ALTINCI BÖLÜM: TUTSAK GÖKYÜZÜ Bölüm Şarkısı✨: Duman - Dibine kadar Alev Armağan'dan: Sinirden parmaklarımı saçlarıma geçirdiğimde, Cevdet'in yer tespit etmesini bekliyordum. O Halil itinin nerede olduğunu bulmalıydı. Ancak Cevdet'ten herhangi olumlu bir haber alamıyordum. Nefesimi verdim ve tekrar masaya eğildim. Bilgisayar ekranına bakarak konuştum: "Her geçen saniye Leyla için çok büyük bir tehdit, Cevdet. Niye hâlâ bulamadın şu aptal yeri!" Cevdet, gözünü bilgisayardan ayırmadan yanıtladı: "Sakin ol Alev. Bulmamızı engelleyecek tüm hamleleri yapmışlar neredeyse. Yine de çoğu bilgiye ulaştım. Kameralar iptal edilmiş, dört kez araba değiştirmişler. Bulacağım, az kaldı, sabret." Demesi kolaydı. Acaba Leyla şu an ne yapıyordu? O korkardı. Lanet olsun ki onu çok ihmal etmiştim. Kim bilir Halil Korkmaz ona ne işkenceler çekiyordu. Yaptıkları ve yapabilecekleri aklıma geldikçe çıldırma seviyesine geliyordum. Cama doğru yürüdüğümde gece karanlığı çoktan çökmüştü şehre. Sanki tüm suçları ört bas etmek ister gibi yoğun bir karanlık kaplamıştı her yeri. Göz önünü aydınlatan beş altı sokak lambası dışında hiçbir şey yoktu sokakta. Camın pervazına yasladığım ellerimi yumruk yaptım, ardından başımı yere eğdim. Ona verdiğim sözü tutamamıştım. Onu koruyamamıştım. Hepsi benim yüzümdendi, eğer anlaşmayı bozmasaydım, gururumu önemsemeseydim şu an Leyla yanımda olurdu. Başımı kaldırdığımda elimi cebime götürdüm ve Leyla'nın kanlı bandanasını çıkardım. Bandanayı avuçlarımın arasına aldım ve baktım. Bu bandanayı ona aldığımda çok mutlu olmuştu. Koşarak sarılışını, yanağıma öpücük konduruşunu, küçücük bir çocuk gibi bütün gün elinde gezdirdiğini nasıl unutabilirdim ki? Çünkü onun hayalini gerçekleştirmiştim. Çocukluk hayalini... O dört duvar arasında birbirimize sarılarak kurduğumuz hayalleri. Islah evindeki yatağının kenarına sinmiş, kollarını bacaklarına dolamıştı o gün. Yanına gidip oturduğumda masumca bana bakmıştı. İşte o an anlamıştım onun kalbinin içindeki asıl masumluğu. Bir anda "Senin hiç doğum günü hediyen oldu mu?" diye sormuştu. Ani sorusuyla bocalamış ve geçmiş acımı hatırlatmak ister gibi gözümün önüne geldiğinde sadece "Evet," demiştim. Gözleri daha hüzünlü baktığında "Bana hiç alınmadı," diye fısıldamış, ardından da "ama alınmasını çok isterdim," demişti. Leyla gözlerini kapattığında, onun yüzüne bakarak "Peki alınsaydı bunun ne olmasını isterdin?" diye sormuştum. Yeşilin en güzel tonu gözlerini kapatmış ve hiç düşünmeden "Sarı bir bandana," demişti. O gün kendime söz vermiştim. Oradan çıkacak ve Leyla'nın hayalini gerçekleştirecektim. Yapmıştım da. O ıslah evinden çıktığımda ilk yaptığım şey sarı bir bandana almak olmuştu. Her gün takardı o bandanayı. Ona her gidişimde bir bandana götürmeme rağmen o, sadece ilk doğum günü hediyesini takardı kıvırcık saçlarına. Peşimde durmadan konuşması aklıma geldiğinde yüzümde ufak bir tebessüm oluştu. O an fark etmiştim. Beni ayakta tutan şey Leyla'ydı. Onun iyi olmasıydı beni ayakta tutan. Ama o şu an yoktu. İyi miydi bilmiyordum, acı mı çekiyordu bilmiyordum. Gözümün önündeki Leyla'nın yüzü silinip Halil Korkmaz'ın yüzü canlandığında avuçlarımdaki bandanayı sıktım. Leyla korkmasın diye ona o öldü demiştim. Bunun için bana çok kızacak, belki kırılacak, belki de affetmeyecekti. Ama bunu yapmak zorundaydım. Onun o korku ile yaşamasını istememiştim. Ama şimdi resmen kendi ellerim ile Leyla'yı o çukura ben itmiştim. Onun ellerindeydi. Olmak istemeyeceği tek yerde. Ve bunun tek sorumlusu bendim. Çalan telefonum ile sıçradığımda daldığımı fark ettim. Telefonu arka cebimden hızla çıkarıp göz hizama getirdiğimde gizli numaradan arandığımı gördüm. Cevdet bana bakarken yanına doğru adımladım ve aramayı açtım. Telefonu hoparlöre vererek kulağıma yaklaştırdım, ardından da "Alo," dedim. Karşı taraftan ses gelmeyince çatık kaşlarımla Cevdet'e baktım. Pür dikkat beni izliyordu o da. Ses gelmeyince tekrardan "Kim o?" dediğimde karşı taraf sonunda yanıt verdi: "Alev Armağan, sensin demek." İğneleyici laflarına kaşlarımı daha çok çatarak "Kimsin, ne istiyorsun?" diye sordum. Cevdet sesin sahibini hatırlamaya çalışır gibi bakarken telefondaki adamın söylediği cümleler ile ikimiz de birbirimize baktık. Duyduğum şeyler öfkeyi iliklerime ulaştırdığında gözlerim nefrete büründü. "Duyduğuma göre Leyla'nın arkadaşıymışsın. Bir tanışayım dedim. Aa bu arada tanışmadık değil mi? Gerçi