O gün ev her zamanki gibi kalabalıktı.
Kuzenler oyun oynuyor, Elif mutfakta çay hazırlıyor, Yekta ise Gökçin’i izliyordu.
Ama Gökçin’in yüzünde bir tuhaflık vardı.
Normalde kahkahalar atan o küçük kız, bugün sessizdi.
Yekta yanına çömeldi.
“Gökçin, iyi misin babacım?”
Gökçin başını salladı.
“Ben… üşüdüm Yetta.”
Yekta hemen elini kızının alnına koydu.
Ateş…
Yüksek bir ateş.
“Gökçin… yanıyorsun.”
Sena mutfaktan koşarak geldi.
“Ne oldu?”
Yekta’nın sesi titredi.
“Ateşi var.”
Sena’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
O an… yıllar önce hastanede kaybettiği bebeği aklına geldi.
Ateş…
Titreme…
O çaresizlik…
“Abi… hemen doktora gitmeliyiz,” dedi Sena, sesi titreyerek.
Gökçin gözlerini kapadı.
“Şena… ben çot üşüyom…”
Sena’nın nefesi kesildi.
O cümle…
Aynı cümleyi kendi bebeği de söylemişti.
“Hayır… hayır…” dedi fısıltıyla.
“Bu sefer değil… bu sefer kimseyi kaybetmeyeceğim.”
Yekta kızını kucağına aldı.
“Tamam güzelim, doktora gidiyoruz.”
Ama Gökçin başını Yekta’nın omzuna koydu.
“Yetta… gözüm kapanıyoy…”
Sena panikledi.
“Hayır! Gökçin, benimle konuş bir tanem!”
Elif hemen su getirdi.
Evren arabayı hazırlamak için dışarı koştu.
Sena ayakta duramadığını hissetti. Korkuyordu çok korkuyordu. Bebeği yüksek ateş nedeniyle havale geçirerek vefat etmişti. Sonra eşiyle boşanmıştı. Çok büyük bir yas dönemi geçirmişti.
Ellerini yüzüne kapadı.
“Allah’ım… ne olur… ne olur bu sefer almasın…”
Mustafa onun yanına çöktü.
“Sena… sakin ol abim aynı şey olmayacak söz veriyorum.”
Ama Sena’nın gözleri doldu.
“Ben bir çocuğu kaybettim abi… bir daha kaldıramam. Gökçin’e bir şey olursa… ben biterim.”
Gökçin hafifçe inledi.
“Şena… ben burdayım…”
Sena hemen kızın elini tuttu.
“Tamam güzelim… tamam… buradasın.”
Yekta, Sena’nın elinin titrediğini fark etti.
Sena’nın içindeki eski yara tamamen açılmıştı.
Evren kapıdan bağırdı:
“Arabayı hazırladım! Hadi!”
Yekta Gökçin’i kucağına aldı.
Sena da yanlarına geçti.
Gökçin’in sesi çok zayıftı.
“Yetta… ben tortuyom””
“Korkma güzelim bir şey olmayacak” dedi Sena.
Yekta gözyaşlarını tutamadı.
“Hayır kızım… hiçbir şey olmayacak.”
Ve Pomay ailesi…
O gece hastaneye koşarken…
Sena’nın içindeki eski acı, Gökçin’in ateşiyle yeniden alevlendi.
•••
Hastanenin koridoru soğuktu.
Gökçin’i acil odaya aldıklarında Yekta’nın dünyası bir anda karardı.
Kızının ateşi hâlâ düşmüyordu.
Yekta kapının önünde ileri geri yürüyordu.
Ellerini saçlarına götürüyor, nefes nefese kalıyordu.
“Ben nasıl fark etmedim? Ben nasıl baba olacağım böyle? Kızım yanıyordu… ben görmedim… ben görmedim…” diye fısıldıyordu kendi kendine.
Sena birkaç adım geride duruyordu.
Gözleri Gökçin’in kapısına kilitlenmişti.
Nefesi hızlanıyordu.
Göğsü sıkışıyordu.
Mustafa hemen Sena’nın yanına geldi.
“Sena… sakin ol. Bak, doktorlar müdahale ediyor.”
Sena başını salladı ama gözleri boştu.
“Ben… ben bir çocuğu kaybettim abi… bir daha… bir daha kaldıramam…”
Evren de yanlarına geldi.
“Sena, otur. Lütfen. Bak, biz buradayız. Yalnız değilsin.”
Sena oturmak istemedi.
Ayakta durdu, kapıya bakıyordu.
Gözleri doldu, nefesi kesildi.
“Ben… nefes alamıyorum…” dedi fısıltıyla.
Mustafa hemen kolunu tuttu.
“Sena! Bana bak. Derin nefes al.”
Ama Sena’nın gözleri kararmaya başlamıştı.
“Ben… ben… Gökçin ölmesin… ne olur… ne olur…”
Evren onun omzunu tuttu.
“Sena, tamam. Tamam. Biz buradayız.”
Tam o sırada doktor kapıdan çıktı.
Yüzü ciddiydi.
“Yekta Bey… kızınızın ateşi çok yüksek. Eğer düşmezse… organlar etkilenebilir. Beyin de dahil.”
Sena’nın dizleri çözüldü.
“Hayır… hayır… hayır…”
Mustafa onu tuttu.
“Sena! Bana bak!”
Sena artık duyuyordu ama anlamıyordu.
Gözleri kapandı, nefesi kesildi.
Kolları titredi.
“Ben… ben… yine kaybedemem…” dedi ve yere çöktü.
