Güneş, ormanın üzerine yavaşça yükselirken ağaçların arasından süzülen ışıklar yere küçük küçük parıltılar bırakıyordu. Kuşların sesleri her taraftan duyuluyor, rüzgâr yaprakları hafifçe hareket ettiriyordu.
Ormanın girişine yakın bir yerde iki küçük kız kardeş koşturuyordu.
Biri on yaşındaki Venus, diğeri ise on bir yaşındaki Yuna'ydı.
İkisi de ellerindeki küçük dallarla yerdeki yaprakları karıştırıyor, buldukları taşları ve ilginç şekilli yaprakları birbirlerine gösteriyorlardı.
Venus bir anda yerdeki büyükçe bir taşı gördü ve hemen yanına koştu.
“YUNAAA! ŞUNA BAK!”
Yuna arkasından koşarak geldi.
“NE VAR?”
Venus taşı iki eliyle kaldırdı.
“BUNA BAK! SENCE BU BİR HAZİNE TAŞI OLABİLİR Mİ?”
Yuna taşa birkaç saniye baktı.
“Venus… bu bildiğin taş.”
Venus'un yüzündeki heyecan bir anda söndü.
“EHE… OLSUN.”
Taşı tekrar yere bıraktı ve etrafına bakındı.
“AMA BURADA DAHA ÖNCE HİÇ GELMEDİĞİMİZ BİR YER VAR.”
Yuna kaşlarını kaldırdı.
“Neresi?”
Venus, ağaçların arasındaki dar patikayı gösterdi.
“ŞURASI.”
Yuna patikaya baktı. Yol gittikçe ormanın içine doğru uzanıyordu.
“Annemler ormanın çok içine girmeyin demişti.”
Venus omuz silkti.
“ÇOK UZAĞA GİTMEYİZ.”
“Bunu her söylediğinde daha da uzağa gidiyoruz.”
“AMA BU SEFER GERÇEKTEN.”
Yuna birkaç saniye düşündü.
Sonra iç çekti.
“Tamam.”
Venus hemen gülümsedi.
“İŞTE BUUU!”
İki kardeş patikaya doğru ilerlemeye başladılar.
Başlarda her şey normaldi.
Ağaçlar sıklaşıyor, güneş ışığı gitgide azalıyor, yerdeki yaprakların arasında küçük böcekler hareket ediyordu. Venus önlerinden gidiyor, Yuna ise birkaç adım arkasından onu takip ediyordu.
Bir süre sonra Venus durdu.
“Yuna…”
“Ne?”
“Bence buradan geri dönebiliriz.”
Yuna şaşırdı.
“Sen mi geri dönmek istiyorsun?”
“ŞEY…”
Venus etrafına baktı.
“BİRAZ KAYBOLMUŞ OLABİLİRİZ.”
Yuna da etrafına baktı.
Geldikleri yol artık birbirine benzeyen ağaçların arasında kaybolmuş gibiydi.
“Venus…”
“Tamam tamam, korkma.”
“Ben korkmuyorum.”
“Ben de korkmuyorum zaten.”
“Sen az önce geri dönelim dedin.”
“ÇÜNKÜ ANNEMİZİ MERAK ETTİM.”
Yuna gözlerini devirdi.
“Tabii.”
İki kardeş yollarını bulmaya çalışırken gökyüzü yavaş yavaş turuncuya dönmeye başladı.
Akşam yaklaşıyordu.
Venus, ağaçların arasından görünen ışıklara baktı.
“Şurada bir açıklık var!”
İkisi birlikte oraya koştular.
Ama açıklık sandıkları yer sadece başka bir patikaydı.
Yuna durdu.
“Bence gerçekten kaybolduk.”
Venus cevap vermedi.
İlk kez yüzündeki kendinden emin ifade biraz değişmişti.
Tam o sırada rüzgâr çıktı.
Ağaçların yaprakları aynı anda hışırdamaya başladı.
