İçeriğe geç

GÖKBÖRÜ~Dibi Görmeyen Zirveye Çıkamaz~

Bölüm 2 · 23 dk okuma

GÖKBÖRÜ~Dibi Görmeyen Zirveye Çıkamaz~

Bölüm 2

✨MAÇ DOKSAN DAKİKA: DAHA BİTMEDİ✨

Bu kitapta geçenler tamamen bir kurgudan ibarettir. Yer yer gerçek takım isimlerinin ve insanların geçiyor oluşunun gerçeklikle hiç bir bağlantısı yoktur. Takvim sayfalarını biraz geriye çevirelim de yeni bir evrene hep birlikte ilk adımı atalımm o zamannn🤭 Eylül 2023 İspanya Uğultular, ıslıklar, yuhalamalar. Kulaklarıma dolan tek şey bunlardı.Sanki daha bir sene önce şuan durduğum yerde kulaklarıma dolan sesler alkış kıyamet değilmiş gibi, sanki el üstünde tuttukları teknik direktörleri ben değilmişim gibi...Güzel günler çabuk unutulurdu...En güzelleri en çabuk, o günleri yaşatanlar çok çok daha çabuk. Tıpkı benim gibi... Futbolda da durum bundan ibaretti aslında. Hatta hayatın geri kalan anlarından çok daha acımasızdı. Bir mağlubiyet birçok galibiyeti, üst üste gelen mağlubiyetlerse bütün güzellikleri silip atardı.Benim hayatımsa buna en güzel örnekti bence.Kaç gecemi gündüzüme karıştırmıştım, kaç zaman bütün zorluklara göğüs germiştim, kaç gün sandalye tepelerinde oyuncu videoları izlerken uyuyakalmıştım, kaç gün uğraşmıştım bu takımı düze çıkarabilmek için bilmiyorum. Ama çok çok uzun sürmüştü. Çok emek vermiştim.Bunun meyvelerini ise bir sene önce kazandığımız şampiyonluk kupası, gol kralı olan bir futbolcuyla almıştık.Bir de şuan içinde bulunduğumuz duruma bakın. Sadece bir sene içinde her şey nasıl bu kadar tersine dönmüştü ki?Bir sene önce şampiyon olan takım bu yıl nasıl bu kadar gerileyebilmişti?Aylardır kafamın içinde dönen yüzlerce sorudan bir kaçıydı bunlar. Ama benim hiç birine verecek bir cevabım yoktu.Sorun neydi? Neredeydi?Elimdeki en değerli oyuncuları hiç pahasına satıp yerlerini dolduramayan üstüne üstlük kalan parayı gece kulüplerinde ezen sevgili başkanda mı? Aylardır içine sıkıştığım aynı dört duvarın arasında dönüp durduğum için agresifleşen ve oyunculara gereksiz yükselip oyuncularla ikili ilişkisini bozan ben de mi? Yoksa savaşmaktan vazgeçen, zaten şampiyon olan biziz rehavetine kapılan oyuncularımda mı?Hangimizdeydi bilmiyorum. Belki de hepimizdeydi bunu da bilmiyordum.Bildiğim tek şey bu takımı tekrar toparlamak zorunda olduğumdu.Fakat nasıl yapacaktım? Daha kendimi zar zor ayakta tutuyorken, hayatımın en sancılı dönemlerinden geçiyorken nasıl yapacaktım?Son düdüğün çalınmasını beklerken bir sene içerinde çöken takımıma acıyarak bakıyordum.Ama asıl acınası olan şey benim elimden hiç bir şey gelmiyor oluşuydu.Oysa bu kadın ben değildim.Bu çaresiz, ne yapacağını bilmeyen kadın ben değildim. Olamazdım.Ama son günlerde öylesine yorgun ve güçsüz hissediyordum ki kendimj maalesef bu duygular işime de yansıyordu.Hayatım boyunca profesyonelliğinden ödün vermeyen ben işin içine annem girdiğinde darma duman olmuştum.Annem. En kıymetlim, canımın içi, babamın emaneti,her şeyim...Hiç bir şey için değilse bile onun için toparlanmalıydım. Her zamanki gibi dimdik durmalı, ayaklarımı yere sapasağlam basmalıydım. Her zamanki kendim gibi. Annemin gurur duyduğu halim gibi...Cebimde hissettiğim titreşim beni tüm bu düşüncelerden sıyırdı.Normalde olsa telefonumu stadın içine asla sokmazdım. Ama son zamanlarda yanımdan ayıramaz olmuştum zira annemin durumu bazen aniden fenalaşıyordu o yüzden böyle bir şey olursa durumdan haberdar olabilmek için telefonumu yanımdan ayırmıyordum.Bekletmeden telefonu pantalonumun cebinden çıkarıp arayanı kontrol ettim.Arayanın Reneta olduğunu gördüğümde ise hemen açtım telefonu."Reneta, ¿qué pasó?""Señora Çolpan, el estado de su madre ha empeorado. Vamos al hospital. Quería avisarle."Stadda o kadar fazla gürültü vardı ki daha iyi duyabilmek için elimin biriyle boşta kalan kulağımı kapatıyordum.Reneta annemle ilgilen bir hasta bakıcıydı. Bizim evde kalıyor ben evde olamadığım zamanlar sürekli annemle ilgileniyor ona eşlik ediyordu.