İçeriğe geç

Geri ver

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Geri ver

Bölüm 1

Gittiğin gün

Ön Söz

''Bazı insanların gidişi, bir evi sessizleştiririr. Bazıları ise bütün hayatı.''

Senin ölümünden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Sokaklar aynıydı, insanlar aynıydı hatta kuşlar bile aynı tonda ötüyordu... Ama benim için hiç bir şey aynı olmadı. Ne yediğim yemekten, ne de içtiğim soudan lezzet alabildim... Bana her şey seninle güzelmiş..

İnsanların bana bakışları hep dikkatimi çekti o günden sonra. Ne senin mahallenden geçebildim, ne kendi mahallemden. Ne de okulumuza gidebildim. Bana hep acıyan gözlerle baktılar... hep seni hatırlattılar.

Özledim seni sevdiğim....

Gittiğin gün

14.07.2004

Herkes ağlıyordu, gözlerimden bir damla yaş bile akmıyor.. neden ağlayamıyorum? Sevdiğim kadın toprağın altına giriyor... Ben neden haykıramıyorum...?

Tabutun başında duruyordum ama ayaklarımın altındaki toprağı hissetmiyordum. Sanki herkes başka bir dünyanın içindeydi de ben yanlışlıkla buraya düşmüştüm. Hava ağırdı. Yağmur yağmıyordu ama yağacakmış gibi duran o gri gökyüzü, insanların yüzlerine sinmişti. Toprağın nemli kokusu ciğerime doluyor, boğazıma düğümleniyordu.

Etrafta alçak sesle konuşan insanlar vardı. Kimisi dua ediyor, kimisi başını öne eğip susuyordu. O sessizlik var ya... bağırmaktan daha kötüydü. Bir insanın öldüğünü gerçekten sessizlik anlatıyordu çünkü. Arada bir burnunu çeken bir kadın sesi duyuluyor, sonra yine ölüm kadar soğuk bir durgunluk çöküyordu ortamın üstüne.

Tabutun üstündeki tahtaya gözüm takıldı. Birkaç saat önce nefes alan şimdi bir tahta parçasında adıyla beraber toprağın içinde yatıyordu. Dua edilmeye başlandığında ordan hemen ayrıldım.. bunu duymaya dayanamazdım çünkü. Bir ağacın kenarında dikilmiş beklemeye başladım;

Yanımda duran adam omzuma dokundu. Teselli etmek için söylediği cümleyi hatırlamıyorum bile. Ben ona boş gözlerle bakınca ynaımdan ayrıldı o da. Oturdum.. sadece oturdum. Elimde sevgilimin sürekli başına taktığı bandanaya bakarak sadece oturdum. Bulutlar ardık kendini bırakmışlardı ortamın hüznüne.. yağmur yağıyordu artık. Herkes koşarak ayrıldı ordan. Karşımda bir beden belirdi. Dim dik duruyordu karşımda.. Yavaşca başımı kaldırıp yüzüne baktım, Güliz.. Ferda'mın en yakın arkadaşı. Yüzüme öyle bir bakıyordu ki onun suratına bakmak bile beni geriyordu. Ferdayı hayatta tutamadı.. ona kızgınım. Onun için bir şey yapmadı, çabalamadı bile. Öldüğünü öğrendim sadece. Hastaneye giderken bile haber vermemişti bana..

Yüzüme bakmaya devam etti, ''n'oldu?'' dedim alçak bir sesle; ''Sana bunu vermek bile istemiyorum ama Ferda bana vasiyet etti. Mecburum. Al bunu ve sakın bir daha karşıma çıkma!'' dedi elindeki mektubu uzatırken. Sesi bana karşı her zaman olduğu gibi sinirliydi ama bu sefer tek fark titrek ve üzgündü.

Pembe bir zarftı.. turkuaz en sevdiği renk.. bana son mektubunu,en sevdiğine son mektubunu en sevdiği renkte vermiş... Sana bir hayat borçluyum sevgilim... seni ömrümün sonuna kadar yaşatacağım.

***

Evimiz artık o kadar sessizdi ki... resmen duvarların rengi bile soluktu, hepsi üzerime üzerime geliyordu. Ben geleli saatler olmuştu ama zaman algımı bile yitirdiğim için anlayamamıştım. Odaya giderken gözüme bana firuzumdan kalan mektubu elime aldım, ama okumaya henüz cesaret edemedim.. Buna hazır değilim... Seni çok özlediğimde söz veriyorum okuyacağım sevgilim... Gece ilerledikçe ev daha da daralmaya başladı.

Sanki nefes aldıkça odaların duvarları içime yaklaşıyordu. Mutfaktan hâlâ onun sevdiği kahvenin kokusu geliyordu... ya da ben öyle sanıyordum. Çünkü insan birini kaybedince, beyninin onun yokluğunu kabul etmesi zaman alıyormuş.

