PAHA BİÇİLEMEZ MİRAS
Kuruş değeri olmayan bir saat nasıl paha biçilemez olabilir? İnanın birkaç ay önce bunu bana sormuş olsaydınız böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylerdim. "Değersiz bir saatin paha biçilemez olması kadar saçma bir cümle olamaz!" derdim. Ama olabiliyormuş, ben bunu aylar sonra öğrendim...
O gün okuldan çıkmış yetimhaneye doğru düşünceli bir şekilde yürüyordum. Çünkü o gün hem yetimhanedeki hem okuldaki son günlerimin olduğunu öğrenmiştim. Ben 17 yaşındayım, bir hafta sonra doğum günüm var. Reşit oluyorum, yetimhanede büyüyenler bilir; yetimhanede 18 yaşını dolduran her birey yetimhaneden ayrılmak zorundadır çünkü artık kendi ayakları üstünde duracak yaşa geldikleri için yetimhaneden çıkarılırlar. Bunu ben de biliyordum ama zamanın bu kadar çabuk geçtiğini fark edememişim.
Ben zeki bir kızım, notlarım hep iyi gelmiştir, bu yüzden okulum bana burs veriyor. Ben de para sıkıntısı çekmeden okulumu okuyorum, pardon okuyordum çünkü artık lise hayatım bitmek üzere ve okulda bana sonsuza kadar destek olamaz, bu yüzden üniversite için para lazım ama bilin bakalım bende ne yok? Para! Malesef yaşımın küçük olmasından dolayı hiç çalışmadım, hep derslerime odaklandım, geleceğim için hiç para biriktiremedim, kenara köşeye de ayıramadım. Tek dayanağım yetimhane, 18 yaşına girdiğim için beni yurttan çıkarıyor ve ben buna hiç hazırlıklı değilim.
Ben ailemi bir trafik kazasında kaybetmişim; onlardan kalan tek miras, miras bile denmez, hurda bir saat. Tabii ki ailemden kalan tek şey olduğu için değerli ama maddi anlamda işime yaramaz hatta çoğu zaman saati bile yanlış gösterir. Ama dediğim gibi manevi olarak benim için kıymetlidir, hatta başına bir şey gelmesin diye zincir taktırıp kolye gibi boynuma astım. Arada ona bakar ailemi düşünür, hayaller kurarım.
O gün de saate bakarak ne yapacağımı düşünürken bir anda saatin zinciri koptu ve saat yere düştü. Korkarak kırılmış mı diye kontrol etmek için göz ucuyla yere baktığımda korktuğum başıma gelmişti. Saatin parçaları yere saçılmıştı. O görüntüyü gördüğüm anda gözyaşlarımı tutamayıp yere çöktüm ve ağlamaya başladım. Ailemden kalan tek mirasa da sahip çıkamamıştım.
Tam elimle saatin parçalarını toplarken saatin kapağının iç kısmında bir şey yazdığını fark ettim. Biraz kendime yaklaştırdığımda "Zümrüdoğullarının varisi Azen Zümrüdoğlu'nun kızı İz Zümrüdoğlu için bu saat özel olarak yapılmıştır." yazıyordu ve yazının altında bir de mühür vardı. Şok içindeydim çünkü Zümrüdoğulları ülkenin en ünlü saat üreticilerindendirler ve çok zenginlerdir. Bu saati bana yetimhane vermişti, yetimhaneye ilk geldiğim günden beri elimde tutuyormuşum, "Babam verdi!" deyip kimseye vermiyormuşum. Tabii ben o zamanları net hatırlamıyorum yaşımdan dolayı, yetimhanenin dosya geçmişinden biliyorum.
Ama bu işte bir yanlış olması gerekiyor çünkü eğer bu saati gerçekten bana babam verdiyse ben Zümrüdoğullarının kızı oluyorum. Eğer onların kızıysam benim yetimhanede olmam saçma değil mi? O kadar zengin bir ailedensem kendi evime getirilmem gerekmez mi? Çünkü miras hakkı benim olması gerekir. Bu senaryoya göre eğer kızları değilsem de bu kadar pahalı bir saatin bende ne işi var ve neden adım yazıyor? Bunu araştırmam gerekiyordu. Gerçek ne ise onu öğrenmeliydim ve bunu yetimhaneden çıkmadan önce yapmalıydım yoksa öğrenmem daha zor olurdu. Hemen ayağa kalktım, gözyaşlarımı sildim ve yetimhanenin yolunu tuttum...
