Forteresse Kalesi / Kuşluk Vakti
Âli Üstat Conroy Drew, üstatlık nişanının incelenişini sabırla bekledi. Uykusuzluk ve endişenin sebep olduğu kızarıklıkla sulanmış gözlerini ovuşturarak muhafızı izledi. Adam ikna olmuş gibiydi. Kenara çekilip geçmesi için onayı verdi ve yanında ki refakatçi eşliğinde dar merdivenleri topal bacağının izin verdiği ölçüde inmeye başladı.
Son basamağı attığında önünde dar, uzun ve soğuk bir koridor buldu. Meşalenin aydınlattığı yerler son ziyaretinde hatırladığı gibiydi. Pürüzsüz ve sessiz. Üstat Drew, buraya her geldiğinde sonsuz bir huzur ve güven hissederdi.
Fakat bu kez endişe duyuyordu.
Bir ses kulağına emrediyordu. Sadece hedefine odaklanmalısın. Ağır adımlarla ilerliyordu. Yozlaşmış inancı kurtaracaksın. Gözlerini kıstı. Sade bir gururla ama bu kez hızla ilerliyordu. Diyarın selameti için… ve her yer karanlık!
Birden meşale söndü
Huzur bitti. Kasvet çöktü.İyilik gitti. Kötülük hakim oldu. Zaman durdu. Her şey son buldu.
Artık hiçbir şey görmüyordu. Hayal ve gerçek arasında ki o ince çizgide debelenmeye başladı. Hisleri donmuş gibiydi. Kalbi dehşetle atıyordu. Etrafına, belki bir şeyler görebilme umuduyla baktı.
Görebildiği tek şey bu zifiri karanlıkta boşlukta asılı duran kırmızı beneklerdi. Çıldırmaya başladığını hissediyordu. Ellerini kırlaşmış saçlarına götürerek asılmaya başladı. Kendi ekseni etrafında döndü. Şimdi kulağında ses titreşimleri yankılanmaya başladı. Bir an için kulak zarının patlayacağını sandı. İşte tam o anda kırmızı benekler toplanmaya başladı. Meçhul bir kuvvetin eli muazzam büyüklükte bir ışık demeti oluşturdu. Az sonra bu ışın demeti beklenmedik bir şeye dönüştü.
Keçi gibi üçken başlı ve sakallı insan bedenine ait bir yaratığın gölgesi belirdi. Elindeki asa ile hızla kendisine yaklaşıyordu. O an için kaçmak istedi. Fakat korku aşılmadık bir şekilde onu yerinde çivildi.
Keçi başlı yaratık önünde durdu. Artık verdiği nefesin bedenine çarpıp dağılışını hissedebiliyordu.
Gölge, sol elini yavaşça kaldırarak Üstat Drew’ in göğüs hizasına yaklaştırırken gülümsüyordu.
Aniden kendine gelen Conroy Drew, tüm vücudunun terlemiş olduğunu fark etti. Şuandan itibaren kendisine saatler geçmiş gibi gelen gerçeğin bir kaç saniyeden ibaret olduğunu hatırladı.
Tekrar dikkatini toplayarak kendisini bekleyen son vazifesini yerine getirmek için titreyen elini uzattı. Önündeki tozlu kilit mekanizması karmaşık yuvalarında hareket eden kare çıkıntılardan ibaretti. Bunları hızlıca hizaya soktu. Demir parmaklıklı kapı gıcırdayarak açıldı.
Sonum geldi. Conroy Drew gözlerini kapadı.
Aniden dizlerinin bağı çözülüp de yere yığılırken çaresizce nefes almaya başladı. Gözleri sonsuza kadar kapanmadan önce gördüğü tek şey, cehennemden çıkmış gibi, siyah uzun tırnaklı, çarpık parmaklara sahip iri bir elin boynundaki ipe uzandığı oldu.