sen beni tanıyorsundur ama adet yerini bulsun, ben Halil Korkmaz. Arkadaşın Leyla'nın amcası." Halil Korkmaz'dı arayan. Gözüm seğirdiğinde Cevdet kolumu tuttu, ardından da ağzını oynatarak "Dikkatli ol, bilgi almaya çalış," dedi. Ona cevap vermeyerek öfkemi Halil'e yönelttim. "Eğer Leyla'nın saçının tek teline bile zarar gelirse sana bunu ödetirim. Ona sakın dokunma. Sakın!" Onun konuşmasına izin vermeden devam ettim: "Eğer herhangi bir şey yapmaya çalışırsan, Leyla'dan tek bir kan damlası düşsün, sana bu dünyayı dar ederim Korkmaz. Ölmek için yalvaracak hale gelirsin." Evet, intikam almak istiyordu. Oğlu ölmüştü. Onu öldüren kişi de Leyla'ydı. Ama bu, Leyla'ya zarar vermesi için bir sebep değildi. Çünkü Cenk'in yaptıkları onu yere çekiyordu. Ve her türlü terazide Leyla üstte kalıyordu. Onun yaptıkları hafife alınacak şeyler değildi. Halil Korkmaz konuşmaya başladığında dudağımı dişledim: "Tek bir damla kana bir dünya bedel ödeteceksin ha Alev. O zaman sana atacağım adrese gel, seni bizzat ben bekliyor olacağım." Konuşmak için ağzımı açtığımda aramayı sonlandırdı Halil Korkmaz. Cevdet elimdeki telefonu hızla aldığında "Sonunda işe yarar bir şey. Bu arama sayesinde nerede olduklarını tespit edebilirim," dedi. Cevdet bir şeyler daha söylediğinde donmuş bakışlarımı karşımdaki duvara yönelttim. Hiçbir şey duymuyordum. Leyla oradaydı. Onun yanındaydı. Arkadan gelen çırpınma seslerini duymuştum. Dizlerimin feri çözüldüğünde olduğum yere dizlerimin üstüne düştüm. Cevdet'in bir an bana baktığını hissettim, ardından da vakit kaybetmememiz hakkında bir şeyler söylediğini duydum. İçimdeki beni suçlayan ses onu duymamı engelliyordu. Leyla onun yanındaydı. Bunun sorumlusu bendim. Gözlerimi kapattığımda Cevdet beni sarstı. "Aç gözlerini Alev, aç. Şimdi sırası değil, hadi." İstemeyerek de olsa gözlerimi tekrar açtığımda düştüğüm yerden tekrar tek başıma kalktım ve Cevdet'in elindeki telefonumu ona bir şey söylemeden çekip aldım. Ve o şerefsizin attığı konuma baktım. "Telefon sana lazım mı?" Mimik oynamayan yüzümle Cevdet'e sorduğum soruya Cevdet derin bir nefes aldı ve "Hayır, bilgileri geçirdim zaten, buradan devam edeceğim. Alabilirsin," dedi. Başımı sallayarak telefonu sımsıkı tutarak odadan dışarı çıktım. Otelin çıkış kapısına doğru ilerlerken Kaan'ı gördüm. Telaşla yürüyordu. Beni gördüğünde sanki aradığını bulmuş gibi yanıma koştu ve "Alev," diye seslendi. Olduğum yerde oflayarak durduğumda sinirle "Ne var?" dedim. Nefes nefese bir şekilde "Duyduklarım doğru mu? Leyla kaçırıldı mı?" diye sorduğunda hızlıca başımı salladım ve "Evet, doğru duymuşsun. O yüzden şimdi beni rahat bırak ve bizimkilere haber ver. Uzun bir yolculuk yapacağız." Kaan hızla başını salladığında "Sen çık, ben herkesi toplayıp geliyorum," dedi. Adımımı attığımda duraksadım ve başımı arkaya çevirerek "Geliyorum derken, sen nereye geliyorsun? Otur oturduğun yerde!" dedim. Kafasını bu sefer de iki yana sallayarak "Ne oturacağım ya, saçmalama! Ben de geliyorum. Konu kapandı, hadi sen git arabaların yanına," dediğinde cevap vermemi beklemeden arkasını döndü. Onunla uğraşacak zamanım olmadığından ben de arkamı dönüp otelden çıktığımda adımlarımı garaja yönelttim, ardından da kazadan dolayı mahvolan arabamın yanına gittim. Eskisinden bile iyi olmuştu. O yıkık dökük halinden eser kalmamıştı. Sürücü koltuğuna oturduğumda Halil'in attığı konumu Kaan'a gönderip gaza bastım. En kısa zamanda Leyla'yı bulmalıydım. Halil'in attığı konumda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ama başka çarem yoktu; onunla karşı karşıya gelmek zorundaydım. Çok geçmeden aynadan arkama baktığımda diğerlerinin de peşime takıldığını gördüm. Tam olarak sekiz araba gidiyorduk. Bunu korktuğum için değil, Halil'in ve adamlarının cezasını kesmek için yapıyordum. Bizimkiler oradaki adamlar ile uğraşırken ben Leyla'yı aramaya gidecektim; aklımdaki plan buydu. Yüksek ihtimal Halil bizi şaşırtmak için bulunduğu yerden uzak bir konum atmıştı bana ama en azından onu ele geçirecektim. Onu ele geçirecek ve Leyla'nın yerini öğrenecektim. Gaza daha fazla yüklendiğimde hava artık öyle çok karanlık değildi. Güneş doğmaya başlamış ve etraf turuncu sarı karışımına boyanmıştı. Leyla elimden alınalı bir gün olmuştu. Koca bir gün çoktan geçmişti. Ve bu süreye yeni bir gün daha eklemek istemiyordum. Halil'in attığı konuma tekrar baktığımda konum; iki saatlik bir yolculuğumuzun