“antalya uçağı için son çağrı! Bay ve bayanlar son çağrı!” gene o yankılanan ses. Bir sürü insanın ayak sesi, bavul sesi, çalan telefonlar, uçağına yetişmek için kendini yırtanlar ve ailesi ile ağlayarak vedalaşanlar... bu sesler artık kafamın içinde, bir güvercin misali kafamda yuva yapsa da umursamadım çünkü bunlar benim geçmişimdeki seslerden daha rahat ve güvenli hissettiriyordu. Omuzlarım dik, saçlarım omuzlarımda, başımda siyah şapkam, ayağımda 4cm olan topuklu ayakkabılarım, çapraz bir şekilde taktığım postacı çantam ve sol elimde olan bavulum ile diğer insanlar gibi bende o kargaşanın içine girdim...biliyordum artık dönüşü yoktu ama kaybedecek bir şeyim’de yoktu. İnsanların arasında hızlı ve seri adımlar ile yürümeye başladım, kimseye veya bir yere yetişmem gerekmiyor ama bu ortamda yavaş ve sakin adımlarla yürümek istediğimde söylenemez! Sağ elimde olan siyah güneş gözlüğümü gözüme taktım. Üzerimdeki beyaz ve krem rengi karışımından oluşan çiçekli elbisem ile artık resmi olarak antalya’ya giriş yapmış bulunmaktaydım. Hava alanını çıkışında bulunan otomatik kapı açıldı ve ben başıma gelecek tüm her şeyi kabul ederek o adımı attım...
saat:19.52
telefonum art arda çalmaya, yağmur çileme’ye devam ederken tek yaptığım markantalya’nın önündeki bankta oturmuş yorgunca otobüs bekleyen genç/yaşlı herkesin hissettiği ama benim hissetmediğim o stresini seyrediyor boş bir şekilde vakit geçiriyordum. Saatler sanki onların alehineymiş gibi hızlı ve istikrarlı ilerlerken bir anda o ses doldurdu kulaklarımı...bir motor sesiydi. Motor resmen köküne köküne verilen ara gaz ile daha çok ses çıkara bilecekmiş gibi kendisini zorluyordu, duraktaki kimse dönüp motora bakmaya tenezzül bile etmeden kavga ediyor, kaçırdıkları otobüslere söyleniyor, yorgunlukları hakkında bir sürü şey mırıldanırken ben ise orada tam 2 saat önce çiçekli elbisemin boydan olan yırtmacı otururken biraz daha açıldığı için koyduğum postacı çantam ve üstüme giydiğim tüy kadar ince olan krem rengi hırkamı’n önünü açarak biraz daha iyi nefes almamı sağlamıştım. Dışarıda olmama rağmen çok bunalmıştım. saatlerce aynı pozisyonda oturduğum için sırtım ağrımaya başlamıştı ama bunu pek sorun etmemiştim. omzuma düşen kahverengi tutamlara hiç dokunmuyordum, saçlarım özgürce hareket ederken bende telefonumdan bana gönderdikleri görev hakkındaki kodları çözmeye çalışırken önümde duran araba ile duraksadım. Önümde kırmızı bir mercedes duruyordu. Garip. Beden sonra para kazanmaya başlamışlardı anlaşılan. Kafamı telefonumdan kaldırarak arabaya doğru bakmaya başlamıştım, sakin bir surat ifadesi ile. Sırtımda ki gözler beni ne kadar sinirlendirse de oraya bakma gereği duymuyordum. Aptal, beni kör falan mı zannediyordu bu çocuk! Ben sinirle o tarafa bakmamak için çırpınırken arabanın camı açıldı ve içinde ağlamaktan cam mavisi gözlerine inen kan kırmızısı gözler, kavgadan çıkmış gibi saçı başı dağılmış bir görüntü ile karşılaşmayı beklemiyordum açıkçası...
“sorgulama” sesi acayip pürüzlü çıkmıştı ama yanağındaki kuru göz yaşlarına bakılırsa ağlamasının üzerinden baya zaman geçmişti. “deren hemen arabaya bin, buradan gitmek istiyorum.” dedi pürüzlü sesi ile sonra hemen devam etti asya. “evimiz haricinde bir yere...” dedi pürüzlü sesine rağmen keskin çıkan ses tonu ile çok üstelemeden arabanın arka kapısını açtım ve hızla ilk önce orta boy olan bavulumu yan koltuğa koydum, bende yanında ki koltuğa oturdum. “88 durumu.” dedim mırıldanarak. “gazı kökle. Çünkü, ihtiyacımız olacak” dedim hemen ardından. Alya kafasını hızla salladı ve aynı hızla vites değiştirerek gaza bastı. Oradan hızla uzaklaşmaya başladık.
