştum. Artık benim yanımda kalacaksın. Ama önce seninle bir yere gitmemiz gerekiyor benimle gelir misin?” dedi Yekta.
“Nereye dideceğiz?” dedi.
“Senin, benim kızım olup olmayacağını öğreneceğiz” dedi.
Yekta buna aslında emindi.
Ama yine de onu nüfusuna geçirmek için bu gerekliydi.
“Tamam” diyerek ayağa kalktı ve Yekta'nın elini tuttu.
Yekta hissettiği bu sıcaklıkla tebessüm etti.
Hastaneye geldiklerinde Gökçin daha hala babasının elini tutuyordu.
O şimdiden Yekta'ya alışmıştı.
Kan alma yerlerine geldiler.
İlk Yekta’dan kan aldılar.
Kan alma sırası Gökçin’e geldiğinde Sena ve Yekta birbirlerine baktı.
“Kucağıma gelmek ister misin?” dedi Yekta. “Men tortmuyorum ki” dedi.
“Gerçekten mi?” dedi Sena.
“Evet” dedi Gökçin ve kıkırdadı.
Yekta da gülmeye başlayınca tebessüm ederek onları izledi Sena.
Gökçin minik adımları ile sandalyeye ilerledi ve cesurca oturdu.
Babasının yardımı ile kolunu açtı.
Hemşire bir iğne aldığında Yekta ona baktı. “O çok büyük değil mi?” dedi korkuyla.
“Yetta çot büyüt değil. Kan delsin diye öyle” dediğinde hemşire ve Sena güldü.
Hemşire iğneyi değdirdiğinde Yekta bir bağırış veya ağlayış bekledi. Ama Gökçin gayet sakin bir şekilde alınmasını bekledi.
Kan alındıktan sonra hemşire, Gökçin'e baktı. “Sen çok cesursun” dedi.
“Teşettür edeyim” dedi. Ve yine o minik kıkırdaması duyuldu.