Çok tatlı, genç bir kızdı. Cana yakın tavrı, tatlı dili ve güler yüzüyle kısa sürede sevdirmişti kendini bize.Oysa onunla başka şartlarda tanışmayı daha çok isterdim.Belki de başka bir evrende.Annemin kanser olmadığı, babamın aramızda olduğu başka bir evrende mesela.Ama hayat her zaman istediğimizi vermiyordu maalesef. Çoğu zaman ise bir hayli acımasızdı.Reneta'nın annemin yeniden fenalaştığını söylemesine eş olarak gözlerim vakit kaybetmeden skor tabelasına yöneldi.0-2İç sahada, kendi evimizde yeniliyorduk. Normalde olsa sadece sahaya odaklanırdım. Ne yapar eder bu maçı döndürmek için bir çözüm bulurdum ama şuan kafam durmuş gibiydi sanki. Annemden başka hiç bir şey düşünemiyordum ne de olsa profesyonellik bir yere kadardı. Sonuçta ben Burak Yılmaz değildim ya canım, öyle profesyonelliğin kitabını falan yazmamıştım yani ve şuan annemden önemli hiç bir şey yoktu.Skorun yanında hızla akan sayılara kaydı bakışlarım. Uzatma dakikaları su gibi akıp geçiyordu.40 saniye kalmıştı...Hemen Renetadan hangi hastaneye gittiklerini öğrenme derdine düştüm.Neyseki hayatın biraz olsun bu gün işimi kolaylaştırası gelmiş gibiydi.Zira gittikleri hastane buraya oldukça yakındı arabayla gitmem 20 dakika bile sürmezdi.Hemen geleceğimi söylediğimde bu gürültüde daha fazla detay alamayacağımı anlamıştım o yüzden daha fazla uğraşmadan kapattım telefonu. Kalan saniyeler su misali akıp geçerken ben kendimi yıkılmak üzere olan bir barajın önünde öylece duruyor gibi hissediyorudum. Karşısında durduğum baraj yıkılmak üzereydi ve ben eğer bir şey yapmazsam o suların altında kalacaktım.Maç bitmişti bitmesine ama uğultular giderek yükseliyordu. Yenilmiştik. Sezonun 5., iç sahanın 2. Mağlubiyetiydi bu. O baraj yıkılmış suları beni yutmuştu sanki. Nefes alamıyordum. Koskoca stad beni boğuyordu sanki. Göğsüm daralıyordu.Daha açık ifade etmem gerekirse geçen sene şubattan beri bu takımın galibiyet sayısı San Marino'dan halliceydi.Hani oyuncularının kimisi öğretmen, kimisi memur olan o toplama takım. Hah işte onlardan halliceydi soyunma odasına yönelen takımım.Sevgili taraftarlarımız kalıp size bu takımı toparlayacağımın sözünü vermek isterdim ama daha önemli işlerim vardı. Annemden gelecek ufacık bir iyi habere muhtaçtım şuan mesela yoksa boğazıma dolanan o düğüm çözülecek gibi durmuyordu. Sanki bu stadda kaldığım her an biraz daha sıkılaşıyor annemden haberdar olamadan geçen saniyelerde ise cidden boğulacak gibi hissediyordum kendimi.O yüzden vakit kaybetmeden hızla sahadan ayrıldım. Soyunma odalarına bile girmemiş doğrudan otoparka yönelmiştim ancak son aylarda iyice yakama yapışan muhabir arkadaşların bu gün de beni kolay kolay salmaya niyetleri yok gibiydi.Nitekim önüme atlayan bir muhabir beni yanıltmamıştı."Sra. Çolpan, ha perdido otro partido en casa. La afición está muy enfadada. ¿Qué le gustaría decir?"Kardeşim muhabirlik böyle yapılmıyordu sanki ya.Hani insan bir röportaj alanına falan davet eder. Böyle Matrix gibi birden dikilinir mi insanın karşısına?Sen paparazi falan mı olsan acaba o daha çok yakışır gibi?Ayrıca da işim var arkadaşım taraftarın siniriyle, öfkesiyle uğraşamam şuan.Lafı hiç dolandırmadan kısa bir iyi akşamlar temmenisinden sonra herhangi bir röportaj vermeden muhabir arkadaşı ekarte etmeyi başarmıştım.Takımdaki forvetler de birazcık benim gibi olsalardı da defans ekarte edebilselerdi bu gün taraftar sinirli olmazdı belki.Elimde sihirli değnek yoktu sonuçta. Bana bir kilo pırasa verip ondan saç kavurma yapmam beklenemezdi.Normalde olsa saç kavurma yapamasamda öyle bir pırasa böreği yapardım ki parmaklarını yerdi taraftar ama burda artık bir şeyler yolunda gitmiyordu sanırım. Ama bu takımı tekrar toparlamalıydım. Tabi önce bir kendi mentalimi toparlasam fena olmazdı.Asansörün dar kabininde karşımda duran ayndaki görüntümü şöyle bir süzdüm baştan aşağı.Dağılmış saçlar, mormarmış göz altları, kan çanağına dönmüş gözler, çökük omuzlar, iki haftadır hastane, ev ve tesis arasında mekik dokuduğum için kıyafet ütülemeye vakit bulamadığımdan sabah dolaptan elime geçirdiğim ütüsüz ve hafif kırışık bir gömlek, siyah sıradan bir kumaş pantolon, alakasız ayakkabı seçimi ile tam olarak şey gibi duruyordum.Bitik.Uykusuzluktan acıyan göz pınarlarıma parmakalarımı bastırırken asansör sarsılarak durduğunda ineceğim kata geldiğimi anlamıştım.Metal kanatlar bir birinden ağır ağır ayrıldığında ben de vakit kaybetmeden kendimi dışarı attım.Az ilerdeki arabama sarsak adımlarla ilerlerken son bir yıldır yaptığımı yapmaya yani bu yaşadıklarımın kötü bir rüya olması için dua etmeye devam ediyordum.Tam arabamın karşısına geldiğimde durdum. Gözlerimi sıkı sıkı yumdum.Birazdan gözlerimi açtığımda bu kabustan uyanacaktım. Evet bu olacaktı. Olmalıydı.Derin bir nefes aldım. Ciğerlerime doldurduğum havayı ağır ağır geri üfledim.Gözlerimi de aynı ağırlıkta araladım. Acaba bu kabus bitmiş olabilir miydi?Bilemiyorum Altan.Ama anlamanın da tek bir yolu vardı. Bilinen en eski yöntemi uygulamalıydım. Ben de öyle yaptım. Sol omzumu sağlam bir şekilde çimdikledim."AHHHH!!!"Boş otoparkta yankılanan feryadım en az gerçekler kadar acı doluydu.Bunların bir rüya olmadığını anlayan bedenim kabullenmişlikle çökerken arabamın içine attım kendimi. Rotamsa zaten belliydi. Hastane.Kafamda dönüp duran düşünceler öylesine karışıktı ki birbirine dolanan zincir kolyeler gibiydi bir türlü ayıramıyordum birbirinden.