İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 17 · 14 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 17

Yolculuk 2. Gün

🎧 Wicked Game- Annaca

Sesi ormanın içinde yankılanırken kendimi hızlandırdım ve ormanın içinde koşmaya başladım. O düşüşün ardından hareket edeceğini bile tahmin etmiyordum fakat arkamdan deli gibi koşmaya başlamıştı. Aybars arkamızdan bağırırken onu düşünmemiştim bile. Eğer ona yakalanırsam hiç iyi şeyler olmayacağını biliyordum bu yüzden var gücümle koşmam gerekiyordu.

"Dur orada!"

Arkamdan bana bağırırken topallaması sayesinde aramıza mesafe girmişti. "Kesinlikle durmam!" Ona nefes nefese cevap verirken ağaçların arasından geçtim. Az ilerimde parıldayan dereyi gördüğümde hızımı oraya çevirdim. Eğer karşıya geçersem beni yakalaması uzayacaktı ve yakalanma şansım düşecekti. Sonrası önemli değildi fakat şu an ona yakalanırsam iyi şeyler olmayacağını biliyordum.

"Seni yakalayamayacağımı mı düşünüyorsun, Umay?" Bana yeniden seslenirken dönüp ona hızlıca baktım. Aramızda ki mesafeyi hala koruyordum. Bir an için durdu ve belini tuttu. Eminim fazlasıyla acımıştır. Bunun sorumlusu ben iken benim yerime asıl canı yanan oydu ve yetmiyormuş gibi kovalamaca oynuyorduk. "Ah!" diye acıyla inlerken durdum ve ona baktım. O iyi miydi? Ona biraz yaklaşırken yüzünde ki acı ifadesine baktım.

"Kutay iyi misin?" Ona seslenirken bana tepki vermek yerine beline baskı yapıp ovuşturdu. Geriye dönüp ona yürümeye başladım. "İyi misin? Ağrıyor mu?" Ona yaklaştığımda bana uzanıp kollarımdan tutup beni yere sererken bunun bir kandırmaca olduğunu yeni anlamıştım. Şimdi yüzünde acı ifadesi yerine sırıtma vardı.

"Yani beni kandırdın!" Ona kızarken kollarımı iyice tuttu ve hareket etmeme için bacakları ile bacaklarımı sıkıştırdı. "Neden beni kandırdın?"

"Kandırmadım gerçekten acıyor." Kelimeleri samimiyet olmadan dile getirdi. Elinden kurtulmaya çalıştım fakat beni bırakmadı. Sıkıca beni tutmuştu. "Aptal gibi benden neden kaçtın?"

"Beni yakaladığın zaman bir şey yapacağını biliyordum."

Beni çekti ve oturur pozisyona gelmemi sağladı. Karşılıklı oturuyorduk fakat hala beni bırakmamıştı. "Tamam kaçmayacağım bırak beni."

Ona sızlanırken bir an düşündü ve ardından bileklerimi tutan ellerini gevşetti fakat tamamen bırakmadı. Zorla ellerimi ondan kurtarırken bileklerimi ovuşturdum. Gerçekten acımıştı. "Özür dilerim tamam mı bunun olacağını bilmiyordum."

"Beni bir kere dinlesen başımıza bunlar gelmeyecek biliyorsun değil mi?"

Beni azarlarken bir an için kulede yaptığım yaramazlık yüzünden her defasında beni kurtarıp azarlayan küçük Kutay geldi aklıma. Gülmeye başladığım zaman bana sorgular bir yüzle baktı. Geriye yattım ve gökyüzüne baktım. "Bu tıpkı çocuk olduğumuz zamanlar hatırlattı."

Ona bakarken nefes nefese kalmış bedenim daha yeni dinlenmişti. Başını sallarken uzun saçları yüzüne düştü. Onları yeniden kulağının arkasına gönderirken tokasının koşarken düştüğünü tahmin ettim. "O zamanlarda yaramazlık yapıyordun ve her defasında seni korumak zorunda kalıyordum."

