İçeriğe geç

Gökçen

Bölüm 2 · 15 dk okuma

Gökçen

Bölüm 2

*15 Nisan 2001- Hakkari

Televizyonda oradan oraya hoplayan pala bıyıklı İbrahim Tatlıses'e, ellerinde bağlamaları ile yere yan yana dizilmiş türkü söyleyen dedelere ve bu ortamın tam ortasında mükemmel bir hevesle çig köfte yogurup insanların ağzına, 'Loo hele şunu

da ye baham' diye marula sarlı çiğköfte sokuşturan Mahmut Tuncer'e boş boş baktı Gökçen Annesi ve Neslişah teyzesinin vazgeçilmezi. ibo Show..

Rosalinda'yı bile buna tercih ederdi oysa. Sözde bugün doğum günüydü. 7 yaşına girmişti ama hiç

eğlenemiyordu. Babası gelmemişti Onunla mumlara üflemek istemişti ama her zamanki gibi işi vardı. Aslıhan içeride ödevlerini yapıyor,

Gülhan salonun diger köşesinde bebekleri ile oynuyordu. ikisi de eğlenceli değildi. Murathan olsa

onunla eğlenirdi en azından. Ama o da arkadaşları ile oynamaya gitmişti. Canı fazlası ile sıkılıyordu

küçük kızın.

"Anne, pastamdaki bütün mumları üfledim. Neden babacım hala aramadı?" diye sordu yanında

oturan annesine

Leyla kıza buruk bir tebessümle baktı. "Birazdan arar." diyebildi sadece.

Eşi Ali askerdi. Çoğu zaman yanında olamıyordu. Ama Allahtan kader Neslişah gibi birini çikarmıştı bu lojmanda karşısına. Yoksa izmir'den sonra

buraya alışması son derece zor olurdu. Daireleri karşılıklıydı Neslişah'ın eşi Yusuf'da askerdi

Hatta eşleri askerlikten beri arkadaştı. Askerlik bitince herkes kendi memleketine dönüp işine

gücüne bakmak zorunda kalmıştı Ama kader onları burada tekrar bir araya getirmiş, aynı karakolda

görev yapmaya başlamışlardı. Leyla ve Neslişah'ın yıldr yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu

Birbirlerine yoldaş olmuş!ardı bu ıssız şehirde

İkisi de aşağı yukarı aynı yaştaydı ama Neslişah, Leyla'dan daha önce evlenmisti o yüzden çocukları

büyüktü. Biri 14 yaşında diğeri 13 yaşında iki kızı ve 9 yaşında bir oğlu vardı. Leyla'nın ise bütün hayatı 6 yaşındaki biricik kızı Gökçen'di. Şimdi de 7 aylık

hamileydi. Bir oğlu olacaktı. Eşleri yokken onları teselli eden tel şey buydu zaten

Eşlerinden bir parça olan evlatları.

"Birazdan geçti.Neden hala aramadı anne?" diye sorusunu yineledi Gökçen

"On tane daha birazdan say Gökçen."dedi Neslişah minik kıza gülerek."O zaman arar baban."

"Tamam."dedi Gökçen hevesle."On tane daha sayim ben o zaman."Koltuğun üzerine çöküp tekrar bakışlarını karşıda ki büyük saate dikti.Uzun kırmızı çubuk on tane hareket edince on birazdan

olacaktı.

Birden, "Anne bak, ben Memoli oldum." diyerek odanın ortasına zıplayarak daldı Murathan. Geri

tarayıp, limonla sıkıca sabitlediği siyah saçlarını hevesle odada ki herkese göstermeye çalışıyordu.

Gökçen anında sirıttı. İşte en büyük eğlencesi gelmişti.

Murathan ve koca kulakları.

Neslişah gülerek baktı oğluna. "Maşallah benim kara kuzuma." dedi sevgiyle yanaklarıı okşayarak. "Valla aynı oldu Memoli. Di mi Leyla teyzesi?"

Leyla'da gülerek Murathan'a baktı Tam çocuğun bu haline övgüler yağdıracakken minik kızı Gökçen

daldı araya. "Ne Memolisi?" dedi alay eder gibi. Kendi kendine kıkırdadı. "Gorile benzemişsin

Kepçük. Kulakların daha da kocaman olmuş."

