İçeriğe geç

Gerekli Mücadele

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Gerekli Mücadele

Bölüm 1

1.BÖLÜM

~•~•~•~

Büyük Kazadan 4 Yıl Önce

"Her gün altıda kalkmak deyrt olurmuş iisana." Diye geçirdim içimden. Bugün babam götürecekti beni kreşe. Hava karlı ve soğuktu. Annem yine işe gitmeden önce beni on kat sarmış, atkımı sanki nefes alamayayım diye burnuma kadar çekmiş idi. Tabiki de annem işe gidince çoğundan kurtulacaktım. Babam ile yola çıktık. Sabahın erken saatlerinde olduğumuz için hava daha aydınlanmamış, sokak lambaları sönmemiş idi. Karlar büyük yumuşak pamukları anımsatıyor ve sokak lambalarının ışığına yakalanınca siyah, sarı ve beyazdan oluşan harika bir renk şölenine dönüşüyordu. Güzel olduğunu düşündüğüm bu görüntü belliki bana zorluk çıkartacaktı. Boyum kadar olan kar yürümemi zorlaştırıyordu ve babamın iş yerine geç kalmasına neden olacaktı. Aynı zamanda içinde bata çıka yürüdüğüm kar beni çok üşütüyordu. Babam bunu fark edince bana özür dilerimişcesine bir bakış attı. Beni kol altarımdan tutarak başının arkasına götürdü. Omuzlarına bacaklarımı yerleştiriken ellerimi sıkıca kavradı. Sıcacık elleri ve bakışlarıyla hayran kaldığım babam aynı zamanda beni ısıtmaya çalışıyordu, sanki... Kendi hiç üşümüyormuş gibi. Bunu fark edince bende babamdan özür dileme gereği duydum ve minicik ellerim ile kafasını okşamaya başladım yanağına sıcak ve sevgi dolu bir öpücük kondururken boğazıma oturan taş gözlerimi yaşarttı, yutkunmaya çalıştığımda ise sanki iç organlarımdan gözlerime kadar bir alev yükseldi. Gözümden firar eden yaşı tutamadım içimde. Tam bu sırada anladım ki beni her daim korumaya çalışan babam için, annemin ne olursa olsun güçlü duruşu ve gülümseyen yüzü için vermem gereken mücadele benim için doğduğumda başlamıştı ve bu mücadele sandığımdan daha zor olacaktı...

Aklımdan geçirdiğim bu düşünceleri gece yatağımda uyumaya çalışırken yeterince tartışacağım için şimdilik rafa kaldırdım. Etrafıma bakındığımda kreşe çoktan varmak üzere olduğumuzu fark ettim. Kreşe yaklaştıkça oraya hiç girmeden yanından geçip gitmeyi diledim. Fakat umduğum gibi olmadı. Babama sımsıkı sarıldım boğazımın içinde oluşan düğüm gittikçe büyürken bunu babama göstermekten kaçınıyordum üzüldüğümü fark ettiklerinde suçlu hissetmelerini istemiyordum. Suçlu hissettiklerini düşünmek bile içimi parçalıyor, parmak uçlarımın uyuşmasına neden oluyordu. Babamdan ayrılamazken sıkı sarılışım daha çok beni bırakma dercesine haykırıyordu. Daha fazla bu haykırışı hissettirmemek için babamdan ayrılmak zorunda kaldım. Bu sırada kreşin kapısı açıldı ve gülen yüzü, renkli gözleri, pembe eşarbı ve pembe gömleği üzerine geçirdiği beyaz önlüğü ile buğday tenli, hafif kilolu bir kadın çıka geldi. Onu gördüğüme sevinmiştim ve biraz olsun rahatlamıştım. Handan Abla her gün babam veya annem beni bıraktıktan sonra diğer öğrenciler gelene kadar benimle vakit geçirirdi annemle babam çok erken saatlerde iş yerine gittikleri için diğer çocuklardan her zaman daha önce gelmiş olurdum. Bu yüzden Handan Abla benim arkadaşım gibiydi. Bana babamdan ayrılmam için süre tanıdı babam ile son kes vedalaştıktan sonra uzaklaşmaya başladı babam uzaklaştıkça içimi bir korku kapladı. Onu görebilmek için kreşin bahçesindeki kaydırağın tepesine çıkarak "Baba!" diye bağırdım ardından bana döndü ve tekrar el salladı. Yola devam ederken babam gözden kaybolana kadar el sallamay devam ettim, sanki bı an bakmasam başına bir şey gelecekmiş gibi hissediyordum her zaman. Kaydırağın tepesinden indiğimde Handan Abla ile bugün için hangi yemekleri yaptığından konuştuk. Biraz daha sohbet ettikten sonra her zaman yaptığım gibi kreşin girişindeki koltuğun önüne bir ekektrikli soba koyarak uyumaya başladım. Sabahları diğer çocuklara göre erken kalktığım için onlar gelene kadar uyumayı tercih ediyordum. Gözlerimi kapattım kendimi serbest bıraktım ve elimden geldiğince uyumaya çalıştım