Sonra…
Bir kelebek Venus'ün önünden geçti.
Pembe ve beyaz kanatları vardı.
Venus şaşkınlıkla onu izledi.
“Yuna…”
Yuna da kelebeğe baktı.
“Bu çok güzel.”
Kelebek birkaç saniye havada süzüldü ve sonra ormanın daha derinlerine doğru uçtu.
Venus'un gözleri parladı.
“Onu takip edelim.”
“VENUS, HAYIR—”
Ama Venus çoktan kelebeğin peşinden gitmişti.
Yuna da onun arkasından koştu.
“VENUS BEKLE!”
Kelebek gittikçe uzaklaşıyordu.
İki kardeş ağaçların arasından geçerken bir anda yerdeki köklerden birine takıldılar.
Venus öne doğru düştü.
“AH!”
Yuna hemen yanına eğildi.
“İYİ MİSİN?”
“İYİYİM.”
Venus ayağa kalktı.
Tam o sırada kelebeğin kaybolduğu yere baktı.
Hiçbir şey yoktu.
Sadece karanlık ağaçlar…
“Gitti.”
Yuna da etrafına baktı.
“Boş ver. Artık geri dönelim.”
Bu kez Venus itiraz etmedi.
“Tamam.”
Fakat geri dönmek için arkalarını çevirdiklerinde…
Geldikleri yol yoktu.
İki kardeş birbirlerine baktılar.
“Yuna…”
“Gördüm.”
“Az önce buradan gelmedik mi?”
“Evet.”
Venus birkaç adım geri gitti.
Ağaçların arasında hiçbir patika görünmüyordu.
“Belki yanlış yere geldik.”
Yuna cevap verecekken birdenbire ormanın içinden garip bir ışık yükseldi.
İki kardeş oldukları yerde kaldı.
Işık gittikçe büyüdü.
Kelebekler tekrar ortaya çıktı.
Bu kez bir tane değildi.
Onlarca pembe ve beyaz kelebek, iki kardeşin çevresinde dönmeye başladı.
Venus elini uzattı.
“Yuna…”
Yuna da elini Venus'ün tuttu.
“Buradayım.”
Işık daha da güçlendi.
Venus'ün gözleri ağırlaşmaya başladı.
“Yuna… uykum geldi.”
“Benim de…”
İkisi de birkaç saniye içinde gözlerini kapattı.
Ve orman sessizliğe gömüldü.
🌸 ALTI YIL SONRA...
Venus gözlerini açtı.
İlk hissettiği şey güneşti.
Yüzüne vuran sıcak ışık yüzünden gözlerini kısarak elini alnının üzerine koydu.
Bir süre hiçbir şey anlamadı.
Sonra doğrulmaya çalıştı.
“Of…”
Başını çevirdi.
“Yuna?”
Yanında kimse yoktu.
Venus hızla ayağa kalktı.
“YUNA?”
Birkaç metre ileride biri yerde yatıyordu.
Uzun saçları çimenlerin üzerine dağılmıştı.
Venus koşarak yanına gitti.
“YUNA!”
Kızın omzunu hafifçe salladı.
Yuna'nın gözleri yavaşça açıldı.
“Venus…?”
“İYİ MİSİN?”
“Sanırım…”
Yuna doğruldu.
İkisi de aynı anda etraflarına baktı.
Ve ikisi de sustu.
Çünkü burası…
Orman değildi.
En azından bildikleri orman değildi.
Yemyeşil çimenler her yeri kaplıyordu. Pembe, beyaz ve mor çiçekler ağaçların arasında uzanıyordu. Havada onlarca kelebek süzülüyordu.
Uzakta berrak bir dere akıyordu.
Ama en garip şey…
Hiç insan olmamasıydı.
Yuna yavaşça ayağa kalktı.
“Burası neresi?”
Venus ellerini beline koydu.
“Bilmiyorum.”
“En son ormandaydık.”
“Evet.”