kaldığını gösteriyordu. Yol boyunca leylayı düşünmüştüm. Halil Korkmazı düşünmüştüm. Bugün Hayatımda kendimden ikinci defa bu kadar tiksinmiştim. Elimi uzattığım herşeyi tek tek kaybediyordum. Ne olmuştu bana. Ne hale gelmiştim böyle bir süre öncesine kadar tek derdi leylanın iyi olması olan, onun güvenliği için çabalayan alev gitmiş ve yerine babasının kanlı işlerini öne alan bir alev gelmişti. Üstelik bu alev leylayı ikinci sırada bile değil üçüncü sıraya tutmuştu. Elimi boğazıma götürdüm. Bu alev en başa babasının karşısındaki gururunu koymuştu ve bu gururu Leyla'nın o Halil itinin eline geçmesine neden olmuştu. Elimle boğazımı sıktım. İkinci sıraya Vural demiri koymuştu. Onunla arasında olan savaşı koymuştu ve buda leylanın gözünden yaşlar akmasına sebep olmuştu. Şimdi ne gururum kalmıştı elimde ne o intikam hırsıyla yanıp tutuştuğum Vural. Ne de leylam. Hiç birşey kalmamıştı. Herşeyimi kaybetmiştim. Boğazımı sıktığımda nefes alamıyordum bunun sebebi boğazımı sıkmam değildi gerçekten nefes alamıyor oluşumdu. Tırnaklarımı boğazıma geçirdiğimde konuma tekrar baktım neredeyse gelmiştik. Nefesim iyice kesildiğinde boğazımdaki elimi pencereyi açan kısma götürdüm ve sonun kadar açtım. İçeriye giren serin hava azda olsa kendime gelmemi sağladığında konumdan 'hedefe ulaştınız' diye bir ses yükseldi. Başımı kaldırıp geldiğim yere baktığımda arabayı durdurdum. Halil Korkmaz burada mı bekliyordu beni. Kaşlarımı çattığımda arabanın kapısını açarak aşağı indim. Burada harabe bir kaç ev dışında hiç birşey yoktu. Evin bir tanesinin yarısı neredeyse yıkılmıştı zaten. Anlam veremediğimde bakışlarımı arkama çevirip en önde arabanın içinde sabırsıca bekleyen kaana baktım. Kafasını noldu der gibi salladığında gelmesini işaret ettim. Arabadan hızla çıkıp yanıma ulaştığında "Burası mıymış? iyide madem attığı konum burayı gösteriyor niye burası terk edilmiş bör köye benziyor etrafta adamlarının felan olması gerek miyor muydu. Sorusuna kafamı sallayarak gözlerimi küçük arazide gezdirdim . Aklıma gelen şeyin olmamasını dileyerek sağlam gibi görünen bir tane eve yaklaştım. Gerçi tek sağlam, daha doğrusu yıkılmamış olan ev buydu. Kapıya yaklaştığımda arabaların içinden diğer adamlarımız da indi ve arkamızdan geldiler. Binaya girdiğimizde yavaş adımlar ile etrafa baktık; boştu. Nefesim hızlandığında binadan hızla çıkıp etrafıma baktım. Fark ettiğim şey ile bağırdım. Sesime Kaanlar geldiğinde yüksek sesle konuştum: "Kahretsin! Allah kahretsin! Tuzağa düştük! Bunu nasıl fark edemedim? Kandırdı beni, kandırdı!" Elimi yumruk yapıp yanımdaki arabanın kaportasına geçirdiğimde Kaan kolumdan tuttu. "Böyle yaptığında Leyla'yı bulmuyoruz Alev. O yüzden sakin ol ve hemen başka bir şeyler düşünelim." Elinden kolumu çekip arabama yöneldiğimde, böyle bir oyuna nasıl düştüğümü düşünüyordum. Kandırmıştı beni. Halil Korkmaz bana oyun kurmuştu ve ben de o oyuna dahil olmuştum. Bunun bedelini ona ödetecektim. Ödeyecekti. Hem de en acı şekilde. Yaptıklarının hepsine karşılık verecektim. Ondan asıl intikamı ben alacaktım. Ve beni tanıyanlar bilirdi; benim intikamım bir hançer kadar sessiz, bir deniz kadar derin olurdu. ✨
Otele gelişimimizin üzerinden iki gün geçmişti. Ve hâlâ en ufak bir bilgiye bile sahip değildik. Cevdet ile beraber onlarca kişi araştırma yapıyordu ama kimse herhangi bir şey bulamıyordu.Onlarla beraber aynı şekilde ben de gece gündüz durmadan çalışıyor; kamera kayıtları, sinyaller, arama kayıtları, ne varsa inceliyordum ama ne yazık ki ben de masadan koca bir boşlukla kalkıyordum. Korkmaz ekibi iyi gizleniyordu.Bilgisayarın başından kalktığımda kapıya doğru yöneldim. Kapının kolunu tuttuğumda zihnimdeki günlerdir susmayan ses yine konuşmaya başladı: "Geç kaldın Alev."Nefesim yetmiyordu, vücudum çökmüştü. Ne bir şey yiyor ne de bir şey içiyordum günlerdir. Ona orada yemek vermezlerdi. Bu yüzden ben de yemek yemeyi hak etmiyordum. O orada acıdan nefes alamıyordu, ben de nefes almayı hak etmiyordum.Yıkıcı öfkem yerini çaresizliğe bırakmıştı. Her ne kadar istemesem de umudum körelmeye, inancım da yok olmaya başlamıştı.Kapının kolunu zorlukla açıp Cevdet'in kapısına yavaş adımlar ile vardığımda kapıyı çaldım. Ardından yorgun gözlerimle, gelmemi söyleyen ses ile içeri girdim ve Cevdet'e baktım. Pencereden süzülen solgun Güneş bile içeriyi aydınlatmaya yetmiyordu."Hâlâ bir şey yok mu?" diye sordum, sesim kısılmıştı.Cevdet