İçeriğe geç

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 17 · 13 dk okuma

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 17

15.BÖLÜM SIRLARIN KANLI GÖLGESİ

ONBEŞİNCİ BÖLÜM: SIRLARIN KANLI GÖLGESİ "Geçmişin gölgesi bugüne düşmeseydi, kimse o kanlı bedeli ödemezdi. Bir sır bu kadar derine gömülmeseydi, gerçeğin nefesi de bu kadar soğuk olmazdı." Bölüm Şarkısı ✨: Dj Anatolia - Bir Yaprak Düştü Alev Armağan'dan: Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi olmaz derler. Bazen öyle bir doğru görürsün ki, aslında en yanlış olan odur; bazen de öyle bir yanlış görürsün ki, en doğru olan o... Bazen ise hiçbir şey göremezsin. Ne yanlışı ne doğruyu... Öylece boşlukta kalır, oradan oraya savrulursun. Öyle bir andaydım; konuşanların sustuğu, nefeslerin tutulduğu, kalplerin ritminin hızlandığı bir an... Buradaki insanlar için belki de kaderim iki çift kelimeye bağlıydı: Rıza’nın ağzından çıkacak iki çift kelimeye. Öyle miydi sahiden? Kaderim ona mı bağlıydı, yoksa benim kaderim zaten yıllar önce çoktan çizilmiş miydi? Bunu düşünmeye zamanında bolca vaktim olmuştu. Düşünüp kendimi yıpratmaya da... O zifiri karanlık odada beklerken de düşünmüştüm bunu, utançtan başımı kaldırıp bakamadığım annemin mezarında da. Fakat sonuç hiçbir zaman değişmemişti. Kendi kendime sorduğum onlarca sorunun cevabı hep aynıydı: Benim, ondan başka kimsenin yönlendirip üstünde taht kurabileceği bir kaderim yoktu. Benim yaşamam gereken bir hayat, korumam gereken canlar vardı. Bu da demek oluyordu ki, benim kaderimi kimse yeniden yazamazdı; çünkü benim kaderim zaten çoktan yazılmış, hatta üstüne birde yüzlerce yaşanmışlık eklenmişti. Bunu da bana o yapmıştı: Rıza Armağan. "Güzel kızı" olduğum o adam... Oteldeki herkes susmuş, Rıza’ya bakıyordu. O ise kimseye bakmıyor, sadece bana odaklanıyordu. Gözleri yanımdaki Vural’a bir saniye olsun uğramazken, kaşları her zamankinden daha çatık duruyordu. Bu, onun her zamanki alaycı ifadesini silmiş, yerine düşünceli bir tavır getirmişti. Belli değil miydi zaten ne olacağı? Mal varlığı ile sınanıyordu. Rıza Armağan, ömrünü adadığı serveti ile benim aramda sınanıyordu. Bunu da ölesiye düşmanı olduğu o adam yapıyordu: Cengiz Demir. Gözlerim olacakların farkındalığı ile yavaşça kapandığında derin bir nefes aldım. Eğer bu aldığım son nefesse, o zaman ne yapacaktım? Leyla... O ne yapacaktı? Uyandığı gibi beni görmek isteyen Leyla, benim yokluğumla baş edebilecek miydi? Cevdet, Kaan, Hüseyin... Onlar alışacaklar mıydı yokluğuma, yoksa unutacaklar mıydı beni? Peki ya o... Vural Demir. Benim kaybım onun için de bir kayıp olacak mıydı? Baktığım gözleriyle nefes aldığımı hissettiğim adam için, bir nefes olabilecek miydim ben de? Gözlerimi aynı yavaşlıkla açtığımda, Vural ile düştüğümüz yerden ayağa kalkmak için hareketlendim. Fakat kolum onun tarafından nazikçe tutulduğunda, kalkma planım suya düştü. Ona baktım. Onun gözlerinin de öylece bana baktığı gibi... Sanki yıllardır aradığı oyuncağını yeni bulmuş bir çocuk gibi bakıyordu. Sanki beni yıllarca aramış ve yeni bulmuştu ama kaybetmekten çok korkuyordu. Öyle bir bakıştı bu. Bugün burada bana doğru tutulan bir silah vardı; ufacık bir harekette beni vuracak olan bir silah vardı. Ve az önce o silah, sonuçları hiç düşünülmeden ateşlenmişti. Neden bunlar benim başıma geliyordu bilmiyordum ama daha fazla ayakta kalabilecek gücüm