“Sonra gözlerimiz kapandı.”
“Evet.”
“Ve şimdi buradayız.”
Venus etrafına baktı.
“Evet.”
Yuna ona döndü.
“Hiç şaşırmadın mı?”
Venus birkaç saniye düşündü.
“Şaşırdım.”
“Hiç belli olmuyor.”
“İÇİMDEN ŞAŞIRIYORUM.”
Yuna istemsizce güldü.
Ama ikisi de çok geçmeden bir şey fark etti.
Üzerlerindeki kıyafetler…
Altı yıl önceki kıyafetleri değildi.
Ve kendileri de…
Artık çocuk değillerdi.
Venus ellerine baktı.
Sonra Yuna'ya.
“Yuna…”
“Ne?”
“Biz…”
Venus bir an durdu.
“Bayağı büyümüşüz.”
Yuna kaşlarını çattı.
“Ne demek o?”
“BEN BU KADAR BÜYÜDÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM.”
İkisi de birkaç saniye birbirlerine baktı.
Sonra uzaktan bir ses geldi.
Hırlama.
Venus ve Yuna aynı anda sustu.
Bir kez daha duyuldu.
Bu sefer daha yakından.
Hrrrrr…
Yuna yavaşça Venus'ün önüne geçti.
“Venus…”
“Duydum.”
Çalılıkların arasından büyük bir kurt çıktı.
Venus geri çekilmek yerine kurda baktı.
Kurt başını eğdi.
Sonra aniden onlara doğru koşmaya başladı.
“KOŞ!” diye bağırdı Yuna.
İki kardeş geriye doğru çekilirken kurt yanlarından geçti.
Ama onlara saldırmadı.
Sadece ileride durup dönerek onlara baktı.
Ardından ormanın solmuş tarafına doğru birkaç adım attı.
Venus kaşlarını kaldırdı.
“Bizi takip etmemizi istiyor olabilir mi?”
Yuna ona baktı.
“BENCE ŞU AN KURDUN PEŞİNDEN GİTMEK İYİ BİR FİKİR DEĞİL.”
Venus kurda baktı.
Sonra Yuna'ya.
“Ben yine de merak ettim.”
“VENUS.”
Tam o anda arkalarından bir ses geldi.
“BURAYA GELMEYECEKTİNİZ.”
İki kardeş hızla arkalarını döndü.
Ağaçların arasından bir kız çıkıyordu.
Uzun siyah saçları vardı. Saçlarının önünde düzgün bir kahkül bulunuyordu. Gözleri dikkat çekici şekilde kırmızıydı.
Üzerinde siyah ve kırmızı renklerin hâkim olduğu uzun, gösterişli bir kraliyet elbisesi vardı.
Kız sert bir ifadeyle onlara baktı.
“BİZİM TARAFIMIZA GEÇMEYECEKTİNİZ.”
Venus kaşlarını kaldırdı.
“Bizim tarafımız mı?”
Yuna bir adım öne çıktı.
“Biz sadece…”
Tam o sırada ormanın diğer tarafından pembe ve beyaz kelebekler havalanmaya başladı.
Kelebekler gökyüzünde bir yol oluşturur gibi süzülürken arkalarından başka bir kız ortaya çıktı.
Uzun sarı saçları vardı.
Onun da kahkülleri vardı.
Üzerindeki beyaz ve sarı kraliyet elbisesi, diğer kızın elbisesinin tam tersine aydınlık görünüyordu.
Kız siyah saçlı kıza baktı.
“ONLAR BİZDEN DEĞİL.”
Sonra Venus ve Yuna'ya döndü.
“BİZE SUÇ ATMAYI BIRAKIN.”
Siyah saçlı kız kaşlarını çattı.
“ONLARI SİZİN GETİRDİĞİNİZİ SÖYLEMEDİM.”
“AMA ÖYLE DAVRANIYORSUN.”
“ÇÜNKÜ ONLARIN BURADA NE İŞİ VAR BİLMİYORUM.”