alnını silerek tekrar ekrana yaklaştığında yüzüne baktım. Gözaltları mosmor olmuş, dudakları kurumuştu; o da solmuştu."Tüm sinyalleri kesmişler," dedi Cevdet. "Telefon konuşmamızı bile maskelemişler, neredeyse hiçbir iz kalmamış Alev. Üzülme ama inancımı kaybetmek üzereyim."Dediklerine yutkunarak başımı salladığımda, kendimi Cevdet'in yanındaki koltuğa attım.Leyla gitti gideli hiç kimsede can kalmamıştı. Belki buralara hiç gelmemişti ama varlığı ve gönderdiği tatlılar ile herkesin kalbine girmeye başlamıştı. Eğer o olsaydı şimdi kapıda bir çocuk belirir ve: "Efendim, bunları Leyla Hanım gönderdi. Yeni fırından çıkmış, soğutmadan yemeniz gerekiyormuş," derdi.İstemsizce kapıya döndü gözlerim. Ne kapıyı açan vardı ne de kafasını içeri sokup konuşan biri.Bomboştu.Cevdet inancını kaybetmekten bahsetmişti. Onun inancını kaybetmesi, her şeyin sonuydu. Cevdet Leyla'yı bulamadıysa kimse bulamazdı. Başımı yere eğdim, Leyla'nın sesini, o ıslah evinde ona verdiğim sözleri hatırladım."Dayan Leyla," diye fısıldadım. "Dayan güzelim."Tam o anda Cevdet'in bağırması ile olduğum yerde sıçradım, ardından meraklı gözlerle ona baktım. Ayağa kalkmış ve hızlı kalkışı ile sandalyesini devirmişti."BUL-DUM!" Cevdet'in sesi odanın içinde zaferle yankılandığında oturduğum yerde dikleştim. Eliyle masadaki bilgisayarı gösterdiğinde devam etti: "Halil'in son yirmi dört saat içinde yaptığı tek bir hata! İnternete kısa süreli bağlanan bir güvenlik kamerası sistemi! Tek bir an, Alev! Buradalar!"Hızla Cevdet'in yanına vardığımda gösterdiği yere baktım. Ekrandaki görüntü, şehir merkezinin dışındaki, tepenin yamacına kurulmuş, büyük, lüks bir malikâneydi. Etrafı yüksek taş duvarlarla çevrili, resmen bir kale.Endişeli sesimle: "Bu sefer kesin mi?" diye sordum, sesim titremişti. Üç günün yorgunluğu, Cevdet'in ağzından çıkacak tek bir "evet'e"bağlıydı.Cevdet parıldayan gözleriyle bana baktı. "Bu, Halil'in yıllardır yazlık olarak kullandığı ve kimsenin bilmediği gizli malikânesi. Gideceğimiz yer burası."Yüzümdeki yorgunluk yerini tekrardan sevince bıraktığında, artık harekete geçme zamanıydı. Hiç düşünmeden cebimdeki telsizden "Yer tespit edildi, operasyona başlıyoruz!" dediğimde gözlerim az önce baktığım kapıya takıldı.Bu sefer hüzünle değil, umutla bakıyordum o kapıya.Arabaya atladığımda bu sefer yanıma Kaan'ı ve Cevdet'i almıştım. Diğer araçlar arkamızdan gelecekti. Bu sefer daha büyük bir orduyla gidiyorduk Leyla'yı almaya. Bugün her şey bitecekti."Dinleyin," dedim telsizden. "Bu sefer daha dikkatli olacağız. Ben ve Kaan, Leyla'yı aramaya yukarı çıkacağız. Cevdet ön lideriniz olacak, onun dediklerine uyacaksınız. Silahlar yok. Tekrar ediyorum: Silahlar yok. Sessizce halledeceğiz. Leyla'yı bulana kadar kimseden yumrukları dışında bir ses istemiyorum. Eğer bundan da elimiz boş dönersek, hepinizi yakarım."Diğerlerinden onaylayan sesler geldiğinde telsizi tekrar cebime taktım. Cevdet arabayı sürerken geriye yaslanıp havaya baktım.Güneş tam tepedeydi, öğle civarıydı. Gökyüzü ayrı bir hüzünlüydü sanki. Leyla gibi tutsak duruyordu. Hiç bulut yoktu, Güneş tek başınaydı.Sanki havadaki bulutlar bizdik. Solmuş Güneş de Leyla. Yapayalnız duruyordu.Sanki bu gün gökyüzü ilk defa kendine tutsaktı.Leyla'yı kurtaracak olmamıza rağmen içimde bir sıkıntı vardı, bir şey mi oluyordu? Derin bir nefes alıp, oflayarak geri verdim. Leyla'yı gözlerimle görene kadar bu sıkıntım geçmeyecek gibi duruyordu.İki saatlik yolculuğun ardından hedefimize ulaştığımızda karşımızda beyaz, lüks bir malikâne canavar gibi duruyordu.Cevdet arabayı arka cepheye sürdüğünde arabadan inmeden önce Kaan'ın telsizden sessizce "Başlıyoruz," dediğini duydum. Aşağı indiğimizde en az korunan bölgeye geldiğimizi anladım.Kapıdaki korumaları etkisiz hâle getirmek zor değildi. Arkamızdan diğer araçlar da durduğunda içindeki adamlarımız tek tek inmeye başladı. Malikâneye tekrar baktığımda üç katlı olduğunu gördüm. Eğer Leyla buradaysa ya ikinci katta ya da üçüncü katta olması gerekiyordu.Birinci katta olması imkânsızdı, en kolay kaçınılabilecek yerdi orası. Kaan'ın kolumu dürtmesi ile elime kulak içi kulaklık koymaya çalıştığını gördüm. Düşüncelerimden sıyrılıp kulaklığı kulağıma taktığımda, birkaç ses denemesinden sonra biz önde, adamlarımız arkada kapıya yaklaştık. Kapı güvenlikliydi.Kapıya yaklaşarak rolcü ifademi takınarak korumaya yönlendim: "Merhaba," Koruma sesimle bana baktığında