Patron, yoğun geçen bir günün ardından ofisinde yalnızdı. Gözleri pencerenin dışındaki şehrin ışıklarına dalmış, zihin ise günlerdir onu meşgul eden duygular ve düşüncelerle çalkalanıyordu. Alexandra’nın tehditkâr sözleri, Damien’ın sarsılmaz sadakati ve Isabella’nın baştan çıkarıcı varlığı zihninde dönüp duruyordu.
Kapının hafifçe aralanmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Isabella, sessiz ama kendinden emin bir şekilde içeri girdi. Onun her zamanki cazibesi ve duruşundaki özgüven, odanın atmosferini bir anda değiştirmişti. Patron, gözlerini Isabella’nın derin bakışlarından kaçırmadı.
"Seninle konuşmamız gerek," dedi Isabella, sesi kararlı ama yumuşaktı.
Patron, masadan doğrularak bakışlarını ona dikti. "Bu saatte önemli bir şey olmalı," dedi, sesindeki soğukluk hala kontrolünü koruduğunu gösteriyordu.
Isabella, yavaş adımlarla masaya yaklaştı ve kenarına oturdu. Parmaklarını masanın yüzeyinde gezdirirken, gözlerini Patron’un gözlerine kilitledi. "Önemli," diye karşılık verdi. "Sana karşı hissettiklerimi daha fazla saklayamam."
Patron’un kaşları hafifçe çatıldı. Isabella’nın doğrudanlığı onu hem şaşırtmış hem de bir an için savunmasız bırakmıştı. "Hisler mi?" diye sordu, sesi alaycı bir tını taşıyordu ama gözleri Isabella’nın sözlerinin derinliğini sorguluyordu.
Isabella, yavaşça masadan kalktı ve Patron’un yanına geldi. Aralarındaki mesafe kapanırken, içindeki duyguların kontrolsüz bir şekilde dışarı taşmasına izin verdi. "Sürekli seni izlemek, yanında olmak... Bu bir oyun değil, seninle olmak istediğimi anladım," dedi, sesi daha da yumuşayarak.
Patron, bir an duraksadı. Isabella’nın itirafı, aralarındaki gerilimi tamamen farklı bir boyuta taşımıştı. Ama o, duygularına yenik düşen bir adam değildi. "Bu kadar basit mi?" diye sordu. "Burada, bu dünyada duygulara yer olmadığını bilmiyor musun?"
Isabella’nın gözleri, Patron’un sert tavrına rağmen yumuşaktı. "Duygularına sahip çıkmazsan, bu dünyanın seni nasıl tükettiğini göreceksin," diye karşılık verdi. "Bana istediğin kadar karşı koyabilirsin, ama bunun seni ne kadar etkilediğini inkar edemezsin."
Bir anlık sessizlik, ikisinin de nefes almasını zorlaştırdı. Patron, Isabella’nın gözlerindeki kararlılığı gördü. Ve o anda, kendi duvarlarının ne kadar kırılgan olduğunu fark etti.
"Riskli bir oyun oynuyorsun, Isabella," dedi, sesindeki ton değişmişti.
Isabella hafifçe gülümsedi ve ona bir adım daha yaklaştı. "Risk almak, kazanmak için gereklidir, değil mi?" diye fısıldadı.
O an, Patron’un içinde bir şeyler kırıldı. Yıllardır kendine koyduğu sınırlar, Isabella’nın cesareti karşısında anlamını yitiriyordu. Ama bu, bir teslimiyet değil, bir başlangıçtı.