“salak mısın kızım sen adam sana bakarken sen nasıl anlamadın. Ha! Söylesene’ dedi gür bir ses. Ardından bir kemer darbesi daha ‘demek ki sende istiyormuşsun!’ dedi utanmadan gür ses. Bir kemer darbesi daha ama bu sefer sırtıma veya bacağıma değil...yerde sırt üstü acıyla kıvranan bedenin boğazına acımadan art arda vurdu kemeri. ‘gelip bana bir daha böyle bir şey için ağlama!’ dedi kükreyen ses. Yerde kan revan bir halde yatan küçük cılız beden zorlukla ağzından 9 kelime çıktı. ‘ ama...baba...yaptı...benim...bedenime...benim...iznim olmadan dokun...’ son iki harfi tamamlayacak nefesi kalmadığı için sustu cılız beden. Zaten başka ne yapabilirdi ki? ‘istemişsindir sen. Kesin kuyruk sallamışsın’dır 50 yaşındaki adama!’ dedi gür ses”
saat: 21.02
annem, yıllar önce kimsesi olmadığı için hor görülen, bir şey istediğimde ağlayan, konuşabileceği tek kişi Allah olan annem...ben ondan öğrenmiştim nasıl ayakta durulabileceğini, nasıl hala insan içinde sakin kalabileceğini. Ben annemden öğrenmiştim. İçimdeki katilin tekrar beni esir almasına izin vermeyeceğim. Asla. İlk ve son italya’da oldu, bir daha olmayacak. Her hatanın başka sonuçları, başka cevapları olur...
Ayaklarımı sürükleyerek iki kattan oluşan sadece yılda 3-4 defa uğradığımız evime geldik. Annem ölmeden önce babamdan korktuğu için burayı bana miras bırakmıştı. Elinde ki tek aile yadigarını bana devretmişti daha kendi bile içini göremeden bana vermişti burayı...
“öldürdüğün adamlardan iyi para kazanıyorsun anlaşılan” dedi alya dalgaya vurarak. Kendimi koltuğa sırt üstü bırakarak “aynen öyle!” dedim yüksek sesim ile. Asya gülerek başını onaylamaz bir şekilde iki yana doğru salladı, “bir katil olarak nasıl bu kadar rahat ve gururlu olabiliyorsun acaba?” dedi asya. Sesinde ki alaydan çok sorar bir biçimde. “daha bu gün biri tarafından takip edildin! Kalk ve biraz araştırma yap yoksa akşam yemekte hapishane yemeği yersin” dedi alya bana akıl vererek. Oflayarak şakaklarımı ovuşturdum, “çok ses yapıyorsunuz!” dedim sıkıntıyla. “çocuğu araştırdım hem yoldayken, adı deniz eternel, ailesi çok zengin olmasına rağmen çocuk 11 yaşına kadar yetimhanede kalmış. Öz ailesi onu yetim haneden aldığı an annesini ve babasını feci bir trafik kazasında kaybediyor, kardeşi ile bir başına kaldığı için çok zorluklar çekmişler ama ailesinin geri kalanı onlara yardım etmeyi teklif etseler’de deniz sadece kardeşine yardım etmeleri kabul etmiş. Şuan ki mesleği askerlik ama rütbesini bulamadım. Garip. Şuanda 27 yaşında oldukça genç. Ama gittiği operasyonlar yaptığı planlar yaşının yanında daha büyük kalıyor.” dedim çocuk hakkındaki son bilgileri söylerken. Alya sıkıntıyla ofladı. “ne yapacaksın şimdi deren?! Peşine bir asker mi taktın şimdi de!” dedi sinirle. Kafam adeta zonkluyordu! Bu ikisine laf anlatmak bir file işemeyi öğretmekten daha zordum resmen! “of ben masum insanlara dokunmuyorum alya! Bunu biliyorsun. Neden hala çukurun içinde çakıl taşı arıyorsun?” dedim sinirle. Yavaşça ayağa kalktım ve üst kata doğru yürümeye başladım. Bu baş ağrısından kurtulmam gerekiyor hem de hemen! Evde ağrı kesici yoktu. Çünkü, daha eve hizmetli harici kimse girmemiş veya temizlikten başka hiçbir şey yapılmamıştı. Açıkçası temizlikçi tutmak istemezdim ama buna mecbur kaldığım için bir temizlikçi tutmuştum. Odamda ki yedek kıyafetlerimin bulunduğu dolaba doğru ilerledim ve içinden siyah uzun salaş bir bluz çıkardım, altıma ise siyah kısa bir şort aldıktan sonra gardırobun kapağını kapatarak çekmeceye yöneldim, içinden iç çamaşırlarımı aldıktan sonra odamdan çıktım ve banyoya doğru yürümeye başladım. Yukarıda benim odam ve banyodan başka hiç oda yoktu aşağıda üç misafir odası amerikan mutfak ile birleşik olan bir otuma odası vardı. Bahçedeki çimler büyümeye başlamıştı anlaşılan ayda bir bakıma ihtiyacı olan birde bahçe vardı. Bunları düşünürken merdivenin oradan geçip altı adımlık banyo kapısına gidiyordum ki “ne zaman ona söylemeyi düşünüyorsun alya o bize yardım edebilir. Zaten bunun için onu çağırmamış mıydık antalya’ya?” dediğini duydum asyanın. Benden ne saklıyorlardı? Bunu umursayamayacak kadar ağrım vardı şuanda.