Murathan anında gür kirpiklerinin altından en ters bakışlarını atarken Gökçen dayak yiyeceğini

anladığı için çoktan dil uzatıp odadan tüymüştü. Murathan'da Işık hizında peşinden koştu.

Arkadan annelerinin koşmayın demeleri onları zerre etkilemedi.

Salonun köşesini döner sönmez Murathan Gökçen'i uzun saçlarından yakaladı. "Yolacağım bu sefer bunları. Görürsün sen."dedi öfkeyle. Ama aynı anda

Gökçen'de onun özenle Memoli şeklini verdiği siyah, gür saçlarna parmaklarını geçirmişti.

"Bende seninkinleriii yolarm."

Murathan kızın saçını biraz daha çekti. "Brrak Pamuk!"

Aynı şekilde Gökçen'de onun saçlarına abandı. "Önce sen bırak Kepçük!"

"Cadi!"diye mirıldandı Murathan dişlerini sıka sıka."Yer cücesi!"

"Goril."dedi Gökçen'de en az Murathan kadar sinirli bir şekilde."Koca kulaklı eşek."

Murathan aslında sadece tutuyordu saçlarını. Çekmeye kıyamıyordu. Ama onun aksine

Gökçen pekala kyabiliyordu. Murathan'ın saçlarıı var gücüyle çektiği yetmiyormuş gibi

birde sol ayağı ile bacaklarına tekme atmaya çalışıyordu. Ama Murathan gelen bütüntekme darbelerini ellerini kızın

saçından çekmeden hoplayarak

savuşturuyordu.

"Ay çok komik çıktınız." diyen bir sesle hala elleri birbirlerinin saçlarındayken sesin geldiği yöne

döndüler. Murathan'ın en büyük ablası Aslhan elinde bir fotoğraf makinesi ile onlara bakıyordu

Onlar en ciddi halleriyle kavga ederken fotoğraf makinasının flaşı yüzlerine doğru patladı.

"Abla söyle şuna saçımı

biraksın."dedi Murathan ters ters.

"Bıraksa ne olacak? İki dakika sonra yine saç baş giriyorsunuz zaten. Kendi kendinize ayrilın."

dedi Aslıhan ve umursamaz bir tavirla yanlarından gegip gitti. Zira bu ikilinin kavgaları artık herkes

için alışılagelmiş bir şeydi.

Bu boşluğu firsat bilen Gökçen hemen Murathan'ın dizine sağlam bir tekme savurdu. Murathan

buna hazırlıksız yakalandığı için ellerini kızın saçlarıdan çekip acı içinde dizine yapışırken Gökçen çoktan kaçmıştı.

"Gel buraya cadı!" diye bağırdı Murathan peşinden.

"Yakalayabiliyorsan yakala." diyen Gökçen'in alaysı sesi geldi içerilerden bir yerden Evde fevkalade bir kovalamaca başladı. Gökçen önde, Murathan

peşinde bütün odaları en az 10 tur attılar. Bir yerden sonra bu kovalamaca her zamanki gibi

oyuna dönüşmüş durumdaydı. Sinirler unutulmuş, gülüp eğleniyorlardı.

"Hadi Tarkancılık oynayalım."dedi Gökçen

Murathan tereddüt dolu bir bakış attı. "Olmaz. Sonra her yerin morarıyor Pamuk. iki saatte

ağlıyorsun".

"Yaaaa ama Murathan..." diye mızmızlandı Gökçen.

"Ağlamayacağım söz. Lütpen oynayalım. Lütpennn. Noğlarrr!" Sülük gibi Murathan'ın koluna yapıştı.

Murathan hemen yüzünü ekşitti. Elini Gökçen'in alnma atıp kolundan geri itmeye çalıştı "Yapışmasana kızım."

Gökçen'e göre bu da bir oyundu Murathan onu alnından geri iterken o keçi gibi inatla kafasını

onun eline doğru iteleyip kendince gülüp eğleniyordu. Derken bacağını uzatıp arkadan

Murathan'ın poposuna sağlam bir

tekme attı.

"Hain Kostok!"diye bağırdı.Bir tekme daha attı.

