2001-Hakkâri
Murathan,"Murat,Murat,koyayım da tur at. Murat, Murat, koyayım da tur at," diyerek etrafında dönen küçük kıza bıkkın bakışlar attı. Gerçekten başına belayı.Hatta şu dünyadaki dokuz yılının en büyük belasıydı.
"Murat değil benim adım," dedi sert bir şekilde. "Murathan!"
Küçük kız, Murathan'ın etrafında dönmeyi bırakıp gök mavisi gözleriyle öylece baktı. "Tamam," dedi sonra. "Murathan, Murathan, koyayım da tur at han. Murathan, Murathan, koyayım da tur at han," diye bağırarak tekrar Murathan'ın etrafında dönmeye başladı.
Murathan buna daha fazla tahammül demeyecektim. "Gökçen!" diye bağırarak ileri atıldığında küçük kız neşeli çığlıklar atıp kaçmaya başladı. Yetmedi, bir de arkasını dönüp dil çıkardı. Bu sefer onu yakaladığı yerde canına okuyacaktım Murathan. Bu kızın altı yaşında olması imkânsızdı.Tam bir cadıydı.Ne dur demekten ne de sus demekten anlıyordu. Yürüyen bir bomba, canlı bir kaostu.
Gökçen minik boyunun aksine uzun, simsiyah şaçlarını sağa sola savurarak Murathan'dan kaçmaya;Murathan ise onu kovalamaya devam ederken asker lojmanın etrafında döndükçe döndüler.Her zamanki hâlleriydi bu. Aileleri yakın
Olduğu için sürekli yan yanaydılar. lojmanda bile karşılıklı dairelerde oturuyorlardı. Boyundan büyük laflar eden ve olmadık işler yapan bu minik kız, Murathan'a tam anlamıyla saç baş yolduruyordu. İkisi sürekli bir kavga içindeydi. Anlaşmaları imkânsızdı.
"Gel buraya Pamuk!" diye bağırdı Murathan.
"Haa!" dedi Gökçen bilmiş bilmiş. "Geleyim de döv yine, değil mi Kepçük? Yemezler!" Koşmaya devam ederken tekrar neşeyle, "Murathan, Murathan, koyayım da tur at han! Murathan, Murathan, koyayım da tur at han!" diye bağırdı.
Hırslandım Murathan. Dişlerini sıkarken küçük bacaklarına rağmen var gücüyle koştu. Gökçen ise idmanlıydı. Yaptığı her yaramazlıktan sonra ışık hızıyla kaçmak gibi muazzam meziyetleri vardı. Kovalamaca hız kesmeden devam etti." Yakaladığım yerde yollacağım o şaçlarını!" dedi Murathan öfkeyle "Sana kaç kere anlamını bilmediğin şeyleri söyleme dedim. Cadı! Gel buraya!" Umursamadı Gökçen. Üstüne üstlük neşeli bir kahkaha attı. Bu neşeli hâliyle koşmaya devam ediyordu ki birden ayağı bir şeye takıldı. Ne olduğunu anlamadan kendini çakıl taşlarıyla döşenmiş yola yapışmış hâlde buldu. Aynı anda dudaklarından," Anne!" diye acı bir feryat döküldü. Bu görüntüyü gören Murathan'ın öfkeli bakışları anında yumuşamıştı. Koşuşu hızlandı. Artık Gökçeni yakalamak için değil, yerden Kaldırmakiçindi her adımı. "Pamuk!" dedi korkuyla "İyi misin?" Yere yapışan küçük kızı yavaşça tutup kaldırdı. Gökçen'in kocaman, mavi gözleri yaşlarla dolmuştu. Ağlamaktan yüzü sırılsıklam olmuş vaziyette baktı Murathan"a. "Dizim Murathan!"dedi içli içli ağlarken. Burnundan akan sümükleri hızla koluna sildi. Sol dizi düşmenin etkisiyle kesilmiş, avuç içleri hafifçe soyulmuştu. Murathan bu hâline umutsuz bir bakış attı." Ağlayınca Habeş maymununa benziyorsun, Pamuk. Lütfen susar mısın?"
" Sen-Sen-Sensin Ha-Ha-Habeş maymunu, Kepçük!" dedi. Gökçen iç çeke çeke ağlarken.
Bu kız sümükten ibaret olabilirdi. Murathan bazen ciddi ciddi bunu düşünüyordu. "Askerlik arkadaşın mıyım ben senin, kızım? Kaç yaş büyüğüm senden! Kepçük demekten vazgeç!" derken dikkatle kızın bacağındaki yaraya bakıyordu. Hem yırtılmış hem de akan kan yüzünden yer yer yapışmış pantolonunu dikkatle yaranın üzerinden ayırmaya çalıştı. Yüzünde sanki kendi canı yanıyormuş gibi bir ifadenin belirdiğinden de habersizdi.