baştan sona beni süzdü. Bu hareketinin cezasını sonra keseceğimi beynime kazıyarak konuşmaya devam ettim: "Ben Halil'e gelmiştim. İzninizle geçebilir miyim?"Adam gülen yüzüme bakarak: "Halil Bey'e mi geldiniz? Durun, haber vereyim. İsminiz neydi?" sorusuna başımı kaldırarak "Alev Armağan," dediğimde elimi duvara doğru götürüp bizi izleyen Kaan'a işaret verdim.Karşımdaki koruma yanındaki telefondan muhtemelen Halil'i aradığında vereceği tepkiye baktım. İki saniye bekledikten sonra kaşları çatıldığında, Kaan'ın görevini başardığını anladım. Bana bakarak tekrar arama yaptığında tahmin ettiğim gibi yine araması yanıtlanmadı.Telefonu yerine koyduğunda bana tekrar baktı ve mahcup bir ifade ile konuşmaya başladı: "Kusura bakmayın, galiba hatlarda bir sıkıntı var, çekmedi. Ben arkadaşı göndereyim," dediğinde ayağa kalktı ve güvenliğin kapısını açtı.Anında araya girerek: "Ama sizin onu bulmanız çok uzun sürer. Hem biliyorsunuz, Halil geç kalınmasından nefret eder. Eğer geç kalırsam iyi şeyler olmaz. Lütfen geçmeme izin verin," dediğimde adam hak verircesine başını salladı ve: "Tamam peki, girebilirsiniz. Ben yine de haber göndereyim siz giderken," dedi.Başımı yavaşça belli aralıklarla üç kere salladığımda, adam önünde bulunduğum kapıyı açtı ve ben geçene kadar bekledi. Sürgülü kapı açılırken adama teşekkür edip adımlarımı malikâneye değil, korumanın çıkacağı kapıya yönlendirdim.Bu tarafta cam olmadığından ne yaptığımı göremezdi. Kapının yanına geçtim ve korumaya baktım. Kapıyı tekrar kapatmakla meşguldü. Sinsice gülümseyerek kapının arkasına geçtim ve beklemeye başladım.Koruma kapıyı kapattıktan sonra olduğum tarafa gelmeye başladığında, açık olan kapıdan geçti. Ardından kapıyı geçip malikâneye yürümeye başladığında, kapının arkasından çıkıp elimle ceketini sertçe tuttum ve kendime doğru çevirdim.Koruma bocaladığında onu arkamdaki duvara çevirip ittim. Sırtı sertçe çarptığında yumruğumu yüzüne ardı ardına geçirdim. Bileğimi tutmak için hamle yaptığında, tutmaya çalıştığı kolumun altından geçerek o kolumu tutmadan dirseğimi karnına geçirdim. İki büklüm olduğunda bu sefer de yine dirseğimi kafasına geçirdim ve adam yere düştüğünde bayıldığına emin olarak az önce çıktığı odaya yöneldim.Az önce açmasını izlediğim korumanın yaptıklarının aynısını yaparak kapıyı bu sefer de bizim çocuklara açtığımda hepsi birer kuş misali içeri süzüldü.Güvenlikten çıkıp peşlerine takıldığımda adamlar çoktan karşımızda belirmeye başlamıştı. Cevdet ve arkasındakiler adamları oyalarken ben Kaan'a içeriyi işaret ettim ve yanımıza birkaç adam daha alarak içeriye girdik.Birinci katta birkaç adam bizi karşıladığında, adamlar onu hallederken Kaan'ın arkasından silahla yaklaşan adamı gördüm ve iki adımda yanına gidip tekmemi eline doğru attım. Silah elinden düştüğünde Kaan arkasını döndü ve adamın boynunu kırarak işini bitirdi. Birinci katta daha fazla zaman kaybetmeden ikinci kata çıktığımızda burada kimse yok gibiydi.Dağıldığımızda bu katta kimse olmadığına kanaat getirmiştim. Kulaklıktan "Odaları gezin," dediğimde bir odanın kapısını açtım. Geniş bir oturma odasıydı.Odanın kapısını kapatmadan çıktığımda bir başka odanın kapısını daha açtım; yatak odasıydı. Yine Leyla'yı göremediğimde bulunduğum yerdeki tüm odalara baktım.Odalar ya mutfak ya oturma odası ya da yatak odası olarak çıkmıştı. Merdivenlerin başlangıcına geldiğimde Kaan'ın ve diğerlerinin beni beklediğini gördüm.Tek kat kalmıştı. Artık korkuyu vermenin zamanı gelmişti. Son gücümle "LEYLA!" diye bağırdığımda cevap alamadım.Ancak sanki bir çığlık sesi duyar gibi olduğumda sesin geldiği yönü bulmaya çalıştım. Tam Kaan'a doğru baktığımda koca malikâneyi susturan bir ses duydum.Silah sesi.Gözlerim hızla üst katı bulduğunda "Hayır," diye fısıldadım. Başımı salladım ve hızla merdivenlere yöneldim. Basamakları ikişer üçer çıktığımda sadece "Hayır!" diyebiliyordum.