"Kızım sen neden hiç kz oyunu oynamıyorsun?" diye isyan etti Murathan. "Git bebeklerinle oyna.

Rahat brrak beni.' Gökçen umursamadı bile. 'Atıl

kurt' diye bağırarak Murathan'ın etrafinda koşmaya devam etti. Ama birden evi bir telefon sesi

doldurunca minik kızın eğlencesi durdu.

"Babammm!" dedi Gökçen heyecanla. Hızla salona koştu. Tabi Murathan'da peşinden. Gökçen salona girer girmez annesinin telefonu açtığını gördü.

Hemen ellerine yapıştı. "Bana ver anne! Bana! Bana!"

Leyla kızının bu heyecanına kocaman gülümsedi. "Tamam kızım. Bir dur." diye mırildandı önce. Sonra tekrar telefona odaklandı. Telefon avizesini sanki

çok kıymetli bir sey tutar gibi iki eliyle kavramıştı. "Gökçen'e veriyorum. Allah'a emanet ol Ali..." dedi dudaklarında buruk bir tebessümle. Ve başka bir şey demeye firsat vermeden sabırsız kızı telefon avizesini annesinin elinden çekip kendi kulağına

yasladı.

"Babaaaaa!"

"Babammm!" diye cevap geldi hemen.

Gökçen güldü. "Yedi tane pasta mumu üfledim baba. Hem de öğrettiğin gibi tek nefeste."

"Aferin benim kızıma.' dedi babası gururla. "iyi ki doğmuş benim güzeller güzeli kızım."

Gökçen yine güldü. "Ne zaman geleceksin baba?"

"En kısa sürede."

"Murathan yine saçlarımı çekti baba." dedi yandan Murathan'a ters bir bakış atarak.

"Asıl sen benimkini çektin." diye yükseldi Murathan "Sen benimkini çektin diye ben seninkini çektim." diye Gökçen'de yükseldi. Tekrar telefona odaklandı. "Doğum günümü bile kutlamadı. Neden doğdun ki dedi bana baba."

Babası güldü. "Murathan'a söyle kaşlarımı çattım. Babasına da şikayet edeceğim onu."

"Ohhhh!" dedi Gökçen Murathan'a dönüp içli içli. Elini göğsüne yaslayıp yukarıdan aşağıya doğru

sürttü. "Babam sana kaşlarını çattı. Seni de babana şikayet edecek Kepçük. Canmma değsin! Ohhh!"

Murathan en sinirli haliyle Gökçen'in üzerine bir adım attığı an kız hemen telefonu annesinin

eline tutuşturup tekrar kaçtı. Yine kavga başlıyordu. Her zaman buna hazırdı. Ama bu sefer öyle olmadı.

Koşarak odadan çıktıkları an Murathan önünü köşede kesti

"Bekle.' dedi ters ters. "Hediyeni vereceğim".

Gökçen bir sey söylemeden öylece baktı Kavga edecekler sanıyordu oysa. "Bana mı?" dedi şaşkın

şaşkın

"Yok bana!" diye cevap verdi Murathan her zamanki tersliği ile. Cebinden kırmızı bir hediye paketi

çıkardı. Küçücük bir paket. "Al şunu.'" dedi paketi kızın burnuna dayayarak. "Bir daha da beni

babama şikayet etme." Babası gelince onunla oyun oynamak istiyordu. Bu cadı yüzünden azar yemek değil.

"Sen de beni şikayet ediyorsun ama.' dedi Gökçen

"Ben de seni etmem. Susta al şunu Pamuk."

Gökçen paketi Murathan'ı elinden kaptı. Günlük birbirlerini şikayet etmemeye söz veriyorlardı

zaten ama sadece 1 saat falan sürüyordu bu söz. Alışılmış bir manzaraydı bu onlar için. Paketten kelebek şeklinde, mavi, kanatlarında kırmızı boncukları olan demir kıskaçlı bir toka çıktl.

Elinde evirip çevirdi Gökçen tokayı. "Bu ne be?" dedi memnuniyetsiz bir şekilde

"Ne demek ne?" dedi Murathan çatık kaşlarla. "Toka işte." Uzanıp kizın elinden tokayı aldı

ve alnına düşen bir tutamdan nazikçe tutarak tokayı kızın siyah saçlarına taktı.Geri çekilip

eserine baktı. Ve gördüğü manzara karşısında memnuniyetle gülümsedi. "Bak işte şimdi biraz

kıza benzedin."