Montumu sandalyeye bıraktım. Firuzum bunu yapmama çok kızardı.. ;

"Bir gün o montu yere atarsan seni kapının önüne koyarım," derdi. Gözlerim istemsizce antreye kaydı. Kapının yanında duran beyaz ayakkabıları hâlâ oradaydı. Onları kaldırmaya cesaret edemedim. Çünkü bir insanın eşyasını kaldırmak... öldüğünü kabul etmek gibi geliyordu. Elimdeki pembe zarfı masanın üstüne bıraktım. Ama gözüm sürekli ona gidiyordu. Sanki açarsam içinden sadece kelimeler değil, Ferda'nın sesi çıkacaktı.

Başımı ellerimin arasına aldım. Ve ilk kez o an düşündüm:

Son konuşmamız neydi?

...

13.07.2004 08:24

Dışarıda cıvıldayan kuş sesleri uykuyu daha da derinleştiriyor, zaten Sina'nın uykusu oldukca ağırdı. Ferda nerdeyse uyumaz denecek kadar az ve hafif uyurdu. Çoktan kalkmış ve kahvaltı hazırlamaya başlamıştı. Ağzında sürekli bir şarkı, beraber dinlemeyi en çok sevdikleri, onları resmen bir araya getiren şarkı ''14 Bahar'' Resmen bu şarkı onların kaderini yazmış...

''Birtanem'' diye bir ses yüklesilyordu mutfaktan yatak odasına doğru.. Ferdanın sesi ne kadar uzak olursa olsun Sina her türlü onu duyar ve giderdi. Yine öyle olmuştu, duydu biricik eşinin sesini, ama yataktan kalkmaya zorlanıp homurdanmayı tercih etti. Ferdanın en sevmediği şey de buydu. Homurdanması. Yanına gidip zor da olsa kaldırmıştı Sinayı, mutfağa girdiklerinde ise şarkının tam ''Gidenler dönmüyor geri'' çalıyordu. Sabah siniridir ya tersine denk gelmiş olacak ki ''Kapat şu şarkıyı Ferda!'' diye çıkışmıştı. Ferda sessizdi, ona karşı gelemez, gelememişti. ''Tamam kapatıyorum sakin ol.'' demesiyle kapatması zaten bir olmuştu. Ferda birkaç saniye sessiz kaldı.

Elindeki çayı masaya bırakırken yüzündeki gülümseme hafifçe sönmüştü. Sina bunu fark etti ama gururundan özür dilemedi. Uykulu haliyle sandalyeye oturup gözlerini ovuşturdu sadece. Mutfakta garip bir sessizlik oluşmuştu şimdi. Biraz önce şarkıyla dolu olan ev, aniden ruhunu kaybetmiş gibiydi. Ferda her zamanki gibi onun tabağına domatesleri küçük küçük doğradı. Sina büyük sevmezdi çünkü. Ekmeğin kenarlarını bile ayırmıştı. Sina dalgın gözlerle masaya baktı; "Niye öyle baktın?" dedi Ferda hafif bir tebessümle.

"Bakmadım."

"Baktın."

Sina derin bir nefes verdi.

"Asabımı bozdu sadece şarkı." Ferda başını salladı.

"Şarkı değil bence."

Sina cevap vermedi. Sessizliği en büyük silahıydı.

Camdan içeri giren sabah ışığı Ferda'nın yüzüne vuruyordu. Saçının bir kısmı dağılmıştı. Üzerinde Sina'nın geçen ay büyük geldiği için ona verdiği tişört vardı.

Normal bir sabahtı işte. İnsan hayatının parçalandığı günlerin böyle sıradan başlaması ne korkunçtu. Ferda çatalıyla tabağın kenarıyla oynadı bir süre. Sonra gözlerini Sina'ya kaldırdı.

"Bugün erken gelir misin?" Sina telefonuna bakıyordu.

"Bilmiyorum."

"Dün de bilmiyordun."

"Ferda sabah sabah başlama."

Bu sefer Ferda bir şey demedi. Ama o sessizlik.. Sina'nın içine gün boyu oturacak cinstendi.

Tam o sırada mutfaktaki telefon titredi. Ferda'nın yüzü bir anda değişti.

Ekrana baktı. Ve gülümsediği o yüz, ilk kez gerçekten korkmuş gibi göründü.

''Kim o?'' dedi Sina, sorgulayıcı bir yüz ifadesiyle.

''Güliz işte kim olacak başka'' derken sesi tiryor telefonu nereye koyacağını bilemiyor; resmen eli ayağına dolaşıyordu. Yalan söylemeyi beceremezdi Ferda. Ama yalan da söylüyor sayılmazdı. Yazan zaten Gülizdi.