Şeritler gözümün önünde akıp giderken ben boğuştuğum onca düşünce arasında kendimi boğulacak gibi hissediyordum. Sanki boğazıma dolanan simsiyah bir el vardı da her geçen saniye biraz daha kesiyordu nefesimi.Azer Bülbül misali dardaydım ve de borçluydum. Ev kirasını ödeyememiştim mesela, Berkan'ın İstanbulda kaldığı evin kirasını da ödeyememiştim haliyle, geçen sefer hastane masraflarını ödemek için kulüpten aldığım ve uğruna kontratımdaki tek taraflı fesih işlemi yapılırsa tazminat talep etme hakkımından vazgeçtiğim o paralarda zaten çoktan suyunu çekmişti. Yani kisacası an itibariyle beş parasızdım.Gırtlağa kadar borca batmak nedir bilirdim aslında. Babamı kaybettikten sonra annemle çok boğusmuştuk borçlarla ama hiç bu kadar bitik hissetiğimi hatırlamıyorum. Galiba annemle birbirimize destek olduğumuz için o zamanlar çalışmak, ordan oraya koşturmak o kadar koymuyordu ama şimdi... Annem yürürken bile nefessiz kalıyor, sanki saatlerce yürümüş gibi soluk soluğa kalıyordu, zaten ince olan bilekleri adeta eriyip gitmişti bir bardak suyu bile taşımakta zorlanıyordu bazen. O illet annemi günden güne eritirken ise ne bir yandan okuluna devam etmek zorunda olan kardrşimin ne de benim elimden hiç bir şey gelmiyordu. Ve beni çalışmak, uykusuzluk ya da ordan oraya koşturmak değil annemin taşıdığı o yüke ortak olamamak yoruyordu sanırım.Karşımdaki trafik lambalarının kırmızı yandığını gördüğümde ağır ağır bastım fren pedalına. Tekerlekler dönmeyi bıraktığında ise arabanın içindeki derin sessizlik canımı feci halde sıkıyordu.Tam bu saniyelerde çalmaya başlayan telefonumdan yükselen melodi dikkatimi biraz olsun dağıtmıştı. Cebimdeki telefonu çıkarıp parlayan ekrana baktım.Açıp açmamak arasında her ne kadar teddütte olsam da açmazsam aramayı bırakmayacağını bildiğimden aramayı yanıtladım.Ve aynı saniyelerde ışık rengi yeşile döndüğü için arabayı tekrar harekete geçirdim."Buyrun Mustafa Bey" dedim resmi ve sakin tutmaya gayret ettiğim bir sesle."Çolpan Hanım." Derken adam konuşmuyorduda şakıyordu adeta. En azından birileri mutluydu demek. Şahane."Dinliyorum" dedim üzerimdeki ölü toprağı ile oldukça sakin bir tınıda."Sizin takım yine kaybetti." Diye ortaya sunduğu bu devlet sırrından haberim yok falan sanmamasını umut ediyordum.Sanki beni görebilecekmiş gibi göz devirirken sesindeki bu durumdan memnun olan tınıya mı yoksa arkadan gelen keyifle höpürdetilen çay sesine mi ayar olayım kestiremiyordum. Adam resmen başarısız olmamdan haz alıyordu ya. ALLAH'IM SABIR VER RABBİM."Mustafa Bey sizin bu müthiş eğlencenizi üzülerek bölüyorum ama önemli işlerim var o yüzden kapatıyorum." Derken az önceye kıyasla bir hayli homurtulu yükselmişti sesim."Durun durun. Kapatmayın" derken sesi öylesine panikti ki durdum cidden."Bizim teklifimizi değerlendirmediniz mi hâlâ diye soracaktım Çolpan Hanım. Bakın sizi anlıyorum yani takımımız şuan pek parlak gözükmüyor ancak bu takımı parlatabilecek kaliteye sahip hoca sizsiniz. Bizim yönetim kurulu olarak sizden beklentilerimiz çok büyük"Son iki aydır aynı şeyleri duyup durmaktan artık sıkılmıştım. Derin bir nefes verip tam kendimi açıklama çabasına girişiyordum ki tekrar söze giren Mustafa Beyle durdum."Hemen yine olmaz deyip kestirip atmayın Çolpan Hanım. Bakın biz sizin gibi bir hocayla çalışmayı kulüpçe çok isteriz ama sizden de 2 gün içinde bir dönüş almayı istemek zorundayım. Biliyorsunuz burda da lig başladı."Hastanenin otoparkına girerken derin bir nefes verdim. Ben aynı şeyi söylemekten bıkmıştım ama bu adam duymaktan bıkmıyordu."Bakın Mustafa Bey size daha önce de söyledim. Benim şuanda çalıştırdığım bir takım var zaten ve bu şartlar altında sizinle böyle bir konuşma yapmam bile etik değil. Teklifiniz, ısrarınız ve güzel sözleriniz için teşekkür ederim ama benim kararımda değişen bir şey yok. Olamazda. O yüzden size tavsiyem kendinize başka bir teknik direktör bulmanız olacak. İyi akşamlar""Anlıyorum ben sizi Çolpan Hanım ama yine de iki