İki kız birbirlerine bakarken Venus'ün sabrı tükendi.
“YA BİR SUSUN ŞİMDİ, BEN ANLATIYORUM!”
İki kız da bir anda sustu.
Venus kollarını bağladı.
“BİZ İKİNİZDEN DE DEĞİLİZ, TAMAM MI?!”
Yuna biraz daha sakin bir şekilde devam etti.
“Biz buraya nasıl geldiğimizi bilmiyoruz. Tek hatırladığımız şey küçükken ormanda kaybolduğumuz. Sonra bir anda gözlerimiz kapandı.”
Bir an durdu.
“Ve şimdi buradayız.”
Venus etrafa baktı.
“ASLINDA BAKARSAK…”
Yuna ona döndü.
“Ne?”
Venus kendi ellerine, sonra Yuna'ya baktı.
“ÇOK ZAMAN GEÇMİŞ GİBİ.”
Yuna'nın yüzündeki ifade değişti.
Venus devam etti.
“BEN BU KADAR BÜYÜDÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM.”
Sarı saçlı kızın gözleri büyüdü.
“BİR DAKİKA…”
İki kardeşe dikkatlice baktı.
Sonra fısıldadı:
“SİZ…”
Bir adım yaklaştı.
“BAŞKA BİR EVRENDENSİNİZ.”
Venus'un yüzünde kocaman bir şaşkınlık oluştu.
“OHAAA.”
Bir an durdu.
“HİÇ FARKINDA DEĞİLDİK.”
Sarı saçlı kızın sözleri havada asılı kaldı.
“SİZ BAŞKA BİR EVRENDENSİNİZ.”
Venus birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Yuna ise kızın yüzüne dikkatlice bakıyordu. İki kraliyet kıyafetli kızın da söyledikleri, onları buraya getiren şeyden çok daha büyük bir olayın içine düştüklerini gösteriyordu.
Siyah saçlı kız bir anda sarı saçlı kıza döndü.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Sarı saçlı kızın yüzündeki ifade değişti.
“Çünkü daha önce de olmuştu.”
Venus hemen araya girdi.
“NE OLMUŞTU?”
Siyah saçlı kız sertçe ona baktı.
“Sen karışma.”
Venus kaşlarını kaldırdı.
“AMA KONU BENİMLE ALAKALI.”
Yuna hafifçe Venus'ün koluna dokundu.
“Biraz sakin ol.”
“BEN SAKİNİM.”
“Değilsin.”
“İÇİMDEN SAKİNİM.”
Sarı saçlı kız, ikisine bakıp derin bir nefes aldı.
“Farklı evrenlerden gelen insanlar…”
Siyah saçlı kızın bakışları sertleşti.
“Anlaşmamızı hatırlıyorsun.”
Sarı saçlı kız sustu.
Siyah saçlı kız devam etti.
“Farklı evrenlerden gelenler…”
Bir an durdu.
“YOK EDİLİR.”
Venus'ün yüzündeki şaşkınlık bir anda kayboldu.
Yuna da donup kaldı.
“Ne?”
Siyah saçlı kızın yüzünde hiçbir duygu yoktu.
“Bu ormanın kuralı.”
Venus bir adım geriledi.
“BİR SANİYE…”
Yuna hemen onun önüne geçti.
“Bizi neden yok edeceksiniz?”
“Çünkü başka evrenlerden gelenler buranın dengesini bozuyor.”
Venus ellerini iki yana açtı.
“AMA BİZ BUNU İSTEYEREK YAPMADIK Kİ!”
“Fark etmez.”
Sarı saçlı kız hemen araya girdi.
“Bekle.”
Siyah saçlı kız ona döndü.
“Ne?”
Sarı saçlı kızın gözleri Venus ve Yuna'ya kaydı.
“Bunlar…”
Bir an durdu.
“Bunlar buraya kendi istekleriyle gelmemiş.”