2 Saat Sonra

Uyandığımda ilk gördüğüm büyük bir kalabalıktı anlaşılan çocuklar gelmişti. Kimisi oyun oynarken kimisi beni izliyordu. Her seferinde böyle olmasından utanıyordum. Uyandığımda bakan meraklı küçük suratlar beni kırıyordu ama yine de normal bir şey yapıyormuş gibi sakince kalktım ve elimi yüzümü yıkadım. Gün boyunca resim yaptıım, boyama yaptıım ondan sonra evcilik oyunu oynadıım. Haliyle güzel bir gün geçirdim. Ve çıkış saati yaklaşmaya başladı. Bu saatler genellikle günümün en güzel vakitleri olurdu. Velileri çocuklarını alırken bazen McQueen bazense Barbie izlerdik bugün ise sıra Barbie deydi güzelce filmi izlerken tüm çocuklar neredeyse gitmişti belli ki yine en son ben çıkacaktım kreşten. Herkes gitsede hala büyük bir hevesle izlemeye devam ediyordum filmi. Öğretmenlerim bu durumdan pek hoşnut değildi. Annem ile babam diğer velilere göre iş yerinden biraz daha geç çıkış yaptığı için maalesef hâliyle öğretmenlerimde geç çıkıyordular. Onlara karşı mahcup duruma düşen sadece annem değil bende oluyordum. Ama bunu çok dert etmedim. Ben tam Ken e büyülenmiş bakışlar atarken. Annem çıka geldi. O kadar mutlu olmuştum ki karnımda çiçekler yeşermişti. Yol boyu anneme sorular sordum. Hepsine sabırla yanıt verdi ve içten bir şekilde gülümsedi annem. Bu hep böyle idi. Belki maddi durumumuz çook iyi değildi fakat annemin gülüşü, babamın duruşu yeterdi benim için. Eve vardığımızda annem 27. Kere üstümü degiştirmemi söylerken oturup en sevdiğim çizgi film kanalından Winx Club izledim bu sırada kapı çaldı. Koşarak kapıyı açtım ve gelen babamdı! Büyük bir sevinç ile kucağına atladım. Ter içinde kalmış suratı çok tatlıydı "Neden geç kaldın babişkomoko" diye sordum. Babam ise bana bir CD uzattı. Üstünde Barbie Ve 12 Dans Eden Prenses filminin kapağı vardı. Babam direk elini yüzünü yıkamak için lavaboya gitti. Bu sırada lavabonun önünde CD nin ne işe yaradığını nasıl kullanıldığını bununla yapacağımızı benim mi olduğunu ve daha bir çok soruyu sorarken babaın kafasını yedim. Kafasını yemek ne bilmiyorum am bana hep "kafamı yedim." diyo yani " kafamı yedin" de demiş olabilir ama... boşverin. Babam lavabodan çıktı ve benden daha heyecanlı bir şekilde nasıl kullanıldığını göstermeye başladı. Bende benden çok heyecanlanmasını kıskandım. Babam nasıl takıldığını ve nasıl ayarlandığını gösterirken o kadar heyecanlıydım ki dediklerinden hiç birini anlamadım ama yinede kafa salladım ve izlemeye başladım. Belkide telefondan bin kere izlediğim filmi televizyondan izlemek beni büyülemiş idi. Film o kadar güzel di ki her seferinde ilk defa izliyormuş gibi tepkiler vermekten alı koyamıyordum kendimi. Filmin melodisi o kadar etkileyiciydi ki, o filmi izleyince balerin olmak istiyordum. Babama tatlı ve masum bir bakış attım büyüdüğüm zaman bana yaşattığı bu an için ona hep minnettar kalacağımı bilerek hemde...