yoktu. O silahın bana çevrilmesi de, benim için ateşlenmesi de canımı yakmamıştı. Hatta bunu bir an istemiştim bile; o merminin gerçekten kalbime girip beni yok etmesini... Bu yüzden hiç kıpırdamamıştım yerimden. Keskin nişancıyı fark etmediğimden değil, artık yaşamayı istemediğimden tepki göstermemiştim. Yoksa en başından beri beni takip eden o namluyu biliyordum. Önce bir merdiven kenarından doğrultulmuştu bana, sonra benim yer değiştirmemle yavaşça kolonun arkasına doğru geçip ordan devam edilmişti. Bakmasam da hissetmiştim. Hissetmesem bile bir şeyler olacağını biliyordum. Canımı yakan Rıza’nın söyleyecekleri değildi; asıl canımı yakan, Rıza’nın ne söyleyeceğini çok iyi biliyor olmamdı. Onu o kadar iyi tanıyor olmamdı... Beni kendi oyununda öyle bir büyütmüştü, öyle bir eğitmişti ki; acımasızlığın ne demek olduğunu  anlamış, duygusuzluğu tatmış, hissizliği öğrenmiştim. Hepsini o anlatmıştı bana; yeri geldiğinde göstermiş, yeri geldiğinde de... Uygulamıştı. Böyle bir zamanda nasıl tepki vermem gerektiğini de öğretmişti. İyi hatırlıyordum; ellerim küçük bir kelepçe ile başımın üzerindeki zincire bağlıydı o gün. Cezaevinden çıkmış, uçurumun kenarından kurtulmuştum. Vural’ın beni götürdüğü evden ayrılalı bile aylar olmuştu. Vural'ın evinden çıktığım gibi bir daha dönmek istememiştim o eve, hatta her ne olursa olsun demiştim... Ta ki Rıza Armağan beni kıskıvrak yakalayana dek. Beni bir sokak köşesinde ne yapacağımı bilemez halde bulmuş ve evine getirmişti. Yol boyunca hiç konuşmamış, eve vardığımızda ise elini saçlarıma geçirmişti. Ardından beni o odaya sürüklemişti; nefesimi kesen, canımdan can alan, baktığım her noktada geçmişin gözümün önünde canlandığı o odaya... Sonrada beni, annemi öldürdükten sonra bayılıp kaldığım o noktada zincirlemişti. Saatlerce öyle kalmıştım. Bir nevi ceza çekiyordum; Rıza’nın bildiği dilden bir ceza. O zamanlar bu gözüme çok büyük bir şeymiş gibi görünürdü. "Acımasız!" derdim Rıza’ya, bağırıp çağırırdım. Ama gün geçtikçe de daha fazla delirir, ona istediğini verirdim. Çünkü o, benim ona karşı çıkmamdan zevk alırdı. Annemin cesedini gördüğüm o noktaya bakıp elimi göğsüme vuruşumdan, vura vura çaresiz yakarışlar etmemden beslenirdi.  O zamanlar canım babamın bu denli vicdansız olmasına yanardı. Şimdi ise bu kadar vizdansız olmama yanyordu. Ona o günlerde "Senin gibi olmayacağım" derdim. Fakat bilmiyordum ki; ondan daha acımasız biri olacaktım. Bir insanı göz bile kırpmadan öldürebilecek kadar acımasız hemde. Düşüncelerim Cengiz’in sesi ile bölündüğünde bakışlarımı ona çevirdim. "Ne söyleyeceğin zaten belli ama ben yine de adeti yerine getireyim. Senden duyalım. Tekrar soruyorum Rıza; imparatorluğun mu, yoksa kızın mı?" Oteldeki tüm gözler bu sefer Rıza’ya döndüğünde, o bakışlarını çoktan benim olduğum taraftan çekmiş, Cengiz’e bakmaya başlamıştı. Zihnimde onun vereceği cevap dönüp dururken bunu dışıma yansıtmamaya çalıştım. Çünkü her şeye rağmen herkesin benim ayakta kaldığımı görmesini istiyordum. Yıkıldığımı değil. "Ne söyleyeceğimi nereden biliyorsun Cengiz Demir? Ayrıca buna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" Rıza’nın yaşına uyumlu, pürüzlü çıkan sesi otelin lobisini doldurduğunda kolumu Vural’dan çekmiş ve bu sefer onun engel olmasına izin vermeden yavaşça ayağa kalkmıştım. Şimdi Rıza Armağan’ın sağında durmuş, birbirine silah çeken