Benim gibi yanıma yatarken gökyüzünü izlemeye başladık. Bir kaç kuş uçarken uzaklarda bir kartalın sakince süzüldüğünü gördüm. Onu görünce Hayat Ağacı'na dokunduktan sonra gördüğüm anlar gelmişti. Gerçekten bu kadar kısacık süre içerisinde bir sürü şey yaşamıştım.

"O günleri umutsuzca özleyeceğimi tahmin etmiyordum."

Kara Kule'de her an ölümü bekleyen biz tüm bunları yaşamamıştık ve tek amacımız oyun oynamaktı. "Öyle mi dersin?" Bana şüpheyle sorarken az önce yaşadığımız yakalamaca bitmişti. Şimdi hüzünle geçmişi anımsıyorduk. "Sadece çocuktuk ve tek amacımız oyun oynamaktı. Fakat şimdi yıllarca birbirimizden ayrı düştük ve dedemizi öldürmek için bir yola çıktık."

Elimi karnımın üzerine koyarken hüzün hissettim içimde. "Ben şu anı tercih ediyorum." Aniden konuşurken yattığı yerden kalktı ve bir koluna yaslanarak beni izlemeye devam etti. Ona bakarken konuşmaya devam etti. "O zamanlar seni koruyabilecek gücüm yoktu fakat şu an var. Yani istediğin kadar yaramazlık yapabilirsin birisi ağzını açıp sana laf bile edemez."

Bu sözleri bana güven vererek söylerken yıllar önce bu şekilde yatıp karanlık odada tavanı izleyen iki çocuk yerine şimdi gökyüzü altında duran iki yetişkin kişi vardı. Gülümsemeden edemedim. "Yani her türlü yaramazlığı yapabilir miyim?" Başını kararlılıkla sallarken kahkaha bastırdım. Tekrar gökyüzüne baktım.

"Gerçekten büyüdük. Birbirimizden ayrı kaldığımız bunca yıl sonunda yeniden bir aradayız."

"Eh sen beni bilmiyordun fakat ben hep senin yanındaydım."

Uzanıp burnumun üzerine parmağını sürdü. Yüzümü ekşitip yattığım yerden kalktım ve ona baktım. "Tüm bu zaman içerisinde sana ne oldu?" Bu soruyu sorma amacım başından geçenler değildi. Eskiden de beni özenle sever ve şımartırdı fakat şimdi bu haller bana daha tuhaf gelmeye başlamıştı. Bir abinin kardeşini koruması yerine bir erkeğin sevdiği bir kadını koruması gibi hissettiriyordu fakat bu daha çok takıntılı bir adamın hissiyatını oluşturuyordu.

"Tam olarak neyi merak ediyorsun?" O da benim gibi dikleşti ve yanımda yer aldı. İleride parıldayan dereyi izledim. Beyaz bir kelebeğin üzerinde uçuşuyla ilgilense bile zihnim tamamen ondaydı. "Hareketlerin ve sözlerin... Tüm bunlar ne zaman değişti?"

"Hayır," diye söze başlarken başını salladı ve benim gibi dereyi izlemeye başladı. "Hareketlerim ve sözlerim hala aynı." Diretirken hala nasıl davrandığının farkında bile değildi.

"Farklı. Bir abi yerine benimle bir sevgili gibi ilgileniyorsun."

Açık sözlülüğümün ardından kısa bir sessizlik oldu. Kuşlar ötüp etrafta uçarken dizlerimi kendime çektim ve kollarımı üzerlerine yerleştirdim. Yerden kopardığım bir otla oynamaya başladım. "Hayatında kalmak istiyorum. Sanırım eşin olursam ölüne kadar yan yana kalabiliriz."

Bu nasıl bir açıklamaydı? İstemsizce kaşlarım çatıldı. Bana karşı hissettiği sorumluluk duygusunu aşk sanıyordu. Ve kalbimi bu denli attıran birisinin bu şekilde davranıyor oluşu canımı acıtmıştı. İnkar etmek gibi bir niyetim yoktu. İlk tanıştığımız andan itibaren ondan hoşlandığım gerçeği değişmeyecekti. Tabi şu an düşüncelerim bir akraba ile bu düşünceye girmek istemediğimdi. Fakat bu şekilde davranmaya devam ettikçe kafam daha fazla karışacak ve ben beni sevmeyen bir adamla olacaktım.