Üçüncü kata ulaştığımda başımı hızla silah patlamasının geldiği yöne çevirdim. Koşmaya başladığımda Kaan'ın da arkamdan geldiğini hissettim. Sağ taraftaki koridora döndüğümde aradığım kişiyi gördüm.Halil Korkmaz'ı.Silah sesinin geldiği kapıda öylece dikiliyordu, yüzündeki tek duygu bir sırıtmaydı. Yanına bir hışımla gittiğimde, o ne olduğunu anlamadan yumruğumu yüzüne geçirdim ve başını duvara doğru ittim.Kafasını çarpıp yere düştüğünde odanın kapısına elimi uzattım ve açtım. Kapıdan içeri girdiğimde gördüğüm manzara nefesimi kesti. Leyla, kapının hemen yanında Vedat Korkmaz'ın kucağında öylece yatıyordu. Gözüm Leyla'nın kan akan göğsüne kitlendiğinde, tüm gücümün çekildiğini hissettim.Yavaş adımlarla Leyla'ya yaklaştım. Onu her şekilde bulmayı beklemiştim ama bu şekilde bulmayı hiç düşünmemiştim.Kendimi sarstığımda, nefret dolu gözlerim Vedat'a kaydı. Benim Leyla'mı vuran o olmalıydı. Onu omzundan iterek Leyla'nın başını kendi omzuma yasladım. Onun kanıyla benim beyaz gömleğim de anında kırmızıya boyandı.Korku dolu sesimle: "Leyla, gözlerini aç!" diye bağırdığımda, Leyla tepki vermedi.Vedat'a baktığımda, sadece Leyla'nın kan akan göğsüne baktığını gördüm.Tam ona boş durmaması, hastaneyi araması gerektiğini söyleyeceğimde içeriye Kaan girdi. Gözleri Leyla'nın kanlı bedenini görünce dehşetle büyüdü ve korkuyla bağırdı: "LEYLA!"Bana doğru koştuğunda endişeli sesimle: "Kaan, onu hemen hastaneye götürmelisin!" dedim. Başını hızla sallayıp Leyla'yı ellerimden aldığında üzerime bulaşan kana baktım.Leylamın kanına...Onun kanı vardı üstümde. Dudaklarımı ıslatarak sakinleşmeye çalıştım. Gözlerimi kapattım, iki saniye öyle bekledim. Ardından da tekrardan açtım. Bu sefer gözlerime takılan ilk şey, yerde duran silahtı.Silahı görmem ile Vedat'ın varlığını hatırlayıp bakışlarımı hırsla ona çevirdim. Ayağa kalktım. Şokta gibiydi. Onu da yakasından tutup ayağa kaldırdığımda yumruğumu yüzüne geçirdim."Ne istedin lan ondan! Ne istedin! O sana ne yaptı, NE YAPTI!"Çıldırmış gibi yumruklarımı yüzüne indirdiğimde Vedat, bana karşılık vermeyi bırak, sesini bile çıkarmıyordu. Sanki suçunu biliyormuş gibi.Gözleri Leyla'nın kanı bulaşan ellerindeydi. Konuşmuyor, öylece bakıyordu. Tekrar vurmak için elimi kaldırdığımda, karşımdaki pencereden Halil'in arkamdan bana yaklaştığını gördüm.Bu kadarı yeterdi. Daha fazla müsamaha göstermeyecektim.Her şey iki saniye içerisinde gerçekleşti. Belimdeki silahı kavrayıp Halil'in dizlerine iki el ateş etmem sadece iki saniye sürmüştü.Onu süründürecektim. Onu sakat bırakacaktım. Tam diz kapaklarından vurmuştum. Gür bir acıyla bağırarak yere yığıldığında Vedat yerinden kıpırdamadı.Bu sefer gözlerinin hedefinde ben vardım. Sanki onun yapamadığını ben yapmışım gibi bakıyordu.Tekrardan üstüne atılacağımda, bizimkilerden Hüseyin'in kapıdan girdiğini, bana seslendiğini duydum. Öfkeli gözlerimi ona çevirdiğimde: "Efendim, artık gitmemiz gerekiyor, acele edin," dedi.Ona başımı sallayıp tekrardan Vedat'a baktığımda: "Duyuyor musun beni Vedat Korkmaz?" diye tısladım. "Eğer Leyla'ya bir şey olursa, kendini şimdiden ölü bil. Çünkü bunu bizzat ben yapacağım!"Hızla Hüseyin'in peşinden çıktığımda artık dayanamıyordum. Bitmiştim. Hüseyin: "Leyla'yı en yakın hastaneye götürüyor Kaan Bey. Sizi de oraya götüreceğiz," dediğinde güçsüzce başımı salladım. Gözlerim doldu.Bu sabah gökyüzü gerçekten de tutsaktı. En başta da Leyla için. Amacım onu o tutsaklıktan alıp kurtarmaktı. Fakat ben bu gün Leyla'yı alamamıştım o karanlık ellerden. Ve Leyla, tutsak gökyüzünün içinde benim yüzümden kaybolmuştu. ✨
Yazarın ağzından:Halil Korkmaz'ın devri o gün kapanmıştı. Malikâne yerle bir olmuştu. Kurşun sesleri, yumruk sesleri ve kırılan kemiklerin sesleri... Ancak o üçüncü kattaki odada kalan sessizlik, Vedat Korkmaz için her şeyden daha ağırdı.Yerde yatan babasına göz ucuyla baktığında, babasını değil, Leyla'yı gördü. Bir adım gerilediğinde kapıya baktı. Bu sefer de Leyla'nın cansız bedeninin oradan çıkarılışı gözlerinin önüne geldi. Sonra da odanın içinde gezdirdiği bakışları, onu vurduğu silaha kaydı. En sonunda da onu vurduğu o an, zihnini esir aldı."Bu kadar basit miydi?" diye düşündü. Her şey bu kadar mıydı? Olmamalıydı. Ona bir şey olmamalıydı. Kardeşinin intikamı umrunda değildi. Leyla'nın üstüne yürümesinin sebebi, kapıda onları dinleyen babasıydı. Leyla'yı korkutup babasını intikamı aldığına ikna edecekti, ardından da Leyla'ya öyle bir insan olmadığını, böyle bir şey yapmayacağını söyleyecekti.Leyla'yı sakinleştirince de ondan rol yapmasını isteyecek ve her şey son bulacaktı.Fakat hiçbir şey onun istediği gibi gitmemişti. Leyla ondan korkmuştu. Korkmuştu ve kaçmaya çalışmıştı; sanki yapabilecekmiş gibi çıktığı an Halil Korkmaz ile karşılacağını bilmiyordu. Sonra da burkulan bileği yüzünden yere düşmüştü."Senin yüzünden," diye geçirdi içinden Vedat. "Yere düşmeseydin, sadece ayağına hedef almıştım," diye de devam etti.Gözleri