gün daha düşünmeniz husununda ısrarcı olmak zorundayım. Lütfen bu teklif üzerine ciddiyetle düşünün.Haberlerinizi bekliyorum. İyi akşamlar"Karşıdan gelen sesler kesildiğinde telefonun kapandığını da anlamış bulunuyordum.Bütün dertlerim bitmiş gibi birde iki aydır zırt pırt arayıp duran Mustafa Beyle uğraşıyordum. İzmir'in köklü kulüplerinden olan ama son yıllarda iyice çakılışa geçen Gökbörü Futbol Kulübünün Başkanıydı kendisi ve bu kulüple başarı yakalayabilecek hoca olarak beni seçmişti. Ve bu takımına teknik direktör olarak beni seçme hususundaki ısrarından iki aydır vazgeçmiyor bulduğu her fırsatta beni arayıp duruyordu.Kulübü için pezevenklik yapan Luciano Moggiden bir tık daha fazla çaba sarf ediyordu Mustafa Başkan Gökbörüler için. Ama annemin durumu ortadayken, hâlâ anlaşmalı olduğum takımın bana ihtiyacı varken öyle kalkıp gidemezdim İzmir'e. Ancak günlerdir laf anlatamıyordum Mustafa başkana.Neyse iki gün sonra yine ben yokum deyince vazgeçerdi herhalde. Yoksa numarasını engelleyecektim vallahi.✨✨✨Derin iç çekişlerim boş koridorda yankılanırken, gözlerimden süzülen yaşlara sürekli yenileri karışıyordu.Ağlıyordum.Bir hastanenin boş koridorunda duvar dibine çökmüş çaresizlik içinde ağlıyordum.Nefret ediyordum bu duygudan. Nefret ediyordum çaresiz kalmaktan, elimden bir şey gelmemesinden. Annem içerde ölü gibi yatarken benim tek yapabildiğim burda ağlamaktı ve ben bundan cidden nefret ediyordum.Dizlerimin etrafına kollarımı dolamış öylece ağlıyordum ki telefonumdan yükselen sesle başımı yasladığım dizlerimden ayırdım.Buraya ilk çöktüğümde öylesine yere bıraktığım telefonu elime alırken nefes alış verişimi düzene koymaya çalışıyordum. Şuan çaresiz olabilirdim ama bunu Berkan'a hissettiremezdim. Güçlü durmak zorundaydım. Abla olmak bunu yapmaya otamatik olarak şartlıyordu sanki insanı.Aramayı yanıtlayıp telefonu kulağıma götürürken bir yandan da sanki görebilecekmiş gibi yanaklarımı kuruluyordum."Berkom n'ber ablacığım?"Yumurklarımı sıkarken sesimin titrememesi için insan üstü bir çaba sergiliyordum."Abla" dedi telaş dolu bir sesle "Annemi arıyorum açmıyor. Eve geçecektiniz sabah ne oldu bir sıkıntı mı var?"Kuruladığım yanaklarım her saniye yeni yaşlarla ıslandığı için kurulmaktan vaz geçip sesimi sabit tutmaya harcadım vücudumda kalan son enerji kırıntılarını."Sabah taburcu etmişlerdi zaten. Eve geçtik. Ben maç için ayrılmıştım evden ama sonradan yine fenalaşmış hastaneye kaldırmışlar.""Ne? Nasıl peki şuan? Abla iyi mi? Gözünü seveyim bir şey söyle."Alt dudağımı hıçkıra hıçkıra ağlamamak için dişlerken bir yandan da hala sesimi düz tutmaya çabalıyordum."Dur bir dur. Sakin ol. Odada uyuyor."Kulaklarıma dolan hışırtılardan rahatladığını ve derin bir nefes verdiğini anlamak güç değildi. Keşke ben de rahatlayabilseydim ama yapamıyordum.Çok kararsızdım Berkan'a doktordan duyduklarımı anlatma konusunda. Ama anlatmalıydım, onun da bilmeye hakkı vardı."Ohh Allah'ım çok şükür. Eee abla peki konuşmadın mı doktoruyla? Ne diyor? Geçen sefer verdikleri ilaçlar işe yaramamış mı?""Berkan be- benim sana bir şey söylemem lazım" daha fazla sabit tutamadığım sesim beklediğimden çok daha çatallı ve boğuk çıkmıştı.Doktorun söyledikleri kafamın içinde dönüp dururken nereden başlayacağımı, ne söyleyeceğimi kestiremiyordum.Berkan'ın ise beklemeye pek sabrı yok gibiydi. "Söyle abla dinliyorum."Oğuz Ataydı sanırım söyleyen. Ve aynen şöyle söylüyordu. 'Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler. Ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır'Aynen ondandı.Sustukça acıtıyordu ama konuşsam kanatacaktı.Zaten kanamıyormuyduk biz aylardır. Doktorun ağzından dökülen her umutsuz kelime ciğerimize bir hançer gibi saplanmıyor muydu? Oysa susardım. Benim susmam bir çözüm olacak olsa, canım yana yana susardım ama benim sessizliğim bir çözüm değildi. Ve benim cidden hiç bir çözümüm yoktu. Belki Berkan bana bir çözüm yolu gösterirdi. En azından öyle umut ediyordum."Annemin doktoruyla konuştuk. Geçen başladığımız ilaçlar için geç kalınmış öyle dedi. Artık bu saatten sonra herhangi başka bir ilaç tedavisi de etki etmezmiş." Artık göz yaşlarıma sarsılan omuzlarım ve ağlamaktan net çıkmayan sesim de eşlik ediyordu."Ne? Ne demek işe yaramamış? Hani yarayacaktı!? Hani ümitliydi o ilaçlardan!? Amına koyduğumun evladı ne dediyse,ne istediyse bir bir yapmıyor muyuz biz aylardır!? Dünyanın parasını döktük herife. 