dörtlüye bakıyordum. Bütün silahlar inmiş, sadece onların ve beni izlemeye devam eden keskin nişancının namluları havada asılı kalmıştı. Yerimde boynumu sağa eğip kütlettiğimde, bu teklifin bende bir etki yaratmadığını belli etmeye çalıştım. Fakat gerçekten de hiçbir etki göstermemişti. Her şeyi içimde özetlemiştim ve bunu kimseyi düşünmeden yapmıştım. Ölürsem bu hayattaki savaşım sona erecek ve rahata kavuşacaktım. Ölmezsem de elimi kana bulamaya devam edecektim. Bu durumda ölmek işime bile gelirdi. Bu yüzden sesimi çıkarmayacaktım. Herhangi bir plan da kurmayacaktım; birazdan duyduklarım sonum olacaktı zaten, bir plan kursam bile işe yaramayacaktı. İçimde kalıp beni yiyip bitiren tek düşünce sevdiklerimdi. Leyla vardı; fakat ona bir çözüm bulmuştum. Kaan vardı; Kaan’ın onu sevdiğinden emin olmuştum, o Leyla’ya bir zarar gelmeyeceğine emin olurdu. Cevdet ve Hüseyin de... Hem Kaan’a hem de kendilerine çok iyi bakarlardı, aklım onlarda kalmazdı. Tek cevap bulamadığım kişi olarak o kalmıştı: Vural. Ona ne bakacak biri bulmuştum ne de onun iyiliğini düşünecek birini... Öz babası bile onu canlı bomba yapacak kadar gözünü kör etmişken, onu nasıl bu kanlı dünyada tek başına bırakıp gidecektim? Göktuğ’un bile gücü yetmezdi Vural’ı korumaya. Benim Rıza’ya gücüm nasıl yetmiyorsa, onların da yetmezdi. Ona bir şey olacağı düşüncesi sert bir şekilde yutkunmama sebep olurken dudaklarımı ısırdım. Yaptığım doğru muydu? O, sırf ben onu kötü bilmeyeyim diye bombayı bir kenara atıp kendini bana açıklamış ve babasını karşısına almışken; benim onu bunlarla yalnız bırakıp gitmem doğru muydu? Nefesim hızlandığında daha fazla düşünmek istemedim. O kendini korurdu. Buna gücü vardı, korumak zorundaydı. Benim yapamadığımı yapıp o kendini korumalıydı; başka bir seçeneğim yoktu. Nefesimi daraltan da buydu işte; herkese bir koruyucu bulmuşken ona hiç kimseyi bulamamış olmam... Böyle mi bitecekti bizim sonumuz? Sürekli kendimizi feda ederek, sürekli kendimizi öne atarak... Zihnimdekiler Cengiz’in gür kahkahasıyla bölündüğünde onlara odaklanmamak için elimden geleni yaptım fakat kelimeler yine de zihnime doldu. "Güldürme beni Rıza! Senin nasıl biri olduğunu biliyoruz, yapma bunu. Ne seçeceğini buradaki herkes çok iyi biliyor." Gözleri bana döndü ve beni işaret etti. "Kızın bile onu seçmeyeceğini o kadar iyi biliyor ki, sen de—" "Madem benim ne seçeceğimi bu kadar iyi biliyorsun, neden bana teklif sundun?" Rıza, Cengiz'in sözlerini keserek devam etti. "Ne seçersem seçeyim, buraya bu kadar yaklaşmışken bana bırakmayacağını ikimiz de biliyoruz. Madem öyle neden beni, kızım ve servetim arasında seçim yapmakta zorluyorsun?" Cengiz, Rıza’nın sözlerini kesmesini umursamayarak keyifle bana baktığında, kelimelerini yüzüme doğru fısıldadı: "Ölmeden önce gerçekleri bir kere daha göstermek istedim. Neyin ne olduğunu, babasının nasıl biri olduğunu iyice anlasın istedim." Dudaklarım hüzünle yana kıvrıldığında tek kelime etmedim. Sadece Rıza’nın ne söyleyeceğini düşündüm. Onu izledim; hareketlerini, tavırlarını... Ve kendimi hazırladım. Her ne kadar canımı yakmamasını istesem de bunu başaramayacağımı biliyordum. Bakışlarım Rıza’ya döndüğünde ona baktım. Arkamdan Vural’ın sayıklar gibi "Hayır" deyip durması odaklanmamı zorlaştırsa da ona kulak vermemeye çalıştım. Sonuçta kimsenin elinden bir şey gelmezdi şu anda. Tek bir yanlışta hepimizi