''Yine o mu?''

''Hayır Sina söyledim ya Güliz işte.''

''Neden kaçırıyorsun o zaman''

''Kaçırmıyorum yemeğini yer misin lütfen!'' diyip yerdinden kalkıp adımlarını salonda yöneltti. Sina peşinden kalkıp gitimişti, Ferda Sinayı görünce korkmuş ve, ''Ben işe gidiyorum, Güliz kapıdaymış beklemesin beni. Seni seviyorum hayatım. Beni akşam bekletme olur mu!'' demesinin ardından Sinayı öpüp evden çıkmıştı. Sina anlam vermemiş arkasından sadece ''Ben de seni seviyorum'' diyebilmiş ve balkona çıkmıştı. Kapıda gördüğü arabayı ilk defa görmüş.. sanki Gülizin arabası bu değildi diye düşünmeye başlamıştı.

***

Başımı ellerimin arasından çekip daldığım rüyadan geri uyanmıştım. Bir yerden sonra kesilmişti bende, hatta bazı yerleri eski bir tüplü televizyon gibi cızırdıyor, gidip geliyordu. Artık düşünmenin pek bir manası yoktu, Ferda öldü, o geri gelmeyecek... Ama etrafımdaki nesneler onu yaşatmaktan başka bir şey vermiyordu bana. Kafamı kaldırdığımda çaprazımda duran vazodaki solmuş güller bana akşamında onu saatlerce beklediğim, özür konuşmamı hazırladığım analrı hatırlatıyor.. sonra gelen haberle tekrar ve tekrar kahroluyorum;

***

'

diye kendi kendime söyleniyordum. Saatler geçti, Ferda bana erken gel demesine rağmen hala eve gelmemişti. Ellerimde çiçeklerle bekliyordum, acaba iş yerine mi gitmeliydim?

Düşünmekle kalmadım, gittim. Gittim ama orda da bekledim. Kapıda beni iş arkadaşalrından biri görüp ''Burda ne işin var?'' Dedi. ''Karımı bekliyorum'' dedim anlamayan gözlerle. ''Ferdayı mı?''

''Başka kimi olacaktı?'' anlamaz ve şaşkın şekilde yüzüme bakıyordu.

''Ferda hastanede, sen neden burdasın'' dedi. Kırk yerimden bıçaklanmış gibi hissettim o an. Karım hastanedeydi, bense saatlerdir onu bekliyordum. Apar topar ilk gelen taksiye atladım Hastane çok da uzakta değildi hemen vardım. İçeriye girdiğimde yoğunbakımda olduğunu öğrendim.. Ne olmuştu da ordaydı. Gittiğimde ailesi ve Güliz ordaydı. Herkes ağlıyor, Güliz ise sadece yere bakıyordu. Beni görünce her zamanki gibi nefretle bakıyordu. ''Güliz, ferdaya ne oldu?'' dediğimde bana sadece bakıyordu.. konuşmuyordu.. ''İntihar etmiş'' dedi kardeşi. Resmen dünyam başımıma yıkılmıştı. Hayat dolu karım intihar etmiş olamazdı. Biri ona bir şey yaptı ve bunu benden gizliyorlar.. Benim karım beni bırakıp gitmez.. kendine bunu yapmaz...

Herkes gitmişti, saatlerce yoğunbakımın kapısında tek başıma beklemiştim. Artık tekrardan sabah olmuştu, ama beni karım uyandırmıyordu. Ben karımın uyanmasını bekliyordum. ''Uyan artık Firuzum..'' diye kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.. Hala kim olduğunu bulmaya çalışıyordum. Etrafındaki insanları aklıma getiriyor, hesap yapıyor, hesap soracağım günleri planlıyordum.

Yoğunbakımın kapısı açıldığında doktoru çıkmıştı. Sakin bir ifade vardı yüzünde beni görünce yüzü düşmüş, arkadan gelen Gülizi görünce ise ona bakmıştı sadece. ''Karım nasıl, iyi mi? Ne zaman çıkacak'' sorularımın ardından cevabımı da almıştım; ''Başınız sağolsun.'' Baş neden sağ olur koyacak omuzu kaybettikten sonra.. O an anlamışım hayatımın artık eskisi gibi olmayacağını... Gülize baktım o an, deli gibi ağlıyordu. Resmen nefes alamıyordu. Onu öyle görünce acımı yaşamam gerektiğini anlayıp ağlamaya başladım. Ağladığımı görünce dayanamamış olacak ki kalkıp gitti.. tek başıma saatlerce yoğunbakım kapısında ağladım. Artık tek başımaydım..

Bir seni özledim,

Bir seni bekledim, gidenler dönmüyor geri...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.