21. Yüz yılda Dünya'nın hiç bir yerinde yokmuymuş bu hastalığın tedavisi.Gitsin bulsun!!"Telefonun öbür ucunda şaşkınlık, sitem, öfke ama en çokta kırgınlık dolu bir sesle bağırmaya başlayan Berkan'a benim müdahale etmem gerekmişti."Berkan!!! Bağırıp durma! Ellerinden geleni yapıyor insanlar ama geç kalmışız işte" Elimi saçlarımın arasına daldırıp çekiştirirken sessim giderek kısılıyordu "Beekan ben... Ben ne yapacağımızı bilmiyorum." Çaresizlik dolu sesim titriyordu.Bir süre derin bir sessizlik çöktü aramıza. Ne o tek kelime edebildi ne de ben. Sağda solda görürdüm öyle kanserle ilgili haberler, ilaç paralarından yakınan hastaları, evladı kanser olan annelerin feryadlarını duyardım. Hepsinde içim bir burkulurdu ama... Ateş düştüğü yeri bir başka yakıyordu. Son bir yıl içinde bunu çok daha iyi anlamıştım.Türkçe haricinde 3 dili daha az çok konuşmayı bilirdim. Özellikle Fransızcadaki o ton kulağıma hep çok melodik gelmişti gençliğimden beri. Ama şimdi tam dört dilin arasında, ezbere bildiğim on biblerce kelimden hiç biri yaşadığım bu çaresizliği, korkuyu telafi etmek için yeterli değildi.Kelimeler bazen bazı duyguları anlatmak için kifayetsiz kalıyordu. Ve şuan tam olarak öyle bir duygu karmaşasının içinde kalmıştık.Annemsiz ne yapardım, onsuz nasıl yaşanır bilmiyordum. Şu hayatta bir çok şeyi ondan öğrenmiştim ben, ottan boktan her şeyi bile ona sorardım hep. En hızlı hayvan hangisidir, yağmur nasıl yağar, güneş neden sarı, saati bulan saatin kaç olduğunu nerden biliyordu, hangi kazağı kaç derecede yıkayayım, turpun bozulduğunu nasıl anlarım, pilav nasıl yapılır, klorakla çamaşır suyu aynı şey mi... Ve daha aklınıza gelebilecek her türlü anlamlı anlamasız, salak saçma, gerekli gereksiz ne varsa hep ona sorardım. On beş yaşına geldiğimde babamı kaybettikten sonra hem anne hem baba oldu o bana. Düşmeyi, daha güçlü kalkmayı, kendimi savunmayı, kendimden emin olmayı, fikirlerimi sesim gür bir şekilde dillendirmeyi bildiklerimin çoğunu ondan öğrendim.Babama da çok sorardım böyle şeyler, ondan da çok şey öğrenmiştim ama annem... Annem izine basarak bu hayatta yürüdüğüm bir yol gostericiydi sanki o olmadan yolumu kaybedermişim gibi hissediyordum.Babam gidince yıkılmıştım annem tutmuştu ellerimden, yaralarımı o sarmış, gecelerce dizlerinde uyutmuştu beni ama şimdi ona bir şey olursa ben düştüğüm yerden kalkamazdım.Kaç dakika öyle sustuk bilmiyorum sonunda karşıdan ufak tefek hışırtılar doldu kulağıma. Muhtemelen benim gibi Berkan da sıkkın bir nefes veriyordu."Abla bak sen canını sıkma tamam mı? Ben bir Erdemle konuşayım.Hıyar herif boşuna tıp okumuyor ya bize bir yol gösterir belki. Ne bileyim tanıdığı hocalarına,doktorlara falan sorar." Bana canını sıkma derken kendi sesinin titrediğinden haberi yoktu sanırım. Yine de bozuntuya vermedim. Olurdu belki. Erdem cidden bize bir yol gösterirdi belki. İçimdeki o umut filizinin büktüğü boynunu doğrulttuğunu hissettim o an.Baby face abimiz Tim Robins The Shawshank Redemption filminde çok güzel söylemişti;"Hope is a good thing, maybe the best of things. And no good thing ever dies."Evet haklıydı her şeye rağmen umut bence de dünyadaki en iyi şeydi. İnsanı ayakta tutuyordu. Yıkılmak üzere olsan bile, bacaklarında derman kalmasa bile insan, içinde bir parça bile olsun umut varsa bir şekilde tutunuyordu hayata. O bir parça umutla bir adım geri atıp bu sayede daha ileri zıplayabiliyordu. Düştüğü bataklıktan o özünü kendi içinden aldığı umut ışığı sayesinde kurtulabilirdi. Ben de yapabilirdim. İçimdeki umutla bir çıkış yolu bulabilir, annemi tedavi etmenin bir yöntemini bulabilirdim. Bulmak zorundaydım.Akmaya yeltenen burnumu hafifçe içime çekerken sesimi güçlü tutmaya çalıştım."Tamam. Tamam merak etme sen bizi. Git bir konuş Erdemle. Ben de bir başkanı arayayım. Önümüzdeki ayın maaşını erken alabilir miyim konuşayım?"Dakikalardır ıslak duran yanaklarımı kurularken bir yandan da dağılan topuzumdan ıslak suratıma yapışan saçlarımı kulağımın arkasına doğru sıkıştırmaya çalışıyordum.Berkan 'tamam' der telefonu kaparız diye düşünüp telefonu kulağımdan ayırmaya kendimi hazırlarken Berkan'ın yönelttiği soruya oldukça hazırlıksız yakalnmıştım."Ne maaşı abla?Tazminat diyecektin herhalde?"Kaşlarım bilinmezlikle çatılırken bana yöneltilen bu manasız soruya verebilecek bir cevabım var mı diye düşünüyordum.Kendimden şüphe etmek üzereydim. Türkçede tazminatın benim bilmediğim başka bir anlamı olabilir miydi?"Ne