"Fakat bana aşık değilsin."

Canımı acıtan sözleri ona söylerken aniden bana döndü. Dudakları hafifçe aralanırken ne düşündüğünü merak ettim. Cevabını duymak istemiyordum. Buna hazır değildim fakat bir o kadar da duymak istiyordum. "Umay," Söze başladığı zaman oturduğum yerden kalktım ve üzerimi temizledim.

"Ne kadar öyle gözükmesem bile aşksız bir evlilik bile düşünmeyen birisiyim. Ve beni sevmeyen bir adamla evlenmeyi düşünmem bile." Elimi tutup çekiştirirken ona bakmamı sağladı. "Evliliğin aşk üzerine olmayacak. Soyunu devam ettirebilmen için kendine en iyi tercihi yapman lazım."

Benimle bu şekilde konuşurken bir an aklıma Aybars'ın bana söylediği sözler gelmişti. Kalbim acıyla sızladı. Gülümseyeme çalıştım fakat ne kadar becerdiğimi tahmin etmedim. Bu sözlerin kalbimi bu kadar acıtacağını da tahmin dahi etmemiştim.

"Konu soyum ise burada ki tek tercih sen değilsin." Elimi ondan kurtarıp yürümeye başladım. Arkamdan geldiğini biliyordum. Bir an için yalnız kalmak istedim. Kaçmak ve ondan uzaklaşmak. Onsuz geçirdiğim zaman boyunca hayatıma nasıl yerleştiğini yeni fark etmiştim. Belki biraz abartıyordum ama neden böyle hissettiğimi anlamamıştım bile. "Ne demek istiyorsun. Senin için en iyi tek tercih benim!"

"Aybars'ta var."

Aybars'ın kanında da büyücü kanı geldiğini biliyordum. Annesinin bir büyücü olduğu için Kutay kadar onunda geninde büyücülük vardı. "Aybars'ın annesi büyücüymüş." Açıklama getirirken ormanın içine yeniden girdik ve bizi bekleyen Aybars'a doğru hareket ettik. Bana yetişti ve elimden tutarak durmamı sağladı.

"Yani bana Aybars ile evleneceğini mi söylüyorsun?"

Başımı sallarken daha ne kadar canımı yakacağını tahmin dahi edemiyordum. "En azından beni seviyor. Eminim zamanla ona karşı hissettiğim duygular derinleşir." Bu olmayacaktı biliyordum. Çünkü en başından beri ona yalnızca bir arkadaş olarak görmüştüm. Bana açıldıktan ondan kaçıyor ve dikkatli davranıyordum. Onu seviyordum fakat bu tamamen arkadaşçaydı.

Elimi sıkıca tuttu. "Sana söyledi mi?" Başımı çevirdim ve elimi ondan kurtardım. "Daha fazla konuşmak istemiyorum."

"Sorunun ne olduğunu anlamadan bu konu kapanmayacak!" Daha neyi anlamıyordu? Açık bir şekilde daha ne söylememi bekliyordu? Aybars'ı sevip sevmediğimi mi? Ya da kendisine karşı duygular hissedip hissetmediğimi mi?

"Kutay kendine edindiğin sorumluluk duygusunu aşk ile karıştırıyorsun. Fakat ikimizde biliyoruz ki fazlasıyla çapkın birisisin." İnsan Diyarı'nda kafede otururken kızların ona nasıl baktığını hatırladım. Tüm o zaman boyunca bana karşı bir şeyler hissetmiş olsa bile beni bekleyebilirdi fakat bunun yerine bana olan duygularını unutmuş ve başka kızlarla vakit geçirmişti. Yani bu bana olan duyguların bile önemsiz olduğunu gösteriyordu.

"Yani çapkın birisi olduğum için seninle vakit geçirdiğimi mi sanıyorsun?"