Evren hemen yanına diz çöktü.
“Sena! Lütfen! Biz buradayız!”
Sena kontrolsüzce ağlamaya başladı.
“Ben… ben… bir daha kaldıramam… Gökçin’e bir şey olursa… ben yok olurum…”
Mustafa onu kollarına aldı.
“Sena, tamam. Tamam. Biz yanındayız.”
Ama Yekta…
O sırada hiçbir şeyi görmüyordu.
Doktorun sözleri beyninde yankılanıyordu:
“Beyin etkilenebilir.”
Yekta duvara yaslandı.
Ellerini yüzüne kapadı.
“Ben nasıl baba olacağım? Ben kızımı koruyamadım… ben… ben…”
Gözleri doldu.
Dizleri titredi.
O kadar panik içindeydi ki Sena’nın kriz geçirdiğini bile fark etmedi.
Sena yerde titrerken, Mustafa ve Evren onu tutarken…
Yekta sadece kapıya bakıyordu.
“Gökçin… ne olur… dayan kızım…”
Elif uzaktan Sena’ya bakıyordu.
“Bu aile… bu acıyı kaldıramaz…” dedi gözündeki yaşları dilerken.
Koridor sessizdi.
Sadece Sena’nın hıçkırıkları ve Yekta’nın nefes nefese fısıltıları duyuluyordu.
Ve o an…
Pomay ailesi ilk kez bu kadar dağılmıştı.
•••
Sena, Mustafa’nın kolunda titreyerek kendine gelmişti.
Evren su getiriyor, Elif omzuna dokunuyordu.
Ama Sena’nın gözleri hâlâ kapalıydı; nefesi düzensizdi.
“İyi misin?” dedi Mustafa.
Sena gözlerini açtı.
İlk baktığı yer Gökçin’in odası oldu.
“Ben… kızımı kaybedemem…” dedi fısıltıyla.
Evren onun elini tuttu.
“Kaybetmeyeceğiz Sena. Buradayız.”
Tam o sırada Yekta koridorun diğer ucunda hâlâ ileri geri yürüyordu.
Ellerini saçlarına götürüyor, nefes nefese kalıyordu.
“Ben nasıl fark etmedim… nasıl anlamadım… kızım yanıyordu… ben görmedim…” diye kendi kendine konuşuyordu.
Sena onu duydu.
Yavaşça ayağa kalktı.
Titreyen adımlarla Yekta’ya doğru yürüdü.
“Abi…” dedi.
Yekta duymadı.
Kendi panik dünyasında sıkışmıştı.
“Ben baba değilim… ben beceremedim… kızımı koruyamadım…”
Sena bir adım daha attı.
“Abi….”
Yekta hâlâ duymuyordu.
“Ben nasıl baba olacağım böyle? Kızım ölürse… ben ne yaparım…”
Sena’nın gözleri doldu.
Sonunda sesini yükseltti.
“ABİ!”
Yekta bir anda durdu.
Başını kaldırdı.
Sena’nın gözleriyle karşılaştı.
Sena’nın yüzü solgundu.
Gözleri kızarmıştı.
Ama bakışı… ilk kez bu kadar sertti.
“Beni duymuyorsun,” dedi Sena.
“Kimseyi duymuyorsun. Sadece kendi korkunu.”
Yekta nefesini tuttu.
“Sena… ben—”
Sena elini kaldırdı.
“Hayır. Ben konuşacağım.”
Koridordaki herkes sustu.
Pomay ailesi ilk kez Sena’nın bu hâlini görüyordu.
Sena’nın sesi titriyordu ama kararlıydı.
“Ben bir çocuğu kaybettim abi. Bir bebeği. Kendi bebeğimi. Kucağımda öldü. O gün… içimde bir şey öldü.”
Yekta’nın gözleri doldu.
“Sena… biliyorum ama—”
“Hayır!” dedi Sena.
“Bilmiyorsun. O acı… her gün benimle. Her nefeste. Her uykuda. Her sessizlikte.”
Yekta’nın gözlerinden yaşlar aktı.
Sena devam etti.
“Ve Gökçin… o benim içimdeki boşluğu doldurdu. Bana yeniden nefes almayı öğretti. Bana yeniden yaşamayı öğretti.”
Sena’nın sesi kırıldı.
“Şimdi o odada yatıyor. Ve ben… yine aynı korkuyu yaşıyorum. Yine aynı acıyı. Yine aynı karanlığı.”
Yekta başını eğdi.
“Sena… ben kızımı koruyamadım…”
Sena bir adım yaklaştı.
“Abi sen panikledin. Kendini suçladın. Ama ben… ben kızımı kaybetmekten korkuyorum. Senin korkun kendine. Benim korkum ona.”
Yekta’nın nefesi kesildi.
Sena’nın gözlerinden yaşlar aktı.
“Ben bir daha kaybedemem abi. Bir daha kaldıramam. Gökçin’e bir şey olursa… ben biterim.”
Yekta sonunda Sena’nın elini tuttu.
Titreyen bir sesle konuştu.
“Sena… ben de biterim.”
Sena gözlerini kapadı.
“Öyleyse… onun için güçlü olmalıyız. Sen panikleyemezsin. Ben çökemem. Gökçin bizi istiyor.”
Yekta başını salladı.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Tamam Sena… tamam. Birlikte olacağız. Birlikte savaşacağız.”
Sena onun omzuna yaslandı.
İkisi de ağlıyordu.
Koridorda herkes sessizce onları izliyordu.