demek ne maaşı? Bildiğin maaş işte. Asıl ne tazminatı? Oğlum ben iki ay önce ilaç parası için kontratımdaki tazminat maddesinden vazgeçtim ya. Hem niye tazminat alayım kulüple çalışmaya devam ediyorum ya"Tazminat kelimesine ilk kez duyuyormuşçasına şaşıran sadece ben değildim anlaşılan. Zira Berkan da bir süre sessiz kalmış belli ki kafasında bir şeyleri tartmıştı."Abla senin kafan güzel değil dimi? Hayır çünkü benim ki değil ve şuan karşımda duran kulübün resmi sosyal medya hesabı. Gerçi dün gece bugünki quize hazırlandığım için uyumamıştım o yüzden halüsinasyon görüyor olabilir miyim acaba?"Arka arkaya kurduğu cümleler kafamın içinde darmadağın cümlelere çarpıyor asla anlamlı bir bütün olusturmuyordu.Söylediklerinden pek bir şey anlamadım emperyalizm memperyalizm umrumda da değil zaten ama erkek kardeşler mal olur. ODTÜ'de okusalarda."Ne quizi... ne sosyal medyası... Gözünü seveyim sen ne anlatıyon Berkan?""Abla" dedi sonunda tane tane mala anlatır gibi "Sen kulüple olan anlaşmanı fesh etmedin mi? Ben hayal mi görüyorum?"Kaşlarım hayretle havalanırken ne diyeceğimi bilemiyordum.Ne oluyordu lan bu lanet olası gecede?"Ne? Ne feshi be!? Yok öyle bir şey""Eee bu ne o zaman? Kulübün sosyal medya hesaplarına girsene bir? Teknik direktörümüz Çolpan Yılmazla anlaşmamızı sonlandırmış bulunuyoruz. Diyor."Daha ne kadar şaşırabilirdim bilmiyorum."N-NEE!? Berkan ne diyorsun sen? Bak bu kötü bir şakaysa cidden hiç komik değil."Kulaklarıma dolan sıkkın bir nefes verme sesiyle göz devrdiğini göremiyor olsamda aynen bunu yaptığına kalıbımı basabilirdim."Bunun şakası mı olur abla? İnanmıyorsan gir bak. Ben Erdemle konuşacağım kapatıyorum."Üzerimdeki şaşkınlıktan nasıl kurtulacağıma dair hiç bir fikrim yoktu. Dut yemiş bülbül gibi öylece kalakalmıştım. Bir süre hiç bir tepki veremedim. Benden bir karşılık alamayacağını anlayan Berkan telefonu kapattıktan sonra bile kulağımdaki telefonu çekemedim bir süre.Olduğum yerde taşlaşıp kalmıştım sanki.Bu... Bu olabilir miydi cidden? Yani sözleşmeyi tek taraflı fesh ettiklerinde her hangi bir tazminat ödemeyeceklerini göz önünde bulundurursak evet pek âlâ olabilirdi. Ama iş ahlakı, iş etiği diye bir şey yok muydu ya? O kadar zamanlık hukumumuzu, bütün zorluklara göğüs geriyor takımı düze çıkarmak için elimden geleni yapıyorken cidden beni, bana hiç bir şey söylemeden kovmuş olabilirler miydi?✨✨✨Hani klişe bir laf vardır. Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin diye.Hah işte bu söz müfredata ayrı bir ders olarak ekletilmeliydi. Hem de dünyanın her yerinde.Abarttığımı düşünüyorsanız eğer belli ki siz işe, paraya en çok ihtiyacınız olduğu zamanda,anneniz gözlerinizin önünde hastalıktan bitkin bir halde yatarken hiç işinizden haber bile verilmeden kovulmamışsınız. Hatta siz hiç bu haberlerin doğruluğu için yetkili birilerini aradığınızda 'haberleri görmüşsünüz işte. Neyi soruyorsunuz?' tarzında lakayt bir cevap almamışsınız.Çolpan iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı.İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf insanları seviyor diye onları tanıdığını düşünüyordu. Eğer geriye dönüp söyleyebilsem söylerdim. Çolpan derdim 'Her ihanet sevgiyle başlar'Ve eklerdim. 'Sakın güvenme o yılana'Ama zamanı geri almaya gücüm yetmiyordu maalesef.Neyse bunları düşünmeyi bu odanın dışında bırakmıştım. Burda sadece annem vardı. Gerisini sonra düşünecektim. O yüzden her şeyi bir kenara itip dakikalardır yaptığımı yapmaya yani annemin yüzünü izlemeye devam ettim.Saçları,kaşları hatta kiprikleri bile aldığı kemoterapilerin etkisiyle dökülmüştü, göz altları çökmüş, mor halkalarla bezenmişti. Her zaman gülerken görmeye alışık olduğum çehresi şimdi çok yorgun duruyordu.Dudaklarım ettiğim dualarla ağır ağır kıpırdarken onu uyandırmamak için mırıltıların ötesine geçmiyordu bu sesler. Dudaklarımdan dökülen mırıltılar mı yoksa hafifçe yanağını okşayan elim mi uyandırdı bilemedim ama annem ağır ağır gözlerini aralamıştı.Göz kapakları örttüğü yemyeşil gözlerini açıkta bıraktığında karşısında beni görmesi yüzünde ufak bir tebessüme neden olmuştu.Eli ağır ağır yüzüme doğru yaklaşmış en son yanağımda durmuştu. Dokunduğu yere bıraktığı sıcaklığa karşı ben de kendimi kedi gibi yanağımı avcuna sürterken buldum. Bu hareketim karşısında dudakları usulca iki yana kıvrıldı. Yavaş yavaş büyüdü tebessümü."Anneciğim"Çattallanmış olmasına rağmen sevgi dolu yükselen sesi karşısında ben de