En sevdiğim zaman dilimi cuma akşamı ve cumartesi günün tamamı idi. Hafta içi erken kalkmak zorunda olduğum için erken yatar ve hep isteksiz olurdum. Fakat cuma günü akşamı önümde iki gün olan bir tatilin farkında olarak geçirdiğim hoş vakit tüm yorgunluğumu alıyordu.

Sınırsız internetimiz olmasa da haftanın bir günü hediye gelen internet benim eğlencem oluyordu alamadığım oyuncaklar ile oynayan insanları izleyince bir tarafım buruk olsada bir tarafım mutlu oluyordu. Bugün ise bir cumartesi sabahıydı yine sırf annem ile babam rahatsız olsun diye ortalarına girmiş yorganı iki bacağımın arasına sıkıştırmış aynı zamanda üstteki bacağımı annemin belinin üzerine atmıştım. Sonunda annem bana söylenerek uyanmış zorlada olsa ayağımı üzerinden atmıştı. Tam yine uykuya dalıyordu ki babam arabesk şarkı listesinden garip şarkılar açmaya başlamıştı annem ile ona bağırmıştık ve babam buna aldırmamıştı. Bu bir savaş çağrısı idi telefonunu almak için tam üstüne çıkmıştım ki bir anda doğruldu işte en sevdiğim aktivitelerden birindeydi sıra ikimizde yatağın etrafında dönmeye başlayarak saldırmak için hazırlandık annem bunu fark ederek ayağa kalktığında her zaman ki gibi kahvaltı hazırlamaya gittiğini anladım. İlk saldırı yine benden gelmişti. Babamın üstüne atladığım an beni savuşturmayı başaramadı her ne kadar tüm gücünü kullanmadığını bilsemde ona karşı yenilmemek bana zevk veriyordu bir kaç kere daha dendiğinde artık yatağın yumuşak yastıklarına bıraktım kendimi. Daha sonra ikinci hamle ondan geldi tam üstüme atlayacağı anda aletinin uçlarına asılarak onu aşağı doğru çektim ve hızla sırtına tırmandım. Daha sonra saçlarından çektim ve kafası arkaya doğru gittiği zaman sırtından atlayarak önüne geçtim ve onu hızla yataktan aşağı ittim tabikide ittigim anda gitmedi yatağın yanındaki komidinden destek alarak bacaklarımla ittirmeye başladım fakat o düşmüyordu. Bu şekilde olmayacağını anladığım da yatağın üzerinde tekrardan ayağa kalktım babam ise diz kapaklarının üzerinde durmaya başladı bu sayede eşit şartlar altında yapılan bir dövüş oluyordu. Babam iki eliyle belimi kavrayarak beni ters çevirdi ve sallamaya başladı. Ardından beni yatağın üstüne bırakarak beli ile ittirdi bunun üzerine kendimi yerde buldum bu beni sinirlendirmiş ve hırslandırmıştı. Yatağa tekrar çıktığımda kolları ile beni sıkıştırdı bunun üzerine kolumu ısırarak ondan kaçmaya çalışmıştım fakat nafileydi beni skendimi yatağın dışına doğru itmeye başladım babam beni hala sıkıca tuttuğu için az da olsa hareket ediyordu en sonunda tüm gücümle onu ittirdim ve beni bırakmadığı için ikimizde yerdeydik tek fark ben onun üstünde olduğum için canım yapmamıştı ve ilk yere değen o olmuştu bu sayede türün kazananı ben olmuştum. Ikimizde ter içinde kalmıştık ilk olarak lavaboya babam gitti ve gelen su sesine bakılırsa temizleniyor ve terden arınıyordu. Bu sırada Ben de anneme bakmaya gittim annem mutfakta hala kahvaltı hazırlıkları ile ilgileniyordu yanağına küçük bir buse kondurduktan sonra annemin gülümseyen yüzüne bakarak bende gülümsedim. Bana doğru dönerek "Günaydın aşkım " dedi. Bende ona karşılık verdiğim sırada babam lavabodan çıktı. Lavaboya girdiğimde her zaman ki gibi göze ilk çarpan aynımızı süslemek için çevresine yapıştırdım Disney prenseslerinin stickerlarıydı onlara bakarken gülümseyerek hepsini teker teker inceledim. Ardından elimi yüzümü yıkayarak dişlerimi fırçaladım tuvaletten çıktığımdan annem ile babamın derin bir konuşman içinde olduklarını fark ettim beni sev bundan yararlanarak annemin topuklu