Siyah saçlı kız cevap verdi.
“Bunu biliyoruz.”
“Öyleyse onları hemen yok edemezsin.”
“Anlaşma açık.”
Sarı saçlı kızın yüzündeki endişe daha da arttı.
“Evet…”
Başını eğdi.
“Hatırlıyorum.”
Venus ve Yuna birbirlerine baktılar.
İkisi de aynı anda aynı şeyi anlamıştı.
Kaçmaları gerekiyordu.
Venus Yuna'nın kolunu tuttu.
“Yuna…”
“Biliyorum.”
İki kardeş yavaşça geriye doğru çekilmeye başladı.
Siyah saçlı kız bunu fark etti.
“Nereye gidiyorsunuz?”
Venus durdu.
“ŞEY…”
Yuna fısıldadı.
“Koş.”
Venus başını çevirdi.
“ŞİMDİ Mİ?”
“ŞİMDİ.”
İki kardeş bir anda arkasını dönüp koşmaya başladı.
“HEY!”
Siyah saçlı kız bağırdı.
“YAKALAYIN ONLARI!”
Venus ve Yuna ağaçların arasından hızla ilerliyordu.
Dallara takılmamak için kollarını yüzlerinin önüne kaldırıyor, bir yandan da arkalarından gelen sesleri dinliyorlardı.
“SAĞA!”
Yuna bağırdı.
Venus hemen sağa döndü.
“BUNDAN EMİN MİSİN?”
“DEĞİLİM!”
“HARİKA!”
İkisi de koşmaya devam etti.
Arkalarından ayak sesleri gelmeye başlamıştı.
Önce birkaç kişi…
Sonra daha fazla kişi.
Ormanın her tarafından sesler yükseliyordu.
“ORAYA GİTTİLER!”
“PATİKAYI KONTROL EDİN!”
“DERE TARAFINA BAKIN!”
Venus nefes nefese kaldı.
“BÜTÜN ORMAN PEŞİMİZE TAKILDI!”
Yuna da nefesini toparlamaya çalışıyordu.
“BİZİ BULURLARSA NE OLACAK?”
Venus birkaç saniye düşündü.
“BENCE BUNU DÜŞÜNMEK İÇİN ÇOK GEÇ.”
Bir ağacın arkasına saklandılar.
İkisi de sessizleşti.
Ayak sesleri yaklaşıyordu.
Yuna Venus'ün kolunu tuttu.
“Şşş…”
Yakından bir ses geldi.
“Burada olmalılar.”
Başka biri cevap verdi.
“İzleri buraya geliyor.”
Venus gözlerini büyüttü.
Yuna ona baktı.
İkisi de nefeslerini tuttu.
Ayak sesleri birkaç metre ötedeydi.
Bir gölge ağacın önünden geçti.
Sonra bir tane daha.
Venus yavaşça Yuna'nın kulağına eğildi.
“Bence çıkmalıyız.”
Yuna ona şaşkınlıkla baktı.
“ŞAKA MI YAPIYORSUN?”
“Hayır.”
“VENUS.”
“ÇÜNKÜ BURADA KALIRSAK BİZİ BULACAKLAR.”
Yuna birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
İkisi diğer taraftan sessizce çıkıp tekrar koşmaya başladı.
Ama bu kez daha derine…
Ormanın daha önce görmedikleri tarafına doğru gidiyorlardı.
Bir süre sonra önlerine yüksek kayalıklar çıktı.
Venus durdu.
“Harika.”
Yuna yanına geldi.
“Ne oldu?”
“ÇIKIŞ YOK.”
Yuna arkasına baktı.
Uzakta ışıklar görünmeye başlamıştı.
“Onlar geliyor.”
Venus kayalıklara baktı.
Sonra aşağıya.
Sonra tekrar kayalıklara.
“Yukarı çıkabiliriz.”
Yuna gözlerini kıstı.
“Bence düşeriz.”
“BAŞKA SEÇENEK VAR MI?”