"Evet."

"Sırf çapkın birisi olduğum için benimle olma fikrini en başında kesip kenara atıyorsun?"

Neden bu şekilde zorladığının farkında bile değildim. Şu ana kadar bu tarz soruları soran genellikle ben olurken şimdi kaçmak ve konuşmak istemeyen bendim. Neden bu şekilde yıkılmış hissediyordum. "Bunu neye dayanarak söylüyorsun? İnsan Diyarı'nda bir kaç kişiyle flört ettiğim için mi?"

Ona dik dik baktım. Neyden bahsettiğimi anlamış gibiydi. Elleriyle yüzünü sıvazladı ve saçını yeniden geriye yatırdı. Beni tutup ağaca yaslarken iyice yanıma yaklaştı. Bu hareketinden kaçınmak istesem bile hareket etmemi engelledi. Kolumu çoktan kavramıştı. "Tam olarak neyden bahsettiğinin farkında bile değilim. Aşk mı istiyorsun? Onu sana vereceğim. Aşık mı olmak istiyorsun seni bensiz olamayacağın bir aşkın içine hapsedeceğim. Çünkü ben artık kokunun olmadığı bir yerde nefes dahi almak istemiyorum."

Kalp atışım bedenimi sarsacak şekilde atıyordu. Hatta öyle ki onu duyacak diye ödüm kopuyordu. Tenim alevler içinde yanarken bu sıcaklığın ona da gideceğini düşündüm. Zihnimin içinde çığlık çığlığa koşup durmak istedim. Bu sözlerin sonsuza kadar tarihe yazılmasını istedim. Dizlerim öylesine titriyordu ki ayakta zor duruyordum.

“İkimiz de biliyoruz ki bizim için hiçbir zaman bir son olmayacak.”

Kolumun üzerinde duran eli aşağıya kaydı ve elimi yakalayıp kaldırdı. Parmaklarımın üzerine öpücüğünü kondururken etkilendiğimi göstermemek için direndim. Tam olarak nasıl olurda istediğim bir erkek gibi davranabilirdi? Tam olarak zaten ona düşmüş olduğum halde beni daha fazla kendisine derin düşünceler içine düşürebilirdi ki?

Boğazımı temizlerken ısrarla gözlerime bakan bal rengi gözlerinden kaçırdım bakışlarımı. Yüzünde ki tebessüm beni öldürmek için acele etmiyordu. Böylesine güzel bir yüzle 'Gel tüm dünyayı yakalım?' desen bile onu istisnasız kabul edebilirdim. "O zaman beni ikna etmen için çabalasan iyi edersin."

Aklımdan geçen tek mantıklı sözcükler bunlardı. Tüm bunların arasında bu cümleyi kurup söyleyebildiğim için bile kendimle gurur duyuyordum. Bir şekilde onun elinden kurtulurken "Ah ilk adımın güzel olduğunu söyleyebilirim," diye konuştu.

Arkamdan sakince gelirken neyden bahsettiğini anladım. "Bunu nereden çıkardın?" Ayaklarımızın altında ezilen yaprak seslerine karıştı sesi. "Kızarmış yüzün her şeyi veriyor." Ellerimi yüzüme bastırırken alev içinde kalan yanaklarımın bir kaç cümleyle kızardığına inanamıyordum.

"Hayır," derken bu sözleri uzatmıştım. "Az önce koştuğumuz için sıcakladım sadece." Tabi ki de yalandı. Az önce onun söylediği sözler çoktan beynimin içini ateşe vermişti. Şu an durum hiç iyi değildi ve şaşkınlık içinde ne yapacağımı düşünüyordum hala.

"Aybars mı iyi tercihlerden gerçekten? Aybars tüm bu zaman boyunca hangi kitapları okuduğunu biliyor mu? Nasıl filmler izlemeyi sevdiğini biliyor mu? Peki ideal erkek tercihinin nasıl olduğunun farkında mı?"

