İçeriğe geç

Gizli Yalancı

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Gizli Yalancı

Bölüm 2

2. Bölüm

Barın, iki haftadır Katarzyna’yı görmüyordu; sanki o akşam göl kenarında sadece iki yabancı gibi iki kelam etmişler de her şey orada bitip gitmiş gibiydi.

"Sadece bir iki saat aynı bankta oturduk, sonra Külkedisi gibi gecenin içinde kaybolup gitti," diyordu Barın, mutfak masasında karşısında oturan kız kardeşine. Ama kız kardeşi Rüya, onu pürdikkat dinlemek yerine elindeki sebzeleri tahtada tıkır tıkır doğramaya devam ediyordu.

"Belki senden çekinmiştir, hemen üstüne gitme," dedi Rüya kafasını kaldırmadan. "Daha yeni tanıştınız sayılır,göl kenarına tekrar gelir."

Barın derin bir iç geçirdi, elindeki çay kaşığıyla bardağın içinde öylesine oynamaya başladı. "Rüya, anlamıyorsun..."

Rüya elindeki bıçağı tahtaya bırakıp bakışlarını Barın’a çevirdi. "Ben evli baraklı, çoluk çocuk sahibi kadınım abi; bu işlerde senden daha tecrübeliyim herhalde. Eğer için içini yiyorsa, bu kadar merak ediyorsan git çiftliğe, ziyaret et kadını."

Barın bir an ne diyeceğini bilemeyerek duraksadı. Çiftliğe, Katarzyna’nın ayağına kadar gitmek mi? Daha çiftliğin tam yolunu bile bilmiyordu. "Deli misin sen?" dedi hayretle. "Tam yerini bile bilmiyorum, hem pat diye çat kapı elin kadınının evine nasıl gideyim? Ne derim?"

Rüya ayağa kalktı, masanın etrafından dolanıp Barın’ın yanındaki sandalyeye oturdu. Abisinin omzuna elini koyup ciddi bir tavırla konuştu: "Önünde iki yol var abi. Birincisi, kasabadakilere öğrenerek çiftliğin yolunu öğrenip gidip şansını denemek. İkincisi ise burada oturup elinde çay kaşığıyla boş hayaller kurmak."

Barın tam cevap verecekken duvardaki asılı saate gözü kaydı. Saat 10:30'u gösteriyordu!

"Kahretsin! Usta beni bu sefer harbi derimden yüzecek! Fırını unuttum!" diye bağırdı. Hızla yerinden fırlayıp askıdaki ceketini kaptı. Rüya’a kafasını asağı eğip abisinin arkasından kıkırdadı.Barın kardeşinin gülüşüne aldırış etmeden kapıyı açtığı gibi kendini dışarıya, kasabanın serin sokaklarına attı.Sokakta koşarken aklı sadece fırındaki ustada değil, Katarzyna'nın o göl kenarında bıraktığı gizemli cümlelerdeydi. Ancak fırına yaklaştıkça kasabadaki havanın alışılmadık derecede ağır ve gergin olduğunu fark etti.

Sokak aralarından hızla sıyrılıp fırının olduğu sokağa saptığında, adımları birden yavaşladı. Fırının önü her zamankinden farklıydı. Normalde taze ekmek kokusuyla dolup taşan o tanıdık sokakta, bu kez ağır bir sessizlik ve tuhaf bir huzursuzluk hâkimdi.

Fırının kapısının önünde, kasabada daha önce hiç görmediği, koyu renk takım elbiseli iki adam duruyordu. İri yarı, dik duruşlu ve etrafı soğuk gözlerle süzen bu adamların kasabalı olmadığı her hallerinden belliydi. Dükkânın camından içeri baktığında, ustanın tezgâhın arkasında kaskatı kesilmiş halde durduğunu ve tezgâhın önündeki üçüncü bir adamla alçak sesle konuştuğunu gördü. Adamın duruşundaki kibir ve tehditkâr tavır, metrelerce öteden bile hissediliyordu.

Barın'ın kalbi güm güm çarpmaya başladı. Bunlar da kimdi? Kasabaya böyle adamlar kolay kolay uğramazdı.

Patronunun ve ustanın başının belada olduğunu anlayan Barın, ön kapıdan girmek yerine sessizce binanın arkasına dolandı. Arka kapının aralık olduğunu görünce içeri süzüldü. Un çuvallarının ve hamur teknelerinin arkasına saklanıp nefesini tuttu. İçerideki konuşmalar net bir şekilde duyuluyordu.

Tezgâhın önündeki şık giyimli adam, parmağındaki altın yüzükle ahşap tezgâha ritmik bir şekilde vuruyordu. Tık. Tık. Tık.

"Bak usta," dedi adam, soğuk ve pürüzsüz bir sesle. "Biz buraya olay çıkarmaya gelmedik. Sadece bir cevaba ihtiyacımız var. Kasabaya yeni gelen bir kadın varmış. Katarzyna Nowak. Eski çiftlikte kaldığını biliyoruz ama biz onu bir aydır arıyoruz ve orada yok. Buraları en iyi sen ve senin gibi fırıncılar bilir. Onu gören, konuşan ya da nereye gittiğini bilen oldu mu?"