Yuna arkasına baktı.
“Yok.”
Venus kayalığın kenarındaki çıkıntıya tutundu.
“ÖNCE BEN.”
Yuna başını salladı.
Venus dikkatlice yukarı tırmanmaya başladı.
Bir süre sonra yukarı ulaştı.
“YUNA!”
Yuna da onun ardından tırmanmaya başladı.
Tam elini Venus'e uzattığı sırada aşağıdan bir ses duyuldu.
“ORADALAR!”
Yuna'nın gözleri büyüdü.
“VENUS!”
Venus elini uzattı.
“ELİMİ TUT!”
Yuna elini tuttu.
Venus bütün gücüyle onu yukarı çekti.
İkisi birlikte kayalığın üzerine çıktılar.
Aşağıdaki kişiler onları fark etmişti.
“YAKALAYIN!”
Venus ve Yuna birbirlerine baktı.
Sonra önlerine.
Karşılarında ormanın daha da derinlerine giden dar bir yol vardı.
Venus hiç düşünmeden koştu.
“GİDİYORUZ!”
Yuna da arkasından koştu.
İkisi o kadar hızlı ilerledi ki bir süre sonra arkalarındaki sesler yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.
Ama bu sefer başka bir şey fark ettiler.
Ormanın bu tarafı…
Eskisinden çok daha farklıydı.
Yeşil çimenler giderek azalıyordu.
Pembe ve beyaz çiçekler yerini solmuş çiçeklere bırakıyordu.
Ağaçların dalları daha karanlık görünüyordu.
Hava da soğumaya başlamıştı.
Venus yavaşladı.
“Yuna…”
“Ne?”
“Burası güzel taraf değil.”
Yuna etrafına baktı.
“Fark ettim.”
Bir çiçeğin yanına eğildi.
Çiçek tamamen solmuştu.
Ama tam ortasında küçücük kırmızı bir nokta vardı.
Yuna elini uzatacakken Venus onu durdurdu.
“DOKUNMA.”
“Niye?”
“BİLMİYORUM.”
Yuna elini çekti.
“İlk defa mantıklı bir şey söyledin.”
“NE DEMEK İLK DEFA?”
İkisi kısa bir an birbirlerine baktı.
Sonra arkalarından bir dal kırılma sesi geldi.
ÇAT.
İkisi de sustu.
Yuna yavaşça başını çevirdi.
Hiç kimse görünmüyordu.
Bir ses daha geldi.
ÇAT.
Bu kez daha yakından.
Venus fısıldadı:
“Bence koşmaya devam edelim.”
Yuna başını salladı.
“Kesinlikle.”
Ama ikisi daha hareket edemeden ağaçların arasından bir gölge geçti.
Sonra bir tane daha.
Uzakta bir çift göz parladı.
Venus'ün yüzündeki merak bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Yuna…”
“Gördüm.”
İki kardeş birbirlerinin ellerini tuttu.
Ama bu kez kaçmadılar.
Çünkü karşılarındaki şey…
Onları takip eden insanlardan biri değildi.
Ormanın solmuş tarafında yaşayan başka bir şeydi.
Ve birkaç saniye sonra karanlığın içinden gelen ses, bütün ormanda yankılandı.
Uluma.
Venus ve Yuna aynı anda birbirlerine baktı.
Venus fısıldadı:
“Sanırım yanlış tarafa geldik.”
Yuna gözlerini karşıdaki karanlıktan ayırmadan cevap verdi.
“Sanırım da değil.”
Bir başka uluma duyuldu.
Bu kez çok daha yakından.
Yuna'nın eli Venus'ün elini daha sıkı tuttu.
“VENUS…”
Venus gözlerini karanlığa dikti.
“Kaçıyoruz.”
İki kardeş tekrar koşmaya başladı.
Ve arkalarında…
Ormanın solmuş tarafının içinden birkaç çift göz onları izliyordu. 🌲🥀🐺