Soğuk su vücuduma değdiği an kendimi daha dinç hissetmiştim. Soğuk su beni her zaman daha çok rahat hissetmemi sağlamıştır. Vücudumu yıkarken bu sefer sakindim suyun vücudumu yıkamasını izi vermiştim. Antalya’ya gelme sebebim alya veya asya değildi antalya’ya geldim çünkü işim buraya düşmüştü. Beni kiralık katil olarak tanısalar da tam olarak öyle değilim. Ben deren asil 24 yaşında hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş, stajını ise amerikada ünlü bir hukuk bürosunda yapmış. Harika bir cv sahip olan kızdım, ama derin...işte o bir ajandı. Dünyaca aranan ajanlar’dık biz sekiz kişilik bu ekip çok titiz çalışıyor ve davranıyorduk ama biz bile birbirimize güvenmiyorduk...bu yüzden arkadaşlarım beni kiralık katil olarak bilmeleri bile iyi bir şeydi aslında.
Sekiz kişilik küçük topluluğun adı tek bir harften oluşuyordu; S başka hiçbir şeye gerek yoktu.
Saat: 23.26
bilgisayarımın başında yazılanlara tekrar baştan okumayı başladım;
88-55-66-12-47
(takip ediliyorum, asker,yeni görev var,ben geri gidiyorum,şüpheli listesindeyim)
“siktir” gerçekten alyanın şom ağzı başıma bela açtı! Saye bizim kurduğumuz bir yazılımdan bana mesaj yazmıştı. Bu guruba girdiğimde hukuk bilgime ek olarak’ta yazılım öğretmişlerdi bana. Bu yazılımdan atılan mesajlar sadece 4 saniye sonra her şey KESİN olarak silinir mesajı hiçbir yerde bulamazlar.
Antalya’ya asıl gelme sebebim. Eternel ailesi. Ünlü kumaş fabrikaları ve butikleri her yerde ama eternel ailesi bilmiyor ki sağ kolları onları iflasa sürükleyecek bir planı var. Dünyaca ünlü bir markayı lekeleyecek ve bundan kar elde edecek tabii bu plan benim ile son bulacak. Saye şüpheli listesine düşmeseydi bunu ikimiz yapacaktık. Kafam gereğinden fazla düşünce artık beni bunaltmaya başlamıştı. Bilgisayarımın başından kalktım elime telefonumu aldım ve odamdan çıktım. Yavaşça merdivenlere yürümeye başladım 8 adım düz yürüdükten sonra sağıma döndüm, aşağıya doğru inmeye başladım. Ses yok. Adım seslerim duvarlara çarpıyordu sadece, bir nefes sesi bile yoktu. Son basamağı indikten sonra arkası dönük olan koltuğa doğru ilerlemeye başladım, televizyon halen açıktı ve eskiden vizyonda olan dizilerin biri vardı. Çift kişilik koltukta uyuya kalan iki kardeş beni şaşırtmamıştı tabi ki. Ortada ki sehpaya doğru yöneldim ve kumanda ile televizyonu kapattım. Arkamı onlara döndüm ve klimanın ayarını 26 yaptım yoksa bu iki salak sabah bir yerleri tutulacaktı. Odamdaki klimayı kapatmamışt’ım, gerek duymamıştım. Arkamı dönüp dış kapıya doğru yöneldim. Dış kapının sağında olan aynalı ayakkabılıktan kendime baktım. Normalde düz olan saçlarım uçağa binmeden önce topuz yaptığım için hafif dalgalı olmuş, beyaz tenim hafif bronzlaşmaya başlamıştı güneşten dolayı. Tipimde bir sorun görmediğim için yerde olan siyah parmak arası terliklerimi ayağıma giydim ve dışarıya doğru bir adım attım.
-bölüm sonu