Barın saklandığı yerde donakaldı. Kanı donmuş gibiydi. Bu adamlar Katarzyna'yı arıyordu! Kızın iki hafta önce bahsettiği o "Kaderim ailem tarafından çizildi" cümlesi ve gözlerindeki korku bir anda Barın'ın zihninde çaktı.

Usta, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak öksürdü: "Beyim, biz sabahın köründe hamur karma derdinde adamlarız. Kim gelmiş, kim gitmiş bilmeyiz. Fırına girip çıkan çok olur ama isim sormayız."

Adam tezgâha doğru biraz daha eğildi. "Bana yalan söyleme usta! Bu kasaba küçücük. Bir yabancı adım atsa herkesin haberi olur. Eğer onu saklıyorsanız ya da yardım ediyorsanız, bu fırınla birlikte siz de yanarsınız. Mecaz anlamda değil canlı canlı yakarım."

O sırada dükkânın önündeki adamlardan biri içeri başını uzattı: "Efendim, arkadaki sokakta hareketlilik var, buraya doğru biri geliyor olabilir."

Takım elbiseli adam derin bir nefes aldı, ceketinin önünü iliklerken cebinden çıkarıp tezgâhın üzerine yüklüce bir para bıraktı. "Bu sus payın değil usta. Bu, aklını başına toplaman için bir avans. Kadını görürseniz ya da yerini öğrenirseniz bana haber vereceksiniz. Aksi takdirde bu şirin kasabanız eski huzurlu günlerini çok arar."

Adamlar fırından çıkıp kapıyı sertçe kapattıklarında, içeride ölümcül bir sessizlik oldu. Usta tezgâha tutunarak derin derin nefes aldı, alnındaki terleri sildi.

Barın saklandığı un çuvallarının arkasından yavaşça ayağa kalktı. Yüzü kireç gibi bembeyazdı. Usta arkasını dönüp Barın'ı görünce irkildi: "Barın?! Sen... Sen ne zamandır oradaydın?"

"Usta..." dedi Barın, sesi kısılarak. "Bu adamlar kim? Katarzyna'dan ne istiyorlar?"

Usta hızla Barın'ın yanına gelip omzundan tuttu ve onu arka odaya doğru çekti. "Dinle beni Barın! Bu işe sakın burnunu sokma! O adamların gözlerindeki tekinsizliği görmedin mi? Bunlar dişli ailelerinden mafiya,ceo ya da kartel şunu bilgi çok güçlü birilerinden oldukları belli. O kadın hakkında bir şey biliyorsan bile unut! Anladın mı beni? Unut!"

Barın cevap vermedi. Zihni adeta patlayacak gibiydi. Katarzyna tehlikedeydi. İki hafta önce ki gece ona "Bir gün anlayacaksın" derken aslında yardım çağırıyordu belki de. Ve şu an çiftlikte yoktu!

Barın ustasının uyarılarını dinlemedi bile. Arka kapıdan çıktığı gibi koşmaya başladı. Fırındaki iş, ustanın bağırışları, kasabadakilerin meraklı bakışları... Hiçbiri umurunda değildi. Tek bir hedefi vardı: Kasabanın dışındaki o eski, tenha çiftliğe ulaşıp Katarzyna'ya ne olduğunu kendi gözleriyle görmek.

Sokakları hızla geçerken arkasından bir araba motorunun gürültüsünü duydu. O siyah, lüks araba yavaşça sokaktan geçiyordu. Barın hemen bir evin duvarının arkasına sindi. Adamlar kasabayı devriye geziyordu.

Nefes nefese kasaba sınırından çıktı ve patika yoldan çiftliğe doğru koşmaya başladı. Çalıların, kurumuş dalların arasından geçerken kalbi boğazında atıyordu. Çiftlik evinin bahçe kapısına geldiğinde durdu.

Ev tamamen sessizdi. Ancak kapı aralıktı ve bahçedeki çimlerin üzerinde belirgin sürüklenme izleri vardı.

Barın’ın kalbi güm güm atarken, aralık duran o ahşap kapıya doğru yavaş ve tedirgin adımlarla yaklaştı. Elini kapının soğuk tahtasına koydu, içeriye doğru hafifçe seslendi:

"Katarzyna? Benim, Barın... Hani iki gün önce göl kenarında ve fırında tanışmıştık... Hatırlar mısınız bilmiyorum. Ben... Ben size kasabada olan biteni söylemeye geldim. Evde misiniz?"

Cevap gelmedi. Sadece evin arkasındaki rüzgârın kırık pencerelere çarparken çıkardığı gıcırtı ve Barın’ın kendi sıklaşan nefesi duyuluyordu.

Kapıyı biraz daha itti. Ahşap kapı acı bir sesle geriye doğru açıldı. İçerisi zifiri karanlık değildi ama panjurlardan süzülen cılız ışık, salondaki dağınıklığı ortaya çıkarmaya yetiyordu. Yerde devrilmiş bir sandalye, kırılmış bir porselen fincan ve dağılmış kâğıtlar vardı. Belli ki burada bir arbede yaşanmış ya da biri aceleyle bir şeyleri toparlamaya çalışmıştı.

