Selamlar, umarım iyisinizdir. :))
Anonimin: Gübaydın gök gözlüm. gökyüzü yüzlüm. (07:01)
Oguzy_00: Görüldü yemiş birine göre hızlı toparlanmışsın.(07:15)
Anonimin: Günaydın yok mu güne adınla başlayan bu kızaa..(07:17)
Oguzy_00: Günaydın.(07:18)
Anonimin: Vay, bunu beklemiyordum :)) (07:18)
Oguzy_00: Gübaydınına günaydın işte bu kadar.. daha fazlası yok. yazmayı kes. (07:19)
Anonimin: Olmaz sensiz bir gün bile geçiremem :) (07:20)
Oguzy_00: Tabi tabi. şimdi işim var. yazma. Hatta mümkünse hiç yazma.(07:20)
Anonimin: görüldü (07:21)
Telefonu bırakıp oflayarak derse başladım. "Oğuz abiyle konuşuyorum bir oyun uğruna ama ya öğrenirse benim ben olduğumu.. öf yandık.". Derse mola verdiğimde saat 14:00 olmuştu bile. Evde tektim. Abim işteydi. Teyzemler akşam yemeğine gelecekti. Market alışverişinin yapılması gerekiyordu. Hazırlandım ama dışarı baktığımda yağmur yağdığını gördüm. Ne güzel nisan yağmuru yağıyordu. Yağmurda yürürüm bir şey olmaz diyerekten çıktım anahtarları alıp. Bir sokak boyunca iyiydi, güzeldi ama sonra birden bastırınca zaten az olan insanlar ,koşuşturmaya başladılar. Ben istifimi bozmadan öylece kulaklıklarla yürüdüm bu güzel yağmurda. Kesin hasta olurum diye söylenirken ve de su birikintilerinden özellikle kaçınırken sert bir şeye çarptım. Başımı kaldırdığımda ne göreyim...Oğuz. Elinde şemsiye, saçlarında yağmur damlaları... Öylece baktım gözlerine. ıslanmış kirpiklerinden yağıyordu artık yağmur. Ben baktıkça uzun uzun onun kaşları çatıldı. Bir el hareketiyle belime sarıldı ve beni şemsiyenin altına çekti. Artık sadece yağmur onun diğer yarısına yağıyordu. Adam öyle uzun ve büyük ki şemsiyeye yalnızca bedeninin bir kısmı sığıyordu. Bu durumu umursamadan beni azarlamaya başladı. "Senin bu halde dışarda ne işin var "dedi belimdeki elini koluma çıkararak. Ben temasını düşünürken o beni markete doğru, resmen, sürükledi. "Kolumu acıtıyorsun, bırak" dediğimde aklı başına gelmiş olacak ki marketin basamaklarını çıkınca kolumu bıraktı. "Sende şu giydiklerine dikkat et " Baktım altımda beyaz şortum ve yine beyaz bir tişörtüm, yağmurdan dolayı üzerimde aldığım kot ceketim vardı. "Ne varmış üstümde, gayet yakışıyor" dediğimde dibime gelerek fısıldar gibi "Her yakışanı giyecek misin?" üstümü eliyle göstererek "Bu tül gibi ince şeyleri" dedi. İnceliğini nerden gördü şimdi? Beni bırakıp hızla yürümeye başladı. "Ne alacaksan al kasada bekliyorum" deyip gitti. Ben de olduğum yerde sinirden tepindim kendime kızdım. Sonra alacaklarımı almaya başladım .Alışverişi uzatıp abur cubur kısmına geldiğimde peşimde ayak seslerini duydum onun. Nerden anladığımı sormayın. Sevdalılar beni anlar. Geldi. Usulca durdu yanımda. Bana baktı. Benim sevdiğim çikolataları aldı ve kasaya döndü."Eee ben de aynısını alacaktım" deyince arkasına dönüp hafifçe tebessüm etti. Gülümsedi bile diyebilirim arkadan. hızla yürüyüp kasaya ulaştım diğer aldıklarımı da bırakıp cüzdanımı çıkardım. Oğuz kartını