İçeriğe geç

Gloam Haven

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Gloam Haven

Bölüm 1

Bölüm 1: Doğuştan Bir İz

Her şeyin bir başlangıcı vardır. Evrenin, ülkelerin, şehirlerin, canlıların…

Bugünkü başlangıç kötü bir başlangıçtı. Savaşın başladığı o gün.

Herkes koşturuyor, bağırıyor, kılıçlarını birbirine vuruyordu.

Kral Alaric Asterwyn’ın kafasını gövdesinden ayırdıklarında çok büyük, acı bir çığlık duyulmuştu. Sidhe halkının ve krallığının veliaht prensesi olan Seraphine Asterwyn’a aitti bu bağırış.

Babasının ölümünü kendi gözleriyle görmüştü ve daha bunu atlatamadan Drow’ların en büyük varisi olan ama tahtı reddeden Riven Averneth, Seraphine’nin bileğini sertçe kavrayıp bir yere götürmeye başladı.

Seraphine ağlamaya ve bağırmaya devam ediyordu.

“Bırak beni! Bırak! Katilsiniz siz!” diyordu.

Aslında olması gereken buydu. Savaş böyle olurdu. Kan akardı…

Riven daha sert tuttu, sinirle iç çekip:

“Eğer isteği kabul etseydiniz baban ölmezdi, prenses.”

Evlilik ve ittifaktan bahsediyordu.

Seraphine zorla bir at arabasına bindirildi. Ellerini ve ayaklarını bir halatla sertçe bağladılar.

Riven, Seraphine’nin tam karşısına oturdu.

“Eğer babanın cesedini gösterince bağırmazsan belki gösteririz.”

Sesi buz gibiydi. Sanki az önce bir sürü kişi ölmemiş gibi davranıyordu. Fazlasıyla sakindi ve bu Seraphine’yi sinir ediyordu.

“Göstermeyeceksiniz. Saraya göndereceksiniz. Beni bu yüzden götürüyorsunuz. Görmemem için.”

Seraphine az da olsa o an zekasını dinleyebilmişti. En azından denemişti.

Riven:

“Sidhe’lerin zeki olduğu söylenirdi ama sen pek öyle değil gibisin,” dedi.

Seraphine sinirle karşılık verdi:

“Emin ol sizden daha zekiyimdir.”

Tam muhafız Seraphine’yi büyüyle susturacaktı ki Riven araya girdi:

“Yapma, konuşsun biraz.”

Muhafız başını “tamam” anlamında salladı ve geri çekildi.

Riven kurnazca gülümseyerek:

“Baban bize önceden ‘Eğer ölürsem kızımı alabilirsiniz’ demişti. Biz de yaptık,” dedi.

Seraphine kaşlarını kaldırıp sinirle gülmeye başladı.

“Siz de bunu ciddiye mi aldınız?”

“Bunu ciddi söylemişti,” dedi Riven. Hâlâ gülümsüyordu.

“Benden bahsetmiyordu bile,” diye çıkıştı Seraphine.

Riven kaşlarını kaldırdı:

“Kardeşin doğmadan önce baban öldü ve şu an tek kızı sensin. Kardeşinin cinsiyeti zaten belli bile değil.”

Tabii kimse bilmiyordu ama şu an sarayda aslında beklenmedik bir doğum oluyordu.

Bilmese de şu an Seraphine’nin bir kız kardeşi doğmuştu.

Xyphora…

Düşünüldüğünden daha erken doğmuştu. Babasının öldüğü gün doğmuştu…

Ceset saraya geldiğinde Drow muhafızları:

“Savaşı kaybettiniz,” dediler. Veliaht prensesin nerede olduğunu söylemediler bile.

Kraliçeye olay söylendiği anda herkes bahçeye indi.

“Kızım nerede?” diye sordu kraliçe korkuyla. Seraphine veliahttı, ona bir şey olmaması gerekiyordu ama kimse nerede olduğunu bilmiyordu.

Kraliçe Elara Asterwyn üzüntüden bir şey diyemiyordu bile. Sanki dilini yutmuştu. En sonunda sadece:

“Cesedi yarın gömeriz,” dedi.

Sonra arkasını dönüp tekrar sarayın içine girdi.

Hizmetkârlar cesedi kaldırırken bir tanesi aradan sıyrıldı.

Xyphora’nın olduğu odaya gitmek için saraya girdi ve merdivenlerden hızlıca koşarak çıktı.

O kata gelince sağa döndü, sonra sola. Odanın önüne gelince kapının kolunu döndürerek odaya girdi. Oda genellikle pembe rengi ağırlıklıydı. Altın süslemeler vardı. Bebek yatağında uyuyordu.

Hizmetkâr yatağa ilerleyip bebeği nazikçe kucağına aldı. Başını okşarken hangi dil olduğu belli olmayan birkaç cümle fısıldadı.

Bebeğin kalbinin ortasında bir yara izi oluştu; birkaç saniye sonra düzeldi.

Hizmetkâr fısıldamayı bırakıp hafifçe gülümsedi. Bebeği kraliçeye götürmek için kapıya yöneldi ve odadan çıktı.

Odaları yan yanaydı. Kraliçe bilerek böyle istemişti. Hizmetkâr kapıyı çaldı. İçeriden “Gir,” diye bir ses duyuldu.

Hizmetkâr kapının kolunu çevirdi ve içeri girdi. Kraliçe yatağın üzerinden kalkıp hizmetkâra yaklaştı. Hizmetkâr dizlerini bükerek reverans yaptı.

Kraliçe bebeğini kucağına aldı. Bebeğini sevmek istiyordu ama savaşta diğer kızını kaybetmiş olmanın verdiği acıyla bir yandan da sevemiyordu.

Hizmetkâr:

“Doğuştan bir ize sahip,” dediği an kraliçeye yara izini gösterdi. Yara izi gibi değil de daha çok kara, ince, uzun bir ben gibiydi.

Kraliçe Xyphora’nın yara izine dikkatlice dokundu.

Gözlerini kapatıp iç çekerek:

“Artık veliaht prenses Xyphora…” dedi. Sonra hizmetkâra bakıp:

“Senin adın ne?” diye sordu.

Hizmetkâr hafifçe gülümseyip adını söyledi.

Mallorie…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.