Yetimhanedeki Sır
Yetimhaneye girdiğimde ilk işim eşyalarımı odama bırakıp yetimhanenin dosya yöneticisi olan Şivas abinin yanına gitmek oldu. Şivas abi her zamanki gibi yeni gelen çocukların dosyalarını kayıt altına alıp arşive götürüyordu. Yanına gittim ve konuşmaya başladım...
İz: Şivas abi sen bu yetimhanede kaç yıldır çalışıyorsun?
(Şivas abi bana döndü gülümsedi ve;)
Şivas: Vallaha kızım 20 senedir ben burada bu işi yapıyorum.
İz: O zaman sen benim geldiğim zamanda da vardın değil mi?
Şivas: Kızım 20 senedir diyorum ya! Sen beni dinlemiyor musun? Tabii ki vardım.
İz: Peki Şivas abi benim geldiğim zamanı hatırlıyor musun?
Şivas: Hatırlamaz olur muyum? Küçücüktün sen, yetimhanenin kapısında durmuş korku dolu gözlerle etrafa bakıyordun. Ben de sen biraz sakinleş diye simit, meyve suyu falan alıp yanına gelmiştim. Sana uzattığımda almamıştın "İstemiyorum" demiştin ama ben aç olduğun halde yemediğini bildiğim için eşyaları masanın üstüne bırakıp dışarı çıkmıştım ve kapının orada senin yemenı beklemiştim. Sen de zaten çok dayanamayıp yemeye başlamıştın. Ne gülmüştüm o gün, hakkını helal et!
İz: Helal olsun abi, senin bana emeğin çok geçti. Asıl sen hakkını helal et, sen olmasan ben bu yetimhanede nasıl geçinirdim. Aslında abi ben buraya sana bir şey sormaya gelmiştim. Büyük ihtimal benim dosyamı sen arşive götürmüşsündür değil mi? Peki abi benim dosyamda bir fotoğraf, kimin çocuğu olduğum falan yazıyor mu?
Şivas: Yani kızım benim hatırladığım kadarıyla ailenle alakalı bir bilgi gelmedi bana. Sadece senin aileni bir trafik kazasında kaybettiğini ve kimsesiz olduğunu söylediler, ben de öyle kaydettim. Dosyada o kadar yazıyor. Fotoğraf olarak benim çektiğim birkaç fotoğraf var istersen sana veririm.
İz: Vallaha abi verirsen çok iyi olur, bana lazım da. Hatta sen dosyamı da ver abi belki lazım olur.
Şivas: Tabii getiriyorum hemen de hayırdır kızım, niye birdenbire bunları sordun bir sorun mu var?
İz: Yok abi bir konu var aklıma takılan onun için lazım. Sorun yok merak etme, işim bitince getiririm zaten.
Dedim ve Şivas abinin verdiği fotoğraflarla dosyayı alıp odama çıktım. Kendimle alakalı bilgileri topladım, sıra Zümrüdoğullarındaydı. Hemen yurdun ortak bilgisayarını açtım ve Bugoole'a "Zümrüdoğulları" yazıp araştırmaya başladım. Ama haberlerin %90'ı yapılan anlaşmalar ya da aldıkları ödüllerle ilgiliydi. Böyle bulamayınca soruyu değiştirmem gerektiğini anladım ve "Zümrüdoğulları kaza" yazıp tekrar arattım. Biraz araştırmaya başladım ve sanırım aradığımı bulmuştum. Bir haber başlığında "Zümrüdoğullarının başkanı Azen Zümrüdoğlu ve ailesi bugün geçirmiş oldukları bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybettiler. Zümrüdoğlu ailesinin acısını anlıyor ve baş sağlığı diliyoruz." yazıyordu.
Haberi okurken şok içindeydim çünkü isimler, ölüm nedenleri ve olayın yaşandığı zamana kadar her şey benim elimdeki bilgilerle uyuşuyordu. Düşündükçe başım ağrıyordu. Neden? Neden ben buradayım? Yıllarca kimsem olmadan kimsesiz olduğumu zannederek ne acılar çektim, ne hakaretlere maruz kaldım. Hem madem ben onların kızıysam neden yetimhanede kimsesiz olduğum yazıyor? Bu işte ya birinin parmağı vardı ya da bir yanlış anlaşılma. Bu aileyi iyice araştırıp neden yetimhaneye getirildiğimi, kimin getirdiğini, gerçekten biri bilerek yaptıysa neden bana böyle bir şey yaptığını, beni neden kimsesizmiş gibi göstermeye çalıştığını öğrenmem gerekiyordu.
