İçeriğe geç

Girdap

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Girdap

Bölüm 1

Kaset 1

Bölüm Şarkımız : Allegra Jordyn - Corpse Bride

Emeğimin karşılığı olarak bölümü beğenmeyi ve beni takip etmeyi unutma...

Keyifli Okumalar...

Kaset 1

Mutlu olmak için mi yaşardı insan? Yoksa mutlu görünmek için mi?

Cevabı bilinmeyen, fakat bilinse bile görmezden gelinen bir soru. Aslında hayatım, bu iki sorunun olası cevaplarının bütünüydü.

Mutlu olmamam için bir sebep yoktu. Fakat mutlu olmam için de bir sebep yoktu.

Etrafımda yaşanan olayların rüzgarı ile oradan oraya savruluyordum. Hayatım sadece bundan ibaretti.

Bir amacım yoktu. Bir hedefim yoktu.

Sevdiğim biri yoktu. Beni seven biri de yoktu.

Hayatımın şu dakikaları da dahil şu anıma kadar çevremde maske takan sahte yüzler dışında gerçek birine rastlamamıştım. Her birinin yüzündeki yapmacık gülümsemelerle karşılaşa karşılaşa samimi bir gülümseme nasıldı onu bile unutumuştum.

Her maske birbirine benziyordu. Mükemmeliyetçi, mutlu, zarif...

Bugün ise yeni bir çevre ve yeni insanlarla karşılaşacağım bir gün olacaktı. Çünkü okulun ilk günüydü. Daha doğrusu ikinci dönemin ilk günüydü. Geçen dönemden farklı olarak servisin birazdan varacağı okul ilk kez gelmiş olacağım yeni okulum olacaktı.

Ne heyecanlı ama(!)

12. Sınıfa gidiyordum ve bu okul değişikliği benim için zor olmuştu. Fakat buna mecbur kalmıştım.

15 günlük ara tatilde babamın iş ortakları buradaki şirketimizle daha çok haşır neşir olmuştu. Bu yüzden buranın kontrol edilmesi gerekiyordu.

Yani 15 günde babamla birlikte Antalya'dan İstanbul'a taşınmıştık.

Büyük bir şehirdi. Kalabalıktı. Daha önceden gelme fırsatı bulamamıştım fakat çok da uzak değildim. Antalyadan tek farkı insan çokluğu olabilirdi hatta.

Kendime arkadaş bulmak gibi bir derdim yoktu fakat gerilmeden edememiştim.

Aradan geçen kısa bir sürenin ardından servis okula girince yanımdaki boş koltuğa bıraktığım çantamı aldım ve tek omzuma asarak ayaklandım.

Tüm öğrenciler çoktan inmişti ve yağan yağmurdan nasiplenmemek için okula doğru koşuyorlardı.

Servisi daha fazla bekletmemek için adımlarımı kapıya yönelterek dışarı çıktım ve birkaç adım daha atarak başımı okulun adının yazılı olduğu tabelaya çevirdim.

Özel Nebula Koleji...

Okuldaki birçok öğrenci ülkedeki büyük iş adamlarının veya iyi bir yere gelmiş kişilerin çocuklarıydı. Bunun dışında okulun başarıları ve ünlü öğrencileri dışında hiçbir şey bilinmiyordu. Adına bakılırsa bilimi seven bir okuldu anlaşılan.

Yağan yağmuru aldırmadan öylece olduğum yerde durdum ve bakışlarımı bahçeye çevirdim. Tek tük dersi asan öğrenciler dışında kimse yoktu.

Aslında ilk ders çoktan başladığından ben de girmek istemiyordum. Fakat okulda yeni olduğum için ne neresi bilmiyordum ve muhtemelen okulun içine girdiğim gibi kaybolurdum. Bu yüzden bahçede duracaktım. Zil çalınca öğrencileri takip ede ede bulurdum sınıfımı.

Hem ilk günden koridorda gezinerek hocaların gözüne batmak da istemiyordum.

Yağmur şiddetini arttırıyordu ve gök gürlemeye baslamıştı. Bahçedeki birkaç öğrenci okula girerken ne yapıyor bu deli dercesine bakışlar atıyordu bana doğru.

Umursamıyordum. Önceki okulumda yaşadıklarımı unutmamıştım ve buraya gelirken kendime bir duvar örmüştüm. Bu devirde insanlara güvenmemeyi çok iyi öğrenmiştim. Sırtımdaki bıçaklarla yaşarken her kesiğin etrafından akan kan damlalarını hissettikçe geçmişin izlerini ve hissettirdiklerini tekrar tekrar yaşıyordum.

Evet çok büyük travmalarım yoktu. Derdim de yoktu fakat aşamadığım şeyler vardı.

Üzerimdeki her şey sırılsıklam olmuştu.

Altımdaki gri pileli okul eteği ıslandıģı için koyu bir griye dönerken lacivert okul ceketimden ise sular damlıyordu.

Bembeyaz tenime zıt olarak simsiyah saçlarımın alnıma ve yüzüme yapıştığını hissedebiliyordum.

Yağmurda ıslanmak içimi huzurla dolduruyordu.

Yapbozumun eksik parçalarımı bulmamı sağlarcasına içimi ferahlatıyordu.

Birkaç adım geri giderek bir elimle sırtımdaki çantamın kolunu tuttum ve başımı gökyüzüne doğru kaldırarak gözlerimi kapattım.

Yüzüme doģru çarpan sert su damlaları gülümsetmeye yetmişti beni...

Birkaç saniye durduktan sonra içimi kaplayan izlenilme dürtüsüyle gözlerimi hızlı ve tedirgince açarak başımı arkama çevirdim.

Bakışlarımı çevirmemle bir çift mavi gözle karşılaşmıştım. Daha önce hiç böyle bir mavi görmedim desem abartmış mı olurdum?

Gözleri o kadar okyanus gibi hissettiriyordu ki. Fakat dalgası eksik olmayan bir okyanus.

Resmen bir bakışta boğulmuştum sularında.

Aramızda en fazla 1 metre vardı ve o da çok ıslanmıştı.

Siyah okul ceketi aynı benim ceketim gibi sırılsıklamdı ve ıslak tutamları alnına doğru dökülüyordu. Bir omzunda çantası asılıyken diğer elinde ise bir araba anahtarı vardı. Ne okul ne dünya umrundaymış gibi bir havası vardı fakat gözlerini benden ayırmıyordu.

Birkaç adım atarak tam karşımda durdu ve başını eğerek bana baktı. Daha doğrusu gözlerime...

İkimiz de susuyorduk. Bir şey demiyorduk fakat bakışlarımızla öyle çok şey anlatıyorduk ki.

Bu yabancı kimdi bilmiyordum. Ama ne kadar nötr hissettirsede farklı hissettirmişti ona bakmak.

Saçlarından damlayan sular yüzüme düşüyordu ve yanaklarımdan süzülerek yere doğru damlıyordu.

Belki saniyeler belki dakikalar geçmişti.

Ne kadar öyle durmuştuk bilmiyorum ama hiçbir şey demeden bir elini cebine koyarak okula girdiğinde ve arkasından bakakaldığımda anlamıştım ilk dersin bittiğini.

-

O gün hem başlangıcım hem de sonum olan o çocukla ilk kez karşılaşmıştım.

Sularında boğulacağımı o an hissetmiştim sanki.

Ben ateşimle yakmıştım onu. O ise söndürmek yerine daha da harlamıştı.

Benim ateşim sadece beni yakmıştı.

Onun suları ise hem onu hem de beni boğmuştu...

Bölüm Sonu

Azalea Night'tan...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.