Var gücüyle ağlamasına rağmen çenesini yukarı dikti Gökçen.
"Sen de bana Pamuk deme o zaman."
Kazağının kolunu çekiştirip küçük kızın dizinden akan kanı nazikçe silmeye başladı. Uzun, kıvrık kirpiklerinin çevrelediği kehribar rengi gözleri tamamen yaraya odaklandı. Kaşları HER zamanki gibi çatıktı.
"Ya ne diyeyim?" diye homurdandı ters ters."Şu hâline bak. Bir düşmeyle dizin mosmor olmuş."
Yaranın etrafında ve Gökçe'nin avuç içlerinde daha ilk saniyeden belirtmeye başlayan morluklara bakarken içli bir nefes vermeden edemedi. İşte, bu yüzden ona Pamuk diyordu. En ufak bir darbede hemen derisi morarır, günlerce o morlukla gezerdi. Bundan dolayı Murathan gönül rahatlığıyla dövemezdi onu. Bu durum canını fazlasıyla sıkardı çünkü Pamuk tam dayaklık bir veletti.
"O zaman sen de Kepçük'sün işte," dedi Gökçen sümüklü burnunu tekrar koluna silerek. Uzanıp Murathan'ın sol kulağını sertçe çekti. "Kepçük'sün işte, Kepçük! Koca kulak! Kepçük!"
"Ah" diye acıyla inledi Murathan. "Gökçen bırak kulağımı."
Gökçen'in bırakmaya niyeti yoktu. Her zamanki gibi kavga başlamak üzereydi. Murathan da onun şaçlarına yapılacaktı ki birden lojmanın arka tarafından bir kadın çığlığı yükseldi.
Acılı bir feryat...
Tek bir isim...
"Âdem!"
Birinin eli kulağında, diğerinin eli şaçlarında öylece kaldı. Bakışları sesin geldiği yöne döndü. Bu feryattan sonra gelen derin sessizliği dinlediler. Üstlerinden bir kuş geçti. Rüzgâr derin bir uğultuyla lojmanın etrafını sarmaladı.Acılı feryat ve ardından gelen sessizlik, askerî lojmanda tek bir anlama gelirdi. Tüm asker ailelerinin aşina olduğu bu sesi zamanla altı yaşındaki Gökçen de dokuz yaşındaki Murathan da tanır olmuştu. Bu çığlık, eşsiz kalan bir kadın ve babasız kalan bir çocuk demekti.
Gökçen öyle donup kalmışken Murathan, ürkek bakışlar atan mavi gözlü kıza döndü. Saçlarını bıraktı. Dağılan kısımları hızla düzeltti. "Korkma. Bir şey yok," derken Gökçen'in üzerine konan tozları silkeledi. Aynı hızla avuç içlerine batan taşları da temizledi.
Korkmamıştı Gökçen. Lakin olanın da farkındaydı. "Kimin babası ölmüş?" diye sordu kısık bir sesle.
Murathan cevap veremedi. Verecek bir cevabı yoktu çünkü. Ölen onun ya da Gökçen'in babası olabilirdi. Belki de bir başka arkadaşının babasıydı. Ne fark ederdi ki? Ne cevap verilirdi bu soruya? Bilmiyordu. Temizlediği minik eli, elinin içine hapsettim Murathan. Hızla sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladılar. Gökçen, "Bacağım acıyor," diye mızmızlanınca hemen önünde diz çöktü.
"Bin sırtıma. Çabuk"
Gökçen ikiletmeden atladı Murathan'ın sırtına. Kollarını sıkıca boynuna doladım. Murathan da arkaya attığı kollarını Gökçen'in sırtında sabitledi. Minnacık, hafif bir şeydi ama Murathan'a yıllardır yarattığı sorun devasaydı. Laftan anlamayan, ele avuca sığmayan bir kızdı o. Anne ve babaları yakın arkadaş olmasa çekilecek çile değildi. Ama şu an duyulan çığlıklardan o da ürkmüş olmalıydı sıkıca Murathan'ın yakasına yapışmış; kocaman, mavi gözleriyle etrafa bakıyordu. Lojmanın en ucundaki apartmanın köşesine dönünce görüş alanlarına aşina oldukları görüntü girdi. Ambulans, bol rozeti albay ve bir kaç asker...
"Osman'ın babası..." diye mırıldandı Murathan.
"Âdem amca mı?" diye sordu Gökçen.
Sayfa 9 dan itibaren yazmaya devam edincem...