Bana dalga geçerek bunları söylerken az önce söylediği sözleri birer birer unutmaya başlamıştım. Yani şimdi neyden bahsediyordu? Beni ne kadar iyi takip edip araştırdığını mı? Bir an için okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler aklıma gelirken utançla ona döndüm. Ne kadarını biliyordu? Bir anda ona döndüm ve düşünmeden belimde ki hançeri çıkarıp ona uzattım. Tüm bunların hepsi önemli şeylerdi. Ve benim karanlık tarafımdı.

"Tam olarak ne biliyorsun?" Onun üzerine giderken aklımdan geçen onlarca yıl boyunca beni gizlice koruma adı altında takip eden bir sapık vardı. "Sen gerçekten bir sapıksın." Hançerin ucunu kaldırıp boynuna iyice yakınlaştırdım. Ellerini iki yana kaldırıp teslim hareketi yaptı. "Tamam özür dilerim bu şekilde seni takip etmemem gerekiyordu sadece nelerden hoşlandığını öğrenmek istedim."

Sinirlerim tepeme çıkarken tam olarak bir sapığın kullanacağı bir cümleyi kullanmıştı. "Oradan bakıldığı zaman böyle sapkın düşüncelere 'Ay beni merak etmiş,' dememi mi bekleyen aptal kızlardan mı gözüküyorum?" Üzerine giderken dudağı seğirdi ardından anlamayacağım bir şekilde bir anda kahkaha atmaya başladı. Tüm ormana kahkahası yayılırken neden böyle davrandığını anlamaya çalıştım.

"Ah pardon bu sadece komik geldi. Tam olarak kütüphanede beni sıkıştırdığın gibi davranıyorsun."

Gözünden sahte yaşı silerken sakinleşmeye çalıştı. Elini uzatıp saçımı karıştırırken "İşte benim kızım," diye benimle gurur duydu. "Merak etme sırların benimle sonsuza kadar saklı kalmaya devam edecek."

Düşünmeden dizine tekme atarken "Bu işin bu kadar çabuk biteceğini sanma Kutay Efendi. Ben aptal değilim her şeyin farkındayım," diye sinirle ona çıkıştım. Kahkahası çoğalırken benimle dalga geçmeye devam etmesi canımı iyice sıkmıştı. Ormanda ilerledik. Güneş yerini aya bırakırken gökyüzünde gözüken Kanlı Yıldız'da yok olmuştu. Hala böyle şeylerin gerçekleşiyor oluşuna şaşkınlıkla bakıyordum. Ay gökyüzünde parlamaya başlamıştı bile. Uzaktan gelen kurt sesleri ile irkildim. Kurtların hala bizim özel hayvanımız olmasına alışamıyordum. Sanırım bu İnsan Diyarı'nda alıştığım bir korkuydu.

Geri döndüğümüz zaman Aybars bize 'Sonunda!' der gibi baktı. Çoktan ateş yakmış ve etrafı temizlemişti bile. Ateşin üzerinde bir tencere vardı ve yemek pişiyordu. Ellerimi çırpıp yanına giderken konuştum. "İşte erkek gibi erkek. Kusura bakma bey bu akşam elimiz boş döndük."

"Bir de bana çapkın diyor."

Kutay otururken onun sözlerini duymamış gibi davrandım. Gözlerini devirirken bizi beklerken bu kadar şey yaptığını bilmek canımı sıkmıştı. Biz ormanda koşturup, geçmiş hakkında konuşup, sevgililer gibi kavga edip, aşk yaşarken o burada tüm bunları yapıyordu. "Söz bir daha tek başına yapmak zorunda kalmayacaksın. Hatta yarın yemekler bizden."

Ellerini birbirine vurup beni alkışlarken benimle dalga geçmeye başlayacağını biliyordum. Elinde odunla yeri eşeleyen Kutay'ı gösterdim. "Yarın yemekler Kutay'dan." Şaşkınlıkla bana baktı. Kendisini odun parçasıyla gösterirken "Ben?" diye sordu. Başımı salladım. "Evet sen." Yapmayacağına dair elini sallayıp arkasını geriye yaslarken günün sonunda benim kazanacağımı biliyordum.