yere serecek adamlar varken Rıza’nın dahi elinden bir şey gelmezdi.Bunu o da iyi biliyordu. Gerçi imkanı olsa bile beni seçmeyeceğini, Cengiz’in de dediği gibi iyi biliyordum. Çünkü ne zaman karşıma geçse, "Ben seni ilk doğduğunda bile kundağa değil, kefene sarmak istedim güzel kızım," diyen bir adamın şimdi beni kurtarmak istemesi saçma olurdu. Rıza’nın sesini duyduğumda gözlerimi kapattım. Kendimi son kez hazırlayıp beklediğimde, onun kelimeleri otelin içinde yankılanmaya başladı. Duyduklarımla afallarken gözlerimi hızla açıp Rıza’ya baktım. Belki de hayatı boyunca ilk defa bana şefkatle bakarken söyledikleri tüm oteli susturmaya ve nefesimin kesilmesine yetmişti. Göğsüm duyduklarımın ağırlığı ile güçsüzleşirken bakışlarım donuk bir ifadeyle konuşan adamda; Rıza Armağan’da, yani babamda kaldı. "O zaman siz beni çok yanlış tanımışsınız Cengiz. Eğer beni birazcık olsun tanısaydınız; benim asıl imparatorluğumun kızım Alev Armağan olduğunu benden iyi bilir ve bana böyle bir teklifi etmeye cüret bile etmezdiniz!" ✨ Rıza Armağan'dan: Bazen öyle bir durumda oluyordu ki insan, ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemiyordu. Cevabı günlerce düşünse de bulamıyordu. Ancak ben, hayatım boyunca hiç böyle bir ikilemde kalmamıştım. Soyadımın bana yüklediği ağırlık yüzünden, kendimi seçmek yerine her zaman "Armağan" olmayı seçmiştim. Bu her konuda böyleydi; kızım dediğim Alev’de bile... Onu da böyle yetiştirmiştim: Bir Armağan olarak. Ona Armağan olmanın ne demek olduğunu anlatmıştım. Karşısına çıkacak acımasızlıklar için onu duygusuzluğa, hissizliğe alıştırmıştım. Evet, belki çok acı çekmişti ama bu, o anda da sonrasında da umurumda olmamıştı. Kendimden biliyordum; Armağan olmak kolay değildi. Büyük sorumluluklar gerektiren bir yüktü bu. Şimdi karşımda o vardı: Cengiz Demir. Uzun yıllardır düşman bildiğim o adam ve yanından ayırmadığı yeğeni Göktuğ... Öyle bir plan yapmışlardı ki, ben bile beklemediğim bir yerden vurulmuştum. Önce tüm adamlarımın bana silah çekmesini sağlamış, sonra da Alev’in hayatını avuçlarının içine aldığını söylemişti. Gözlerinin içine baktığımda nefretten başka bir şey görmediğim o adam, beni beklemediğim bir anda yakalamıştı. Şaşırmıştım. Böyle bir oyunda rol alacağım hiç aklıma gelmezdi. Önce tüm adamlarımın bana silah çekmesini sağlamış, sonra da Alev’in hayatını ellerinin arasına aldığını söylemişti; gözlerinin içine baktığım ve duyduğum tek şeyin nefret olduğu adam. O an şaşırmıştım çünkü beklememiştim. Böyle bir anın geleceğini biliyordum fakat bunların böyle bir günde olmasını beklemiyordum. Tam kusursuz planımı işlemek için harekete geçecekken onları görmüştüm. Ben Halil Korkmaz’ı bitirmeye hazırlanırken, Cengiz Demir de beni bitirmek için planlar yapıyordu. Ama başaramayacaktı. Çünkü bilmediği ya da anlamak istemediği bir gerçek vardı: Ben Rıza Armağan’dım. Ve tüm dünya bilirdi ki; bir Armağan, iki ayağı çukurda olsa bile asla pes etmezdi. Gözlerimi kısıp Alev’e baktığımda, çıkan kurşunun ona isabet etmediğini anladım. Vural kurtarmıştı onu. Babasının vurdurmaya çalıştığı kız için kendini siper etmişti. Bunu muhtemelen vicdanını rahatlatmak için yapmıştı. Bu dünyada bildiğim bir şey varsa, o da kimsenin beni kandıramayacağıydı. Bugüne kadar çoğu kişiyi kandırmış ama kimseye kanmamıştım. Cengiz bana "imparatorluğun mu yoksa kızın mı" diye sorarken, gözlerim