Bunu da detaylı ve doğru bir şekilde araştırmamı sağlayabilecek tek bir kişi vardı: Çimen abla...
Şimdi siz "Çimen kim, nereden tanışıyorsunuz, sana nasıl yardım edebilir?" diye soruyorsunuz, anlatayım. Çimen abla bir polis memuru, biz Çimen ablayla karakolda tanıştık...
Karakoldaki Karşılaşma
O gün okulda Senem'in parası kaybolmuştu. Senem beni hiç sevmez hatta okulda arkadaşlarımla aramı bozar, hakkımda yalan yanlış dedikodular çıkarır ve sürekli beni yetim olmamdan vurur. O gün de inatla parasının bende olduğunu, benim çaldığımı söyleyip duruyordu. Kaybolan paranın miktarı fazla olduğu için olay iyice büyüdü, öğretmenler de polis çağırdılar. Senem polislerin yanında da rahat durmadı ve parayı benim aldığımı, bu yüzden çantama bakılması gerektiğini söyledi. Bende almadığımı kanıtlamak için çantamı polisler eşliğinde açtım. Ama beklenmedik bir şekilde gerçekten benim çantamda çıktı! Şok olmuştum, ben çalmamıştım ama artık kimseye derdimi anlatamazdım. Bana inanmazlardı çünkü para çantamdan çıkmıştı.
Kafamı kaldırıp Senem'e baktığımda bana bakarak güldüğünü fark ettim. Taşlar şimdi yerine oturmuştu; Senem bilerek parasını benim çantama koymuştu, sırf hırsız damgası yemem için bunu yapmıştı. Gözlerim dolu bir şekilde öğretmenlerime baktım, hayal kırıklığıyla bana bakıyorlardı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Polislerden biri öğretmenimle konuştu, öğretmen bana döndü: "İz, polislerle karakola gitmemiz gerekiyor." dedi. Öğretmen öyle deyince daha çok ağlamaya başladım. "Ben yapmadım!" desem de benim çantamdan çıktığı için polisler beni alıp öğretmenlerim eşliğinde karakola götürdüler ve tutanak tutmaya başladılar.
Ama ben karakolu inletecek şekilde hüngür hüngür ağlıyordum, sürekli sadece "Ben yapmadım!" diyerek bağırıyordum. O sırada arkamdan bir kadın sesi yükseldi: "N'oluyor burada?" Arkamı döndüğümde 30'larında, polis üniforması giymiş bir abla diğer polislere bağırıyordu. Bana tutanak yazan polis ayağa kalktı ve polis ablanın yanına gidip olayı anlattı: "Komiserim bu kız sınıfta bir arkadaşının yüklü miktarda olan parasını çalmış, şikayetçi oldu biz de o yüzden tutanak hazırlamak için buraya getirdik. Ama kız sabahtan beri bize zorluk çıkartıp hüngür hüngür ağlıyor."
Polis abla dinledikten sonra bana döndü: "Dedikleri doğru mu, parayı sen mi çaldın?" dedi. Hemen kafamı olumsuz anlamda sallayıp: "YEMİN EDERİM POLİS ABLA BEN ÇALMADIM! BİZİM O KIZLA ARAMIZ BOZUK BU YÜZDEN BENİ OKULDAN ATTIRMAK İÇİN ONUN YAPTIĞINI DÜŞÜNÜYORUM. POLİS ABİLERE KAMERALARA BAKMALARINI SÖYLÜYORUM AMA BENİ DİNLEMİYORLAR. NOLUR POLİS ABLA SEN DİNLE BARİ BENİ, BİZİM SINIFTA KAMERA VAR ONUN GÖRÜNTÜLERİNE BİR BAK LÜTFEN!" dediğimde polis abla yanındaki polise kaşlarını çatarak baktı ve "Kameralara bakmadınız mı?" dedi.
Polislerden biri öne atılıp "Komiserim para kızın çantasından çıktı zaten, biz de..." diye lafa girecekken polis abla lafını kesip sinirli ve kinayeli bir şekilde: "Sizde kesin o almıştır deyip hiçbir delil olmadan onu buraya getirdiniz! Asla belki arkadaşları şaka yapmıştır ya da başka biri koymuştur diye düşünmediniz ve uğraşmamak için küçücük kızın hem sicilini bozacaktınız hem de okul hayatını bitirecektiniz, öyle mi?" dedi. Tutanağımı tutan polis başını eğdi: "Komiserim çok haklısınız o kadar detaylı düşünemedim, özür dilerim hemen baktırıyorum." dedi.