kasiyer kıza uzattığında kız gülümseyerek kartı aldı ve bana dönüp "Bırak da abin ödesin tatlım" dedi. Oğuza baktığımda gülümsemesi silik bir şekil almıştı. "Biz kardeş değiliz." dedim ve aldıklarımı poşete koyup hızla çıkışa yöneldim. Kapıyı açmak için uzandığımda bir el bende önce uzanmış ve kapıyı benim için açık tutmuştu. Kimin eli olduğunu biliyordum, Oğuz'un tabi ki, geçtim ve arkama bakmadan yürümeye başladım. Yaz yağmuru az önceki şiddetini kaybetmiş yalnızca çiseliyordu. Dışarı çıkıp temiz havayı soluyunca gerginliğimi unuttum az önceki. Gülümseyerek içime çektim havayı. Oğuza doğru baktığımda yanımda yürüyor, benim gibi derin nefesler alıyordu. O da seviyordu belli ki. Ben hariç benim sevdiğim her şeyi. "Yaz yağmuru ve bahar ne güzel birleşiyorlar." dedi bana dönerek. yüzünde çarpık bir gülüş vardı. Onu ilk defa böyle güzel şeyler söylerken ve gülerken görüyordum. Şaşkınlıktan ona bakarken gözüm yağmurun değdiği her yere değdi sırayla. Önce saç uçlarına , kaşlarına, gür kirpiklerine, kemerli düzgün burnuna ve ardından az önce ilk gülümsemesini kaydetmiş dudaklarına. Her şeyiyle güzeldi bu adam. Çok güzeldi. Boğazımdaki yumruyu yok etmek istercesine yutkundum. "Neye baktın bu kadar" dedi kalın sesiyle. Utanarak önüme döndüm. Bu soğuk, yağmurlu günde bile yanaklarımın kızardığını hissediyordum. "Hiç, sadece yağmur çok güzel yağıyor." dediğimi onaylarcasına. başını salladı " Daha önce böyle güzelini görmedim." Lafının sonlarına doğru bana baktı. Gözlerimi kaçırdım. Daha fazlası olamazdı. Düşünmemeliydim ilerisini. Adam bana bir saniye baksa bana bir ömür gelmemeliydi. Eve yaklaşınca "Akşam teyzemler gelecek, yemek yiyeceğiz. Eve girsem iyi olur." dedim. "Evet biliyorum abin beni de çağırdı." İşte ben de bunu bilmiyordum ve heyecanlanmıştım." Tabi, güzel olur" diyebildim ancak bahçe kapısından içeri girerken. En son arkama dönüp "Görüşürüz akşam" dedim ve karşılık olarak başını salladı. Anahtarı çıkarıp 3 adımlık merdiveni çıktığımda kapının zaten açık olduğunu fark ettim. Hayır...Çıkarken kapıyı kontrol ettiğimden neredeyse emindim. İçeriye doğru korkuyla adımladım. Nefesimi tutarken sadece kapıyı kapatmayı unutmuş olmayı diledim. Diğer odalara nazaran daha büyük olan oturma odasını kontrol etmek istedim. Sadece korkudan, eminim hiçbir şey yoktur, kimse yoktur, doğrudan karşıya yönelmişken telefonumu çıkarıp abimi aramak istedim. Belki abim.. hayır onun kapıyı açık bırakma ihtimali yok. Kontrol delisi olur kendisi. Kuzenlerim de gelecekti aslında ama bu evde bu kapıyı öylece açık unutacak potansiyelde bir ben vardım. Ah bunları düşünürken sağdaki mutfak tezgahında duran bıçağı almaya yeltendim. Ne olduysa bir anda oldu. Mutfağa yönelmemle büyükçe bir elin ağzıma kapanışı. Çırpınmam ancak elin sahibinin kuvvetini yenemememle ve oksijen yetersizliğinden bayılmam. En son hatırladığım ağzımda titreyen soğuk ellerdi.
Bölümümüz bu kadardı. umarım beğenmişsinizdir... :)