Gökçen onu umursamadan aynanın önüne koştu. Aynadaki aksine gülerek baktı. Saçlarnda tokadan hiç hoşlanmazdı ama bunu sevmişti

"Babam gelene kadar çıkarmayayım bunu di mi?"

diye sordu tokasında ki sallanan kelebek kanatlarını sevgiyle okşayarak. "O da görsün di mi?

Hem Yusuf amcaya da göstereyim di mi? Murathan aldı diyeyim dimi Murathan?"

Murathan bu heyecana güldü Hediyeyi bu kadar seveceğini düşünmemişti. Vermeyi bile

düşünmüyordum. iki haftalık harçhklarını biriktirip almıştı ama vermeye utanmıştı.

"Sevdin mi?"

"Sevdim." dedi Gökçen hızla. "Bak, kelebeğin kanatları senin kulakların gibi Murathan."

Kahkaha atıp kendi kendine hoplayarak kelebeğin kanatlarıı sallamaya çalıştı. "Kocaman."

Murathan'ın tebessümü yüzünde dondu kaldı. En başında bu hediyeyi vermesi hataydı zaten..

Umutsuz bir bakış attı küçük kıza. Ama bu bakış onun hala mutlu mesut tokasının kanatlarını oynatmak için kendi kendine hoplamasını gördükçe yavaşça dağıldı. Yerine hafif bir tebessüm kondu.

"iyi ki doğdun Pamuk." diye mırildandı sessizce. Gökçen'in neşe içinde toka ile oynamasını

anlamsız bir mutlulukla izledi. Her zamanki gibi...

Ve bu an, Gökçen'in kutladığı son doğum günü olarak öylece kaldı.

米米米米米米

Çorak toprakların sınırında bulunan karakolun pis camından dikkatle baktı Yusuf komutan.

Kaç yıldır buradaydi?

Yıllar. Uzun yillar Söz konusu vatansa ömrün

lafi olmazdı.Vatan sadece bir toprak parçası değildi onun icin. Babasinin sagna disen

aktı,annesinin ellerinde oluşan çatlaklardı,karısının onu beklerken döktüğü gözyaşıydı,çocuklarının o eve dönünce baba diye bağırarak boynuna atlamasıydı vatan.

Vatanı olmayan insanın hayatı da olmazdı. Bunu çok iyi biliyordu. O yüzden vatanın her köşesi kutsaldı onun için

Derin bir gece sessizliği vardı karakolun etrafinda. Askerler her zamanki yerlerinde nöbet tutuyordu . Sigarasından bir nefes daha çekti içine. Sonra nefesini bıraktı. Çıkan dumanın önünde

oluşturduğu şekilleri dikkatle incelerken boşta kalan sağ elinin yüzük parmağındaki Türk bayrağı

işlemeli yüzüğe baş parmağı ile yavaşça dokundu

İçinde garip bir his vardı. Kehribar rengi gözlerini kısarak etrafinı sarıp sarmalayan dağlara dikkatli bir bakış attı. Uzun zamandır sessizlik vardi. Askerlik tecrübelerinden dolayı bunun pekte iyi bir şey olmadığını biliyordu.

Düşman bu kadar sessiz kalmazdı buralarda. Sessizlik tehlike demekti.

"Adanalı." diye bir ses duyunca hemen bakışlarını arkasına çevirdi. Gelen Aliydi. izmirli Ali.

En yakın arkadaşı. Yoldaşı. iri yarı bir adamd Ali. Öyle ki kimse eğitimlerde bile karşısına çıkmak

istemezdi onun. Mertti, cesurdu, sözünün eriydi. Hayatı boyunca tam manası ile güvenebileceği tek

dostuydu.

"Hayırdrr? Ne bu efkar?" dedi Ali gülerek. Yanına gelip o da dikkatle camdan dışarı bakmaya başladı.

"Fazla sessiz bu gece." dedi Yusuf sigarasından bir nefes daha çekerek. "Sence de garip değil mi?" 95

Ali'de en az Yusuf kadar dikkatli bir bakış attı dışarı. "Bir şey mi gördün?"