etrafta geziniyordu. Adamlarımın başına silah dayanmış olması Cengiz için zafer, benim içinse yeni bir savaşın başlangıcıydı. Kimse bilmese de ben biliyordum; bugün yıkılmayacaktım. Eğer bir gün gerçekten seçim yapmak zorunda kalırsam, bu her daim soyadım olacaktı. Ama şu an ikisini de alma şansım varken bunu göz ardı edemezdim. Alev benim için sadece bir kızdı; küçüklüğünden beri eğitmeye çalıştığım bir kız... Daha fazlası değildi. Ne o benim uğruna her şeyimden vazgeçeceğim kızımdı, ne de ben onun uğruna dünyayı yakacak babasıydım. Bu hiçbir zaman böyle olmamıştı ve olmayacaktı. Fakat şu an bunu yapmam gerekiyordu. Gözlerim ile etraftaki adamlara bakmaya devam ettiğimde hepsinin gözümün içine bakması işime geldi. Yerimde hafifçe kıpırdayarak ellerimi az önce Alev’in olduğu kameralara çevirdiğimde; Cengiz’in ve bize ihanet eden adamların kameraya bakmadığından emin oldum. Ardından da elimle, sadece bizim anlayabileceğimiz bir dilde, işaret dili ile aklımdan geçenleri kısaca anlattım. Adamların çoğunun bakışları kamerayı bulduğunda bunu çaktırmamaya çalışmaları ifadesiz yüzümü canlandırdı. Ardından da kendime Cengiz’in sesi ile geldiğimde, ellerimi arkamda normal bir şekilde birleştirerek dikkatimi ona verdim. "Ne söyleyeceğin zaten belli ama ben yine de adeti yerine getireyim. Senden duyalım. Tekrar soruyorum Rıza; imparatorluğun mu, yoksa kızın mı?" Ne söyleyeceğim zaten belli miydi? Öyle mi düşünüyorlardı gerçekten hakkımda? Herkesin gözünde bu kadar belli mi etmiştim servetimi seçeceğimi? Dudaklarım düşündüklerim ile yavaşça kıvrıldığında, başımı Cengiz’e doğru yenilmez bir ifadeyle kaldırdım ve ona bakarak ben de cümlelerimi sıraladım: "Ne söyleyeceğimi nereden biliyorsun Cengiz Demir? Ayrıca buna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" Cengiz umursamaz ve inanmaz bakışlarla bana bakarken bir anda gülmeye başladı; ardından da benim ne yapacağımı, nasıl biri olduğumu buradaki herkesin bildiğini söylemeye başladı. Sözlerini Alev’e de yönlendirmeye başladığında onun lafını sert bir şekilde kestim ve otelin odasındaki mırıltıları da bu sayede susturdum. "Madem benim ne seçeceğimi bu kadar iyi biliyorsun, neden bana teklif sundun?" Cengiz'in kaşları çatıldığında durmadım devam ettim. "Ne seçersem seçeyim, buraya bu kadar yaklaşmışken bana bırakmayacağını ikimiz de biliyoruz. Madem öyle neden beni, kızım ve servetim arasında seçim yapmakta zorluyorsun?" Kelimelerim Cengiz’i artık yavaş yavaş o kararlı ifadesinden çekerken, kendine olan güveni azalmaya başlamıştı; bu da demek oluyordu ki kurduğum plan işlemek için gayet uygundu. Gözlerimi şüphe çekmeyecek bir tavırla tekrar adamlarda gezindirdiğimde, hepsinin de sırayla bana göz kapatıp açtığını gördüm. Ardından da birkaçının elini gereğinden fazla yavaş bir şekilde ceketlerinin iç taraflarına, pantolonlarının kemerlerine götürdüklerini gördüm. Yani silahlarına... Bugün bu otelde bir kargaşa çıkacaksa, bu kargaşa kimse değil, benim tarafımdan çıkmalıydı. Cengiz’in sözleri bile buna sebep olamayacaktı. Pekala, şu anda Alev’i bana karşı doldurmayı ve onu kendi tarafına çekmeyi planlıyordu. Ama olmayacaktı. Alev güçlü bir karakterdi; böylesine bir gücü yıllar boyunca çabalayıp yetiştirdikten sonra sahayı onlara asla bırakmazdım. Bırakamaz değil, asla bırakmazdım... Sanki konuşmaya hazırlanır gibi boğazımı temizlediğimde Cengiz’e