ayakkabılarını dışarı çıkardım ve hepsini sırayla giymeye başladım dünyada bunun kadar eğlenceli olan bir şey yoktu hepsini sırayla giyerek aynur'un karşısında tek tek yürümeye başladım çıkardıkları ses ve görünüşleri beni kendilerine hayran bırakıyordu bu sırada gelen sesten anlamış olacaklar ki annemle babam yanıma geldiler annem yine bana kızmaya başlamıştı. Ama napıyım çıkan ses çok güzeldi. Bozuk Türkçem ile birşeyler söylemeye çalıştım "Ama ben tokur akaba giicem" diyerek kendimi savundum annem ile babam bir yandan bana gülerken bir yandan ise etrafı toparlamaya çalışıyorlardı Ben de fırsatı değerlendirerek salona kaçtım kahvaltının hazır olduğunu görünce çok mutlu olmuştum onlar da masaya oturduklarında hızlıca kahvaltımızı yaptık ve dışarı çıkmak için annem ile hazırlanmaya başladık. Hazırlığımız sona erdiğinde annem ile beraber yola çıktık minibüsü beklerken duraktaki bank a oturmak istedim fakat annemin delici bakışları beni yapmamam konusunda ikna etti bunun gibi daha birçok gerçekleştirdiğim eylemin sonucunda minibüs gelmişti annem ile Pendik'e geldikten sonra Yunus Emre Kültür Merkezi'ne gelmiştik tiyatro izleyeceğimizi anlatmıştı annem minibüste. Kültür Merkezi'ne girdiğimizde içlerinin tanıdık ve loş havası hoşuma gitmişti bana tanıdık gelen bu ortamı nereden hatırladığım konusunda emin değildim. Anneme sormak makul bir fikiridi elbette fakat yinede biraz hafızamı zorladım. Bulamayınca biraz sınırlı biraz bıkkın bir şekilde anneme "Anne küytür melkezini hatırlıyo gikiyim." Dedim. Annem bana döndü ve"Baban ile ben burada evlendik fotoğraflarımızı buranın belirli köşelerinde çekildik." Diyerek beni aydınlattı. Şimdi her şey daha net ve mantıklıydı. Bazen annemin çekmecelerini karıştırır fotoğrafları inceler kimin kim olduğunu bulmaya çalışırdım. Bu fotoğraflardan birinde o sırada rastlamış olmalıydım. Saçma sapan her şeyi gece düşüneceğim için beynimi zor da olsa bı uçurumun kenarında olsam kreşten arkadaşım olan Göktürk Talha'yı mı yoksa bizim binadan olan arkadaşım Tuana'yı mı kurtarırdım gibi soruları sorgulamayı bıraktım. Tiyatro salonuna girdiğimde sahnede ki bazı eşya ve perde haricinde sinema salonuna çok benzediğini fark ettim. kadife bordo perdeler salona ayrı bir hava katıyordu. Arka plan için hazırlanmış dekorlar ilgili çekici duruyordu. Salonun tamamı dolduğunda içimi büyük bir heyecan kaplamıştı annemin yoğun ısrarı ile tiyatro başlamadan birkaç dakika önce sahneye çıkarak fotoğraf çekildim sıkılıp yıkıla yerime geçtikten sonra sahnenin ışıklandırılması arttırılırken arka taraftaki ışıklar söndü bu şekilde gösterinin başladığını anlamış olduk. Sarı kostüm giyili adam çok garip gözüküyordu. Sarı kostümünün üzerindeki kahverengi lekeler ona komik bir hava katmıştı bir kaç replik söyledikten sonra içeriye aniden diş kötümü gelmiş bir adam geldi biraz daha izledikten sonra sarı kostümlü adamın çürük rolünü oynadığını anladım ve bir anda... Bir anda... Dişi ısırdı. Çok şaşırdım meğer bunların hepsi diş kendini fırçalamadığı için oluyormuş her neyse tiyatronun devamında diş kaynamaya ve ağlamaya başladı ardından kanayan yer çürüğe dönüştü korkmaya başladım ve biraz işkillendim. Tam aklımdan sahneye çıkıp mikrobu dövüp dişe kızmayı planlıyordum ki içeriye diş fırçası girdi dişi biraz fırçaladıktan sonra dışı eskisi gibi olduu! Şimdiden gelmek için bir daha söz aldım annemden. Gelecekte hatırlayıp bana moral olacak anılarımdan biri daha artmıştı. Her ne kadar bundan habersiz olsamda...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.