"Hayır." diye mırildandı Yusuf." Ama sessizlik bu topraklarda hayra alamet degildir. Bilirsin."

"Belayı çağırma, belanı sikerim Yusuf.'" dedi Ali ağız dolusu.

Yusuf güldü. En iyisi konudeğiştirmekti. Belki de Ali haklıydı.Boşuna kuruntu yapıyordu "Kutladın mı Gökçen kızın doğum gününü?" dedi konuyu değiştirmek adına.

"Kutladım." dedi Ali kızı aklna geldiği için huzurlu bir tebessümle. "Murathan'la kavga

ediyordular yine."

"Kavga etmedikleri gün var da sanki." dedi Yusuf minik bir kahkaha atarak. Dudaklarında

yarım bir gülüşle Ali'ye döndü. "Sen gel bak beni dinle. Alaymm senin kızı benim oğlana diyorum işte. Ne diyorsun devrem?"

Ali birden ciddileşti. Yusuf ne zaman bunu dese başına ağrı giriyordu. Yusuf ise inatla

bu tekliften vazgeçmiyordu. "Oğlunun bacaklarıı kırmamı istemiyorsan kizımdan uzak

dur derim devrem. Zaten bugün kzımın saçını çekmiş yine."

"Sanki senin kız azda." dedi Yusuf bu sefer kocaman bir kahkaha atarak. "Nerde görse benim oğlanı dişliyor. Ayrıca yarın bugün bu kız evlenince ne yapacaksın sen?"

"Gelen iyi biri ise bir topuğuna sıkarım. Sonra geri yollarım.' dedi Ali ciddiyetini bozmadan. "Kötü

biriyse iki topuğuna da sıkar öyle geri yollarım. Yani sonuç olarak kesinlikle geri yollarım."

Yusuf güldü. "Tamam işte. Alalım benim Murathan'a. Onu da geri gönderecek değilsin herhalde. Elinde büyümüş mis gibi damat.

Hem benimle dünür olacaksınfena mı ? Düğünde beşi bir yerde takacağım, söz lan."

"Kapat şu konuyu yüreğim kaldırmıyor." diye mııldandı Ali ters ters. Yusuf onun bu haline

daha çok güldü. Ali'ye gülüyordu gülmesine ama kendi kızları Aslhan ve Gülhan'ı aynı konumda

düşününce kafası bir atmıyor değildi.

Kısa bir sessizlik çöktü aralarıa "Sınırda hareketlilik varmış. Doğuma yine gidemeyeceğim galiba." diye mırildandı Ali."Gökçen'in doğumuna da gidememistim..."

Yusuf, Ali'ye yandan bir bakış attı. Belli etmiyordu ama bu durum onu baya üzüyor gibiydi. Sanki

onu üzmüyordu da... Hangi baba evladının doğumundan mahrum kalmak isterdi ki? Ama onlar brak doğumu günlük hayatta bile

evden uzaklardı. Bazen o kadar uzun süre eve gitmediği olmuştu ki Yusuf'un eve dönünce çocukları

onu tanımamıştı

Evlatları babalarını tanımamıştı...

"Çocuklarımızın ne doğumunda Yanında olabildik ne doğum gününde yanında olabiliyoruz amına koyayım. Hale bak!" diye homurdanarak sigarasından derin bir nefes daha çekti. Üfledi

Duman önünden dalgalanıp gitti.

Ağır bir sessizlik çöktü yine aralarına. "Vatan olmazsa bizde olmazdık be Adanalı." dedi Ali tekrar eski neşesine dönmeye çalışarak. "İyi olsunlar da, varsın biz doğum günlerinde yanlarında

olmayalm. Ne olacak? Sonra gi-" diyordu ki, diyemedi.

Önce yıllardı aşina oldukları kulakları delen bir ıslik sesi geldi.Sonra büyük bir gürültü. Yer ayaklarının altından kaydı sanki. Muazzam bir şiddetle

sarsıldılar.Az önceki derin sessizliğin yerini vızır vızır kurşun sesleri aldı.

"HASİKTİRRRR!"diye bağrrdı Yusuf."Ali koş merkezi ara!Saldırı!"