doğru adım attım ve Göktuğ’un bana bakmadığına emin oldum. Ardından da Güliz’in de pürdikkat Hüseyin’e bakmasından sonra, sanki biri varmış gibi Cengiz’in arkasına odaklandım. Bu hareketim Cengiz’i şüpheye düşürürken, bakışlarını ufak da olsa arkasına çevirdi ve ben de tam o sırada bunu fırsat bilerek gözlerimi karşımdaki dev aynadan Cevdet’e çevirdim. Onun da bakışları beni bulduğunda gözlerimi tam solumdaki duvarda kalan alarm düğmesine çevirdim. Cevdet de benimle beraber o düğmeye baktığında, planı az çok anladığını anladım. Başımı en sonunda Cengiz’e doğru tekrar çevirdiğimde onun da arkaya bakmaktan vazgeçip bana baktığını gördüm. Rahat adımlar ile ona adım atarken ise hiç tereddüt etmeden bu sefer başımı arkamda kalan üçlüye çevirdim ve hepsine tek tek baktım. Ardından da bakışlarımın hedefini tekrardan Cengiz yaparak, otel odasında herkesi en başta da Alev’i darmaduman edecek o cümleleri söyledim: "O zaman siz beni çok yanlış tanımışsınız Cengiz. Eğer beni birazcık olsun tanısaydınız; benim asıl imparatorluğumun kızım Alev Armağan olduğunu benden iyi bilir ve bana böyle bir teklifi etmeye cüret bile etmezdiniz!" Söylediklerim tam da tahminimdeki gibi büyük bir enkaza yol açtığında, Cengiz’in istediği cevabı almamış olması onu şaşırtmış gibi görünüyordu. Cengiz şaşkın bir şekilde kalakaldığında, gür sesimi tekrardan otelde duyurarak tekrar bağırdım ve ilk hamleyi yapmak için öne atıldım: "ŞİMDİ!" Cengiz’e doğru bir adım atıp onun bana sıkmasını hesap ederek silahın altında kalan bir noktaya eğildim ve kendi silahımı çıkarmak için elimi belime attım. Silahım vardı, evet. En nihayetinde bir Armağan’ın her zaman hazırlıklı olması gerekirdi sonuçta. Çünkü burası Armağan Otel'di. Benim hareketim ile oteldeki bizim tarafımızdan olan her kişinin ani bir hareketle sağa doğru kalkıp  başlarında bekleyen adamlara kafa atmasıyla Cengiz Demir’in ekibi sarsıntıya uğradı. Böyle bir savunma beklemiyor olsa gerekti Cengiz. Bu yüzden de adamlarını sadece herkesi el altına almak için tembihlemişti. Çünkü Cengiz planlar kurmayı sevmezdi, o anı yaşamayı severdi. Ve bu sevgisi de bugün onun sonu olacaktı... Bizim adamlarımızın çoğu Cengiz’in adamlarını indirmişken gözlerim Alev’i aradı. Karmaşa nedeniyle bir kolonun arkasına geçmiş, elinde silahı ile öylece karşısına bakıyordu. Ortamda ama anın içinde değil gibi gözüküyordu. Haklıydı, benden ilk defa böylesine bir şey duymuştu. Fakat çok geçmeden bunun planın bir parçası olduğunu da anlayacaktı elbet. Sadece şimdi biraz zamana ihtiyacı vardı. Bunun içinde buradan uzaklaşması gerekiyordu. Bakışlarım onun hemen yanında duran ve elindeki silahla kendi adamlarına arka arkaya sıkan Vural’ı bulduğunda, dudaklarım bir kez daha sinsi bir sırıtış ile kaplandı. Vural bugün babasına karşı gelip Alev’i seçmişti. Ve bu da demek oluyordu ki; bugün Cengiz Demir oğlunu kaybetmiş ve bana artı bir güç daha kazandırmıştı. Kahverenginin en koyu tonu olan gözlerim Vural’a bakmayı sürdürürken onunkilerin de bana döndüğünü gördüm.

Bölüm sonu

6 yorum

  • Rıza? Çocuğum bu sözler ne böyle? Bi an içim gururla doldu be! Tabi sonra senin nasıl bir ş***** olduğunu hatırladım 😂 aklından ne geçiyor seninnnn

    1Yanıt
  • Yazım dilin çok iyi eline emeğine sağlık başta yazdığın şarkılar da mükemmel 😇 bölüm uzunlukları da ideal umarım eserin bundan daha fazlasını görür

    1Yanıt