Barın, "Katarzyna?" diye fısıldadı tekrar. İçeride kimsenin olmadığını hissetse de adımları onu salonun ortasına doğru çekti.

Yerdeki kâğıtlara gözü kaydı. Üzerlerinde bir şeyler yazılıydı ama çoğu yabancı dilde veya karmaşık el yazılarıyla doluydu. Tam eğilip kâğıtlardan birini alacağı sırada, evin üst katından hafif bir tıkırtı sesi geldi.

Tık. Tık... Tık.

Barın olduğu yerde kaskatı kesildi. Nefesini tuttu. Şehirdeki adamlar burayı çoktan bulmuş ve içeride onu mu bekliyordu, yoksa Katarzyna yukarıda saklanıyor muydu?

Sessizce, tahta basamakların gıcırdamamasına özen göstererek merdivenlere doğru yöneldi. Her adımında kasları biraz daha geriliyordu. Merdivenin sonuna geldiğinde, koridorun sonundaki odanın kapısının hafifçe aralık olduğunu gördü. İçeride bir gölge hareket ediyordu.

Barın elini duvara dayadı, fırındaki adamlardan birinin orada olma ihtimali kanını donduruyordu. Yine de cesaretini toplayıp kapı aralığına yaklaştı ve içeriye doğru baktı.

Odanın ortasında, sırtı kapıya dönük bir şekilde dizlerinin üzerine çökmüş biri vardı.

Katarzyna’ydı bu! Ama yalnız değildi... Elinde küçük, kilitli bir metal kutu tutuyordu ve tam karşısındaki duvarda, kasabadaki o siyah arabalı adamlardan birinin resmi ile karmaşık haritalar, gazete kupürleri iğnelenmişti.

Katarzyna, kapıdaki gölgeyi fark etmiş gibi aniden arkasına döndü. Elindeki küçük çakıyı refleksle Barın’a doğru doğrulttu. Gözlerindeki o göl kenarında gördüğü sakinlikten eser yoktu; bakışları vahşi, korku dolu ve son derece tekinsizdi.

"Kımıldama!" dedi Katarzyna, sesi titriyordu ama çakıyı tutan eli şaşırtıcı derecede sabitti.

Barın ellerini yavaşça havaya kaldırdı. "Katarzyna... Benim, Barın! Fırındaki çocuk... Zarar vermeye gelmedim, yemin ederim!"

Katarzyna bir an duraksadı. Gözlerindeki o keskin ifade yerini şaşkınlığa bıraktı. Çakıyı tutan elini yavaşça indirdi ama hâlâ tetikteydi. "Barın? Senin... Senin burada ne işin var? Nasıl buldun burayı?"

"Kasabada adamlar var," dedi Barın, nefesten nefese. "Siyah takımlı adamlar... Fırına geldiler, seni sordular! Ustayı tehdit ettiler. Çiftlikte olmadığını söylediler ama ben... Ben senin için endişelendim. Ağaçların arasından koşarak geldim."

Katarzyna’nın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. "Fırına mı geldiler? Kahretsin... Bu kadar çabuk bulacaklarını tahmin etmemiştim."

Ayağa kalktı, panik içinde yerdeki kutuyu çantasına attı. Barın duvardaki haritalara ve adamlara ait fotoğraflara şaşkınlıkla bakıyordu. "Katarzyna... Sen kimsin? Bu adamlar kim? Şehirli bir öğretmen olduğunu söylemişlerdi ama..."

Katarzyna, Barın’ın kolundan tutup onu pencerenin kenarına doğru çekti ve dışarıya baktı. Sonra dönüp Barın’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde derin bir çaresizlik vardı.

"Öğretmen olduğum doğru Barın," dedi alçak ve titrek bir sesle. "Ama kaçtığım adamlar sadece ailem değil... Onlar bu ülkedeki en tehlikeli şebekelerden biri. Ve ben... Ben onların istediği şeyi yapmadım ve çok önemli bir şeyi alıp kaçtım..

Tam o sırada aşağıdan, evin ahşap giriş kapısının gürültüyle kırılma sesi geldi. Ağır bir botun tahtayı parçalayan sert darbesi, ardından da içeriyi kaplayan ölümcül bir sessizlik...

Barın’ın kalbi boğazında atıyordu. Katarzyna hızla çantasının fermuarını çekti, kolundan tutup Barın’ı odadaki yatağın altına saklanması için çekiştitşirir. İkisi saklanmışlardı nefeslerini tutuyorlardı.

Merdiven basamakları ağır, kendinden emin ve ritmik adımlarla gıcırdamaya başladı. Gıcırt... Gıcırt... Gıcırt...

Her bir adım, odadaki havayı daha da zehirli bir basınca sürüklüyordu. Barın nefesini tuttu, Katarzyna ise elindeki çakıyı kaskatı kesilmiş parmaklarıyla daha da sıkı kavradı.

Adımlar tam odanın kapısının önünde durdu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.