Polis abla beni göstererek: "Bence benden değil bu kızdan özür dilemelisin çünkü az kalsın hayatını mahvedeceğin kişi o." dedi. Polis bana döndü ve özür diledi. Sonra kamera kayıtlarını almak için odadan çıkacakken polis abla: "Bu arada bu işin bir özürle kapanacağını düşünme sakın, gerekli ceza bu iş bittikten sonra sana ve ekibine verilecek." dedi. Polis korku dolu gözlerle başını eğip kamera kayıtlarını almaya gitti.
1 saat sonra polis abi elinde kamera kayıtlarıyla odaya geldi ve polis ablaya kayıtları açıp konuşmaya başladı: "Komiserim kayıtları sonuna kadar izledim, dediğiniz gibi İz suçsuzmuş. Parasının çalındığını iddia eden kız bilerek İz'in çantasına parayı, kimse yokken gizlice koymuş. Ona sorduğumuzda şaka olsun diye koyduğunu, olayın bu kadar büyüyeceğini düşünmediğini söyledi, şimdi ne yapalım komiserim?" dedi.
Polis abla kayıtları izledikten sonra polis abiye döndü: "Şakacı kıza bir tutanak yazalım, polisi boş yere oyaladığı için ve İz'in tutanağını iptal edelim. Onun haricinde bu görevde yer alan sen dahil bütün polisler yarın odama gelsin, alacakları ceza hakkında bilgi alsınlar." dedi. Polis üzgün ve endişeli gözlerle odadan çıktıktan sonra polis abla bana koltuğu gösterdi, ben oturunca o da yanıma gelip oturdu ve bana hayatımla alakalı her şeyi sordu. Cevapları duydukça gözleri doldu, hatta bir ara ağlar gibi iç çektiğini duydum. Benim anlatacaklarım bitince polis abla da kendi hayat hikayesini anlatmaya başladı.
Onun da yetimhane çocuğu olduğunu, böyle şeylerin başına çok geldiğini, bir ara zorla evlendirildiğini, evlendiği kişi yüzünden çok zor zamanlar geçirdiğini ve bir şekilde kurtulmanın yolunu bulup boşandığını anlattı. Evliliğinden çok bahsetmek istemediği için üstü kapalı anlattı ve beni kendine çekip sımsıkı sarıldı. "Bundan sonra ben senin manevi ablanım, eğer sana karışırlarsa ya da başına bir şey gelirse ilk bana geliyorsun, beni arıyorsun." dedikten sonra telefon numarasını, evinin adresini bir kağıda yazıp bana verdi. İşte o günden sonra bir derdim ya da bir sorunum olduğunda Çimen ablaya anlatırım, o da bana yardımcı olmak için elinden geleni yapar...
Gerekli bilgileri ve dosyamı alıp Çimen ablanın evine gittim. İçeri girer girmez anlatmaya başladım çünkü Çimen abla lafın dolandırılmasından nefret ederdi. Anlattıklarımı dinlerken Çimen abla da benim gibi şok içindeydi, üstündeki şoku atınca konuşmaya başladı.
Çimen: Peki napıcaksın? Gidip "Ben sizin kızınızım" mı diceksin? Bak İz, şüphelerin doğruysa seni bilerek yetimhaneye bırakmış olabilirler ve eğer birisi bilerek getirdiyse bunu yapan kişi pek tekin bir kişi olmayabilir.
İz: İşte abla kafamda hala anlayamadığım bir kaç yer var senin yanında, bu yüzden geldim. Benim için Zümrüdoğullarının nasıl kaza yaptıklarını, ailede kimlerin olduğunu, ne iş yaptıklarını araştırabilir misin?
Çimen: Tamam araştırır yarın sonuçları sana getiririm.
İz: Sağol abla, iyi ki varsın!
Dedim ve evden çıkıp yurdun yolunu tuttum.
...
Evett Sevgili Okurlar Hikaye Nasıl Gidiyor ?Sürükleyicimi ? Sizin Yorumlarınız Benim İçin Çok Önemli. İlk Kitabım Olduğu İçin Çok Acemiyim Şuan Ama Elimden Gelenin En İyisini Yapıp Bu Kitabı Bitirmek İstiyorum. Yorumlarınızı Heyecanla Bekliyorum
2. Bölüm Yoldaaa..