Kız:
Yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum nereye gittiğimi, ne yapmaya çalıştığımı Çok iyi biliyorum ama bunu yapmak istemiyorum, hem de hiç. Kendi acılarımı bu hayatta en önem verdiğim kişiye anlatmak, onu da üzmek hissettiğim acıyı daha da arttırıyordu.
Benim bu hayatta en sevdiğim kişi olmasına rağmen Beni bu hayatta en çok üzen de oydu. Ancak ben yine de onu üzmeye, kırmaya dayanamıyorum. Kim bilir belki de üzülmüyordur, benim acılarım belki de onu mutlu ediyordur belki benimle dalga geçiyordu. Ben onu böylesine severken onun beni bu kadar üzmesine, canımı acıtmasından nefret ediyordum. Düşünmemeye çalışıyorum unutmak istiyorum "olmaz, yapamayız, gitmemeliyiz, unutmalıyız" diyorum kendi kendime ama adımlarım durmuyor, aksine daha da hızlanıyor.
Belki ona karşı duyduğum sinirden ya da sevgiden bilmiyorum. Beni sevmemesi, bencilliği Beni onun yerine utandırıyor. Mutlumu olmam gerek acaba? Benim, gibiler bu acıya bu şekilde mi dayanıyor.
Bu şekilde düşünceler aklımı oyalarken ben çoktan hedefime ulaşmıştım.
Mezarlığa gelmiştim annemin yanına. Beni yıllar önce sokağa bırakıp kaçan bir sonraki gün ise intihar eden annemin yanına. Yani benim bildiklerim bu kadardı, tabi doğruysa.
Soramadım Beni neden bıraktın? Diye. Beni neden istemedin?. beni seviyor musun? , beni bırakmak zorunda mı kaldın? Diye.
Kim bilir belki de kanlı canlı bir şekilde karşımda dursaydı yine de soramazdım, korkardım alacağım cevaplardan, ya seni sevmiyordum ondan bıraktım, seni hiç sevmedim ondan istenmedin, seni sevmiyorum, kendi isteğimle yaptım
Diye cevaplar verseydi.
Derin Nefesler alıp sakinleşmek için birkaç saniye bekledim. Mezarlığın kapısının gıcırdadığını biliyordum o yüzden tellerin üstünden atlayıp içeri girdim.
Mezarlığın güvenliği zaten her gece uyuduğu için geldiğimi, ruhu bile duymamıştı. Her gece gitmekten ezberlediğim mezara doğru yürüdüm artık onu karanlıkta bile bulabilecek duruma gelmiştim. Bana bunları öğreten kadın benim annemdi. Bu bile bana acı veriyordu.
Mezarın başına geldiğim de en az 5 dakika sadece baktım baktığım kişi aslında toprak değil annemdi. Mezar eskimişti annemin yattığı mezarın başlığı çatlamış üstünde türlü türlü böcek vardı. Elimle temizlemek istedim ama böceklerden fazlasıyla korktuğum için kendimi geri çektim.
Yaşasa söyleyemeyeceğim şeyleri söylemek istiyordum sessizliğe daha fazla dayanamadım. "anne... neden , niye, sevmiyor musun beni" cevap alamayacağını biliyordum ama daha fazla sinirlenerek bağırmaya başladım "sen sadece kendini değil beni de mahvettin! Kendini düşünmedin peki beni? ben sana ne yaptım?! Kaç defa intiharetme ye çalıştım hepsi senin yüzünden oldu!" Artık ağlıyordum da. Durdurulamayacak şekilde ağlıyordum.
Dayanamadım yere yığıldım.
???:
Kulaklığa, elimle basıp Taner "kız mezarda" dedim. Aldığı cevap gözlerimi devirmeme neden oldu "abi kız mezardaysa nasıl kaçıracağız. Hem kaçırsak ne yapacağız? , ki zaten ölmüş bir işimize yaramaz. Hadi çabucak uzaklaşalım buradan da, ölen diğer insanları da rahatsız etmeyelim"
Bunu dedikten 5 saniye sonra kulaklıktan hışırdama sesleri duyunca hemen kulaklığa basıp konuştum "Taner oğlum olduğun yerden bir santim bile hareket edersen kendini ölmüş bil ona göre. Hem benim elimden hem onun elinden çekersin"
Kulaklıktan oflama sesi geldi ve sonra Taner tekrar konuştu " abi pardon da ben hiç kimseyi mezardan çıkartıp kaçırmam bu hayatta bok a battık zaten bari bir kaç yerden telafisi olsun. Sen gider çıkartırsın ben gözlerimi kapatırım o sırada."