bu sefer de ellerini bulduğunda, vurduğu kızın kanı ellerindeydi.O gün o odada, ellerine bakarak sadece kendi duyabileceği şekilde: "Ölme," diye fısıldadı Vedat.Ne yaptığını bilmiyordu ama aksini düşününce sıkışan kalbi yüzünden, sessizliğin içinde tekrardan: "N'olur ölme," diye devam etti.Ardından babasının kanlı bedenine bakmadan, onun başucuna basarak odadan çıktı.Vedat, ölü malikânenin içinde adımlarını atarken Leyla da, bir sedyede ameliyathaneye götürülüyordu. Sedyenin kollarından tutan Kaan, sürekli Leyla'ya seslenmeye çalışıyor ama ondan bir cevap alamıyordu.Ameliyathanenin kapısına ulaştıklarında Kaan, Leyla'nın yanına girmek için adım attı ama hemşireler ona engel olmuştu. Kaan gözü dolduğunda: "Bırakın beni! Onun yanına girmek istiyorum!" diye direnmiş ama doktor onu dinlememiş, bir de üstüne güvenlikleri çağırıp onu tutmalarını emretmişti.Endişeliydi Kaan. Hiçbir zaman ciddi bir ilişkisi olmayan adam, bu kızı gördüğünden beri aklında sadece o vardı.Seviyor muydu onu?Bu sevgi miydi? Eğer şu an yaşadığı tarifsiz acı sevgiye aitse, bunu hiç sevmemişti. Çünkü o acı çekmeyi sevmezdi, her şeyi dalgaya alırdı. Bu duygu ona çok yabancıydı.İçeriye giremeyeceğini anladığında, güvenliklere: "Tamam, bırakın," dedi ve onların ellerinden kurtulup kendini koltuğa bıraktı. Gözü dolduğunda parmaklarıyla gözünü kapatıp bekledi. Onu kimse böyle görsün istemiyordu.Hastanenin koridorunda, ameliyathanenin kapısına baka baka saatleri geçirmişti. Öyle odaklanmıştı ki kapıya, sanki içeride olan biteni görüyormuş gibi. Biri gelip onun omzuna dokunana kadar daldığını fark etmemişti. Kaan kaldırıp başını ona dokunan kişiye çevirdiğinde gelenin Alev olduğunu görmüştü.Alev onun yanına oturduğunda sessizce: "Son durum ne?" diye sessizliği böldü. Kaan bakışlarını ondan çekip tekrardan ameliyathanenin kapısına çevirdiğinde fısıldadı: "Kritikmiş."Sonra da kendine yediremiyormuş gibi konuşmaya devam etti: "Alev, durumu kritikmiş, her şeye hazır olmamız gerekiyormuş. Kurşun kalbine girmemiş ama çok yakınlardaymış. Bu ne demek ben anlamıyorum, beynim durdu sanki. Alev, ona bir şey mi olacak?"Alev gözlerini kapattığında, verecek cevap, söyleyecek söz bulamadı. Ne denirdi ki? Saatler geçmişti, içeriden hiçbir haber yoktu. Ne diyecekti ki?Kaan arkasına yaslandığında Alev de arkasına yaslandı ve sadece: "O iyi olacak," dedi. Başka seçenek yoktu çünkü o iyi olmak zorundaydı.İkiside yaşadıkları tüm şeylerden dolayı yorgunlukla gözlerini kapattıklarında oldukları yerde uyuyakaldılar.Leyla'nın ameliyatı sürmeye devam ediyordu. Kimse ne olacağını bilmiyordu.Tek bildikleri şey, eğer bir şey olursa bunun bedelini daha ağır şekilde ödetecekleriydi✨Alev Armağandan:Boynumun ağrısı ile gözlerimi açtığımda, Kaan’ın ayakta dikildiğini gördüm. Ardından yorgun gözlerimi etrafta gezdirdiğimde: "Uyuya mı kaldım ben?" diye sordum. Kaan ayakta bir o yana bir bu yana giderken: "Tek sen değil, ben de uyumuşum. Neredeyse dört saat olmuş ama hâlâ içeriden çıkan yok," dedi.Oturduğum yerden ayağa kalktığımda derin bir nefes verdim. Ameliyathanenin kapısına baktığımda Leyla'nın içeride can çekişiyor olması canımı yakıyordu. Gözlerim dolduğunda dudağımı ısırarak kendimi bırakmamak zor tuttum.Ayakta duramadığımda tekrar koltuğa attım kendimi. Başımı ellerimin arasına aldığımda bundan sonra ne olacağını düşündüm. Leyla’ya bir şey olursa yaşayabilecek miydim?Bunun ihtimali bile canımı yakarken, olması... Başımı kaldırıp sağ omzuma yasladığımda karşı duvara bakıyordum. Dümdüz duvardı ama bakabilene o kadar çok şey anlatıyordu ki.Bir süreyi sadece karşımdaki duvarı izleyerek geçirdiğimde, ameliyathanenin kapısı açıldı, ardından da içinden hem yorgun hem de umutla bakan cerrahlar çıktı.Kaan’la hızla yanlarına gittiğimizde titreyen sesimle: "D-durumu ne?" diye sordum. Cevabından korkuyordum. Gözlerimi kapattığımda alacağım cevabı düşündüm.Leyla’nın ameliyatını yapan doktor: "Ameliyat başarılı geçti," diyerek içime su serpen cümleyi söylediğinde: "Şükürler olsun," diye fısıldadım.Doktor bu sefer de Kaan’a bakarak konuşmaya devam ettiğinde sevincimin kısa sürdüğünü anladım: "Ancak dokular çok zedelenmiş durumda. Hastayı Kırmızı Oda'ya alıyoruz. Durumu stabil değil. Kimsenin görmesine izin veremeyiz."Nefesim tekrardan yetmemeye başladığında yanlarından uzaklaştım ve Leyla’yı götüren hemşirenin yanına vardım. Kolunu tuttuğumda, uzun zaman sonra ilk defa gardımı