O yokmuş gibi davrandım ve Aybars ile konuşmaya başladım. Yemeğin pişiminde yardım ettim. Ayhan abi köyden ayrılmadan önce bize verdiği bir kaç parça eşya sayesinde şimdi daha rahat geceleri geçirebilirdik. Uyuyabilmemiz için postlar, yemek yapıp su kaynatmamız için bir güğüm ve tencere vermişti.

Onlara bu yardımları için teşekkür ederken aklımdan deli gibi kitabı okuma düşüncesi geçiyordu. Fakat bu karanlığın içerisinde ateşin ışığı olmadığı sürece her şey karanlığın içerisine bürünecekti. Dün akşam bu saatlerde başımıza gelen şeyi anımsadım. Yalnızca bir öngörüydü bu ve gerçekleşmişti. Bana verilen bu güçler hala karanlığın içerisinde yatıyordu ve gün yüzüne çıkmamıştı.

"Dün gece olanla alakalı..." diye sonunda zihnimden geçenleri okuyormuş gibi bana döndü Aybars. Hayatımda beni zorlayan bir çok konuda her zaman yanımdaydı dün olduğu gibi. Ve ona doğru düzgün hiçbir şey anlatmama rağmen beni dinleyip beni rahatlatmaya çalışmıştı.

"Sanırım sana verilen bu yeni güçle alakalı olan bir şey. Yertinç Temsilcisi yani dünyayı koruyan kişi olarak ruhani varlıklar seni seçti. Fakat Umay bir büyü veya başka bir şey yapmadan nasıl o günün bir kaç saatini görebildin?"

Bu sorunun cevabını ben de o kadar bilmek istiyordum ki. Ateşin içine odun parçası atarken çatırdama sesini dinledim. "Bilmiyorum. Bu güçlerin tam olarak ne işe yaradığını..." Ağaca dayanan Kutay olduğu yerde hareket etti ve ateşin yanına yaklaştı. Ellerini birbirine sürtüp soğuyan ellerini ateşe uzattı.

"Umay Ana kimdir? Bu soru ile başlasak her şey daha hızlı olur."

"Umay Ana bereket ve doğum Tanrıçası olarak kabul edilen bir varlık. Tabi bu insanlarımızın verdiği bir tabirdi Tanrıçadan çok koruyucu diyebiliriz." Kutay'ın sözlerine hızlı bir şekilde üniversitede okuduğum bilgileri aktardım.

"Doğum ve ölüm. Bunlardan birisi var olduğu sürece diğeri de her zaman olur." Kutay devamını getirirken bir birimize destek vererek fikirlerimizi genişletmek için çaba harcıyorduk. "Peki hiç normal ölümle alakalı bir şey gördün mü?" Bana bakarken düşündüm. Gördüğüm veya hissettiğim ölümlerin bir çoğu kötü ruhlar tarafından gerçekleştirilen ölümlerdi. Başımı hayır der gibi salladım. Sanırım neyden bahsettiğini anlamaya başlamıştım.

"Yani Umay'ın gördüğü ölümlerin kötü ruhlarca öldürülen ırkların ölümleri ile bağlantısı olduğunu mu düşünüyorsun?" Aybars düşüncelerimi desteklerken Kutay'a baktım. Bu diyarla ilgili bizden çok daha farklı bilgilere sahipti. Dedemin yanında nasıl geliştiğini daha fazla görmemi sağlıyordu.

"Umay Ana yalnızca iyi olarak değil bazen de Kara Umay olarak da anılıyor. Bunun sebebi anne karnında ki bebeği korumadığı için canını aldığı düşünülüyordu." Sonunda düşüncelerimi dile getirdim. Kutay dilini şaklatıp parmağını bana uzattı.

"Umay Ana Yertinç Temsilcisi. Yani Kayra Han'ın yeryüzünde ki temsilcisi. Bu dünya oluşturulduğu zaman yeryüzüne yalnızca Koruyucuları bırakmadı aynı zamanda Umay Ana, Kübey Hatun, İrıs Hanım gibi kutsal varlıklarda bıraktı. Bunlar düzeni oluşturan asıl varlıklardan." Lafını yarıda kesip merak ettiğim kişiyi sordum. "İrıs Hanım kim?"