Cidden bu çocuğun neden bizim yanımızda olduğunu sorguluyorum arada. Biz konuşurken kızdan bağırma sesleri gelmeye başladı. Hemen gözümü oraya diktim. Kız biraz daha çırpındık tan sonra ağlayarak yere yığıldı ve mezara sarıldı. "Abi hani ölmüştü kız?. Hm yine de ne kadar üzgün kız görmüyor musun acıdım ben hadi gel geri dönelim patrona da bulamadık deriz olmaz mı?"
Sabır çektim. Taner kızın daha yakınındaydı ama gitmemek için direneceğini bildiğimden ve kendi başıma kızı almaya gittim.
Aslında planımız çok daha farklıydı.
Bu salak Taner kızın yanına gidip iyi olup olmadığını soracak bende arkadan gelip kızı bayıltacaktım. Evet, basit aynı zamanda da kolay bir plandı ama işe yarayacaktı. Ama bazı sorunlar vardı neyse ki lehimize olan da vardı.
Aptal Taner saklandığı yerden hala çıkmıyordu. Ancak kızın su anki durumuna bakılırsa kendisine çok da gerek yoktu.
Daha fazla beklemeden cebimden Eter çıkarttım ve bir diğer elimde olan peçeteye çok az bir miktarda döktüm. Zaten yüksek dozda bir Eter almıştık ve fazla döküp kızı komalık etmek istemiyordum.
Kızın yanına vardığımda sanki beni duymamıştı çünkü pozisyonunu hiç bozmadan ağlamaya devam ediyordu. Bir içim acımadı değil ama bize veriler görev buydu ve biz asla duygularımızla hareket edemezdik. Bize kendi açımızdan önce bunu öğrenmişlerdir kimseye merhamet göstermiyorduk -taner dışında-. Karşımızda Kim olursa olsun ister anne, babamız ister karımız, çocuğumuz da olsa gözümüzü kırpmadan bize verilen görev neyse onu yapmalıydık.
Düşünceleri boş verip işime koyuldum. Eğilip elimi öne doğru uzattım ve kolumu kızın boynuna dolayarak kızı kendime doğru çektim. Diğer elimde olan peçeteye tam kızın burnuna doğru götürüyorum ki kız kolumu ısırdı ve peçete yere düştü hemen ileri atılıp peçeteyi kız almadan önce aldım. Ama kıza baktığımda kız peçeteye almak için yerinden kıpırdamamıştı içimde tekrardan bir acıma duygusu hissettim ama umursamadım Çünkü ne yaparsam boşaydı.
kız kıpırdamıyordu bile gözlerini toprağa dikmişti Sanki benim burada olduğumu unutmuştu. büyük ihtimalle Az önceki hareketi de refleksten dolayı idi. kıza yaklaşmaya çalıştım ama ben tekrardan geri itince Anladım Ki Bu böyle olmayacak. tek elimle kızın bir elini tutup kızı Kendime doğru çektim. Kız zaten yerdeydi aynı elime Diğerini elini de kavradıktan sonra boşta olan elimdeki peçeteyi kızım burnuna doğru götürdüm. kız kokuyu aldıktan kısa bir süre sonra zaten gözlerini kapamıştı, üzücüydü. Acaba ne yaşamıştı. Ne çok düşündüm lan ben bu kızı. Kendimi topladım. Hayatı beni ilgilendirmiyordu. kulaklığa tekrardan basıp taner'le konuştum. "aptal herif kızın olduğu yere gel hemen" dedim zaten sinirliydim ama bir yerde de üzülmüştüm.
anlamadığım konu şu ki patron Bu kızı neden istiyordu. bu kız neden Onun için bu kadar önemliydi ki de en önemli adamlardan biri olan beni buraya gönderdi. Bir kaç dakika sonra Taner geldi kızı onunla birlikte arabaya doğru taşıdık.
Arabaya doğru giderken Taner Tabii ki 1.500 tane aptal aptal soru sordu kızı ne yapacaklar?, ne kadar çabuk hallettin?, Patron bu kız ne yapacak? . bu aptal gerçekten gözlerini kapamış. Ve sanırım arasında en çok ilgi çeken üçüncüsüydü Bunu ben de fazla seni merak ediyordum Ama sormak gibi bir delilik yapmayacaktım Aksi takdirde Bizim de Başımıza çok kötü şeyler gelebilir.
Kız:
Başım ağrıyordu hatırladığım tek şey bir adamın gelip beni boğmaya çalışmasıydı. yorulmuştum. Tabii ki düşmanım vardı ama hiç birisi beni öldürmeye kalkmamıştı. bir süre sonra sandalyeye bağlı olduğumu fark ettim. ağzımı bağlıydı ancak gözlerimi kapatmamışlardı. Yavaşça gözlerimi açtım keşke açmasaydım.