ufak bir tebessüm kondurdum yüzüme."Emret Meleğim"Benim oyuncu ve şakraban halim karşısında ufak bir kıkırtı dudaklarından aramıza dökülsede çabuk solmuş yerini buruk bir tebessüme devretmişti."Seni çok mu korkuttum...Yine?"Sesi öylesine buruktu ki içimde bir yerlerin sızımsızımsızladığını hissettim.Yanağımdaki eli yatağa düştüğünde ise mahçupluk dolu yeşil gözlerinden bakışlarımı anında koparıp yatağa düşen eline tutundum. Az önce koridorda hissettiğim çaresizlik aslında hiç bir şeydi. Zira asıl çaresizlik annemin bakışlarındaki bu kırgınlığa karşı olan çaresizliğimdi. Oysa o bir kerecik olsun gülsün diye bütün zorlukları hemen hallederdim. İmkansız ise sadece zaman alırdı mesele annemin mutluluğuysa.Ellerimin arasına aldığım elinin soğukluğu içimi üşütüyordu. Kalbimi parçalayan buruk tebessümü gibi... Oysa elleri, gülüşü birazcık ısınsın diye dünyayı yakardım. Bir saniye bile düşünmeden.Avcunun içine derin, sıcak bir öpücük bıraktım.Bir tane daha.Bir tane daha.Bir tane daha.Bakışlarımı avuç içinden ayırıp tekrar gözlerine çevirdiğimde içimden taşan sevgiyi gözlerimden okusun istiyordum."Korkmadım. Hiç korkmadım hemde. Niye biliyor musun?" Cevap vermesini beklemeden yanağına kocaman sulu bir öpücük bıraktım."Çünkü sen Serap Yılmazsın. Neleri neleri başardın. Kaç tane zorluğa göğüs gerdin aynı anda da bana mısın demedin. Şimdi altı üstü ufacık bir hastalık mı yıkacak seni? Hayatta inanmam ben buna"Yüzüne ufak bir tebessüm yayıldığını görmek o an için beni dünyanın en mutlu insanı etmişti sanırım."Birlikte göğüs gerdik her şeye. Sen... Sen hep benim en büyük destekçim oldun. Şimdi de birlikte yeneceğiz bu illeti... dimi?"Boğazıma dolanan o elin nefesimi kestiğini hissettim o an. Ağlamak istedim ağlayamadım. 'Yeneceğiz tabi' demek istedim diyemedim. Bir nefes alayım soluklanayım dedim onu da yapamadım.Sırtım soğuk soğuk terlerin boşaldığını hissederken kısa bir an gözlerimi yummakla yetindim. Doktorlar ümidi kestim diyor diyemezdim. Demedim de.Tim abi haklıydı umut hayattaki en güzel şeydi. Ve ben annemin umudunu ondan söküp alamazdım. Her şey yolunda gibi davranacak en kısa sürede ise her şeyi yoluna koyacaktım. Buna mecburdum. Ben bu hayatta bir kez gömmüştüm kara toprağın bağrına ailemden birini. Şimdi bir başkasını vermeye hiç niyetim yoktu."Maç 90 dakika Serap Hanım. Daha vakit var. Biz bu maçı çeviririz"Çevirecektik.Ne olursa olsun bu maç dönecekti.Hem neden olmasındı ki. 3-0 dan Benfica maçını Beşiktaş çevirmişti. Biz de bu maçı çevirebilirdik. Mecburduk...Yanağına sulu bir öpücük daha bıraktığımda bu kez sesli bir şekilde güldü."Başladın gene futbolca konuşmaya. Babası kılıklı sıpa seni"Gülen ifadesi omuzumdaki yükleri hafifletirken en sevilesi,en tatlı tebessümümün tüm yüzüme yayıldığını hissediyordum.Bu saniyelerde çalmaya başlayan telefonumun sesi odayı doldurduğunda cebimdeki telefonu çıkarıp ekranı kontrol ettim. Berkandı arayan."Çomağını hazırla annelerin birtanesi. Sıpa dedin bak aradı senin küçük sıpa."Oğluşuna yaptığım it dokundurmasına karşın annemin kaşları anında çatıldığında itiraz etmek için bir saniye bile beklemedi."İyi çocuktur benim oğluşum ondan aramıştır"İyi insan diyordu kraliçe.Yersen. Şahsen ben iyi bir insan tarafını pek göremiyordum.Gerçi ben insan tarafını da pek göremiyordum ya. Neysssssee..."İyi iyi aman bir şey demedik.Oğluşuna toz da kondurmazsın zaten" diye homurdanırken telefonu açtım.Berkan'ın 'abla' diyen sesine annemin sesi karıştı."Güzeller güzeli kızıma da kondurmam" derken bir yandan elleriyle yanaklarımı sıkıştırıyordu.29 yaşına merdiven dayamış koskocaman bir kadın olabilirsiniz. Avrupa maçlarında takım yönetebilir. Koca koca insanlara söz dinelettirebilirsiniz. Hatta tesiste millete kökte söktürebilirsiniz ama ne olursa olsun annenizin gözünde hep bir bebek olarak kalırsınız. Ve bu asla değişmez.Annemin bu bebek sever gibi hareketlerinden kurtulmaya çalışırken bir yandan da Berkan'ın sesini duymaya çalışıyordum."Söyle Berko dinliyorum""Abla bak yanımda kim var"Bakayım mı?Cidden mi?Tekrarlıyorum. Erkek kardeşler maldır.Sessiz kalıp canım kardeşimin ne kadar mal olduğunu sorguladığım o kısa süre içersinde karşıdan kulaklarıma dolan sesle mala dönen taraf ben oldum.Karma is for me."