"Orman Perileri'nin Kraliçesi. Dünyanın varoluşundan beri yaşayan en eski varlık." Şaşkınlıkla ona bakarken kaç yüzyıl yaşında olduğunu merak ettim. "Bir kaç tane daha varlık olmasına rağmen şu an bizim için asıl önemli olan Umay Ana. Umay bu güçler sana verildiğinden beri nasıl hissediyorsun?"

Aybars’ın sorusu ile gözlerimi devirdim ve bir süre bu soruya cevap vermeye çekindim. Fakat ne kadar çekinirsem çekineyim bundan daha fazla kaçamazdım. "Berbat hissediyorum." Onlara kaçamak bir bakış atarken bunun farkında olduklarını da biliyordum. Fakat hala bu konu ile ilgili bir şey demek istemiyordum.

"Yer-su kullanmadın değil mi?" Başımı hayır der gibi salladım. "Büyü gücünü çok nadir kullandı. Ateş yakmak için veya suya ihtiyacımız olduğu zaman." Aybars ben şahitlik ederim der gibi beni savunmaya aldı hemen.

"Asıl konumuza geri dönelim. Umay Ana'yı bir kraliçe gibi düşün Umay. Koruyucular ise senin askerlerin. Koruyucu Melekler adında kocaman bir ordun var ve yarı Koruyucu olarak geçen maalesef ki şu an dedemin emri altında olan Gezer Halkı da sana ait. Şunu unutma sen tek başına tüm bunlarla başa çıkamazsın. Sen temsilci olarak seçildin ve bir çok yönetim senin tercihlerin sonucunda ilerleyecek."

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bana söylediği çok daha farklı şeyler kafamı karıştırmıştı. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Tam olarak neyden bahsediyordu? "Sen Umay bir melek değilsin," diye açıkça konuştu Kutay. "Fakat şeytan da değilim." Sözlerinin devamını getirirken nasıl bir motivasyon konuşmasının geleceğini az çok tahmin edebiliyordum.

"Tüm bu yükü tek başına kaldırmak zorunda değilsin. Bu diyar bir krallık ve sen de özel varlıklar tarafından seçilen Kraliçe'sin. Tabi her görevin kendine özel sorumlulukları var fakat bunu tek başına yapmayacaksın."

"Yani emir verdiğin an senin sözlerini dinleyecek bir ordun var. Ne kadar az olsak bile."

Aybars desteğini devam ettirirken kraliçe kelimesi ile yüreğimin kabardığını hissettim. Kendimi her zaman üstte ve yüce gören ben şimdi gerçekten bu tabir ile mi alınacaktım? Başımı salladım ve bu düşünceyi uzaklara gönderdim. "Peki bu güçler ile ne yapmam gerek?"

Asıl korkum buydu ve beni geceleri uyumama engelleyen bedenimin kaldıramadığım büyüydü. Oturduğum yerde istemsizce hareket ettim ve karanlığın içinden gelebilecek her tehdide karşı dikkatlice dinlemeye de devam ediyordum. "Şifacı Mayda'nın bana verdiği iksiri hazırlayıp sana vereceğim. Bu iksir bazı iksirlerin aksine büyü gücünü bastırmayacak sadece acının dinmesinde yardımcı olacak. Fakat bu kesin bir çözüm değil." Bu iksir bazı iksirlerin aksine derken bakışlarını sertçe Aybars'a çevirip baktı. İkisinin arasında doğan ve hızlıca gelişen gerilimi hissettim.

"Tam olarak neyden bahsediyorsun?" Sorumu Kutay ve Aybars arasında bakışlarımı gezdirirken sordum. Kutay kaşını kaldırıp dik dik Aybars'a bakarken sakince soludu. "Yalnızca sırları açığa çıkan kişinin ben olmasını istemem."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.