bu kadar indirmiştim. Ona yalvaran gözlerle "Lütfen," dedim.Gözümde akmak için savaş veren yaşları daha fazla itemediğimde bir yaş düştü yanağıma. İçimi çektiğimde gözlerimi başka yöne çevirdim: "Yalvarırım size, n'olur..." Nefes aldım. "Beş dakika, beş dakika görmeme izin verin."Bir yaş daha düştüğünde hemşire bu hâlime acıyarak baktı. Umurumda değildi şu an hiçbir şey. Bugün o etrafına yıkılmaz duvarlar ören Alev yoktu. O Alev gitmişti, yerine olduğu yerde can çekişen Alev gelmişti.Yutkunduğumda diğer elimle de kolunu tuttum: "Temas etmeyeceğim, söz veriyorum, sadece görmem lazım. N'olur..." Başımı, gözümden yaşlar düşerken yere doğru eğdiğimde, hemşire kolumu tuttu:"Şu odada önlükler var, onlardan bir tanesini giymeniz lazım ancak öyle alabilirim."Dediğinde kafamı yavaşça sallayarak bahsettiği odaya yöneldim. Odaya girmem ile kapıya yaslandım. Nefesim hızlandığında akıp giden yaşlarım da hızlanmıştı.Derin bir nefes alarak önlük dolabı yazan çekmeceye gittiğimde, üstüme hızlıca bir mavi önlük, ellerime birer eldiven, saçlarıma bir galoş, ayaklarıma bir galoş ve en sonunda da ağzıma bir maske takarak çıktım odadan.Kırmızı odaların bulunduğu kata geldiğimde az önce gördüğüm hemşireyi odadan çıkarken gördüm. Beni gördüğünde yanına gittim ve içeriye girmek için adımımı attığımda: "Sadece beş dakika, sonra sizi çıkaracağım," diyerek beni durdurdu. Başımı sallayıp kapıyı açtım. Leyla'ya bakmadan kapıyı hızla arkamdan geri kapattım.Arkamı döndüğümde Leyla'yı hastane elbiselerinin içinde, solgun teniyle görmem son noktayı koydu.Bacaklarımın bağı çözüldü. Yere çökerek hıçkırmaya başladığımda ağlamam şiddetlendi. Yerde birkaç saniye ağlayışımı düzene sokmaya çalışarak bekledim. Ayağa kalktığımda Leyla'ya doğru adım attım.Şu an o kadar çok ona sarılmayı istiyordum ki, öpüp bağrıma basmayı, bir anne gibi. Ama yapamıyordum. Onun her yerini kabloya bağlamışlardı. Bu hâli daha beter ettiğinde tam karşısında durdum.Derin bir nefes alarak: "Leyla..." Dedim. Konuşamıyordum. "Ben geldim kardeşim. Bak buradayım, yanındayım." Hıçkırdığımda "Leyla" diyerek ağlamaya başladım.Yatağın başlığını tuttuğumda: "Özür dilerim, başaramadım. Sözümü tutamadım, seni koruyamadım." Başımı iki yana salladığımda titreyen sesimle konuşmaya çalıştım:"Biliyorum beni duyuyorsun. Uyan, beni bırakma Leyla. Ben mahvolurum, yapamam sen olmadan, yapamam. Baş edemem hiçbir şeyle. Bak, uyan. Yüzüme bile bakma, kız, bağır, azarla ama uyan. Leyla, sana yalvarıyorum, uyan. N'olursun uyan."Nefeslerim kesik kesik geldiğinde solgun bedenine baktım. Boğazım düğümlendiğinde başımı tekrar indirdim: "Leylam. Beni affedersin, değil mi?" Sesim ilk kez bu kadar güçsüz çıkmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Affet n'olur. Affet."Tekrar hıçkırdığımda ağlayışım yakarışa dönmeye başlamıştı. Odada daha fazla duramadığımda adımlarımı çıkışa yönelttim. Kapıyı açtım ve tam adımı atıp dışarı çıkacaktım ki, bir anda ötmeye başlayan alarm sesi duraksamama neden oldu.Bulunduğum odadaki kapının üstünde kırmızı lamba yanıp sönmeye ve alarm çalmaya başladığında başımı Leyla'ya çevirdim. Bağlı olduğu makinelerin ötmeye başladığını gördüm. Kenara itildiğimde, itenin doktorlar olduğunu gördüm.Beni içeriye alan hemşire de yanımdan geçtiğinde hepsi Leyla'nın başına toplandı. Tek görebildiğim Leyla'nın eliydi. Ne olduğunu anlamak için odanın içine tekrar adımı korkuyla attığımda, gözlerim Leyla'nın kalp atışını gösteren monitöre kaydı.Her geçen saniye düşen kalp atışlarını görmem ve hemşirelerden birinin "Hocam, nabzı alamıyoruz!" diye bağırmasının ardından etrafımdaki her şeyin döndüğünü hissettim.Doktor elindeki şok cihazına bir şeyler sürüp Leyla'nın göğsüne bastırdığında Leyla'nın bedeni havaya kalktı ve sert bir şekilde yere indi. "Canını acıtmayın," demek istedim; başaramadım.Konuşamadım, sadece olduğum yerden elimden kayıp giden Leyla'ya bakıyordum.Doktorun "180," deyip tekrar elindeki aleti Leyla'ya doğru götürdüğünü gördüm. Nefesim daralmaya başladığında elimle kapıdan destek aldım. Leyla'nın bedeni ile havaya kalkan elinin yataktan düşüp aşağı doğru cansızca sallandığını gördüm.Ardından da duyduğum şey ile gözümün önü karardığında ayakta duramadığımı hissettim. Bütün gücüm çekilip yere yığıldığımda gözümden son bir yaş aktı.Bitmişti. Her şey bitmişti.Hemşirenin acımasızca çıkan sesi ruhumu paramparça etti:"Hocam... Hastayı kaybettik!"