Çolpan Hanım nasılsınız?"WTF!!!Bu adam ışınlanmayı mı bulmuştu ne yapmıştı? Ne işi vardı kardeşimin yanında lan? Einstein kalk abi büyüğün Ege'nin incisi efeler diyarı İzmirden kopup geldi."M-Mustafa Bey?""N'oluyo Çolpan o kim?"Annemin yönelttiği soruyla elimle bir dakika işareti yapıp odadan dışarı çıktım."Lafı hiç uzatmıyorum Çolpan Hanım niyetim zaten ayan beyan ortada. İstanbul'da işim vardı buraya kadar gelmişken bir Berkan kardeşimi de göreyim demidim. Oturduk konuştuk biraz."Siz yormayın kendinizi Mustafa bey ben tahmin edeyim. Iııı şey mi mesela ne var ne yoksa anlatmıştır? Kendisi kadar boş boğaz, ağzında bakla ıslanmayan bir Allah'ın kulunu daha görmedim çünkü ben bugüne kadar."Durumundan bahsetti bana"Hayyatta en sevdiğim cümleler listesinin zirvesini zorlayan o kadim cümle dilimin ucunu karıncalandırıyordu şuan 'Ben ne demiştim?( Haklı çıkmanın gururu)'"Almeria yetkililerinin yaptığı olmamış. Çok ayıp. Gerçekten hiç etik değil. Ama işe bir de iyi tarafından bakmak lazım"Dertli bir nefes verirken koridordaki sandalyelerden birine bıraktım kendimi yavaşça. Ayakta duracak gücü bulamıyordum kendimde."Valla kusura bakmayın ama ben bu işte hiç bir iyi taraf göremiyorum" derken ise içimdeki tüm karamsarlığı adama da kusmakta bir sakınca görmemiştim."Ben görmene yardımcı olayım o zaman. Ne kadar düzenbaz, arlanmaz insanlar için sana gelen teklifleri reddettiğini görmüş oldun işte. Daha ne olsun. Zararın neresinden dönersen kârdır diye boşuna dememiş atalar. Gel sen de bir an evvel dön bu zarardan.Gel yeni bir sayfa aç Gökbörü'de. Yeni başarılara imza atalım hep birlikte"Bu adamdan iyi siyasetçi olurdu ya. Ağzı güzel laf yapıyordu. Hani forvetini kaçıran uçak korsanlarıyla telefonda konuşup adamları forvetini bırakmaya ikna eden Saffet Sancaklıdan bir tık iyiydi bile diyebilirimKafamın içinde dönüp duran o kadar çok düşünce vardı ki her şey birbirine girmiş gibiydi.Hiç bir şey demeden karşıdan gelecek cümleleri beklemeye koyuldum."Neyse ben Berkan kardeşimi daha fazla rahatsız etmeyeyim. Onunla konuştuğum detayları bir değerlendirin siz aile içinde. Ama şunu bil ben senin yanındayım. Annen için ne lazımsa da yapmaya hazırım.Teklifi kabul etsen de etmesen de"Dudaklarımın arasından dökülen ufak bir "Sağolun" dan başka bir şey diyemedim o an.İki aydır mütemadiyen teklifini reddettiğim başkan bu gün bana destek olmak için uğraşırken teklifini reddetmeme sebep olan kulüp beni ilk zor zamanımda bir kalemde silip atmıştı.Hayat gerçekten garipti.Araya giren Berkanla Başkan'ın vedalşma cümlelerinin ardından Berkan'ın sesini işittim."Annem nasıl abla?" Diye sordu hemen.Uykusuzluktan acıyan göz pınarlarıma işaret ve baş parmaklarımla bastırırken artık yanmayı bırakmalarını umuyordum.Umut fakirin ekmeği diyen atalara karşı esas duruşa geçmek isterdim ama inanın hiç halim yok."Her zamanki gibi işte... yorgun. Su almak için mutfağa gitmişmiş o sırada bayılıp kalmış. Reneta öyle söyledi. Az önce de uyandı zaten sorun yok yani.Sen? Sen ne yaptın konuştun mu Erdemle?""Konuştum konuştum. Bunun bir kuzeni vardı. Kendi ilaç firması özel hastanesi falan var. Onunla bir konuş dedi. Ben de aradım adamı konuştum.""Sonuç...""Yeni bir ilaç varmış. Bir kaç ay onu deneyebiliriz dedi. Daha ruhsatı yeni alınmış aslında bir kaç ay içinde çıkacakmış piyasaya ama ben annemin durumundan bahsedince bizim hastanede deneye katılan katılımcılardan biri olarak gösterip ilacı yavaş yavaş uygulamaya başlayabiliriz dedi. Onun için İstanbul'a gelmek lazım tabi. Birde ilaç, hastane masrafları falan biraz tuzlu."Art arda sıraladığı cümleleri kafamda oturtmak birkaç saniyemi almıştı. Yorgunluktan algı seviyem yerlerde sürünüyordu sanırım. Zira şuan anladığım tek şey bize yeni bir çözüm yolu bulduğuydu ve bu bana yeterdi."Abla" dedi çekinerek. Ardından o çekimserliğin bir kanıtı gibi dertli bir nefes verdi. "Ben diyorum ki şu Mustafa abinin teklifini kabul mu etsen? Hee? Bak İspanya iyi güzel yer ama orası sana iyi gelmiyor be abla. Ne zamandır yüzün gülmüyor orda. Şöyle bir geri gelsen memlekete, yeni bir başlangıç yapsak burda olmaz mı?"Başka bir şeçeneğim var mıydı ki?Annem için ne gerekirse yapardım. Yapacaktım da. Mesele bir harabeden harika inşa etmek olsa da... Başaracaktım.Şuan beni gaza getirecek birine ise gerek yoktu. Zira hiç bir motivasyon konuşması mecburiyet kadar etkili olamazdı ve ben bu işi başarmaya kesinlikle mecburdum.Ayyyy ilk bölümü nasıl bulduuunuuzz.Umarım beğenmişsinizdir.Yeni bölümde görüşmek üzereeee💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖💖

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.