Ali hızla kafasını yere eğip belinde ki silahını eline alarak odadan Çıktı. Yusuf'da belinden silahını

çıkarıp camın önüne siper almak için hazırlanırken birden bir kuşun camı kırıp tuzla buz etti.

Hızla yere eğilince kurşun kıl payı yanından geçip gitmişti. Hisleri onu yanıltmamıştı. Bir şey

olacağını biliyordu. Hemen camın önüne çöküp kurşunlarını kontrol etti. Az. Çok az. Boş atma şansı yok.

"Siktir."dedi ağız dolusu."SİKTİR.SİKTİR!"

Bir bomba ile daha sarsıldı yer.Kurşun sesleri aralıksız devam ediyordu.Dışarıdan diğeraskerlerin bağrışları dolduruyordu kulaklarıı.

"AKiF'İN KOLU KOPTU."

"SUAT'I YANA ÇEKIN!"

"ÖLENİN TÜFEĞİNİ ALIN!"

"DAYAN KARDEŞİM!"

"YERE YAT! ÇABUK!"

Önce derin bir nefes verdi. Yerini korumalıydı. Dışarısı daha fena duruyordu. Hem burada atış alanı daha rahattı. Dikkatlice camın yanına siper alarak silahının ucunu dışarı çıkardı. Nişan aldı.En

sevdiği türküyü mırıldanarak ateş etmeye başladı.Hayatı burada son bulacaksa dahi en azından huzurla ölmeliydi

"pınar başından bulanır canım oy."diye mirildandı.Karakol etrafindaki dağları karınca misali saran teröristlerden birini indirdi.

"iner ovayı dolanır canım oy."Bir leş daha indirdi.

"sende çok hallar bulunur canım oy." Bir leş daha.

"dağlar duman olur." Biri daha

"çayır çimen olur." Biri daha.

"Bomba hatlara zarar vermiş Telefon edemiyoruz." diyerek

Ali içeri girince bakışlarını ona çevirdi. Bomba yüzünden elektrikler gitmişti. Sadece ayın ışığı ve düşen bombanın alevleri aydınlatıyordu her yeri. Bir de tepelerinden vizir vizir geçen kurşunlarmn varla yok arası ışıkları.

Sol omzundan yaralanmıştı Ali. Yeşil üniformanm üzerinden oluk gibi kan akıyordu. Başı yere eğik

bir şekilde gelip Yusuf'un yanına çöktü. Yusuf'un bakışları ise Ali'nin omzuna takılıp kaldı. Yara

ağır görünüyordu

"Yaran derin mi?" diye sordu telaşla.

Ali o ana kadar kolunun acısının bile farkında değildi oysa. "Önemli bir sey yok. Merak etme." dedi hizla. Camın yanına siper alıp ateş etmeye başladı. "Telsizle zar zor merkeze bağlandık ama onlar gelene kadar dayanabileceğimizi sanmıyorum. Çok fazlalar Yusuf. Dışarıda ki askerlerin çoğu yaralı Beş kurşunum kaldı sadece."

"Benim de altı kurşunum var." dedi Yusuf gülerek. "Bu demek oluyor ki daha 11 kişiyi öldürebiliriz."

Bulundukları duruma bakmadan Ali'de güldü.Son bir kurşunları kalana kadar ikisi de çatışmaya

devam etti.Bomba sesleri, kurşun sesleri, dışarıdaki askerlerin feryatları, komutanların emirleri susmuyordu.

Ali'nin durumu iyi değildi.Kolundaki yara gittikçe

kötü bir hal alıyordu.Gücünün azaldığını hissettiği an sırtını duvara yaslayıp derin bir nefes erdi."Yusuf."dedi nefes nefese kalmış bir halde."Ben ölürsem.. Leyla'ya onu çok sevdiğimi söyle

Oğlum ve kızım sana emanet. Ayrica Gökçen ile Murathan evlenebilir.izin veriyorum. Ama

söyle Gökçen'e, sadece Murathan'a izin veriyorum.Başka bir itoğluit dikmesin mezarımın başıma."

"Sus!"dedi Yusuf hemen.Son kurşununu atmak için tekrar yukarı doğruldu."Boş boş konuşma

Ali, su-"

Devamını getiremedi.Tam kalbine isabet eden bir kurşunla hızla geri savruldu.Dev gibi cüssesi acı içinde devrildi yere

"YUSUF!"diye bağrrarak Ali ona uzandi.

Karanlıktı. Doğru düzgün hiçbir şey göremiyorlardı ama çok kan vardi. Ellerini attikları her yer

kandı. Çok ses vardı. Artik her yerde çok ses vard. ikisi de ağrr yaralıydı. Kulaklarında gitmeyen

bir uğultu vardı.

Ölümün bir sesi varmış. Yeni öğreniyorlardı.

Yusuf güldü. Agzından oluk gibi yanaklarına boşanan kanlara canınin bütün acısına rağmen

güldü. "Sanıım ikimiz de burada şehit olacağız devrem... Çocukların düğünü yalan oldu."

Ali'de güldü. Askerlerin çoğu şehit düşmüştü. Çıkış imkansızdı. Evet. Burada şehit olacaklardı

Farkındalardı. Şehadet yakındı. "Seninle birlikte şehit olmak en büyük şereftir." dedi Ali gülüşünü

zerre bozmadan. Uzanıp kanlı elini Yusuf'un eline kenetledi. "Hem ne demiş Atsiz usta?"

"Lan şehit oluyoruz, ne Atsız'ı?" dedi Yusuf gülerek. Başlarıı üstünden kurşunlar vızır vızır

geçerken ikisi de deli gibi gülüyordu. Çünkü vatan için ölene ağlamak yakışmazdı. Bunca yıllık

askerlik hayatı onlara en çokta bunu öğretmişti. İçlerinde zerre korku yoktu.

"Son sözlerimi hep AtsIz'dan söylemek istemişimdir." dedi Ali neşeli bir tonla.

"Tamam lan söyle." dedi Yusuf gögsüne dolan derin acı yüzünden zorla nefes alarak. "Ne demis Atsız

usta? Söyle!"

Ali'de canının tüm acısına ragmen dişlerini sıkt. "Ölüm o kadar güç değildir. Unutulmak yamandır

demiş

Buruk bir tebessüm oluştu dudaklarında. "Yine güzel demiş usta.." diye mirildandı Yusuf. "Ama

biz askeriz. Unutuluruz."

"Al bayrağın gölgesi mezarımıza vurdukça bizde yaşarız devrem."dedi Ali."Varsın adımız unutulsun."

İkisinin de kanlı elleri birbirine sıkı sıkı tutunmuştu. Öylece baktılar birbirlerine. ikisinin de

aklından tek bir şey geçiyordu. Çocukları, eşleri, anneleri, babaları...

"Hakkını helal et Ali." dedi Yusuf.

"Helal olsun kardeşim." dedi Ali.

"Sen de hakkını helal et Yusuf."

"Helal olsun kardeşim...

Bu sondu. ikisi de bundan emindi. Son kez vatan uğruna savaşacaklardı. Ali son kalan güç

kırıntısın da toparlayıp tekrar cam önüne siper aldı. Kendi silahında kalan son kurşununu

hedefledi düşmana. Az önce Yusuf'un yarım bıraktığı türküyü mırldanarak sıktı kurşunu.

"ben yari görmezsem..."

Ateş.Bir leş

Uzanıp son nefesini vermek için çırpınan Yusuf'un da silahını aldı Ölecekse bile son nefesine kadar

direnip ölecekti. Arkadaşının yanında şehit düşecekti. Onunla girmişti bu karakola. Onunla

çıkacaktı. Ya kol kola. Ya tabut tabuta. Ali son kurşunu da hedeflerken ikisi de aynı anda

türküyü mırıldanmaya başladı.

"halım yaman olur "

Ve son kurşunu da attı Ali. Sonrası ise derin bir karanlıktı. Sonrası ise atilan son bir bomba ile şehadetti... .

Uzman Çavuş Yusuf KARAKURT şehit düştü

Uzman Çavuş Ali ALPTEKİN şehit düştü.

Daha nice asker şehit düştü.Ertesi gün ise manşetlerde tek birhaber vardı.

Hakkari'de karakola hain saldırı.10 şehit.

isimleri bile yazilmadı.Onlar hep haberlerde ki 10 şehit olarak kaldı.

Bölüm sonu

10 yorum